AB açıkça cinayet işliyor

Çavuşoğlu ile, Dünyadaki insan hakları ihlallerini konuştuk. Yunanistan’ın Suriyeli göçmenlere yönelik tavrını ağır sözlerle eleştiren Çavuşoğlu, AB’nin de Frontex eliyle cinayet işlediğini söyledi.

10 Aralık Dünya İnsan Hakları günü. Ama dünyanın insan hakları karnesi pek parlak değil.

Yunanistan başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin göçmenlere yönelik sert politikaları ortada.

Avrupa’da ırkçılık almış başını gidiyor.

Fakir ülkeler aşı bulamıyor.

Dünyadaki insan hakları ihlallerini TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Hakan Çavuşoğlu ile konuştuk. Yunanistan’ın Suriyeli göçmenlere yönelik tavrını ağır sözlerle eleştiren Çavuşoğlu, AB’nin de Frontex eliyle cinayet işlediğini söyledi. Çavuşoğlu, “AB ciddi bir açmazla ve iktidarsızlıkla karşı karşıya. AB ilkelerinden çok reel politik tercihler üzerinden yürüyor. Bu da AB’nin dayandığı ‘ahlaki temelleri’ sorgulamaya açık hale getiriyor” diyor.  

Çavuşoğlu Milliyet’in sorularını şöyle yanıtladı:

EGE’DE İNSANİ TRAJEDİLER

Dünyanın insan hakları karnesi nasıl?

Dünyanın insan hakları karnesi maalesef parlak değil. Pandemi ile mücadelede, zengin ülkeler ihtiyaçlarının çok üzerinde aşı tedarik ederken yoksul ülkeler, mesela Afrika ülkeleri dünya aşı arzının sadece yüzde birine sahip olabildi.

ABD işgal edip sonra çekildiği Afganistan ve Irak’ta büyük insan hakları ihlallerine imza attı. Geride bıraktığı yıkımın ürettiği yoksulluk dünyadaki göç hareketliliğinin en önemli sebeplerinden biri.

Ege, Akdeniz ve Belarus-Polonya sınırında gördüğümüz gibi insani trajediler üretiyor. Üstelik insan hakları temelli bir oluşum olan AB, Avrupa Sınır Güvenlik Birimi (Frontex) marifetiyle bu insanların önüne demir perde örmekten çekinmiyor.

Dünyada ve etrafımızda süregelen savaşlar, özellikle sivil kayıpları üretiyor. Uluslararası kurumların çabaları son derece yetersiz. Birçok yerde, özellikle çocuklar ve kadınlar hayat hakkının korunması, eğitim ve sağlık imkanlarına erişim konusunda büyük kırılganlık içinde. Irkçılık, yabancı düşmanlığı popülist yönetimlerin meşruiyet aracına dönüşmüş durumda.

Bir değer olarak insan haklarının ivmesi maalesef aşağıya doğru. 

AB ACZİYET İÇİNDE

AB’nin kriterleri vardı, insan haklarına uyuyor mu?

AB, Türkiye’ye göçün ekonomik yükünü üstlenmede yetersiz kalıyor. Göçmenlerin Avrupa’ya doğru hareketliliğini Frontex aracılığıyla engelliyor. Avrupa ülkelerinin göçmenlere karşı düşmanca ve dışlayıcı politikalar izlemesi karşısında seyirci konumunda. Popülist yönetimler aşırı sağ söylemi ana akım siyasete benimsettiği için, İslamofobik politika ve uygulamalar Müslümanların günlük hayatında ayrımcılık, nefret söylemi ve fiziki-psikolojik saldırıları neredeyse rutinleştiriyor. Bu ülkelerdeki otoriterleşme, insan hakları ve hukuk devletini zora sokarken, AB acziyet sergiliyor. AB kriterleri, siyasi, hukuki ve ekonomik ölçekte, insan haklarını esas alan her ülkenin benimseyebileceği ilkeler. Dolayısıyla bu ilkeler değil ama bunların hayata aktarılması konusunda AB’nin ciddi bir açmazla ve iktidarsızlıkla karşı karşıya olduğu açık. Hiç şüphesiz, Türkiye’nin katılım sürecinde, AB’nin taahhütlerine sadık kalmaması, Kıbrıs Rum kesimini tek taraflı olarak üye alması örneğinde olduğu gibi, AB’nin ilkelerinden çok reel politik tercihler üzerinden yürüdüğünü gösteriyor. Bu da AB’nin dayandığı ‘ahlaki temelleri’ sorgulamaya açık hale getiriyor.

ELLERİ KELEPÇELİ DENİZE ATIYORLAR

Yunanistan’ın sığınmacılara yönelik tavrına neler söyleyeceksiniz?

İnsan hakları konusunda tutarlılık ve samimiyet testini geçmeden inandırıcı olmak kolay değil.

