Harris’in ekibinde istifa yağmuru

6 Aralık 2021

ABD’deki anketlerde Başkan Joe Biden ile yardımcısı Kamala Harris’in başarı oranları yüzde 40’lara düşerken, Amerikan kamuoyu, Beyaz Saray’da son iki haftadır yaşanan istifaları konuşuyor. Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in, önce İletişim Direktörü Ashley Etienne, ardından Basın sözcüsü ve Baş Danışmanı Symone Sander istifa etti. Bu istifaların arkasında Harris’in kendi ekibini idare edememesi ve ofis içinde artan kargaşalar olabileceği belirtiliyor. Bununla birlikte yaklaşık iki aydır, Başkan Biden’ın Harris’i işlevsiz hale getirdiği ve iki siyasetçinin ekipleri arasında sıkıntılar olduğu başkent kulislerine yansımıştı.

Zaman zaman yakın çevremden, “2024 başkanlık seçimlerinde kimler aday olacak?” şeklinde sorular geliyor. Net olan, 45. Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’den aday adayı olacağı. Ona en yakın diğer rakip adaysa, bu aralar yıldızı parlayan Florida Valisi Ron DeSantis. Demokrat kanatta da, Başkan Biden’ın 2024’te tekrar aday adayı olmayı istediği, bizzat Basın Sözcüsü Jen Psaki tarafından belirtildi. Aynı şekilde yakın arkadaşı Senatör Chris Dodd da, Biden’ın tekrar yarışa girme planı olduğunu açıkladı.

Neden erken konuşuluyor?

Şahsi fikrim, Biden’in ne enerjisi ne de şu andaki performansıyla tekrar aday olma sinyalleri vermediği yönünde. Demokratların en güçlü adayı Kamala Harris. Zira “The Hill”in yaptığı son ankete göre, Harris yüzde 13 ve Michelle Obama yüzde 10 ile Demokrat Parti’nin önde giden aday adaylarından. İsmi dolaşan diğer aday adayları ise Bernie Sanders, Elizabeth Warren, Cory Booker, Michael Bloomberg, Andrew Yang ve Pete Buttigieg.

Aslında şu anda 2024 başkanlık seçimlerini konuşmak için çok erken. Ancak kamuoyunda erken konuşulmasının da nedenleri var. Örneğin Biden’ın sağlık sorunları, Biden ile Harris’in istenilen performansı verememesi, Kovid-19 ile mücadele ve ekonomik toparlanmanın istenilen düzeye gelememesi gibi... Başkan Trump ise şimdilik köşesinde bekliyor ancak verdiği son röportajlarda “Herkesin çok mutlu olacağı haberlerim olacak” diyerek “Hazırlanıyorum” mesajı vermeyi ihmal etmiyor.

Biden-Harris ikilisinin ilk sınavı, 8 Kasım 2022’de yapılacak Kongre ara seçimleri. Hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da çoğunluğun Cumhuriyetçilere geçmesi, Demokratlar için 2024 açısından pek de hayra alamet olmayacak.

Senatör adayı Dr. Öz’e yönelik saldırılar başladı!

Yazının devamı...

ABD’de Ukrayna alarmı

22 Kasım 2021

Son günlerde başkent Washington D.C’de ciddi bir Ukrayna alarmı söz konusu. Rusya’nın uzun zamandır Ukrayna sınırlarındaki askeri birliklerinin sayısını artırması ve Devlet Başkanı Vladimir Putin’in geçen hafta bazı donanma gemilerini Karadeniz’e yollama adımları, ABD’nin, “Rusya’nın bu ülkenin büyük bir bölümünü işgal edeceği yönündeki düşüncesini” artırdı! Evet yanlış duymadınız, Odessa dahil büyük bir bölümünü...

