Süper Lig’i seviyoruz

22 Temmuz 2020

Süper Lig’i seviyorum. İçinde barındırdığı acayip tartışmalara, polemiklere, olaylara ve olgulara; iddialara, tehditlere, dayatmalara ve pandemiye rağmen ayakta kalmasını biliyor.

Dahası sırlarını haftalar boyu sürdürüyor. Çekişme, rekabet dediğimiz olguyu giderek genişleterek, daha çok takımlı katılımlarla zenginleştiriyor.
İspanya La Liga’ya bakın: Real Madrid’le Barcelona’nın sırayla, nöbetleşe (!) şampiyonlukları kendi aralarında paylaştıkları (!) “kapalı” bir lig bu... Almanya Bundesliga’ya bakın: Bayern Münih ve diğerleri... Son 11 yılda 9 şampiyonluk! Arada iki yıl, Borussia Dortmund sahneye çıkıp nöbeti (!) yeniden baş aktör Bayern Münih’e devrediyor. Fransa’da Ligue 1 resmen sermaye tahakkümüne yakalanmış durumda. Paris St Germain parayı basıyor, en pahalı yıldızları alıyor ve rekabetsiz şampiyonluk turları atıyor, tek başına! Son 8 yılda 7 şampiyonluğu var. Sadece Monaco 2016/17’de araya girip çıkmış. İtalya Serie A’da son 8 şampiyonluk Juventus’a gitmiş. Birçok nedenle “Dünyanın en iyi ligi” diye bildiğimiz İngiltere Premiership’te şampiyonluklar biraz daha değişken; Manchester United (1) Manchester City (5), Chelsea (2), Leicester City (1), Liverpool (1)... Büyük yarışın zaferi 5 takım arasında paylaşılmış. Biliyorsunuz, Liverpool da 30 yıl aradan sonra (Premier Lig’de ilk kez) şampiyonluğunu ilan etti. İşte o nedenle Premier Lig, dünyada en çok izlenen, en beğenilen ve en çok gelir sağlanan ulusal futbol organizasyonu.

Süper Lig’imize dönersek, başarı öyküleriyle hayal kırıklıkları at başı gidiyor. Son on yılda Galatasaray ligin en dominant takımı (5 şampiyonluk)... Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ikişer... Nihayet Başakşehir’in de 1 şampiyonluğu var. Üç Büyükler + Trabzonspor + Başakşehir + Sivasspor + Alanyaspor v.d... Şampiyonluğa heveslenen, bütçe ve kadro oluşturup en yüksek hedef için stratejik hesaplar yapan takım sayısı artıyor. Aradaki çekişme pandemiden ağır yara alsa da tüm heyecanıyla sürüyor. Bu yıl şampiyonun 33. haftada belirlenmesi bunun iyi bir örneği.

Elbette büyük sorunları var ligimizin. Hepsinden önemlisi ve önce geleni, ekonomik sorunlar... Borç batağı, UEFA’nın FFP ilkelerine dayalı cezaları, yayıncı kuruluş beIN Sports’la ortaya çıkan ödeme tartışmaları ve indirim talepleri... Bu ligin başını ağrıtan en önemli sorunlar.

Hakemlerimizi, hakem kararlarını ve MHK uygulamalarını bir türlü beğenemiyoruz. FIFA kokartlı eski bir hakem hocası dostumuz, son 25 yılın en büyük hakem yanlışlarına bu yıl tanık olduğunu söylüyor. Peki son tartıda terazide bir hile, adaleti saptıran bir hata var mı? Sanmıyorum. Evet, çok hata yaptık... VAR’ı kullanmayı bir türlü beceremedik ama, hepsi de iyi niyetli ve dürüsttü. Çelişkili, hatalı kararları olmadı mı? Oldu. Hiçbiri kasıtlı ya da ön yargılı değildi.
Süper Lig’e saygı duymamız, seyrettiğimiz her maçta heyecanlanmamız için yığınla sebep var. Elbet, çok sorunlu bir gündemimiz de var. Bu gündemi daha sade, daha sağlıklı, daha verimli bir organizasyonla değiştirebiliriz.

