20’li yaşlar meydan okuması

Tam olarak nereden çıktığının, kimin başlattığının izini süremedim, tek bildiğim -ve de gördüğüm- sosyal medyada “20’li yaşlar challenge” diye bir etiketin baş gösterdiği ve inanılmaz bir hızla yayıldığı. Ünlü  ünsüz herkes albümlere, arşivlere dalarak 20’li yaşlarından fotoğraflar bulup paylaşmaya başladı. Ortalığı farklı yıllardan siyah  beyaz, renkli, soluk, parlak genç yüzleri sardı. Kimi fotoğraf 1960’ta çekilmişti, kimi 2000’de ama herkes aynı yaştaydı. Sosyal medyada adettendir diye bir “challenge” sözcüğü atılmıştı ortaya ama kimsenin kimseye “meydan okuduğu” yoktu.

Başta “Peki, bunu neden yapıyoruz?” diye sorgulayanlar çıktı, “Çünkü sıkıldık”, “Çünkü eğleniyoruz” gibi cevaplar son derece yeterli oldu. Çünkü sıkılmıştık evet. Hayatımızı saran kasvetten, kötü haberlerden, endişeden, korkudan sıkılmıştık. Ve çünkü o yıllar çok güzel görünüyordu çoğumuzun gözüne. Yaşarken bir türlü memnun olamadığımız hayatımız kadar aynada gördüğümüzde türlü çeşit kusur bulduğumuz kendimizi de buradan bakınca çok güzel buluyorduk. Hatta birbirimizi de. Daha şişman ya da sıska, sivilceli, ne bileyim şimdi gülünç gelen kıyafetler içinde ya da saç-bıyık-sakal modelli olmak, görece “tipsiz” olmak buna hiç engel değildi, çoğu fotoğrafta tek göze çarpan gözlerdeki ışıltıydı. Bir de neşe.

20’li yaşlar meydan okuması

Kimse daha “bir şey” olmamış, herkes eşit şaşkınlıkta ama umutlu. Herkesin önünde koca bir hayat var, hayalleri var, kimi üniversite öğrencisi, kimi yeni işe başlamış, kimi nişanlanmış, kimi ilk kez çıktığı yurt dışı tatilinde. Ünlüler de aynı durumda. Aylin Aslım daha ilk albümünü çıkartmış, Ayşenil Şamlıoğlu o zaman da lüle lüle saçlarıyla seyahatte, Kemal Kılıçdaroğlu Selvi Hanım’ı etkileme telaşında, Burhan Şeşen yeni yeni tanınıyor. Bu heyecanlı genç yüzler herkesin kalbini biraz yumuşatmış olmalı ki insanlar birbirine (ya da en azından birbirinin çocukluktan yeni çıkan çaylak haline) karşı daha bir şefkatli. “Şimdi de aynısın, vallahi değişen bir şey yok”lar, “Yıllar hiç geçmemiş gibi”ler uçuşuyor ortalıkta. Hoş yani, birbirimizi daha az hırpalamamızı sağlayacaksa, bir zamanlar ne neşeli gençler olduğumuzu hatırlatacaksa “18-17-16” diye devam edelim, şu sosyal medya hoyratlığına bir mola olsun.

20’li yaşlar meydan okuması

Yetişkinler bir yılı aşan pandemide kemiğe dayanan bıçaklara karşı gençlik fotoğraflarıyla teselli buladursun, bugün o özlemle paylaştığımız yaşta olanlar derin bir umutsuzluk içinde. Milliyet’te Mine Özdemir Güneli imzalı bir haber vardı dün, çok da üzücü bir başlığı vardı; “Doğduklarına pişmanlar” diye. İstanbul Üniversitesi’nin Kovid-19’un eğitim üzerindeki etkilerine yönelik İktisat Fakültesi’nde gerçekleştirdiği araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 59’u 2000’lerden sonra doğmuş olmaktan memnun değil, “Memnunum” diyenler sadece yüzde 16.5. Yüzde 34.4’ü genel olarak hayatından memnun değil, yüzde 69.2’si geleceğe dair endişeli. Kovid-19 diye bir gerçek geldi, en ışıltılı yaşlarının üzerine karabasan gibi çöktü. Ne eğitim hayatları bir şeye benziyor ne arkadaşlıkları ne flörtleri. Dört taraflarını hastalık, ölüm, işsizlik, gelecek korkusu sardı. Bizim zamanımızda her şey şahaneydi demiyorum ama bütün bu tabloya bakınca o fotoğraflardaki neşeli yüzlerimizin bugünkü hayatından bezmiş yaşıtlarına borcu var.