Peki ABD, şu anda bu konuda neler yapıyor? Washington, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalede bulunmasını engellemek için zamanın azaldığına ilişkin Türkiye dahil müttefiklerini uyarırken, NATO içindeki Avrupalı üyeleri, Moskova’yı caydıracak ekonomik ve askeri önlem paketi geliştirilmesi konusunda birlikte çalışmaya teşvik ettiğini öğrendik. ABD’li yetkililer, Rusya’nın Ukrayna yakınlarında topladığı birliklerle ne yapmak istediğine henüz karar vermediğini ancak yığınağın ciddiye alındığını ve ABD’nin bunun bir blöf olduğunu düşünmediğini belirtebiliriz. Yani, Biden yönetimi, Rusya Devlet Başkanı Putin’in askeri harekâtı, Ukrayna’nın daha geniş bir bölümünde kontrolü sağlamak ve Moskova’yla daha fazla işbirliği yapacak hükümet kurulmasına yol açacak kadar ülkeyi istikrarsızlaştırmak için istediği konusunda giderek daha fazla ikna oluyor.

Diplomatik trafik

Geçen Cuma günü, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Ukraynalı mevkidaşı Oleksii Reznikov ile görüşürken, Genelkurmay Başkanı Mark Miley de Ukraynalı mevkidaşı Valery Zaluzhny ile telefonda Rusya’nın sınırdaki hareketliliği ve olasılıklar üzerinde konuştu.

Aynı zamanda, Ulusal istihbarat Direktörü Avril D. Haines’in, NATO büyükelçilerine Ukrayna’ya olası bir Rus askeri müdahalesi hakkında bilgi vermek için geçen hafta Brüksel’e gittiğini hatırlatmakta fayda var. ABD-Türkiye hattındaysa, Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın yaptığı telefon görüşmesinde, Ukrayna’nın da ele alındığını belirten ibareler dikkat çekici. Yakın zamanda, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Rusya’ya yönelik açıklamalarının sıklaştığını da vurgulayalım. Stoltenberg, Ukrayna sınırındaki Rus kuvvetlerinin “büyük ve olağandışı” yoğunluğuna dikkat çekerken, Rusya’nın askeri birikimi konusunda şeffaflık göstermesi, gerilimi düşürmesi gerektiğini” söyledi.

Avrupa’da olasılıklar

Bu arada Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in siyaset sahnesinden ayrılmak üzere olması nedeniyle, taviz vermesi konusunda Ukrayna’ya daha az baskı yapılmakta. Zira Almanya’da bir koalisyon kurulmadan, Berlin’den çok fazla hamle beklememek gerek.

Yazının devamı...

Washington’da F-16 için ikinci görüşme

17 Kasım 2021

Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet, ABD’den satın alınması düşünülen 40 adet F-16 ve 80’e yakın modernizasyon kiti konusundaki görüşmelerin ikinci etabı için Washington’daydı

ABD ile Türkiye arasında, özellikle S-400 füze sistemi alımı ve buna bağlı olarak F-35 programı nedeniyle ilişkilerde yaşanan gerginlik sürerken, Türk Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet, ABD’den satın alınması düşünülen 40 adet F-16 ve 80’e yakın modernizasyon kiti konusunu görüşmek için Washington D.C’deydi. Heyet, söz konusu görüşmelerin ikinci ayağı için Washington’a gelirken, ilk görüşme, Pentagon temsilcilerinin Ankara’ya gelişiyle gerçekleşmiş ve sürecin devam ettiği açıklanmıştı.

Türk Savunma Bakanlığı yetkilileri, Washington’da Büyükelçi Murat Mercan’la da bir araya gelirken, görüşmelerin 2022 başında tekrarlanarak sürecin devam etmesi bekleniyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar, Washington D.C’deki heyetin görüşmelerine dikkat çekerken, anlaşma sağlanamaması halinde, hükümetin diğer alternatiflere bakacağını açıkladı.

Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon, Türkiye’nin F-16 talebini değerlendirmeye devam ederken, ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan temsilciler de bu süreçte etkin rol oynuyor.

Kongre’de hava

Öte yandan bu konuda özellikle Kongre içinde ciddi bir muhalefet söz konusu. Senato Dış İlişkiler Komite Başkanı Bob Menendez, McGuire-Dix-Lakehurst Müşterek Üssü’nü ziyareti sırasında “Air Force Magazine”e yaptığı açıklamada “Şahsen onlara (Türkiye’ye) F-16 verilmesini desteklemiyorum” ifadelerini kullandı. Menendez, “Sadece gerçekten bir sorunum var. Bu bizim arzu ettiğimiz Türkiye değil... İlerleyebileceğimiz ve ona en gelişmiş savaş teçhizatından bazılarını verebileceğimiz şekilde davranan bir NATO müttefiki değil” açıklamasında bulundu.

