‘Rand raporu’nun arkasında kimler var?

24 Şubat 2020

Rand Corporation, yakın zamanda “Türkiye’nin Milliyetçi İstikameti ve bunun ABD-Türk Stratejik Ortaklığı ve ABD Silahlı Kuvvetleri Üzerindeki Etkileri” başlıklı raporuyla gündeme gelmişti. 276 sayfalık raporda yer alan, Türk ordusuna atıfla “Orta kademe askerler rahatsız, yeni darbe girişimi olabilir” şeklindeki cümle, Türkiye’de ciddi tartışmaya neden olmuştu.

Söz konusu Rand Corporation, 1948’de askeri planlama, araştırma ve karar geliştirme amacıyla ortaya çıkan bir kuruluş. Kaliforniya’da kurulu Rand Corporation’ın, 50 farklı ülkeden 1950 çalışanı var. Rand’ın geliri geçen yıl 345 milyon dolarmış. Bu gelirin yarıdan fazlası da, ABD’nin resmi devlet kurumlarından geliyor. Genel sıralamaya baktığımızda, ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ve güvenlik ajanslarından 61 milyon dolar, İç Güvenlik Bakanlığı’ndan 46 milyon, Kara Kuvvetleri’nden 40 milyon, Hava Kuvvetleri’nden de 49 milyon dolar bağış almış. Dolayısıyla devlet desteğini arkasına almış Rand’ın söz konusu raporu için “Bu rapor tamamen ABD’nin görüşünü mü yansıtıyor?” sorularının gündeme gelmesi de bundan kaynaklanıyor.

Peki, söz konusu raporu kimler yazmış? 10 ABD’linin imzası var. Yazanlardan sadece Stephen J. Flanagan ve F. Stephen Larrabee, Rand’ın tam zamanlı çalışanı. Anika Binnendijk, Katherine Costello, Shira Efron, James Hoobler, Magdalena Kırchner, Jeffrey Martini, Alireza Nader, Peter A. Wilson, ya doğrudan ya da dolaylı olarak projeye dışarıdan dâhil olmuş. Raporu yazanlar içinde Beyaz Saray’da da çalışmış, bilinen isimler bulunuyor. Açıkçası yazanlar değil ama, raporda alıntılarla “kaynak” olarak gösterilen bazı kişilere baktığımda, raporun çok da ciddiye alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Tabii ki Türkiye’nin bir daha darbe girişimlerine uğramaması ve bu konuda önlemlerini alması için bu tür tartışmaları değerlendirmesi önemli. Ancak raporu kimlerin, ne amaçla yayınlandığını da iyi analiz etmek lazım.

Raporda açıkça FETÖ üyelerinden kaynak olarak alıntılar yapıldığı görülüyor. Mesela, Türkiye aleyhine ABD Kongresi’nde konuşma yapan Ahmet S. Yayla’yı görüyoruz. Yayla’nın 2018’den beri Rand’a katkı sağlayan 4 ayrı makalesi olduğunu gördük. Yani Rand’la ilişkisi olduğu net bir şekilde görülüyor... Darbe girişiminde adı geçen, Türkiye aleyhine en büyük düşmanlığı yapan kişi ve gruplardan alıntılarla rapor yazmak ne kadar saygındır, takdiri sizlere bırakıyorum...

Her ne kadar bazı düşünce kuruluşları “Bağımsız hareket ediyoruz” dese de, D.C’de birçok kurum ya “ülkelerin” ya “grupların” ya da “kişisel zengin ailelerin” etkisinde kalarak rapor yazıyor. Gönül isterdi ki, raporu yazanların çoğu Türkiye’ye gidip yerinde araştırma yapsın, tarafsız rapor hazırlasın... ABD-Türkiye ilişkilerinin tamamen bitirilmesi kimlere fayda sağlar, öncelikle bunun sorgulanması gerekir.

