Bir erkeğin ceketi olmadan

7 Ekim 2021

"Allah analı babalı büyütsün”. Dünyaya gelen bir bebeği kutlamak için ağzımıza gelen ilk cümlelerden biri olabilir. Fazla düşünmeden söyleyiveririz ve kimi zaman dileğimizin gerçek hayattaki karşılığı ortada işinde gücünde, kendi hayatında ve gailesinde olup iyi ihtimalle akşamdan akşama eve gelen bir erkek figürü olsun, biz ona “baba” diyelim, annemiz bütün ihtiyaçlarımızı karşılayıp bizi büyütürken o da seyirci tribününden ara sıra olaylara dair yorum yapsın gibi bir şey olabiliyor.

“Kimi zaman” diyorum, yoksa babalık sorumluluğunu hakkıyla yerine getiren birçok erkeğin var olduğunun da farkındayım tabii ki. Burada mesele, hiçbir şekilde baba gibi davranmayıp çocuğa dair en ufak bir şeyin ucundan tutmayan bir erkeğin bile varlığının hiç yoktan iyi kabul ediliyor olması. Neden öyle olsun halbuki?

58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gözler en çok Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda, bu her zaman böyle oluyor. Bugün itibarıyla 10 yarışma filminden sekizi

Yazının Devamı

Yollara bakır tel topraklama

4 Ekim 2021

Memlekette sürekli artan stres ve gerginlik düzeyi bende daha ziyade korkma ve geri adım atma olarak karşılık bulur oldu. Kafamın içinde “Aman aman bir tatsızlık çıkmasın da” diyen biriyle dolaşıyorum. Gündelik hayattaki son derece sıradan, minik olaylarda derhal devreye giriyor. “Sessizce in o taksiden” diyor, “Tamam cevap verme, zaten anlamayacak” diyor, “Evet, senin sırandı ama adam / kadın atladı geçti, kavga mı edeceksin şimdi?” diyor.

Tabii ki hiç hoş değil ama karşılaştığım bir saçmalık, bir haksızlık, bir saygısızlık halinde içimden geçen reaksiyonu verirsem karşıdan gelebilecek tepkileri kestirmek mümkün değil. Ercüment Çözer de olmadığıma göre. Burada Milliyet Sanat’ın Ekim sayısı için Nejat İşler ile çok keyif alarak yaptığım söyleşiyi anmak isterim; “Ercüment karakteri biraz benim karanlık gündüz düşlerimden de çıkma,” diyor, “Bazen delirince ‘Bir Samuray kılıcıyla İstiklal Caddesi’nin bir tarafından girip öbür tarafından çıkmak

Yazının Devamı

Oyuncuyla seyircinin ortak atan kalbi

30 Eylül 2021

Hiçbir oyunu görmekte geciktiğim için bu kadar üzülmemiştim. Hep iyi şeyler duydum, hep niyetlendim, en son pandemi engeline tosladım ve ancak 106. ve son oyununda yakalayabildim. Craft’ın “Kalp” oyunu. Zorlu’da yaptığı final, hayatımda gördüğüm en etkileyici “veda”lardan biri olabilir. Bütün salon ağlıyor, oyuncular ağlıyor, alkışlar kesilmiyor, çok cesaret verici bir “kalp bütünleşmesi” yaşadık gerçekten.

Neden cesaret verici; “Kalp” 1985 yılında yazılmış bir oyun. ‘80’lerin ilk yıllarında baş gösteren, bir türlü adı konulamayan, aslında konulmak da istenmeyen bir salgının ilk günlerini anlatıyor. Şimdi biliyoruz adını; AIDS. Bir virüs neden oluyor; HIV. Oyunun geçtiği zamanlarda hakkında bilinen tek şey insanları çoğunlukla iki yıla kalmadan öldürdüğü. Bir de sadece eşcinsellerde görüldüğüne dair bir hurafe var ve bu yüzden de devlet bir türlü bu virüsün araştırılması için gereken bütçeyi ayırmaya yanaşmıyor.

Yazının Devamı

Pınar Gültekin’i unutmayalım

27 Eylül 2021

Bu kadar kolay unutmuş olamayız değil mi? Daha bir yıl ancak geçti üzerinden. Muğla’da kaybolmuş bir üniversite öğrencisi genç kadın vardı; Pınar Gültekin. Kocaman, ışıklı bir gülümsemesi vardı ve o fotoğraf uzun süre birçok kişinin sosyal medya profil fotoğrafı olarak kaldı. Çünkü pek çok kaybolan kadın
- ya da çocuk - gibi Pınar’ın da cesedi bulundu bir hafta sonunda. Hem de önce boğulmuş, sonra bir varile konulup yakılmış, ardından da üzerine beton dökülmüş olarak.

Genç kadının eski sevgilisi olduğunu söyleyen Cemil Metin Avcı adlı erkek, bütün bunları yaptığını itiraf ettiği sorguda “Kıskançlık krizine girmiştim. Tartıştık, kavga ederken öldü. Onu çok sevmiştim, çaresiz kaldım. Çok pişmanım. Çiftliğe gittiğimizde öldürme niyetim yoktu. Barışmak istiyordum,” dedi. Bu sırada tarih 21 Temmuz 2020 idi. Cemil Metin Avcı perişan bir aşık, kıskançlıktan kendisini kaybetmiş bir zavallıydı. Çok seviyordu, buydu cinayetin sebebi.

