Kendisi küçük hikayesi büyük

27 Haziran 2021

Kuzey Ege’nin ova köyü Küçükköy son on yılda sanat ve kültür insanlarının yerleşim yeri haline geldi. Turizm değil, elbette kültür bu köyü ele alıp dantel gibi işleyebilir

Merhaba Kuzey Ege’nin ova köyü Küçükköy’den. Sarımsaklı sahiline beş dakika, Ayvalık’a on dakika uzaklıkta; gün batımının en özel noktalarından Şeytan Sofrası’na ise Sarımsaklı’dan da Ayvalık’tan da daha yakın.

Fatih Sultan Mehmet’in 1462’de Midilli Adası’nı Cenevizlilerden alması 28 gün sürer ve bu sırada Osmanlı ordusunun askerî gücü yeniçerilerin bir ortası (bölüğü), Midilli’nin karşısındaki şimdiki adıyla Küçükköy’de otağ kurar. Rumlar, daha sonraları buraya, “yeniçeri evi/yeri” anlamına gelen “Yeniçarohori” derler. “93 Harbi” diye bilinen 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nda, Balkanlar’da kaybedilen topraklardan sonra göç eden Müslüman Boşnak nüfusun bir bölümü Ayvalık ve civarına yerleşir. Böylece Rum ile Boşnak kültürü zamanla iç içe girmeye başlar. 1912-13 Balkan Savaşı’nda alınan ağır yenilgiden sonra ise daha kalabalık bir Boşnak göçmen topluluğu köye ve Sarımsaklı kıyı boyuna yerleşir. Mübadelede köyden ayrılan Rumlardan sonra nüfusunun tamamı Boşnaklardan oluşan bir köy olarak günümüze kadar gelir.

Çift başlı kartal

Kıyı, dağ ve ova köyleri arasında köy gibi kalabilen çok az köy var Anadolu’da. Yeri geldiğinde her zaman ifade ettiğim gibi günümüzde ne şehirler şehir ne kasabalar kasaba ne de köyler köy gibi… Beton yığınlarıyla doldurulmanın yanı sıra tarım, hayvancılık ve bahçecilik ağırlıklı ekonomisinden uzaklaşan köyler, kimliklerini de kaybetmiş durumda. Ancak Küçükköy bir istisna...

Şayet sabahın erken saatlerinden itibaren kuş sesleri, horoz ötüşü, kuzu ve keçi melemesiyle uyanmak isterseniz bu köye gelin ve birbirinden güzel, temiz otel ve konaklarda konaklayın. Köyün evlerinin kapı tokmaklarına dikkat edin temiz ve bakımlı sokaklarında yürürken. Çift başlı kartal motifi size yarısı kırmızı yarısı mavi merhaba diyecektir. Evet, köyümüzün bir simgesi var: Çift başlı kartal. Muhtemelen burada otağ kurmuş yeniçeri ortasının arması veya Hititlilerden Romalılara onlardan da Selçuklulara geçmiş-benimsenmiş kadim Anadolu sembolünün köye kadar indirgenmiş bir tezahürü…

Dantel gibi

Yazının devamı...

Sanatın ilham perileri

20 Haziran 2021

Zeus’un 9 kızı olmuştu; “moúsalar” -müzler- derlerdi bu sanat perilerine... Her biri isteyenin ruhuna ilham üflemeyi iş edinmişti kendine

Yaz mevsimi neşesi içindeyken hâlihazırda sohbet konusu yine mitoloji. Müze kelimesinin kökeni sanat perileri moúsalardan (müzler) gelir “Zeus’un kızları” olarak bilinen 9 kız kardeşin adları; hepsinin başı sayılan Kalliope (şiir), Klio (tarih), Thalia (komedi), Melpomene (trajedi), Urania (gökbilim), Erato (aşk), Terpsikhore (dans), Polhymnia (pantomim) ve Euterpe’dir (flüt). Bu, sanatın koruyucusu 9 perinin tamamına “Müzler” denilir.