ABD’de çok uzun süredir yaşayan biri olarak Türkiye’yi çok ağır eleştiren, Türk düşmanlarıyla ortak çalışanların bu dönem Washington D.C’de prim yaptığını görüyorum! Ortalık uzun zamandır, Türkiye’ye gitmeden sözde “Türk uzmanıyım” diyerek boy gösteren veya nereden geldiğini unutup hainlik yapanların çoğunlukta olduğu bir başkentte rapor üstüne rapor yazanlardan geçilmiyor.

NY Belediye Başkanlığı için yarışan Türk dostu: Eric Adams

Yazının devamı...

Azil süreci ve İran krizi gölgesinde seçime doğru

18 Şubat 2020

2020 yılına girdiğimiz anlarda dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla düzenlenen operasyonda İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin öldürüldüğünü öğrendi. Herkes 2020 yılına ilişkin iyi niyet ve barış temennilerini sunarken, Ortadoğu’da gerginliklere yeni bir kriz daha eklenmiş oldu. Sonrası malum... İran’nın başarısız misillemesi, Ukrayna uçağının düşürülmesi, karşılıklı atışmalar ve Trump’ın Tahran’a karşı tatlı-sert açıklamaları. Şimdilik Ocak ayının özeti bu.

Yıl içinde de ABD ile İran arasındaki gerginlik sürecek. ABD, İran’nın Irak’ta etkili bir politika yürütmesini engellemek için elinden geleni yapacak. 9 ayrı üste 5 bin 200 askeri bulunan ABD’nin, Irak yönetimine karşı da daha baskıcı bir politika izlemesi bekleniyor. Bölgede bu gerilimi fırsat bilen birçok komşu ülke varken, samimi olarak bölgede kriz ve gerginlik istemeyen tek ülke de Türkiye! ABD cephesinde de Türkiye’nin konumunun önemi görülüyor ve bundan sonraki adımlarına değer veriliyor. Çünkü Ortadoğu’da Türkiyesiz bir çözüm yok!

Nasıl bir sonuç bekleniyor?

Gelelim, ABD Başkanı Trump’ın gündemden düşmeyen ya da düşürülmeyen azil sürecine... Aslında herkes sonucu biliyor. Senato’da 53 Cumhuriyetçi, 45 Demokrat ve 2 bağımsız senatör bulunmakta. Bağımsızlar ve Cumhuriyetçi Parti’den birkaç fire olsa bile, Trump’ın azli için 67 rakamı bir hayal. Yani Trump, Senato’da aklanacak...

Peki Demokratlar neden bu konunun üstüne gidiyor? Demokratlar için önemli olan konuyu gündemde tutmak ve böylece 2020 başkanlık seçimleri öncesinde Trump’ı yıpratmak. Tahminen Şubat ortasında bu konu gündemden düşecek, çünkü Cumhuriyetçiler yargılama sürecini hemen bitirmek istiyor.

Trump’a karşı kim yarışacak?

3 Kasım 2020 Amerika için tarihi bir gün. Hatta demokratlar, Başkan Trump tekrar kazanırsa, bunun, ABD’nin sonu bile olabileceğini belirtiyor. Demokrat Parti’de finale kalarak başkan adayı olacağı tahmin edilen Joe Biden’ın, Trump a karşı yarışması bekleniyor.

Yazının devamı...

ABD’nin Doğu Akdeniz ve Libya hamlesi

18 Şubat 2020

Berlin’de yapılan Libya zirvesinde az çok olabilecekler biliniyordu. ABD’nin Libya konusunda tutumu hala net değil. Her ne kadar ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, ateşkesten yanayız mesajları ile Berlin’de hazır bulunsa da, hem Doğu Akdeniz hem Libya konusunda soru işaretleri var.

Hatırlanacağı üzere ABD Dışişleri Bakanlığı geçen sene, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetleri nedeni ile derin kaygı duyduklarını ifade etmişti. ABD’nin Güney Rum ve Yunanistan eğimli bir politika izlediğini artık herkes biliyor. Üstüne, Doğu Akdeniz’i Türkiye ve KKTC’nin tepkilerine rağmen tek yanlı parsellemeye çalışan Kıbrıs Rum yönetiminden ihale alan Amerikan enerji şirketi ExxonMobil, Ada’nın güneyinde sondaj çalışmalarına 2018’de başladığını ve bu olayla krizin çıktığını da hatırlatayım.