Unutmayalım: Türkiye Futbol Federasyonu, futbolseverler, kulüpler, takımlar, yöneticiler, antrenörler, futbolcular, hakemler, yayıncılar, yorumcular, gazeteciler ve tümüyle medya!

Yazının devamı...

Altıncı şampiyona selam

20 Temmuz 2020

Süper Lig başladığı günden bu yana böyle şampiyonluk maçı görülmemiştir… Yıllarca seyircisi önünde belirleyici son maça çıkan ve final heyecanıyla tribünleri coşturup tur atan takımlar, pandemiyle birlikte ortadan kaybolmuşlardı. Seyircisiz maç o nedenle soğuk ve “resmi” bir havada başladı… Maçı izlerken bir arkadaş, “Abi zaten taraftarları da yok adamların” diyecek oldu. İtiraz ettim; “Seyirciye serbest olsaydı, bu ligin lideri Başakşehir, salt futbolsever kimliğiyle gelenlerin takdirine, alkışına ve coşkusuna mazhar olurdu” dedim.
Yine de 65. dakikaya kadar donuk ve heyecansız da olsa ciddi bir maç seyrettik. Başakşehir bilinen doğru oyunu, alan paylaşımı ve topu akıllı geçişlerle kullanma alışkanlığıyla oynuyordu. Sonra acaip bir şey oldu. Elektrikler iki kez kesildi. Arkadaş, pandemiye alıştık da, bu kesintiyi nasıl anlatacağız genç kardeşlerimize. Onlar böyle kazaları bilmiyor. Biz de unutmuştuk, can sıkıntısıyla hatırlamış olduk. Neyse yirmi dakikalık aradan sonra oyuna döndük.
Evet, donuk, heyecansız bir maç izledik. Maçın en heyecanlı adamları belki de kenardaki teknik adamlardı. Şampiyonluğa doyarak futbolu bırakan Okan Buruk, şimdi teknik direktör olarak da aynı unvanı istiyordu. Bunu da maçtan önce açıkça dile getirmişti. Prosineçki ise Kayserispor’u inat ve ısrarla ligde tutmak için elinden geleni yapıyordu.
İki takım da dalga geçmeden, işlerini ciddiye alarak, sıkıntıdan uzak durarak oynamaya çalıştılar. Başakşehir topa daha çok sahip oluyor ama Kayserispor da kaptığı toplarla karşı kalede hakkını (!) arıyordu.
Başakşehir’in sağdan Visca fırtınasıyla esip gürlemesini beklerken, Demba Ba’nın ortadan başlattığı atakta Clichy soldan kale ağzına dolduruverdi topu… Orada Mahmut Tekdemir vardı. Başakşehir, artık üzerindeki stres neyse, ondan kurtuluverdi bu golle. Sapunaru’ya çarparak girdiğini söylediler ama bence gol Mahmut’un…
Edin Visca dünkü taç giyme maçının kralı olabilirdi. Hayır, kendisinden beklediğimiz oyunu sunamadı bize. Dahası kaçırdığı penaltı da Kayserispor’un direncini artırdı. Kesilen elektrik, Başakşehir’in tek gole takılması, Kayserispor’un maça asılma enerjisi biraz olsun heyecan getirdi maça.
Neyse bunların önemi yok artık! Süper Ligimizin şampiyonu belli: Başakşehir .

Yazının devamı...

‘Muhatabım kulüpler!’

