‘Çumra canavarı’nın gerçek hikâyesi

Polisiye romanları severim, son yıllarda yıldızı iyice parlayan seri katil dizilerini de mümkün mertebe kaçırmam. Dolayısıyla okuyunca kanımı donduracak, görmediğim, duymadığım detay yok pek. Ama son okuduğum kitabın kapağını kapatırken sırtımdan hafif bir ürperti geçmedi değil. Sanırım tamamen gerçek olmasından ve alışık olduğumuz gibi Amerika’nın bilmem hangi eyaletinde değil burnumuzun dibinde yaşanmış olmasından. Hani cesedi bulan kişi 911’i tuşlarken bir mesafe almak mümkün de mutfak döşemelerinin altından başsız cesetler, ev temellerinden kafatasları çıkan yer Konya Çumra olunca insan o kadar uzaktan bakamıyor olan bitene. Bir teselli olur mu bilmiyorum ama olay 1960’larda geçiyor.

Profil Kitap’tan çıkan ‘Bir Seri Katilin Gerçek Hikâyesi’ alt başlıklı “Çumra 1965”, gazeteci - yazar Sevinç Yavuz’un imzasını taşıyor. Yavuz daha önce de “Bizden seri katil çıkmıyor” tuhaf iddiasını yerle bir eden “1960’lardan Bugüne Türk Seri Katiller” adlı bir kitap yazmış, 23 artı 2 (yakalanmayanlar) seri katilin hikâyesini anlatmıştı. O bir gazetecilik kitabıydı, kaynağı ise Yeni Yüzyıl’dan Hürriyet’e pek çok gazetede çalışan Yavuz’un 2002’de başlayan televizyonculuk macerasına dayanıyordu. NTV’de adli tıp dosyaları arasından “yalnızca bilimsel tekniklerle aydınlatılan” cinayetlere yer veren İpucu programını 44 bölüm sürdüren Sevinç Yavuz bu sırada doğal olarak Türkiye’nin dört bir yanından katil  ve de seri katil - profilleriyle tanışmış, 2016’da da bunları kitaplaştırmıştı. O 25 katil arasında “Mezarcı” diye anılan Abdullah Aksoy da vardı. 1962  1967 arasında 15 kişiyi öldürüp - önce veya sonra - tecavüz eden ve mutfağa ya da bahçeye gömen, artık kazacak yer kalmayınca taşınıp faaliyetlerini yeni evinde sürdüren, en sonunda cezaevinde intihar ettiği söylenen Abdullah Aksoy.

Aslında Sevinç Yavuz’un kendisiyle tanışması İpucu programı zamanına denk geliyor. O zaman araştırma için gittiği Çumra’da bütün kapılar yüzüne kapanmış, “Gidin buradan, bu konuyu deşmeyin” gibi tepkilerle karşılaşmış, kendisine olan biteni anlatmaya gönüllü tek bir kişi çıkmış. Küçücük yerde ha bire 45  55 yaş arası erkeklerin kaybolması, bir komşularının elini kolunu sallayarak beş yıl boyunca Çumra sokaklarında avlaması kasaba halkı için unutularak atlatılmak istenen bir travma olmuş belli ki. Gelgelelim çok da üstü sonsuza dek örtülebilecek gibi bir olay değil. Nitekim şu an bir roman olarak karşımızda.

Sevinç Yavuz, “Çumra 1965”te olayları kasabaya yeni tayin olan emniyet müdürü Ali Kemal’in Çatalhöyük kazılarıyla hareketlenen kasaba yaşamına ayak uydurma ve peş peşe kaybolan kişilerin izini sürme çabası ekseninde anlatıyor. Kazılarla cinayetler arasındaki bağlantı kurmaya çalışan Ali Kemal’in ucundan yakaladığı düğüm, çözüldükçe dolaşan türden. Yavuz’un kalemi ise kasabaya çöken kasvet bulutunu okura buram buram hissettiren ince detaylarla bezeli.

“Çumra 1965” elbette bir roman ama karakterlerin çoğu isimleri değiştirilmiş gerçek insanlar, olayların çoğu gerçek. Yani hayatla benzerlikler tesadüfi falan değil, kan donduran kötülük için de bakınız: İnsanın hiçbir hayvanın boy ölçüşemeyeceği kadar vahşi ve acımasız doğası. Yakın zamanda karşımıza bir dijital platformda dizi olarak çıkması hiç şaşırtıcı olmaz. Gerçek hayat çoğu zaman sahiden  ve bu durumda maalesef  kurgudan da ürkütücü.

‘Çumra canavarı’nın gerçek hikâyesi