Başkan Trump’ın Obama dönemindeki Libya politikasını devam ettirdiği görülüyor. 7 Nisan 2019’da ABD beklenmedik şekilde Libya’dan askerlerini çekmişti. Bilhassa çekilme sırasında ‘Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne desteğimiz devam edecek’ diye açıklama gelmemişti. ABD kuvvetlerinin de Hafter’in Trablusgarp’a yönelik operasyonlarının bu döneme denk gelmesi dikkatlerden kaçmadı. Üstüne 15 Nisan’da Trump-Hafter ile bir telefon görüşmesi yapmış ve herkesi şaşırtmıştı. Her ne kadar ABD, Rusya ile Libya’da aynı çizgide olduğunu göstermemeye çalışsa da Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın Trump üzerinde etkisi olduğunu ve stratejik olarak Libya’da farklı adımlara yöneldiğini gösteriyor.

Türkiye’nin, ABD’ye Libya konusunda yakın markajı önemli zira Hafter’in gizli güçlerin desteği ile umursamaz tavrı devam ediyor. Bunu da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Almanya Başbakanı Merkel’in basın toplantısında gördük. Ateşkes konusunda imzayı atmadığı, resmiyete geçmediği sürece Hafter kendi bildiğini yapmaya devam edecek!

ABD’li Türklerden duyarlı destek

Elazığ merkezli 6.8 şiddetindeki depremden sonra ABD’deki Türk toplumu da okyanus ötesinden yardım eli uzatmaya başladı. İlk yardımı duyuran ise merkezi New York’ta bulunan Turkish Philanthropy Funds (Türk Hayırseverler Vakfı TPF) oldu. ABD’deki Türk toplumunun tanıdığı güvenilir isimlerden oluşan vakıf, bağışların hepsini Elazığ’da devlet yetkililerine ulaştıracaklarını belirtti. Aynı şekilde, ABD’nin birçok eyaletinde çok sayıda Türk derneğinde başta giysi olmak üzere kampanya başlatarak en geç 1 hafta içinde depremzedelere ulaştırmak amacı ile Kızılay ve AFAD’la irtibata geçeceklerini açıkladı. Gurbette olsak da, Türk diasporasının yardımseverliği ve duyarlılığını görmek çok güzel bir duygu. Dünyanın öbür ucundan kalbimiz Elazığ için çarpıyor ve hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz…

Yazının devamı...

Suriye ve beklentiler...

17 Şubat 2020

Başkan Donald Trump’ın göreve gelişinden bu yana 4. Ulusal Güvenlik Danışmanı olan avukat kökenli Robert O’Brien’ın yakın zamanda yapılan programına katıldım. O’Brien, açık ve net olarak “Türkiye bizden bir şey beklemesin, biz kimsenin polisi değiliz” mesajı verdi. Yani “Türkiye, Rusya ile arasında anlaşsın, bizi bu ise karıştırmasın” diyor. O’Brien, Rahip Brunson döneminde görevi nedeniyle Türkiye’ye birçok kez gelmiş, bölgeyi iyi bilen bir isim. Kendisi dâhil Beyaz Saray’daki birçok resmi temsilci, Türkiye ile Rusya’nın hem Libya hem Suriye konularından dolayı aralarının bozulmasının ABD için bir fırsat olduğunu düşünüyor.

Hafta sonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başkan Trump arasındaki telefon görüşmesi, zamanlama açısından çok önemli olmakla birlikte, Cumhurbaşkanı’nın Pakistan dönüşü yaptığı açıklamalara bakıldığında, ABD ile güven sorununun halen devam ettiği açıkça görülüyor. Neredeyse her ay Ankara’ya gelen James Jeffrey’nin bu ziyaretlerinin artık “sembolik” hale geldiği ve ABD’nin verdiği mesajların Ankara’yı tatmin etmediği herkesçe biliniyor.

