Şampiyonun şenliği

14 Ağustos 2021

Hangi seviyede olursa olsun, her ligin açılış maçını oynamak zordur. Taraflar kadrolarını ya da oyun anlayışlarını değiştirmiş, rakiplerini şaşırtmış olabilir. Bildik oyuncuların tatilden sonra yeni sezona girişleri de beklendiği gibi olmayabilir. Bunlar, başlama vuruşu yapılmadan önceki düşüncelerimiz…

Rizespor’un vuruşuyla açılan oyun, ev sahibi açısından sürprizle değil, bilinen alışılmış haliyle akmaya başladı. Geçen sezonun oyunlarından bir örnek sundular sanki. Şampiyon takımın üç yenisi vardı ilk maçta: Özlenen ve özleyen taraftarı ile iki yeni transfer Salih ve Kenan… Hepsi de geçen yılın etkin ve baskılı havasına beklendiği gibi uyumla eşlik ettiler. Taraftar destekledi, şarkılar söyledi ve bilinen tribün coşkusunu futbola iade etti. Yeniler de eskilerle uyum içinde gösteriye devam etti. Beşiktaş’ın yeni ligde en parlayan yanı, geçişleri başarıyla yapması ve kaybettiği topları saniyelerle geri almasıydı.

Hakçası, Rizespor da kaliteli oyuncularla güçlendirdiği kadrosunu getirmişti İstanbul’a… Alper, Remy, Holmen ve Djokoviç takımı oyunun içinde, maça ortak tutmak için ellerinden geleni yaptılar.

Beşiktaş’ın maceralı süreçlerle takımda kalan iki oyuncusu Rosier ve Ghezzal da ilk maçta taraftarla bütünleştiler, üçlü çektirdiler. Daha da önemlisi istekli, etkili ve akıcı oyunlarını da sergilediler. Gol, tam da zamanında, 9. dakikada geldi. İlk maçında topu tutan, yardımlaşan ve oyunun akışını ustaca düzenleyen Kenan ceza alanında önü kapanınca sağa kaydı ve aut çizgisi üzerinden topu N’Koudou’ya aktardı. Onun çaprazdan uzak köşeye vuruşu golle sonuçlanınca Kenan da skor katkısına asistle başlamış oldu. Bu golde, sol kanatta oynayan N’Koudou’nun ceza alanına girmesi ve Rize stoperlerinin müdahalesine fırsat vermeden çok çabuk bir vuruşla tabelayı yazması takdir edilecek bir hamle olarak alkışlanabilir.

Yazının devamı...

Baltaş hocaya kulak verin

11 Ağustos 2021

Süper Lig cuma günü başlıyor. O büyük macerayı yeniden yaşayacağız. Tartışmaktan anlamaya zamanımız kalacak mı, bilmiyorum. Hayatın her alanında kişisel gelişim, performans ve sorun çözme konusunda bilimsel araştırmalar yayınlayan, eğitim programları düzenleyen Prof. Dr. Acar Baltaş, geçenlerde futbolla ilgili önemli bir makale yayınladı. Özetleyerek sunuyorum.

İyi futbol oynayan ülkelerle Türkiye’nin arasındaki fark neden açılıyor? En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Bilime düşman olduğu için... Bu keskin yargıya bir ek daha yapmak gerekirse, futbolda karar verme yetkisine sahip olanların kendi dışındaki fikirleri anlamak amacıyla gerçekten dinlemek ve onlardan yararlanmak üzere, yeterli güven duygusuna sahip olmadıkları için.
. . . Futbol, Türkiye’de çok sevilen ve oynanan, oyun kalitesi açısından ülke imkanlarına göre orantısız kaynak ayrılan spordur. Ancak istenilen sonuçlar bir türlü alınamamaktadır.

