Çak bir “beşlik”!

21 Haziran 2020

Ne zamandır “beşlikler”i özlüyordu Beşiktaş. Dün adeta döktürdü ve beşledi. Futbolda bazı oyuncular var, takımlarının kimliğini belirliyorlar. Beşiktaş için Burak Yılmaz böyle bir oyuncu… Adem Ljajic de öyle.. Atiba, Elneny, Gökhan’ı da katalım.
Denizlispor kendi sahasında, Beşiktaş da deplasmanda aynı özelliği taşıyorlar. İlk golü atıp öne geçtikleri maçı kaybetmiyorlar. Demek ki daha santrada keskin bir mücadele başlıyor. Ama o da ne? Düğün mü, dernek mi, bayram kutlaması mı, bilemiyoruz. Havai fişekler peş peşe patlıyor… Pat,pat, pat!.. Pat…Pat… Gürültü futbolu etkiliyor. .Pat pat’lar da katılıyor santra vuruşuna… Dikkat dağıtan, adeta dürter gibi rahatsız eden bir durum bu. Gürültü virüsü diyelim… İki hoca da futbolcular da şikayetçi… Oyuna konsantre olamıyorlar. Kalkavan durduruyor. Kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle normale dönüyoruz.
Oyuna bakınca… Beşiktaş topun sahibi. Yenildikleri Antalyaspor maçındaki gibi seri pas trafiği ile rakibe üstünlük kuruyorlar. Denizlispor da “horozlanarak” karşı koyuyor Beşiktaş’a. Tempo o kadar yüksek değil… Yavaş oynanıyor maç. İki taraf da fırsat kolluyor. Derken soldan Adem Ljajic’in havadan topu, Ruiz’in kafa vuruşu, kaleci Tolgahan’dan dönen top ve orada bitiveren Burak… Tam da “büyük golcü” fırsatçılığı. Çabuk, kararlı ve becerikli. Beşiktaş öne geçiyor. Kaleci Ersin adına alkışlanacak bir kurtarış var: Murawski’nin uzak şutunda topu ustalıkla çeliyor. Ersin’in kendine, Beşiktaşlıların da Ersin’e güvenini artırıcı bir kurtarış bu.
Denizlispor “horozlanıyor” demiştik ya… İkinci yarı başladığında daha keskin, daha hareketli başlıyorlar. Atiba’nın kaybettiği topu kapan Murawski, Estupinan’a gönderiyor pasını. O da ceza alanına girip golünü çakıyor. Antalya maçında nasıl yedilerse, öyle bir gol bu da… Beşiktaş savunması toplu halde Estupinan’ın arkasında kalıyor, yetişemiyor. Denizlispor’da Mustafa Yumlu yüzde yüz gol pozisyonuna girerken, Rodallega’nın rüzgarı dün esmiyor.
Beşiktaş yediği hatalı gole rağmen sarsılmıyor. Ljajic’in köşe vuruşunda Gökhan Gönül kafayla yeniden öne geçiriyor Beşiktaş’ı. Ardından harika bir N’Koudou golü geliyor. Burak Yılmaz’ın havadan indirdiği topu, yere değmeden muhteşem bir çapraz vuruşla ağlara takıyor. Seyir zevkini okşayan, takımını rahatlatan bir gol bu.
Bravo Fransız’a. Sonra yeniden bir Burak Yılmaz asisti ve Ljajic’in tribüşon gibi helezonik vuruşuyla dördüncü gol. Ardından Diaby’nin beşincisi.. Sergen Hoca, takımını zevkle ve sükunetle yönetiyor. Yaptığı değişikliklerle oyuna girenler de gösteriye katılıyor. Maçın kralı kim? İki asist ve 1 golle Burak. Ama Ljajic de az değildi hani.
UEFA Avrupa Ligi’ne katılabilmek için hep kazanması gerek Beşiktaş’ın. Pozisyonunu kaybederse, peşindeki Fenerbahçe öne geçebilir. O nedenle dünkü “Beş”, Beşiktaş’a yakıştı! Tebrikler Sergen Hoca. Şimdi hepinizi alkışlayalım.

Yazının devamı...

Muslera’nın ayağı, Galatasaray’ın hayalleri

17 Haziran 2020

Galatasaray kalecisi Muslera’nın başına gelen kaza, insan yüreği taşıyan herkesin “Vah” diyeceği kadar acıdır, dramatiktir. Galatasaray ise “Vah” demekle kalamaz… Onların çektiği acıyı, üzüntüyü, kırılan umutlarıyla birleştirdiğimiz zaman ortaya “Eyvah!” feryadı çıkıyor.
Kendi adıma şunu açıklamam gerek. Galatasaraylı olmadığımı herkes bilir. Kişisel sporcu taraftarlığımı daha önemserim. Böyle olunca Muslera’nın yediği her gol beni üzer. Maçın sonucu bir yana, Uruguaylı genç adamın, yediği her golden sonra o masum yüzünde oluşan mahcup ifadeden çok etkilenirim. Takımının her başarısına olağanüstü katkı veren, sorunsuz ve sıkıntısız kaç profesyonel vardır bizim ligimizde, bilmiyorum. Ama Muslera’nın başarısıyla beyefendiliğini, sadakatini, insanlığını, centilmenliğini, çalışkanlığını bir arada takdir etmek gerekir. Süper Ligimizde bugünden kendine çok özel bir yer edinmiştir. Ama onun Uruguay futbolunda da çok özel bir yeri vardır: Unutulmaz kalecilere bakıldığında Maspoli ve Mazurkiewicz’le birlikte Muslera 3 M’den biridir.