Aynı şekilde, Amerikan medyasının da İdlib konusundaki duyarsızlığı devam ediyor. Türkiye’nin Suriye’de yaptığı operasyonları eleştiren, sivil halk ile YPG/PKK’lıları aynı gibi göstererek karalama kampanyasına imza atan ABD medyası, Türkiye’nin çabalarını ve İdlib’deki soykırımı görmezden geliyor.

Kongre tarafına baktığımızda ise, İdlib’deki son gelişmeleri konuştuğumuz temsilciler, aşağı yukarı aynı düşüncede...

Senatör Lindsay Graham: Türkiye’nin Esad ve Rusya’yı püskürtmesinden memnunum. Trump, bunlara karşı her seçeneği masaya koymalı.

Senatör Chris Murphy: Trump burada yanlış politika uyguluyor.

Kongre Üyesi Adam Kinzinger: Esad’a ‘Dur’ demeliyiz. O nedenle de Aralık’ta yaptırım yasasını çıkardık.

Kongre Üyesi Engel Eliot:

Yazının devamı...

ABD’den Türkiye’ye sıcak mesajlar ve İdlib

10 Şubat 2020

Önce İdlib’de 8 askerimizin şehit edilmesi, Elazığ’daki deprem, Van’daki çığ ve bir de uçak kazası. Türkiye, üst üste çok üzücü olaylar ile sarsıldı. Türkiye’ye taziye mesajlarını yollayan ülkelerin başında da ABD geldi.

Son beş günde de, İdlib’deki mücadelesinden dolayı ABD’nin tüm resmi kurum temsilcilerinden destek ve tebrik mesajları geliyor. Tabii bu desteklerin, kuru demeçler dışında daha aksiyon odaklı olması önemli ancak batının Türkiye’ye daha samimi desteği şart. Yakın zamanda organize ettiğimiz THO’nun (Turkish Heritage Organisation) “İdlib’de neler oluyor?” panelinde, buradan canlı olarak programa katılan Kuzey Özgür Doktorlar Sendikası Başkanı Doktor Valid Tamer, içimizi yakan şeyler anlattı. Bölgedeki insanların ölümü beklediğini, insanların “bombardımanda mı yoksa yavaş yavaş mı öleceklerini” düşündüklerini anlattı... Dinlerken içimizin dayanmadığı bu durumu, masum insanların bizzat yaşadığını bir kez daha gördük...

“Uluslararası kriz yaratabilir”

Türkiye’nin, Esad rejimine Şubat sonuna kadar süre vermesi, Türk ve Rus yetkililerin bu hafta sonu görüşmesi bir umut olurken, Suriye’de bir oyalamanın olduğu da gerçek. Yakinen tanıdığımız ve birçok programda konuk ettiğimiz ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Suriye ordusunun ve Rus savaş uçaklarının İdlib’de 200 hava saldırısı düzenlediğini, kentte yerlerinden edilmiş 700 bin kişinin Türkiye sınırına doğru harekete geçtiğini belirterek, “Bu durum uluslararası bir kriz yaratabilir” diye net olarak ifade etti..

Peki çözüm?

Türkiye’nin hem uluslar arası kamuoyuna hem Rusya’ya baskısı devam ederken Birleşmiş Milletler’in de maalesef eli kolu bağlı. İki ay önce, BMGK’de (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi) Rusya ve Çin’in veto etmesiyle birlikte Suriye’ye gitmesi planlanan BM kaynaklı insani yardım şu an durdurulmuş durumda! Batının askeri operasyon yapacak cüreti yok. Zira Rusya ile dalaşmak istemiyorlar. Net olan, Rusya ve İran Esad rejimini desteklediği sürece, rejim yıllarca hükümdarlığını devam ettirecek.

ABD’de terör örgütü YPG-PKK konusunda bizlerle yakın çalışan Suriyeli Arap ve Kürt liderlerse, önemli. Zira, ABD’de Kongre üyeleri, Suriyelilerin                        YPG-PKK bağlantısını anlatan sözleri karşısında zaman zaman “çıt” çıkaramıyor.

Peki çözüm önerileri neler?

Yazının devamı...