İlham perisi dediğimiz yaratıcılık halinin birbirinden değerli halleridir her biri. İnsanlık tarihi boyunca yedi düvelin uygarlaşmasına analık eden Anadolu coğrafyasında bu sanat kızları o denli kişiye ilham verir ki saymakla bitiremeyiz.

Her ilhamın bir perisi

Tarih perisi Klio, ilhamıyla Herodot’un “Tarihin babası” diye anılmasını sağlar. Ya şiirin su perisi Kalliope? Kimi zaman Midillili Sofa’ya bade sunar; kimi zaman Yunus Emre’ye, Mehmet Akif’e, Nazım Hikmet ve yüzlerce şair baba ve anaya yudum yudum esin içirir.

Komedi müzü Thalia’nın ismi yüzümüze gülümseme bırakır, aklımıza Antik Çağ’ın Teoslularını getirir; onları Nasrettin Hocalar, İncili Çavuşlar izler. Melpomene ilham perimiz Latmos Körfezi’nde keçi ayaklı Anadolu tanrısı Pan ile sarmaş dolaştır. Öyle ya trajedi, “keçi türküsü” anlamını taşır. Urania ağır başlıdır ve gök kubbeden, gök kubbeye ilgi duyanların yanı başına iner bir çırpıda.

Tales, Anaksimenes, Harranlı Sâbiîler, Takiyuddin Efendi ve daha nicelerinin bakışları hep gökyüzündeydi; onlar, doğaya doğru soruyu sorarak doğru cevaplar alabildi ve Anadolu’nun bilimsel serüvenine ivme kazandırdı.

Yazının devamı...

Karadeniz’in ucunda yaz

13 Haziran 2021

Dağlar erdemlilere yakındır, denizler ise heyecana alışıktır. Karadeniz’de ikisi bir arada ve iç içedir her zaman

Yaz mevsimi hiç bu kadar neşe saçmaya hazır ve heyecan dolu hissettirmemişti birçoğumuz için. Bir an önce kapalı alanlardan dışarı çıkıp kendimizi derin mavi denizlere, serin dağlara, vadi içlerine ve nehir kenarlarına atmaya can atmaktayız. Bir dereden diğerine bir tepeden ötekine yeni bir seyahate çıkalım birlikte.

Karadeniz’e yakınsanız şayet Artvin şehrinin Şavşat kasabasından başlayın serinlemeye; doya doya yeşille iç içe olarak. Karagöl’e varın bir an önce ve Nergis’in kendi suretine âşık olmasına yol açan berrak göl suyunu ayna edin kendinize. Derin bir nefes alın ve tadın tertemiz Kaçkar havasını. Ardından sere serpe uzanın çayır çimenlere ve gök mavisinin çatısı altında tek başınalığın özgürlüğünü bedeninize hediye ettiğiniz için teşekkür edin kendinize. Ne güzeldir zaman zaman da olsa kendimize teşekkür etmemiz. Bunu sık sık yapabilenler bilgelerdir.

Bu serin ve yüksek dağların eteklerine inmeyin aceleyle. Bu defa Borçka Karagöl bekler sizi heyecanla. Tropikal iklim bitki örtüsüne meydan okuyan Borçka Karagöl, sizi sizinle iyiden iyiye baş başa bıraktıktan sonra konaklayın elbette Macahel’deki birbirinden özel ve şirin konaklama yerlerinde. Geceleri kuş seslerine akordeon sesi karışırsa misafir etmiştir bu bölge sizi içtenlikle.

Gençleşmeye başlamak

Zamanla birlikte artık siz de gençleşmeye başladınız. O halde hay de! Laz canların diyarı olan Hopa’ya giderek denizle buluşun. Hopa, Arhavi, Pazar üzerinden hiç vakit kaybetmeden Ardeşen’e ulaşın ve dar olmasına rağmen, Anadolu’nun en renkli vadilerinden biri olan Çamlıhemşin Vadisi’ne girin. Çay her an yanı başınızda artık. Kahveye pek itibar etmemeye özen gösterin ki çay demli gelsin ve sizi demlendire demlendire Sal, Pokut, Elevit ve Gito yaylalarına doğru eşlik etsin. Şenyuva köyünde dinlenin bir ara. Çinçiva adlı kahvehanede mola verin. Seyredin orman içine orman gülleri gibi serpiştirilmiş koca koca konakları birer birer. Akar bu sırada Fırtına Deresi, serin serin sizi seyreder. Selam edin bizden Çinçiva’daki canlara ve şahit olun, yüzlerinde beliren gülümsemeyle yol boyunca kurulmuş dostluk köprülerinin bir örneğini. Hamsili ekmek, hamsi pilavı, sütlaç ve kırmızı pullu alabalık yiyin mutlaka Çinviva’da.