15 Temmuz 2020

“Benim işim kulüplerle. Bu işte muhatabım kulüpler. Antrenörler gelip geçici. Maalesef kulüplerimizde bugün varlar, yarın yoklar. Kalıcı olan kulüplerdir. Ben tüm kulüplerimizle yazıştım. Onların görüşlerini ve isteklerini aldım. O danışma sürecinden sonra biz TFF Yönetim Kurulu olarak gelecek sezondan itibaren “yabancı futbolcu ve oyuncuların uygunluğu esasları”nı belirledik. Bu adımdan geri dönüş yok!”
Yusufeli Baraj inşaatında şantiyesi selden büyük zarar görmüş, bölgedeki afet can kayıplarına neden olmuştu. TFF Başkanı Nihat Özdemir, bu sıkıntılı duruma rağmen yine de futbolla ilgili çalışmalarını sürdürüyordu. Dün Ankara’dan İstanbul’a geçmeden önce, Fatih Terim’in yüksek sesle dile getirdiği itirazları yukarıdaki sözlerle karşıladı. Başkan, sanırım Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş’in de görüşünü almış. Futbol Gelişim Direktörü Tolunay Kafkas’ın hazırladığı yabancı oyuncu statüsü ve b takımlarıyla ilgili raporunu da okumuş.
Kulüpler, 4 Ağustos’ta başlayıp 5 Ekim’de sona erecek transfer döneminde 14 futbolcuyla sözleşme yapıp bunlardan sadece 8’ini oynatma konusunda sıkıntı çekeceklerini tahmin ediyorlar. Özellikle 2020-21 sezonunda. Bir yandan tasfiye edilecek (uygun koşullarda elden çıkarılacak) futbolcular, bir yandan da yeni yapılanmada alınacak oyuncular. Gerçekten, kadro mühendisliği gerektiren bir durum. Kadrosundaki birçok kiralık oyuncuyla bir tür “yolgeçen hanına” dönüşen kulüpler, uzun süreli sözleşmesi devam edenleri de gözden geçirmek zorunda.
14 yabancının tamamı kadroda yer alırsa, bunlardan en az biri 1.1.1996 ve sonrası doğmuş olacak. Biliyorsunuz, yerli oyuncularla ilgili yaş, alt yapıdan yetiştirme ve maç kadrosunda bulundurmanın da bazı koşulları var… Bazı kulüpler uygulamanın 2021-22 döneminde başlamasını istiyor. Başkan bu konuda da sıcak değil. Takvimden geri adım atmayacaklarını söylüyor.
Yabancı oyuncu sayısı, serbestisi, ülkemizde her dönem tartışma konusu olageldi. Kendi adıma yabancıda kısıtlamaların değil, genç oyuncu eğitiminde ve kazanımında teşviklerin uygulanmasını daha doğru buluyorum.
Yine de şunu söylemeliyim: Yabancı oyuncu transferi, bizde hep sorun olmuştur. Maşallah, bazı menajerler ve yöneticiler bir çok yıldız oyuncuyu akıl almaz paralarla Türkiye’ye getirirken, kulüplerin finansal batağa saplanmasına yardımcı (!) olmuştur. O nedenle bu sınırlamaya da itiraz etmemek gerekir!
Malum, etki-tepki meselesi.

2,5 yılda 27 kupa!

Yazının devamı...