Yunanistan göçmen hareketliliğinin doğurduğu problemlerin çözülmesinde hiçbir sorumluluk üstlenmek istemiyor. Yunan sahil güvenlik unsurları, Ege’de motoru ve benzin bidonu alınarak hareketten sakıt bırakılan lastik bota bindirerek Türk karasularına geri itilen düzensiz göçmenlerin hayatını tehlikeye atıyor. Elleri kelepçeli olarak denize atılarak hayatlarına kastediliyor. Bu konuda duyarlı olmasını bekleyeceğimiz AB ise, Yunanistan’ın göçmenleri uluslararası hukuka aykırı olarak ‘geri itme’ politikasını eleştirirken diğer taraftan Frontexle destekliyor. Ege Denizi’nde görev yapan Frontex unsurları uluslararası hukuku hiçe sayarak bu uygulamalara dahil olarak suça ortaklık etmektedir. AB Frontex eliyle açıkça cinayet işliyor. Bu da AB’nin insan hakları politikalarındaki duyarlılığına gölge düşürüyor. AİHM’in Türkiye ile ilgili kararlarının uygulanması titizlikle izlenirken, Yunanistan’daki Batı Trakya Müslüman Türk toplumunun maruz kaldığı ağır hak ihlallerini mahkûm eden AİHM kararları yıllardır uygulanmayı bekliyor.

BOLU’DA IRKÇILIK YAPILIYOR

Bolu Belediye Başkanı’nın yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef siyasal muhalefetin bir kesimi açıkça yabancı düşmanı bir söylemi seslendiriyor. Belki de ilk defa, seçilmiş bir organ olan Belediye Meclisi kararıyla, Bolu’da açıkça yabancı karşıtı bir politika uygulamaya geçiriliyor. ‘Türkler dışarı’ duvar yazılarına Türklerin Avrupa’da yaşadığı ortamlardan alışıktık. Bu kararla, bunun çok ötesine geçildi ve insan hakları ‘vatandaş’ olanlar üzerinden tanımlandı. Oysa insan hakları, insan olma hasebiyle insanların sahip olduğu temel hakları ifade eder ve vatandaşlık üzerinden kazanılan haklar bunları tamamlar. Dolayısıyla vatandaşlık hakları ile insan haklarını çatıştıramazsınız. Bolu belediyesinin aldığı kararın açıkça ırkçı ayrımcılığın bir yansıması olduğunu ve buna müsaade edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

AB açıkça cinayet işliyor

Avrupa’da müslüman kadınlar mağdur

Avrupa’daki ırkçılık nereye gidiyor?

Avrupa ülkelerinde ırkçılık, günlük hayatın fiilî bir gerçekliği haline bürünmüş durumda. Koalisyon iktidarları ve iktidar olmak isteyen partiler halka ‘yabancılar’ üzerinden korku pompalıyor. Bu korku iklimi ırkçılığı besliyor ve çoğu kez ana akım siyasetin yönünü belirliyor. Ayrıca yabancıların seyahat, çalışma, eğitim ve hatta yaşam haklarını kısıtlayan ve onları kabul etmemek veya geri göndermek üzerine kurulu söylemlerle, siyasi partiler, medya, STK’lar ve yargı dahil devlet kurumları benimsediği politika ve yaklaşımlarla ırkçılık günlük hayatın bir parçasına dönüşüyor.

Avrupa’da günlük hayat aktivitelerinde siyasetin yanında eğitim ve çalışma hayatında, kamu politikalarında ve yargı kararlarında Müslümanların inançlarını yaşamaları zorlaştırılıyor. Özellikle de Müslüman kadınlar nefret söylemi ve kurumsal ayrımcılığın yanında psikolojik ve fiziki şiddet saldırılarının da mağduru olabilmektedir.

AB açıkça cinayet işliyor

Kovid yoksul hastalığına dönüşmek üzere

Yoksul ülkelerin aşıya ulaşamamasını insan hakları açısından nasıl değerlendirirsiniz?

Kovid 19 pandemisi, yoksul ülke hastalığına dönüşmek üzere. Yoksul ülkelerin salgınla mücadele imkanları son derece kısıtlı. Dünyadaki aşı arzının sadece yüzde biri bu ülkelere ulaşmış durumda. İnsan hakları herkes içindir. Sağlık imkanlarına erişim de insani bir hayatın zorunlu gerekleri arasında. Yoksulluk bu anlamda insan hakları için büyük bir tehdittir. Devletlerin, uluslararası kurumların ve insan hakları kuruluşlarının, salgınla mücadelede aşı ve ilaca erişimi yoksul ülkeler için erişilebilir hale getirecek politikaları öncelemeleri gerekiyor. Ancak, zengin ülkeler yeterli sorumluluk almadığı gibi, salgınla mücadelede yoksulluğun bir handikaba dönüşmesini önlemede de duyarsız kaldığı açık.