Zaman gençleşirken

Gökyüzündeki duman (bulut) durumuna göre çıkın yaylalardan birine ve bulut denizlerini seyrederken efsanevi Kafdağı’nda adı geçen bir kahramanı düşünün; gerçekte bulunduğunuz Kaçkar Dağlarının içindeyken. Dağlar erdemlilere yakındır, denizler ise heyecana alışıktır. Karadeniz’de ikisi bir arada ve iç içedir her zaman.

Yazının devamı...

Modern çağın Orfeus’u

6 Haziran 2021

Hasan Saltık Anadolu’daki müzikal zenginliğin tüm renklerini yansıtmayı kendisine görev edindi. Anadolu’nun ezgilerini derledi, yayınladı ve pek çok sanatçı tarafından seslendirilmesine olanak sağladı

Anadolu’nun sözü Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı’dır; kadim Anadolu’nun sesi ise Hasan Saltık’tı. Anadolu’nun sözü en içteninden “Merhaba” diye gürledi tüm dünyaya; Anadolu’nun bilimi, mitleri ve medeniyetlerinin bütün sanatsal-kültürel örnekleriyle. Anadolu’nun sesi Hasan Saltık can, “Gelin canlar bir olalım” düşüncesinin sesleriyle Anadolu’nun sesi oldu tüm Anadolululara ve tüm dünyaya.

Anadolu’daki müzikal zenginliğin tüm renklerini kendisine görev edindi. Süryani, Yezidi, Alevi, Bektaşi kaynaklı ve birçok etnik temelli eserlerin derlenmesinde, icra edilmesinde büyük çaba ve başarı gösterdi. Hollanda Kraliyet ailesinin “Prince Claus” nişanı ile Time dergisinin, “Türkiye’nin müzik antropoloğu” denilerek “Europe and Heroes” başlığı altında on dokuz kişiye verilen ödülden birine layık görülmüştü bu değerli dost.

İyi ki Akdeniz’i geçememiş!

Halikarnas Balıkçısı, Akdeniz’i “altıncı kıta” olarak yeryüzünün kültür sanat ve bilim merkezi olarak tescillemiş bir düşünürdü. Hasan Saltık ise “Benim gemim bir türlü Akdeniz’i geçemedi” derken aslında kader onun bu topraklardan ayrılmaması gerektiğini çoktan belirlemişti. Türlü sebeplerden dolayı birçok kişi gibi yurt dışına çıkmak istemiş, ancak gemisi Akdeniz’i iyi ki geçememiş!

Anadolu karasındaki denize iyi bir dalgıç gibi dalan ve akabinde denizindeki karada çok iyi bir kâşif gibi yükselen Hasan Saltık, “Bu kadim kültürü tanıdıkça daha da iyi anlıyorsunuz” demekten elbette kendisini alamamıştır. Hayret ve şaşkınlık içerisinde tüm hayatı Anadolu müziği ile geçmiştir. Ne güzeldir sanata kültüre müziğe hayret etmek ve her hayrette daha güçlü olmak.

Anadolu’da bilim denilince başta Tales olmak üzere birçok insan akla gelir; keza sanat, edebiyat, felsefe alanlarında pek çok değerin akla geldiği gibi. Ancak Anadolu’da müzik denilince Hasan Saltık ile birlikte çok az insan akla gelir. Anadolu’nun ezgilerini derledi, yayınladı ve pek çok sanatçı tarafından seslendirilmesine olanak sağladı.

Yazının devamı...