Kartal’ın şarkısı

10 Temmuz 2020

Beşiktaş’ın motivasyonu için önemli bir hedef var. Ligi en az üçüncü sırada bitirebilirlerse, olası Şampiyonlar Ligi dahil geniş bir Avrupa kapısı açacaklar. Hiç de küçümsenecek bir şans değil bu. Ne var ki zirveyi puan kayıplarıyla saran kum fırtınası, Beşiktaş’ın da yoluna taş koyuyor.
Kasımpaşa zaten bu ligin en netameli takımı. Son sekiz maçta yenilmedikleri gibi Beşiktaş’a dert açmakta da alışkanlıkları var. Dün de öyle dertli bir maç oynadı Beşiktaş… Önce öne geçtiler (Dk.6 Boyd), sonrasında henüz terlememiş olan Kaptan Burak’ın sakatlanıp çıkmasıyla (Dk.10) hücum karakterli takımdan, zoraki savunma yapmaya çalışan ekibe dönüştüler. Burak’ın yerini Güven’e bırakması sadece bir golcü değişikliği değildi. Kaptan’ın çıkışı Beşiktaş’ın hücum planındaki yaratıcı ve usta katkıyı eksiltmişti. Kasımpaşa önünde baskı gücünü kaybeden Beşiktaş, çok da iyi beceremediği savunma futboluna zorlandı.
Kasımpaşa; Haddadi, Aytaç, Pavelka, Quaresma, Hajradinoviç, Thiam ve Koita ile önce kontralara başladı. Sonrasında da oyunu sahiplenerek yoğun baskıyla gol arayışlarına girdi. Çabucak beraberlik golünü attılar Koita ile... Ardından bir Koita golü daha… Beşiktaş savunmasının göbeğindeki Roco ve Ruiz iki golde de gafil avlandılar. O sırada Vida, yedek kulübesinden durumu hüzünle izliyordu. Kasımpaşa’nın ikinci golünde emektar Gökhan, Koita’ya yetişti ama, durduramadı.
Beşiktaş geriye düştükten sonra adeta sindi. Devre sonuna kadar yaşadıkları şoktan kurtulamadılar.
Sergen Yalçın’ın sakatlanan Burak ve Gökhan’ın yerine oyuna sürdüğü Güven Yalçın’la Boateng oyuna denge getirebilir miydi? Sonradan anlaşıldı ki devre arasında Sergen Yalçın, Beşiktaş takımına adeta kızgın buhar banyosu uygulamış. İkinci yarı başlar başlamaz müthiş bir silkinişle Boateng’in beraberlik golünü buldular. Bu gol, takımda yeni bir motivasyon etkisi yarattı. Maça da soluk soluğa karşılıklı ataklarla, gol pozisyonlarıyla süslenen bir güzellik geldi. Koita’yı ilk yarı sonunda kenara alan Kasımpaşa her şeye rağmen hücumdaki arayışlarını sürdürdü. O bölümlerde Lens’in, Caner’in (birer asistleri var) özverili oyunları, çıkana kadar Atiba’nın arkadaşlarına aktardığı enerji, Diaby ve Güven’i de ısıtmaya yetti. Ruiz’in asisti, Güven’in kafa golüyle günün galibini ilan ederken, Beşiktaş üç basamaklı bir sıçrama yapıyordu.
Dağları bekleyen korkusunu aşıp zirvede daha itibarlı bir yere geldiler.
Oyunda eksik-gedik, organizasyon sıkıntıları ve talihsiz sakatlıklar olabilir. Önemli olan bunlara rağmen sindikten sonra da silkinip ayağa kalkan ve maça damgasını vuran takım olmaktır. Beşiktaş dün böyle bir kimlik sergiledi. Sezon biterken sahneden inmeyeceğini gösterdi. Evet, son şarkıları bekleyelim… Bakalım neler söyleyecekler?

Yazının devamı...