… İngiltere’nin 55 yıl sonra oynadığı finalde Avrupa Şampiyonluğu’nu kaybetmesinden sonra bazı konuların yazılmasının daha değerli olacağını düşünüyorum. Bu nedenle Teknik Direktör Gareth Southgate’in getirdiği yaklaşımdan Türkiye için dersler çıkacağına inanıyor ve örnek olarak kullanmak istiyorum.
Southgate, Southampton’u çalıştırdığı dönemde, saygın rugby koçu Sir Clive Woodward’u kendisine yardımcı seçmiş ve çok eleştirilmişti. Oysa amacı, futbol dünyasındaki insanların bilmedikleri alandaki bilgi ve deneyimleri kendi repertuarına katmaktı. İngiltere Milli Takımı’nda göreve başladığında ise psikolojik performans ekibinin moderatörlüğünde küçük odalarda yapılan toplantıları gösterdi. Bu toplantılar futbolcuların hayat yolculuklarını öğrenmelerine ve birbirlerini gerçekten tanımalarına imkan veriyordu. Örneğin İngiltere Rugby Milli Takımı hocası E.Jones’tan, Bisiklet Performans Direktörü Sir Brailsford’dan, Kriket Milli Takımı Kaptanı E. Morgan’dan fikir alıyordu.

Teknik Danışma Kurulu’nda ise Sundhurst Askeri Akademisi Komutanı Albay L. Giles, olimpik kürekçi Kaith Grainger, teknoloji girişimcisi M.Badale, rugby antrenörü S.Lancaster, Ulusal Futbol Merkezi yöneticisi D.Sheephanks vardı. Bu durum her ülkede bulunan futbol alimleri tarafından “ Bu kurulun futbola ne ilgisi var!” yaklaşımıyla karşılaşmıştı.

Southgate ayrıca kendi gelişimi için liderlik ve yönetim konusundaki konferanslara da katılıyordu. Takımda deneyimli oyunculardan oluşan bir liderlik grubu oluşturdu. Önceki kaptan Wayne Rooney’in , takım kaptanı Harry Kane’e yardımcı olmasını sağladı.

Yazının devamı...

Goygoyu bitir, santraya bilimi getir

28 Temmuz 2021


TFF Başkanı Nihat Özdemir’e sesleniyorum. Kulüp başkanlarımıza, hukuktan ekonomiye tüm bilim insanlarına ulaşmak istiyorum. Elbette ilk adreslerimden biri de spor bilimleriyle uğraşan, bilinmeyen tanınmayan, seslerini duyuramayan akademisyenler…

Hocalarımıza da bir şeyler anımsatmak istiyorum…

Şenol Güneş’e, Fatih Terim’e, Mustafa Denizli’ye, Ersun Yanal’a, Abdullah Avcı dostuma kadar hepsine.

Futbol, bilimden uzaklaşıyor… Popüler kaygılardan, tutkulardan, hırçınlıklardan, çılgınlıklardan, içi boş gövde gösterilerinden, hayal kırıklıklarından kendini kurtaramıyor. Kutsadığımız en büyük değer oyun değil, şampiyonluk. O yüzden her yıl şampiyonluk ritüelleri sergiliyoruz.

Nasılsa birileri kazanıyor şampiyonluğu… Onları kutlayıp avunuyoruz. Ötekileri avutma yöntemimiz de belli: Transfer. Her sabah yeni bir transfere uyanıyoruz. Oyunu kaybediyoruz. Oyunun keyfine, değerine, sıcaklığına ve güzelliğine sırtımızı dönüyoruz. Gözümüz skor tabelasından başka hiçbir şeyi görmüyor. O tabelaları düzeltecek bilimsel yöntemleri denemiyoruz, istemiyoruz.

Kısacası ve açıkçası : Futbol bilimi inkar ediyor.. Uzak duruyor. Dahası, bilimden korkuyor! Teknolojiyi istemiyor. Data istemiyor. Alışılmış ve eskimeye başlamış istatistiklerle durumu idare ediyor. Veri madenciliği denen bir kavram var. Yeni bir bilim alanı. O madenler işlenmiyor, değerlendirilmiyor.

Futbolumuz maalesef yeni ortaklar istemiyor…Oysa bilim boş durmuyor. Bakın “performans optimizasyonu” denen bilimsel bir spor alanı var.

Yazının devamı...

