Boşanma davaları artmaya devam edecek mi?

Son dönemde boşanma davalarının yükselişi toplumsal bir gerçek. Aile kurumunun geleceği, alışılagelmiş sosyal yapının devamı için haberler, gelişmeler pek de iç açıcı değil. Ancak bir de madalyonun diğer tarafı var.

İlişkisinde saygısı yitirmiş, kocası tarafından aşağılanan, arzulanmadığı hissettirilen, kendi beklentilerinin sürekli karşılanmasını bekleyip bir teşekkür bile etmeyen ki bu örnekleri çoğaltabilirsiniz bir insan ile evlilik neden sürdürülür? Hele bir de şiddet, hakaret var ise… Erkek ya da kadın demeden.. Ancak genelde sürdürülür çünkü kadının ekonomik özgürlüğü yoktur ya da bu yaşadıkları çevresi tarafından normalleştirilmiştir. Çaresiz hissettiği, daha iyisini yaşayamayacağına olan inancı sürdürtür o her gün içini kanatan evliliği. Ancak bir yerde dur diyebilen dur der ve ülkemizde boşanma davası dilekçelerinin ezici çoğunluğu kadın tarafından verilir çünkü erkeğe göre bir sorun yoktur ve evlilik dediğin de budur. Kadın izler, tartar ve sonunda kararını verdikten sonra dönüşü yoktur.

Elalem ne der? ‘den insanı yok eden törelere, davul bile dengi dengiden yaşı geçmeden evlenilmeli kabulüne aşkı tüketen, bugünkü sorunları başlangıcındaki yanlışlardan kaynaklanan milyonlarca ilişki var. Dünyanın dört bir yanında. Yaşamın sadece günlük yaşamdan ibaret olduğunu sananların dünyasında. Evlen, zengin ol, daha güzel daha mutlu ol,… Acaba?
Her yazıda bile sıkılmadan önermeye devam edebilirim Truman Show filmini… Sahne yıkıldı, stüdyo dağıldı. Şu sorunun cevabını bir kez daha bugünün kabulüyle sormak zorundayız. Neden evleniyoruz?
Her sabah sarılarak uyanmak istediğimiz, hayallere ortak olduğumuz, soğukta sarılıp kahvemizi içtiğimiz, gözlerinde kaybolduğumuz insan ile iyi günde kötü günde beraber olmak için değil mi? Daha da hatta çok daha önemli olan, senin yaşamak istediğin yaşamın içinde yaşamak istediğin senin ilişkini bulmuş olmak değil mi? Peki o hayaller bizim mi? Ya da tüm hayatımızı şekillendirmiş olan gerçeklikler? Örneğin erkeğe bakir misin diye soruyor olsaydık bugün evlilikleri, sorunları farklı konuşuyor olur muyduk?

Kuşaklar arası fark 3 yılın altına düşerken bizim geçmişten taşıdıklarımızı artık gelecek nesillere dayatamayız ama güzelliklerini, değerlerini anlatabiliriz evliliğin ve paylaşılanların. Evliliğin esaret değil çoğalmak olduğunu. Her şeyden daha önemlisi birlikte olmaya karar verdiğin insanı olduğu gibi kabul etmeyi. Değiştirmeye çalışmadan, bir tarafın diğerini kendisine benzetme çabasına girişmeden.

Hiçbir gerçek ilişki düşünerek, hesaplayarak, strateji yazarak yaşanmıyor. Olduğu gibi, akışında olduğunda insan sorgulamak zorunda kalmıyor. Boyuna posuna, işine gücüne, inancına mezhebine bakmadan yaşanıyor aşk. Kurallara boğulmadan, şartlarla kafese sokulmadan… Öldürme sahnelerinin özgür, öpüşme sahnelerinin yasak olduğu bir dünya aşkı konuşamaz.

Evliliği, aşkı bir modelin içine oturtup yaşanırsa böyle yaşanacak denilemez. Herkesin aşkı , yaşamak istediği farklı. Yaşamak istediğin ilişkiyi yaşayabildiğin insan da senin için doğru insan. Nokta.

Gelecek dönemlerde çok daha fazla konuşacağız aşkı, ilişkileri, evliliği… Her şey kabuk değiştirirken aşkın, ilişkilerin kodları değişiyor. Süregelen ilişkiler yeni dünyanın değişiminde kendi yolunu bulmaya çalışırken sancılı bir süreç hepimizi bekliyor. Tükenmiş bir ilişkiyi sonlandırmak, sürdürmeye çalışmaktan daha fazla cesaret istiyor. Geçmişi geleceğe taşımaya çalıştıkça yürüyemeyeceğiz ve yeni nesiller bugün konuştuğumuz, sorun gördüğümüz şeyleri konuşmuyor olacak.

Soru şu: Nasıl bir ilişki yaşamak istiyorsun? Şu anda yaşadığın ilişki yaşamak istediğin ilişki mi?