Bununla birlikte Milliyet olarak, ABD Senatosu Askeri Hizmetler Komite Başkanlığı’na F-16 konusunda sorduğumuz sorulara ise “Şu anda bir yorumda bulunmak istemiyoruz” yanıtı geldi.

Yazının devamı...

Hindistan’ın S-400’deki ayrıcalığı ne?

8 Kasım 2021

Hindistan 2018 yılında Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi almak için 5.5 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Hatta bu anlaşma, 19. Hindistan-Rusya ikili zirvesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi arasında Yeni Delhi’de büyük bir törenle imzalanmıştı.

Bununla birlikte, Hindistan ile arasında gelişen stratejik ortaklığı tehlikeye atmak istemeyen ABD, S-400’ler nedeniyle bu ülkeye mali yaptırım uygulamaktan yana olmadığını farklı şekillerde dile getirdi. Hatta, ABD’nin o dönemdeki Savunma Bakanı James Mattis de dahil birçok ABD yetkilisi, ABD ile Hindistan’ın bir şekilde bu sorunu çözeceğini belirterek, hiçbir zaman yaptırım tehdidini dile getirmedi.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRİ) göre Moskova, 1960’lardan bu yana Yeni Delhi’nin en büyük savunma tedarikçisi olurken, Hindistan’ın 2012’den 2020’ye kadarki silah ithalatının yüzde 55’ini temin etti. 2020 rakamlarına baktığımızda ise, her ne kadar Hindistan’ın Rusya’dan askeri alımı azalırken, ABD’den ithalatı ise 3.4 milyar dolara çıkarmış durumda.

Yoğun mesai başladı

Öte yandan Rusya’nın, Hindistan’a bu yılın sonuna kadar S-400 füze bataryalarının ilk partisini teslim etmesi beklenirken, ABD Kongresi’nde de Hindistan’ın CAATSA yaptırımlarından muaf tutulması için yoğun bir mesai başladı. Üstelik tam da S-400 nedeniyle Türkiye’ye yaptırımların uygulandığı bir dönemde...

Amerikan Kongresi Hindistan Dostluk Grubu eş başkanları Teksas Senatörü Cumhuriyetçi John Cornyn ve Virginia Senatörü Demokrat Mark Warner, Başkan Joe Biden’a yazdıkları mektupla, Hindistan’a yaptırım uygulanmaması talebinde bulundu. Bunu da Hindistan’a yaptırımın ABD’nin ulusal çıkarlarına aykırı olacağı ve ikili ilişkilere zarar vereceği gibi nedenlere dayandırdılar.

Bunun üzerine, üç Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, Todd Young ve Roger Marshall, Hindistan’ın S-400 alımı nedeniyle ABD yaptırımlardan muaf tutulması için bir tasarı sundu. Bu tasarıda, Dörtlü Güvenlik Diyaloğu üyesi Avustralya, Japonya ve Hindistan’ın, 10 yıl boyunca, Çin ve Rusya ile yaptıkları savunma anlaşmaları nedeniyle CAATSA yaptırımlarından muaf tutulması istendi. Buradaki amacın da Çin’e karşı mücadelenin zarar görmemesi ve yaptırım olması halinde Hindistan’ın Rusya’yla yakınlaşabileceği endişesi olduğunu söyleyebiliriz.

İki önemli soru

Yazının devamı...

Kongre mektupları hafife alınmamalı

1 Kasım 2021

Son iki haftada ABD Kongresi’nde Türkiye aleyhine iki mektubun Joe Biden yönetimine yollanması sonrasında, Türk kamuoyunda bu mektupların etkili olmadığına ilişkin yorumlar paylaşılmaya başlandı. Son olarak Türkiye’ye F-16 verilmemesine yönelik mektubun öncülüğünü Yunanistan kökenli Kongre üyeleri yapsa da aralarında 1 Türk dostluk grubu üyesinin (Brian Fitzpatrick) de olduğunu belirtmekte fayda var.