İhtiyaçtan kazandılar

7 Temmuz 2020

Beşiktaş, Galatasaray’ı geçmek, Fenerbahçe’den de kaçmak istiyor, oyun iştahlarına saygı duymak gerek. Maça dinamizm getiren bir neden daha var: Kayserispor yıl boyu sonuncu sırada takılıp kaldı. Sonra bir sıçrama yapıp umut kazandılar. İşte o umut dün üç puanı almasına yetti. Yine de Beşiktaş’ın oynadığı oyundaki olumlu gelişmeyi göz ardı etmemek gerekir.
İki takım da yüksek tempolu bir oyunla kazanmaya oynadı. Hemen söyleyelim: Oyunun ilk yarısında rakibine oranla daha iyi oynayan, gole en sıcak kalan taraf Beşiktaş’tı. Topla oynama oranında da yüzde 65’lik büyüklüğe erişti siyah-beyazlılar. Ceza alanına 25 defa girerken Kayserispor kalecisi Lung’u bir türlü aşamadılar.
Geçen hafta da aynı izlenimi edinmiştim: Beşiktaş sezon biterken inanılmaz bir oyun anlayışıyla açıldı. Önde basmakla kalmıyorlar sadece… Geçiş oyununun en iyi örneklerini sunuyorlar. Rakip yarı alanında, ceza alanında, Beşiktaş çok çabuk ve isabetli paslarla fark yaratıyor. Ama asıl başarıları hücum bölgesinde kaybettikleri topu anında baskı yaparak geri almaları, oyun organizasyonunu kaldığı yerden yeniden başlatmaları.
Bu oyunu oynamak o kadar da kolay değil. Takımın bir bütünlük ve yardımlaşma ile empati yaparak oynaması şart. Dün baktım, Gökhan, Vida, Ruiz ve Rıdvan savunmadan çıkıp akan oyunda da inisiyatifi ele geçiriyorlar... Necip, Elneny, Diaby, Lens ve Atiba da hücumda etkin roller üstleniyorlar. Bir de Burak var tabii... Beşiktaş’ın golcü kaptanı, dün hem gol pozisyonlarına girdi, hem de yönetmen rolleri üstlendi. Ama hakçası, o bilinen gollük vuruşlarını yapamadı. Beşiktaş iyi oynarken kaybetti. Robert Prosinecki’nin uzun toplarla adam kaçırma hamlelerini önleyemediler.
Kayserisporlular, kaleci Silviu Lung’un uzun toplarıyla Kravets, Enver Cenk ve Pedro Henrique’yi buluşturup bir şans golü kovaladılar. Nitekim ikinci yarının hemen başında Enver Cenk, Rıdvan’ın hatalı pasını yakaladı. Sonra akıllı topuyla Hasan Hüseyin Acar’ı buluşturdu. Kayserispor beklenmeyeni yaparak golü buldu. Atiba’nın golüyle beraberliğe yakalandılar ama yine Hasan Hüseyin’le öne geçip avantaj kazandılar.
Beşiktaş’ın geriye düşmesi maçın akışını daha da hızlandırdı. Sergen Yalçın’ın 62. dakikada Caner, N’Koudou ve Boateng’i aynı anda oyuna alarak yaptığı hamle rakip kalede pozisyonları çoğalttı. Atiba’nın attığı beraberlik golü elbette yetmezdi. Kazanmaları gerekiyordu... Ama daha çok ihtiyacı olan Kayserispor’du ve Kravetz gereğini yaptı.

Yazının devamı...

Lütfen kulağıma söyle!

1 Temmuz 2020

Kör dövüşü deyin, ya da cephe çatışması… Gürültünün tam ortasında hakem var. Hakem kararları, önce futbol oyun kurallarıyla, sonra futbolun felsefesiyle, derken vicdan muhasebesiyle… Adalet terazisi ile tartışılıyor.