Anadolu’nun renkli yolları

30 Mayıs 2021

Bu yaz kültür tarihimizin içerisinde maviyle tanışalım. Yeni dünyaya hazırlanalım

Uzun ve birçok bakımdan yorucu salgın sürecindeki ikinci yaz mevsimine giriyoruz. En mavisinden bir yaz mevsimi, tüm Anadolulular için neşeli, sağlıklı ve huzurlu geçer umarım. Yaz mevsiminin başlangıcının coşkusu mavi renkle özdeştir; deniz mavi, gökyüzü masmavi olduğundan elbette! Eylül ayı gelince, giderayak sarı renge bürünür ve iki renkli iz bırakır hatıralarımızda. Kış beyaz ve eril, ilkbahar dişil ve yeşil, sonbahar ise pastel tonlarında çok renklidir; hermafrodit bir kimlikte yol alır beyaz kışa doğru.

Bu yaz mavi mavi yola koyulun Anadolu’da; derelerin dere gibi olduğu yerlere gidin ve aynı nehirde iki defa yıkanmamak için kendinizi aşın. Hayatınızdaki değişimler size; iyiye, güzele, faydalı ve gerekliliğe dair dönüşümler sağlasın böylece.

Dağ dere tepe

Pırıl pırıl, ak pak, tertemiz bir dere arıyorsanız Artvin’e bağlı Maçahel Vadisi’ne gidiniz. Bol bol şelale, dere ve orman sizi bekler. Bu iki renkli mevsim size Anadolu’da her türlü imkânı sunar. Dağlar erdemlidir ve siz iç sesinizi dinlemek istiyorsanız dağların dağ gibi olduğu dağlara gidin. Süphan Dağı, Artos (Çadır) Dağı, Van Gölü’nün her iki yakasından sizi çağırır. Ege’de ise Sarı Kız, Kaz Dağlarından sizi o an seyreder ve davetkârdır elbette.

Deniz hoşgörülü olmanın yanı sıra iyiden iyiye özgürdür de. Bilim, sanat ve felsefe bağlamında dalgıç olmak isterseniz Ege’ye yönelin. Asos, Foça ve Gökova Körfezi size sizi anlatır kolaylıkla. Konaklayın bir gece mutlaka dolunay vakti Bafa Gölü yakalarında. Endymion ile Selene’nin buluşmalarına şahitlik edersiniz böylece. Gitmişken Karya’ya, Labranda antik şehrinde Zeus’un kudretini hissedin; Stronikeia antik şehrinde ise Eros ile Psykhe’nin (Fiske) sevinç gözyaşları içinde bir kez daha buluşmalarına tanıklık edin.

Mavileşin Akdeniz’de

Kayra’dan sonra ışık ülkesi Likya’dan size davet gelir. Pinara, Patara, Letoon, Myra, Ksanthos (Xanthos) başta olmak üzere her antik şehir size merhaba demek ister binlerce yılın Anadolu’sunun hikâyelerinden. Dalyan, Köyceğiz, Fethiye’de yaz mevsimi ısısını artırır bir miktar daha. Mavileşin iyiden iyiye Akdeniz’de. Yaz mevsiminin kimliğini bilenler bronzlaşmaz, mavileşirler. Deniz kum ve güneşi sadece tatil zannedenler bronzlaşırlar; ancak Anadolu’nun tüm hikâyesini, sanatını, kültürünü, edebiyatını dinleye dinleye seyahat edenler mavileşir. Sonbaharla birlikte gelecek kırmızıya hazırlanmaktır aslında bu.

Yazının devamı...

Büyük bir başarı öyküsü

23 Mayıs 2021

Bayburt’un Beşpınar köyündeki Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nin “2021 Silletto Ödülü”ne değer bulunması Anadolu adına hepimizin gururudur

 

Kısa süre önce Avrupa Yılın Müzesi ödüllerini açıkladı. 2021 yılının altı ana kategorideki büyük ödüllerden birine, Bayburt’un Beşpınar köyündeki Kenan Yavuz Etnografya Müzesi layık görüldü. Silletto ailesinin kültürel mirasa katkı ve saygılarına ithafen Silletto ana kategori müze ödülü, Avrupa’daki birçok müzenin önünde Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’ne seçici kurul tarafından büyük bir teşekkür ve onurla verildi. Anadolu adına hepimizi gururlandıran bu ödülün müzemize layık görülmesinin gerekçesi ise ayrı bir onur kaynağıdır. Şöyle ki: “Kültürel mirası kökleriyle buluşturmuş, kültür zenginliğini görünür kılmış, yerel halk ile birlikte çalışarak bölgenin sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sağlamış olması” gibi son derece erdemli sebeplerle ödül Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nin oldu.