Açıkçası, Kongre üyelerinin Başkan ve bakanlara yolladığı mektupların dikkate alınması gerektiğine inanıyorum. Öncelikle, Beyaz Saray yönetimi, Kongre’den gelen mektupları dikkatle okuyor ve not ediyor. Yani Kongre’nin görüşlerini önemsiyor. İkincisi, mektuplar Beyaz Saray yönetimine yollandığından bunun halkla ilişkileri yapılabiliyor ve kamuoyu algısı oluşturabiliyor. Üçüncüsü, yerel eyaletlerden baskı sonucu gelebilecek mektup ve tasarı önerileri gerçekleşirse, Kongre üyeleri, seçmenin güvenini kazanıyor. Dördüncüsü, bazı Kongre üyelerini yönlendirebilen lobi firmaları, çalıştıkları müşteriye karşı “artı” kazanç sağlamış oluyor. Beşincisi, mektuba öncelik eden Kongre üyeleri meslektaşlarından destek almak amacıyla bunu imzaya açıyor. Tabii bu imza sürecinde, konuyu çok bilmeyen veya ortada kalan Kongre üyeleri de, mektupların etkisiyle olumlu veya olumsuz bir taraf haline gelebiliyor.

Olumlu sonuç

ABD Temsilciler Meclisi’nde önemli bir Kongre üyesinin Türk kökenli özel kalem müdürü olarak çalışan ve pek çok mektubu hazırlayan bir isimle konuştum. Kendisi, mektuba kaç kişinin imza attığı, imza atan Kongre üyesinin bilinirliği, üyenin liderlik veya komite başkanlığının olup olmadığı ve tabii ki nihai sonucun ne olduğunun açıkça belirtilmesinin önemine dikkat çekti. Aynı şekilde, mektubun basın, seçmen ve kampanya amaçları açısından hem Kongre hem de Beyaz Saray yönetimi için de bir tür “olumlu sonuca” sahip olması gerektiğini belirtti.

Aynı kişi ”Kongre mektuplarımıza, sorgularımıza ve yazışmalarımıza cevap almak, her zaman bir protokoldür. Mektupta bir imzamız olsa bile her zaman kurumlar arasında yazılı iletişim kurduk” diyor. 

Kim ya da kimlerin yazdığı önemli

(Edward Whitfield - Türk Dostluk Grubu Eş-Kurucu Başkanı / Emekli Kongre Üyesi)

Yazının devamı...

G-20 Zirvesi öncesi kriz mi geliyor?

25 Ekim 2021

İtalya’nın başkenti Roma’da 30-31 Ekim tarihlerinde yapılacak G-20 Liderler Zirvesi’ne çok az bir süre kala, Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin tansiyonu yükselmeye devam ediyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 10 büyükelçinin istenmeyen adam ilan edilmesi talimatı gerçekleşirse, başta ABD olmak üzere Batı ile daha da sıkıntılı bir sürece girilmesi bekleniyor. Hatta bu karar çerçevesinde, muhtemel Tayyip Erdoğan-Joe Biden görüşmesi bile olmayabilir. Bu görüşmede, F-35 ve F-16 konularının yanı sıra Suriye’deki son gelişmeler ve masada duran sorunların konuşulması beklenmekteydi.

Konuştuğum iki emekli Amerikan diplomatı, Türkiye’deki bazı yabancı misyon şeflerinin sosyal medyadan ortak açıklama yaptıklarına değinirken, Donald Trump dönemindeki Dışişleri Bakanlığı’nın da gerek sosyal medyadan gerekse de basın toplantılarında zaman zaman Kavala serbest bırakılması konusunu dile getirdiğine dikkat çekti.

MEKTUPLU PROPAGANDA

Tabii, Türk-Amerikan ilişkilerinde halihazırda pek çok sıkıntı varken, büyükelçi krizinin, olayları daha da tırmandırma ihtimali çok yüksek. Türkiye’nin ABD’den F-16 satışı ve modernizasyonu talebinin olduğu süreçte, herhangi bir politik krizin doğması, bunu da riske atabilir.