Pınar Gültekin davasının

Yazının Devamı

Bir sorun, neden dövüyor

23 Eylül 2021

Maalesef zorbalığın gittikçe daha fazla hüküm sürdüğü, kaba kuvvetin haklılığın yerini aldığı bir dönem geçiriyoruz. Yani umarım “geçiriyoruzdur” da bir sonu vardır. Ya da bir dibi.

Ben kendi adıma sokakta ciddi şekilde korkarak yürüyorum, mümkün mertebe kimseyle çatışmamaya gayret ediyorum. Artık kırk kere söylediğim gibi, benim için bir kâbusa dönüşen, en çok muhatap olduğum “yabancılar” olan taksicilerin mesela suyuna gitmeye çalışıyorum. Tansiyonun ne kadar hızla fırlayacağını çünkü tahmin etmek mümkün değil. Hadi ondan sonra maruz kalacağın muamelenin hesabını soracak merci ara.

Dün Edirne’de aile sağlığı merkezinde cereyan eden bir olayı okuduk ve de sonrasını izledik DHA’nın haberinde. Süleyman Hızmalı isimli bir vatandaş, kızı koronavirüse yakalandığı için ilaç yazdırmaya gitmiş. Lakin kendisi de temaslı olduğu için karantinada olması, evden çıkmaması gerekiyor. Bunu fark eden Uzman Doktor Mehtap Büyük Ateş “Sizin karantinada olmanız

Yazının Devamı

Bir şeyler değişiyor

20 Eylül 2021

İnsana “Galiba yavaştan güzel günler geliyor” dedirten tek bir şey var şu sıralar; sanatın uzun süren pandemi uykusundan ufak ufak uyanmaya başlaması. Yeni oyunların provaya girdiğini duyuyoruz, konserler oluyor, festivaller geri dönüyor, iyi şeyler oluyor. 28. Adana Altın Koza Film Festivali bu duyguyu her gün tazeleyen bir haftanın sonunda ödül töreniyle sona erdi önceki gün. Ulusal Yarışma’da 10 film yarışıyordu. Bir kısmı ilk defa seyirciyle buluşuyordu. Gördüğümüz en başarılı seçki olmadığı kesin, zaman zaman “Yok artık bu kadar da olamaz, ön jüri bunu bize neden yapmış olabilir?” dedirtenler de oldu ama pandemi koşullarını göz önünde bulundurursak geriye kalan cümle yine de “İnsanlar hala film yapıyor, çok şükür”.

En İyi Film Ödülü’nün “Yaramaz Çocuklar”a gideceği törenden bir gün önce de kesin görünüyordu zira izleyen herkesin üzerinde uzlaştığı başka film duymadım. Yönetmen Ahmet Necdet Çupur’un kamerasını 20

Yazının Devamı

Virüse karşı kombinezon

16 Eylül 2021

Sosyal medyayı bir gün es geçsek yeni bir “challenge” başlıyor, gündemin dışında kalmış buluyorsunuz kendinizi. Şu sıra hakim olan “kombinezon challenge” rüzgârının nerden gelip nereye doğru esmekte olduğunun ucunu yakalamam zor oldu mesela. Gördüğüm, her yaştan kadının askılı giysilerle fotoğraf paylaştığıydı. Elbette üzerlerindekiler kombinezon değildi, sokakta giyerken tereddüt etmememiz gereken kolsuz ya da ince askılı bluzlardı ve bunun neresinin bir “challenge”, bir “meydan okuma” konusu olduğu muammaydı, kulağa hoş gelmiyordu.

Bu sırada sürdüğüm izler konunun ucunun aşı karşıtlığına çıktığını gösterince de hiç şaşırmadım, orada ciddi bir akıl tutulması yaşandığını düşünüyorum, gelecek her argümana hazır olmalı insan. Uzaylıların dünyayı istila etmek için kurduğu bir komplo deseler, aşıları yapanlar Mars’tan geldi zaten, bizi kopyalayıp götürecekler (sanki şahane bir türmüşüz de bizden her gezegene lazımmış gibi) deseler hiç şaşırmayacağım. Ya da dediler, ben bilmiyorum. Ama

Yazının Devamı

Ya bizim bedenimiz?

13 Eylül 2021

Bir slogan hiç bu kadar yanlış anlaşılmamıştı herhalde. “Benim bedenim benim kararım”. Cumartesi günü Maltepe’de düzenlenen aşı karşıtı “Büyük Uyanış” mitinginde dikkati çeken pankartların en tuhaflarından biriydi. Kadınların üreme hakkı gibi gerçekten tamamen ve sadece kendilerini ilgilendiren bir karar nerede, bütün dünyayı kasıp kavuran, hayatı felç eden bir salgını yok saymak, onun için alınan önlemleri reddetmek nerede. Aşı olmayı reddediyorlar, yetmiyor, maske takmayı reddediyorlar ve bu şekilde hayata karışmak arzusundalar. Böyle bir özgürlükleri varmış. “Ya cesaret ya esaretmiş”. Anladığım kadarıyla siz cesur olduğunuz için biz esir olmak durumunda kalacağız.

Dedim ya, pankartların hepsi birbirinden tuhaf. Pandemi başlayalı şu kadar zaman geçmiş, hepimizin ömründen ömür gitmiş, kayıplarımız olmuş, hala da olmakta ve birileri “Maske değil nefes almak istiyoruz” diyebiliyor. Çok ilginç. Elbette biz de nefes almak istiyoruz, tekrar o “tam kapanma”

Yazının Devamı