Anadolu dervişi

Bayburt, sözlü ve yazılı edebiyatımızın dergâhı olan şehirlerimizdendir. Dede Korkut hikâyelerinin yazıya alındığı üç şehirden biridir; ancak bakışları üzerine hak ettiği gibi çekememiştir. Kültür her şeyin varlık nedenidir elbette; ancak sanat eserleriyle bir göstergeye dönüşemediği sürece, kültürel miraslarımız zaman içerisinde unutulur, tahrip edilir, hatta yok sayılır. Anadolu’nun birçok şehri ne yazık ki sahip oldukları kültürel mirasları yeterince değerlendirmemiştir. Değerli olan bir şeyi değerlendirebilmek için şehir, kasaba dervişlerine, kahramanlarına ihtiyacımız var. Kenan Yavuz Bey de doğup büyüdüğü köyüne maddi ve manevi olarak büyük çabalar harcayarak her anlamda inşa ettiği Etnografya Müzesi ile Anadolu kültür tarihçisi olarak bizim gözümüzde ve gönlümüzde hem bir derviş hem de kahramandır.

Başarı öyküsü

Avrupa Silletto Büyük Müze Ödülü’nü ülkemize, gönlü almaktan değil vermekle dolu olan derviş meşrepli Kenan Yavuz Bey ve onun heyecanına cevap veren çok değerli danışma kurulu üyelerinin çabaları kazandırmıştır. Beşpınar köyü ahalisinin tamamını, müzenin etnografik yapısına dâhil ederek köyde oluşturduğu sinerjiye bizzat şahit olduğum için kişisel sevgi ve saygılarımı bir kez daha bütün okurlarım vasıtasıyla kendisine gönderiyorum. Maddi hiçbir beklentisi olmamasının yanı sıra kişisel popülist bir beklentide olmayacak kadar erdemli bir insanın ancak yapabileceği büyük bir başarı öyküsünün ürünüdür Kenan Yavuz Etnografya Müzesi.

Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı’mız olmak üzere ülkemizdeki tüm kültür-sanat platformlarının Avrupa büyük müze ödülünü ülkemize taşıyan Kenan Yavuz Etnografya Müzesi’nin kazandığı ödülün önemini ve derecesini takdir etmeye çağırıyorum. Bu büyük başarı öyküsünü ve sonucunda alınan ödülü birkaç küçük haber başlığıyla geçiştirenlerden, hatta kültür mirası büyük ödülü alınmış olmasını dahi anlayamayanların yaptığı garip haberlerden şikâyetçiyim. Konya, Tokat, Kars, Mardin başta olmak üzere bazı şehirlerde şehir derviş ve kahramanlarıyla çok çalışma fırsatı bulmuş birisi olarak Bayburt’a ben yerine biz diyerek yola çıkıp ve köyüne Avrupa büyük müze ödülünü getiren Kenan Yavuz beyefendiye en mavisinden merhaba Anadolu’dan, en kırmızısından aşk ola Yaradan’dan...

Yazının devamı...

Cumhuriyet’in temeli o gün atıldı

16 Mayıs 2021

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919’da attıkları adım, cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolculuğun başlangıcıdır

Tarihsel takvim içerisinde ulus bilincimizi hatırlatan ulusal heyecanımızı bir kez daha uyandıran birçok olayın yıl dönümleri vardır. 19 Mayıs 1919, cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolda ilk adımdır. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının birlikte attığı bu adımın öncesindeki planlamalar ve sonrasında Ankara’ya, 23 Nisan 1920’ye kadar gidilen yolda neler yaşandı? Bu haftaki yazımızla 19 Mayıs 1919-23 Nisan 1920 aralığında bizler de bu kahramanlarla birlikte yürüyeceğiz.