Futbolda ‘Gordion’ düğümü

14 Temmuz 2021

Türk futbolunda başarısızlık, hayal kırıklığı, ekonomik sorunlar ve ilkesizlik giderek çözülmez bir “Gordion Düğümü” oluşturuyor. Efsaneye göre Frigler, kahinlerin sözüne uyarak şehre kağnıyla giren ilk adamı, Gordios’u, kral ilan ederler. Gordios da kızılcık dallarından ördüğü bağlarla arabasını tapınağa bağlar ve düğümü çözecek kişinin Asya’ya hakim olacağını söyler.
O kör düğümü çözmeye uğraşanlar, günlerce, aylarca enerji ve akıl tüketirler. Beceremezler. Tarihte “Büyük İskender” olarak anılan Makedonya Kralı da düğümün büyüsüne kapılır. Şehre girer ve uzun süre uğraştıktan sonra öfke ile kılıcını çekip kızılcık dallarından oluşan düğümü dağıtır.
Gerçekten Asya’nın hakimi olur İskender… Bugün bile adıyla anılan onlarca şehir vardır. Bir çok devleti tarihten silmiş, kendi imparatorluğunu kurmuştur. Kitaplarda çok büyük bir askeri deha olduğu da anlatılır. Ancak o da lanetlenmiş kabul edilir, 33 yaşında ölür. Kaba kuvvetin işe yaramadığına örnek gösterilir.
Elbette dersimiz tarih değil. Gordion Ankara’dır. Ankara, Cumhuriyetimizin bütün sorunlara çare bulunan kalesidir. O yüzden hepimiz biliriz o şarkıyı : “ Ankara, Ankara, Güzel Ankara…Seni Görmek İster Her Düşen Dara”
Geçen hafta Türkiye Kulüpler Birliği Vakfı toplantısından sonra yayınlanan bildiri üzerine yazıyorum… Liderliği, deneyimi, sabırlı, akıllı ve çözüm odaklı çalışmalarıyla hem iş aleminde hem de spor dünyasında haklı bir statü kazanan yeni TKBV Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun Gordion düğümünü çözebileceğine inanıyorum. Burada TFF ile TKBV arasında bir güç çatışmasından söz edemeyiz. Yayınladıkları son bildiri (veya mektup) kendilerince haklı talepleri içeriyor olabilir. Muhatapları da TFF Başkanı Nihat Özdemir.. Taleplerin başında, kulüplerin en önemli gelir kaynağı naklen yayın haklarında kaybolan alacakları var.. Yayıncı kuruluş oluşan kur farklarından en az etkilenecek kadar anlayış görmüş. Ama yeterli aboneye ulaşamamaktan, mücbir sebeplerden dem vurarak ödemelerini geciktiriyor. Geçinmeye de hiç gönlü yok. Sorun her geçen gün düğümleniyor. Sonrasında MHK ve diğer kurullarla ilgili istekleri, 8+6 kuralının bir yıl ertelenmesi gibi tartışılacak konular var.
İskender Gordion Düğümü’nü öfke ve kılıçla (kaba kuvvetle) çözmüştü. Günümüzde daha başka yollar var. Akıl ve işbirliği, ortak anlayışla çözüm arayışları… Gerekirse en radikal kararları alarak, yükünü ve cefasını paylaşarak ayakta durabilmek.
Nihat Özdemir’le Ahmet Ağaoğlu ortak çözümleri bulabilir. Çatışma ile değil, işbirliğiyle. Ültimatomla değil, akıl yollarıyla. Kavga stratejisiyle değil, çözüm ortaklığıyla Gordion düğümünü çözebilirler.  Nihat Özdemir’le Ahmet Ağaoğlu ortak çözümleri bulabilir. Çatışma ile değil, işbirliğiyle. Ültimatomla değil, akıl yollarıyla. Kavga stratejisiyle değil, çözüm ortaklığıyla Gordion düğümünü çözebilirler.  Gordion Ankara’dır… 28 Temmuz’da Ankara’daki TFF kongresi  çözümün ilk adımı için bir karar fırsatıdır.   İyi paslaşın sevgili başkanlar… Topu iyi kullanın. En akıllı asisti yapın, en isabetli şutu atın!   

Yunanistan “Show” yaptı

Yazının devamı...