Geçen hafta 3 Temsilciler Meclisi üyesinin Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a “Türkiye’ye F-16 verilmesin” diye yazdığı mektup, son 5 günden Türkiye karşıtı gruplarca ciddi propaganda malzemesi haline gelmiş durumda. Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komite Başkanı Gregory Meeks ve yardımcısı Michael McCaul, F-16 konusunda yorum yapmak istemediğini belirtirken, Kongre kaynaklarından aldığım bilgi, Dışişleri’ne Senato üyelerinden de benzer bir mektubun yollanacağı yönünde. 

Geçen hafta TBMM NATO Parlamenter Asamblesi Türk Grubu üyeleri Washington’daydı. AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti temsilcileri, burada ABD’li mevkidaşlarıyla bir araya geldi. Açıkçası bu tarzda partiler üstü ziyaretleri yerinde buluyorum. Aynı şekilde, Washington’daki Türk Askeri Ataşeliği, başta ABD Savunma Bakanlığı Pentagon olmak üzere savunma alanındaki üst düzey yetkilileri davet ettikleri önemli bir network toplantısı yaptı. Bunca olumsuzluğa rağmen, sıcak temas ve diyalogların her zaman olumlu olduğuna inanıyorum.

İKİ ÖNEMLİ İSİMDEN F-16 YORUMU

Yazının devamı...

ABD Yunanistan’a yatırımı sürdürecek

18 Ekim 2021

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias’ın Washington ziyaretini yakından takip ettim. Zira 2. kez imzalanan ABD-Yunanistan ortak savunma anlaşması, Türkiye açısından da önem taşıyor...

Anlaşma imza töreninin ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Twitter ve YouTube hesaplarından canlı olarak yayınlanması, Yunanistan için önemli bir reklam fırsatı oldu diyebilirim. Net olan, Yunanistan, şu an Türkiye ile ABD arasında yaşanan savunma alanındaki sıkıntıları fırsat bilerek zekice adımlar attı. Bu anlaşma, önceden birer yıllığına yenilenirken, yenisi 2026’dan itibaren, taraflardan biri çekilmedikçe süresiz yürürlükte kalacak. Özellikle Dedeağaç, Girit, Larisa ve Litohoro bölgelerinde ABD’nin askeri varlığını artırmasıyla, Yunanistan, Amerika’nın askeri lojistik merkezlerinden biri haline gelecek.

ABD donanmasının, bu sayede boğazları kullanmadan, Bulgaristan ve Romanya’ya rahatça gidebileceğini söyleyebiliriz. Deyim yerindeyse, ABD, belli konularda dolaylı olarak Türkiye’ye ihtiyacı olmayacağı mesajını veriyor.

Detaylarda neler var?

Washington’da Kongre üyeleri dışında İsrail ve BAE’den mevkidaşlarıyla görüşen Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias, ABD medyasına verdiği röportajda Türkiye için, ‘ABD varlığı olmasa yerel güç olma peşinde koşabilecek ülke’ tanımlaması yaptı. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’da, Dendias’a 15 Ekim’de yolladığı iki sayfalık mektupta, deniz bölgelerinin sınırlandırılması konusunda Yunanistan’ın uluslararası deniz hukukuna dayalı egemenliğini açıkça desteklediğini belirtip, saldırı durumunda iki ülkenin birbirine yardım edeceği taahhütünün altını çizmesi dikkat çekici.

Öte yandan yenilenen anlaşmanın detaylarına baktığımızda, ABD’nin Yunan askeri üslerine de erişim hakkına sahip olacağı, Amerikan güçlerinin Yunanistan’da tatbikat yapacağı bölgelerin genişletileceği açıkça belirtilmiş. Tabii ki NATO’nun 2. en büyük ordusu Türkiye ile Yunan ordusunu mukayese etmek komik olabilir ancak son dönemde Atina’nın bazı NATO müttefiklerini arkasına alarak büyük yatırımlar yapması dikkat çekici.