 

Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması uyarınca tüm ordular terhis edilir, silahlar teslim edilmeye başlanır. Osmanlı generalleri bulundukları cephelerden İstanbul’a çağrılır. Mustafa Kemal, Suriye’den geldiğinde işgal altında bir başkentle karşılaşır. İstanbul Boğazı’nda demirleyen İtilaf Devletleri zırhlılarına bakarak, iç geçirir ve yaverine dönerek, “Geldikleri gibi giderler” der.

Osmanlı’nın yenilmesi, ülkenin parçalanması anlamına gelmektedir. Savaş öncesinde İngiliz ve Fransızların yaptıkları paylaşıma, İtalyan ve Yunanlar da dâhil olur. Mustafa Kemal’ in İstanbul’a gelişinden 16 Mayıs 1919 ‘a kadar geçen altı ay, kurtuluş hazırlıklarını yaptığı zaman dilimidir. Şişli’deki evini bir karargâh olarak kullanır. Vatanın kurtuluşunu planlarken bir an önce Anadolu’ya gitmek gerektiğine karar verir. Ancak Boğaz veya kara yoluyla İstanbul dışına çıkmak mümkün değildir. Samsun ve civarında başlayan kargaşayı öne süren İngilizler, asayiş sağlanamazsa o bölgeyi işgal edeceklerini bildirir. Mustafa Kemal, bunu Anadolu’ya geçmek için fırsat olarak görür ve göreve talip olur. Padişah Vahdettin’in tanıdığı başarılı bir komutandır Mustafa Kemal. Görev iznini almakla yetinmez; yetki alanını, güç ve sınırlarını güçlü hale getiren maddeleri yazar. 9. Ordu Müfettişi olarak sivil ve askerî organlara emir verme ve uygulama yetkileriyle donanmış olarak Samsun’a gitme iznini Sadrazam Damat Ferit ve akabinde Padişah Vahdettin onaylar.

Samsun’a yolculuk

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgali derin üzüntü ve endişe yaratır. Mustafa Kemal, seçtiği kurmay heyetiyle Samsun’a gidişini erkene alır ve Bandırma vapuruyla yola çıkar. İngiliz subayı Benet’in şüphe ve ikazlarına rağmen padişahın güvendiği biridir diye Benet, gerekli vizeyi vermek zorunda kalır. Bandırma vapurunda Hüsrev Gerede, Rafet Bele başta olmak üzere, yetkin bir genç Osmanlı general ve subayları, Mustafa Kemal ile ilk adıma doğru yola çıkar. Üç günlük bir yolculuktan sonra Samsun’a çıkılır. Durum ümitsizdir ve Samsun güvenli değildir. Mustafa Kemal böbrek ağrılarını bahane ederek Havza’ya geçer. Havza’da İzmir’in işgalini protesto eden miting düzenlenmesini sağlar ve bu İngilizler tarafından İstanbul hükümetine bildirilir. Mustafa Kemal için halkın mitinglerdeki kararlılığı ve heyecanı, düşüncelerini gerçekleştirmesi için son derece önemli bir motivasyon olur. Havza’dan Amasya’ya gider.

Kurtuluş yolu

Yazının devamı...

Artemis’ten Meryem Ana’ya

9 Mayıs 2021

Artemis, Meryem Ana’nın öncülü olarak değerlendirilebilir. Çatalhöyük’ten bu yana ana tanrıça kültü Kybele gibi doğurgan değil besleyicidir

Gece tanrıçası Leto’nun kızı Artemis, ikiz kardeşi Apollon ve Dionysos gibi özbeöz Anadolulu’dur. Anadolu’nun son ana tanrıçası Artemis, Efes antik şehrinin koruyucusudur. Antik dünyanın yedi harika mimari eserinden biri, onun adına Efes’te inşa edilen tapınaktır. Bu anıtsal tapınak, 115 metre uzunluğunda 55 metre genişliğinde ve her biri 18 metrelik 127 sütundan ibaretti. İlk tapınak M.Ö. 625’te yıkılır. İkincisi ise M.Ö. 564’te yanar. Tapınak birçok kez yıkıma uğrar ve her seferinde yeniden yapılır. Efes Artemis Tapınağı, aynı zamanda dünyanın ilk bankası gibidir. Varlıklı Efesliler, değerli eşya ve takılarını, korunması için tapınağa bırakır ve bunun için tapınak rahiplerine bir ücret öderlerdi; âdeta bir banka kasası gibi... Öyle ya tanrıçanın evinden daha güvenli neresi olabilirdi ki!