Fenerbahçe-BTC Yeni Malatyaspor maçı…
“Sportif Kaptan Müdür” Emre ile Gökhan Töre birlikte bir hava topuna yükseliyorlar… İki futbolcunun sadece omuz teması (nizami şarj) var… Emre yere düşüyor. Hakem Ali Şansalan Gökhan’a ikinci sarı kartı çıkarıyor… Kırmızı! Malatyaspor 10 kişi kalıyor. Yüzde yüz yanlış bir karar. Ortada faul bile yok.
Vicdani reflekslerle yaklaşıyoruz olaya: “Emre bu ligin en tecrübeli futbolcusu.. Hepsinin abisi. Faul bile olmadığını hakeme söylemeliydi… Hem de kart çıkmadan önce söylemeliydi!”
Bu ikinci sarıdan kırmızılar VAR protokolunun kapsamına alınmalı. Gökhan Töre, ceza alacak. Malatyaspor zaten 10 kişiyken son dakika golüyle yenildi, şimdi iki hafta ceza alırsa takımı küme düşebilir. Gökhan’a ceza verilmemeli.
Benim de katıldığım bir görüş… Üstelik geçmişten örneklerimiz de var : 2005’de Samsunspor kalecisi Kerem İnan’ın Fenerbahçeli Mert Nobre’ye yaptığı penaltıdan sonra gördüğü kırmızı kart… 2007’de Beşiktaş kalecisi Rüştü’nün ceza alanı dışında topa elle müdahale ettiği için (!) hakemin verdiği ihraç kararı… PFDK tarafından “aşikar ve yanlış karar” kapsamında değerlendirilmiş, cezaya yer olmadığı kanaatiyle geçeriz sayılmıştı.
Peki, sadece Gökhan mı ikinci sarıdan kırmızı gören? “Başka haksız kararlar da var: Başakşehir’in Galatasaray maçında Visca’nın, Trabzonspor’un Göztepe deplasmanında Guilherme’nin yanlış sarı kartlarla kırmızı görüp ihraç edilmesi de adaletsizlik değil mi? Onlar ceza aldı, Gökhan da haklı- haksız, cezasını çekmeli!.”

Tartışmalar uzuyor, bitmiyor.

Yazının devamı...

Bravo Cim Bom’a!

29 Haziran 2020

Galatasaray, en sıkıntılı, en arızalı döneminde Başakşehir’e teslim olmadı, iddiasını zirveye taşıyamadı ama şampiyonluk hesaplarında denklemi yeniden kurdu. Bu anlamda Fatih Terim’i ve oyuncularını kutlamalıyız.
Sekiz oyuncusu yoktu konuk takımın… Kalecisi, stoperleri, santrforları sakatlanmış, oyundan düşmüş, devre dışı kalmış. Yedekler de cezalı… Hadi, Muslera’nın yerine yine bir kaleci (Okan) koydunuz. Stoperleri ne yapacaksınız? Marcao yok, Luyindama zaten yok… Neyse elde var Donk, yanına da Lemina’yı görevlendirip zoraki alternatifler oluşturmuş Fatih Terim… Ama santrforlar yok… Falcao sakat, ondan önce Andone sakat… Tam nöbeti alacakken Adem Büyük cezalı…
Onyekuru’yu ortaya alıp bir hücum planı uyguladı Fatih Terim. Onyekuru’dan istediğini alabildi mi? Hayır. Ama oyuna beklenmedik biçimde ağırlığını koydu. Orta alandan kaptığı topları Feghouli, Belhanda, Emre Akbaba ve Ömer Bayram’la Başakşehir yarı alanına yıktı. Başakşehir’i hep savunma pozisyonunda oynamaya zorladı. Topun yüzde 64’ünü alıp hem zamana hükmetti, hem de Başakşehir’in oyun kurmasını engelledi.
Okan Buruk’un elindeki kartlar Terim’den daha kuvvetliydi… Örneğin Fatih Hoca santrforun gölgesini bile bulamazken, Okan Buruk Crivelli’yi tercih edip Demba Ba’yı da kenarda bekletebiliyordu. Bir de sürpriz kart açtı Okan Hoca.. Başakşehir’in en etkili ve en tehlikeli oyuncusu Visca’ya ek olarak sol kanatta da Robinho’yu sahaya sürdü. Ama ilk yarıda ikisi de beklenen etkiyi gösteremedi. Neden? Galatasaray top vermedi de ondan!
Okan Buruk ikinci yarıya Demba Ba ile başladı. Robinho, kenara alındı. Oyun biraz dengelendi. İlk yarıda durgun oynayan Mahmut’la İrfan Can Kahveci hareketlendiler.
Her iki tarafın hücumu önceleyen oyununda şut eksikliği vardı. İkinci yarıda daha çok şut izledik. Önce Aleksic’le ev sahibi sevindi, ama yine de teslim olmadı Galatasaray Sarachi’nin asistiyle Emre Akbaba beraberliği yakaladı. Sonrasında fırtına gibi bir maç izledik. Üst üste pozisyonlara giren, golü arayan takım yine Galatasaray’dı. Başakşehir’de sarı kart gören Mahmut ve Aleksic cezalı duruma düştü. Üstüne bir de Visca’nın ikinci sarıdan oyun dışı kalması… Bakın dünkü skor ve kartlar, Başakşehir’i kulvar dışında bırakabilir.
Maçın parlayan yıldızları Seri, Emre Akbaba ve Belhanda’ydı… Ama hakça söyleyelim, hepsi, sonradan girenler de dahil çok ciddi bir takım oyunu sergilediler. Başakşehir’de gol yemesine rağmen Mert Günok takımını yenilgiden kurtaran adam oldu. Ötekiler bilinen Başakşehir kalitesinin çok altındaydı.