Bununla birlikte, 6 Kasım 2020’de Yunanistan, ABD Savunma Bakanlığı’na 18 ila 24 adet arasında F-35 alma talebini bildirmişti. 2 Aralık 2020’de ABD’nin Atina Büyükelçisi Geoffrey Pyatt, talebi çok olumlu karşıladıklarını açıklamıştı. Yani Türkiye’ye verilmeyen F-35’lerin, yakın zamanda komşu ülkeye verilmesine şaşmamak gerektiğini belirtmeliyiz.

Yazının devamı...

ABD’nin gündeminde Türkiye yok

11 Ekim 2021

Geçen hafta Ankara’dan Pentagon’a yollanan 40 F-16 satın alımı ve 80 F-16 uçağının modernizasyonu talebinin yankılarından bahsetmiştim. Tabii ki bu yankılar, ağırlıklı olarak Türk kamuoyunda tartışıldı. Ancak Amerikan basınında Reuters’in haberi olarak yer almasının dışında, ABD gündeminin öne çıkan başlıkları arasında değildi, olması da beklenmiyordu. Washington D.C’de ise Ermeni, Yunan ve YPG-PKK gruplarının konuyu Türkiye aleyhine kampanyaya dönüştürdüğünü de belirtmek isterim.

Türkiye’de TV’ler dahil bazı uzmanların, “Foreign Policy”nin “tartışma bölümünde” sağda solda duyulan bilgilerle yazılmış bir makaleyi “ABD Türkiye’yi konuşuyor” algısı yaratmasıysa tamamen yanlış. Zira Joe Biden yönetimi ve ABD medyasının gündeminde ne Türkiye var ne Almanya ne de Afganistan... Biden yönetimi büyük oranda Kovid-19 ile mücadele ve ekonominin toparlanmasına ağırlık vermiş durumda.

Bilhassa Washington D.C’de, kendini Türk uzmanı olarak nitelendiren bazı Amerikalıların, objektif olmayan ve tamamen Türkiye’yi NATO’dan koparmaya yönelik propagandaları yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu nedenle Türkiye-ABD ilişkilerinde kalıplaşmış sorunların olduğunu uzun zamandır görüyor ve yapıcı eleştirilerimizle beraber önerilerimizi de sunuyoruz.

Zirvede ne konuşulacak?

Bu arada Roma’daki G-20 Zirvesi sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Biden’ın muhtemel görüşmesinde Suriye ve savunma sanayindeki sıkıntıların ana gündem maddesi olacağına inanıyorum. Özellikle Başkan Biden’ın, Kongre’ye yolladığı, ABD’nin konumunu Suriye’de 1 yıl daha uzattığı başkanlık kararnamesinin metninde kullandığı ağır ifadeler kabul edilemez. Ekim 2019’da eski başkan Donald Trump’ın da aynı cümlelerle Kongre’yi bilgilendirildiğini varsayarsak, Ankara’dan verilen tepkinin istenildiği etkiyi veremediğini görüyoruz. Düşünebiliyor musunuz, mektupta, NATO müttefiki ABD, diğer NATO müttefiki olan Türkiye’nin askeri operasyonlarını, olağanüstü ve alışmadık şekilde dış politika ve ulusal güvenlik tehdidi olarak gördüğünü belirtiyor!

Net olarak gördüğümüz, Pentagon merkezli yazılan bu mektupların ikili ilişkilere daha da zarar vermemesi için diyalog ve çözüm yollarının ivedilikle bulunması gerekliliği. ABD gündeminde Türkiye yok derken, Biden’ın kendi derdine düştüğünü de hatırlatmakta fayda var. Saygın ve güvenilir anketleriyle bilinen Quinnipiac Üniversitesi’nin son araştırmasında, Başkan Biden’ın genel başarı oranının yüzde 38’e düşmesi de kendisi için hayra alamet değil. Nitekim ankete katılanların yarısı Biden’ın Kovid-19’la mücadelesini, yüzde 55’i ekonomi icraatlarını, yüzde 58’i dış politikadaki liderliğini, yüzde 67’si ise göçmen sorunuyla mücadelesini onaylamıyor.

‘Türkiye ile daha çok çalışabiliriz’

Yazının devamı...