Artemis, Meryem Ana’nın öncülü olarak değerlendirilebilir. Şayet Artemis kültü, Efes yerine bir başka şehirde olsaydı Meryem Ana o şehirle bir şekilde ilişkilendirilecekti. Günümüzde Meryem Ana Evi olarak gösterilen yerin Meryem Ana ile hiçbir tarihsel gerçekliği yoktur. Kanonik İncil yazarı St. Jean’ın, Efes’e beraberinde Meryem Ana ile geldiğine işaret eden hiçbir belgeye rastlanmaz. Hz. İsa’nın, çarmıhtayken ağlayan St. Jean ve annesini birbirlerine emanet etmesi, onların birlikte Efes’e geldikleri anlamına gelmez.

Doğurgan değil besleyici

Artemis, Çatalhöyük’ten bu yana ana tanrıça kültü Kybele gibi doğurgan değil besleyicidir. Onun iri kalçalı değil bol göğüslü olarak tasarlanması besleyiciliğine bir vurgudur. Artemis’ten Meryem’e geçiş tanrıların doğurtulmasından tanrının doğurulmasına geçiştir. Birinci kuşak Helen tanrıçası olan Gaia ile başlayan ve Hera’yla devam eden kendi kendine doğurma mitleri, Meryem Ana’yla son bulur. Gaia Uranüs’ü, Hera ise Ares’i kocalarına ihtiyaç duymadan doğurmuşlardı. Mitlerin kendi anlam dünyalarına anlam vererek anlamlandırabileceğimiz bu olağanüstü doğumlar, erken Hristiyanlar tarafından Meryem Ana’ya kadar taşınır. Keza Meryem Ana da İsa’yı kendi kendine, ancak tanrısal bir buyruk ve iradeyle Beytlehem’deki (Beytüllahim) bir mağarada doğurmuştur. Burada ilginç olan izlek şudur ki, İlk Çağ dünyasının en dip noktalarından beri süregelen bir mağara doğum kültünün olmasıdır. Zeus’un İda Dağı’ndaki Dikte Mağarası’nda doğması, Mitras kültünün ibadet yerinin mağaralar olması, Hz. İbrahim’in, Hz. İsa’nın mağarada doğmaları ve Hz. Muhammed’e ilk vahyin mağarada indirilmesi, bunun örnekleridir.

Tapınak, kilise, cami ve kale

Artemis öncesinde ana tanrıça figürlerinde kadın bedeninin şekli belirgindir. İri göğüsler, geniş bir kalça ki bu doğurganlığa işarettir. Ancak Artemis heykellerinde kadın bedenine ait herhangi bir estetik veya kıvrım görülmez. Bu duruma bir yorum getirmek gerekirse; kadim kadının bütün imajı yok sayılmıştır. Manastırlarda yaşayan tesettürlü rahibeler veya çarşafa sokulan kimi kadınlar gibi! Erkeğin tekeline girmiş dinî söylemler neticesinde kadının sosyal hayatın dışına itilmesi olarak değerlendirebiliriz.

Günümüzde Selçuk ilçesinde, tek bir sütunu kalan Efes Artemis Tapınağı’na mutlaka yolunuz düşmeli. Tapınağın içinden kaleye doğru bakarsınız St. Jean Kilisesi’ni ve İsa Bey Camisi’ni aynı kadrajda görürsünüz. Yani tapınak, kilise, cami ve kale, bir bakış içinde yan yanadır âdeta. “İşte Anadolu” demenize vesile olacak noktalardan birindesiniz...

Yazının devamı...