Yazının devamı...

Düdük kampa sığmadı

24 Haziran 2020

Merkez Hakem Kurulu, üç aylık ara dönemde hakemlerin olası form düşüklüklerini önlemek amacıyla Riva’da özel bir kamp programı uyguladı.

Ayrıntılara girmek istemiyorum. Ama görüldü ki iyi niyetli uygulama, arızalı sonuçlar yarattı. Süper Lig’in en kritik final sürecinde gündemi oluşturan hakem hataları, gollerde, penaltılarda, fauller ve fena hareketlerde, sarı ve kırmızı kartlarda futbolun önüne geçti.

Teknik direktörleri ve oyuncularıyla “taraftarsız”, “seyircisiz” puan mücadelesi veren takımlar, performanslarından önce hatalı hakem kararlarının “kurbanı” olarak önümüze geliyor. Kendilerini böyle tanımlayan hocalar, futbolcular var. Medya da tanımlamaya katılıyor. Teknik, taktik, strateji çok arka planda kalıyor. Hakem değerlendirmeleri maçların önüne geçiyor. Futbolcu hatası gayet doğal karşılanırken, hakemin kararı ağır eleştirilerle gündeme geliyor.

Hatırlayın, futbola döndüğümüz 27. Haftada Rizespor-Galatasaray (2-0) maçının hakemi Yaşar Kemal Uğurlu, “Cellatbaşı” unvanıyla ödüllendirilmişti (!). Daha da dramatik ve endişe veren durum ise Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz’in çifte ameliyat sonrası gücünü ve sağlığını kazanmaya çalıştığı günlerde devreye girmesi. Yorgun Başkan, “Rizespor maçı, sonrasında da bu maç (Gaziantep FK) duygularımı derinden yaraladı. 6 saniye kuralı kaç yıldır uygulanmıyor. Rakip takım kalecisi de 16-18 saniye topu tutmuş… Sevgili Alper Ulusoy ona neden çalmadın?” diyor, “isyan” hali sergiliyor. Peş peşe gelen sakatlıklarla hedeften sapma tehlikesi yaşayan Galatasaray’ın tepki göstermesi doğal.

Kasımpaşa-Fenerbahçe maçını yöneten Fırat Aydınus da kendine yakışır bir yönetim sergileyemedi. Penaltı ve sarı kart kararını VAR uyarısıyla iptal eden tecrübeli hakem, sonraki gol iptalinde ve gol kararında yanlış örnekler sergiledi.

Uyum sağlanamadı

Beşiktaş maçında da korner atışında topa elle müdahale ve Denizlispor aleyhine verilmesi gereken penaltı atlanmış durumda. Tv spor programlarında zihinlerimiz fazlasıyla meşgul edildiği için ayrıntılara girmek istemedim.

On beş günlük Riva kampına dönersek… Hakem arkadaşların hem pandemi hem de bilgi tazeleme nedeniyle evlerinden, eşlerinden çocuklarından ayrı kalmaları sıkıntı yaratmış.

Yazının devamı...