Mucizeye bağlı
Ona “geçmiş olsun”, “acil şifalar” dileklerimizi gönderdikten sonra olayın Galatasaray’daki etkilerine bakalım: Artık kimse Galatasaray’ın şampiyonluğunu beklemesin. Rize öncesinde şampiyonluğun büyük favorisi olan Galatasaray, Muslera’nın sezonu kapatmasıyla bence şampiyonluk şansını büyük ölçüde yitirmiştir. Fatih Terim ve takımı çok acı çekerek koşacaklar, zorlanacaklar, soluk soluğa yarışın içinde olacaklardır, kuşkusuz. Ne var ki Muslera’sız takımın şampiyon olması, Andone’nin sakatlığı da dikkate alındığında “mucizeye” bağlıdır. Yine de Terim’in kariyerinde çok gördüğümüz “mucize”lerden birine tanık olursak, hiç şaşmam. Bu sezonun Muslera’sı Galatasaray’ın en büyük kozuydu. Beklenen kaliteye çok geç ulaşabilen, olmadık kayıplarla sıkıntıya düşen Galatasaray’ın eksiklerini kapatan, çoğu zaman maçı tutan adamdı Muslera.
Şampiyonluğun olası kaybı, Galatasaray’da finansal çöküşü de beraberinde getirebilir. Eldeki oyuncu kadrosuyla Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan girememesi, ön eleme oynaması durumunda çok zorlanacağı açıktır. UEFA Avrupa Ligi’ne katılma durumu oluşursa, bu defa takvim sıkıntısına düşecekler, hazırlık programı ve transferde iç-içe sıkıntılar yaşanacaktır.
Performans kayıplarını finansal kayıplar da izleyebilir. Geçen yıl gruplarda umduğu başarıyı kazanamasa da Galatasaray yaklaşık 30 milyon Euro gelir elde etti. Şampiyonlar Ligi’ne katılamazsa, UEFA’da bu gelirin çeyreğine bile ulaşması çok zordur. Bu sezon 450 milyon TL harcama limiti olan Galatasaray’ın gelecek yıl 300 milyon TL limite ulaşması bile zor olacaktır.

Yazının devamı...

Sergen Hoca geç kaldı

14 Haziran 2020

88 günlük arada yeteri kadar çalışabildiler mi? Bekledikleri verimlilik düzeyine çıkabildiler mi? Skor tabelasına bakınca görüyorsunuz ki olmamış… Sergen Hoca da yanlış bir on birle başladı maça… O nedenle maçı Antalyaspor kazandı. Uyandıkları zaman tren kaçmıştı.
Maç başladı, Beşiktaş seri ve isabetli paslarla Antalya yarı alanına yerleşti. Ama Antalyaspor’un oluşturduğu kalabalıkla alan daraltması yüzünden zorlandılar.Topla adam eksiltemediler. İsabetli şut atamadılar.
Gole yakın ve sıcak oynaması beklenen oyunculara baktık. Sergen Yalçın’ın güvendiği Güven, hocasının verdiği şansı tepti. Çabası yeterli olmadı. Diaby ile Boyd’un sağ ve sol kanatta ne yaptıklarını hiç anlayamadık. Sağda Gökhan Gönül, solda genç Rıdvan, önde oynayan arkadaşlarından daha gayretli, daha istekliydiler. Boateng’in oyundaki varlığı Atiba’nın gerisindeydi. Atiba’nın gayretlerine saygı duyuyoruz. Bitiş düdüğüne kadar sahadaydı. Sürekli hücumu beslemeye çalıştı. Ama yaşıyla birlikte ağırlaşan oyununda, etkinliğinin azaldığını, top kayıplarına uğradığını gördük…
Antalyaspor, çok adamla kendi yarı alanında Beşiktaş’ın topla oynamasına izin verdi. Alan daraltıp ev sahibinin şut atmasını engellediler. Sonunda Beşiktaş’ın pas zincirini kırarak kazandıkları toplarla çok rahat hücuma döndüler.
Acıklı komedi de böyle anlarda yaşandı… Antalyaspor, Amilton, Podolski, Sinan Gümüş’le öyle usta işi gol koridorları buldu ki alkışlamamak ayıp olurdu. Hücumda pas, topla oynama gibi önceliklerle neşesini (!) bulan Beşiktaş, savunmada skandal tablolar sergiledi. Antalyaspor’un topu kazandığı her pozisyonda savunmacılar rakiplerinin arkasında kaldı. Gökhan, Rıdvan, Ruiz ve ille de Vida! 2018 Dünya Kupası’nda Fransa’ya karşı final oynayan Hırvat, onca reklama, cart-curt satış hayallerine rağmen sıradanlaştı… Hiçbir parıltısı kalmadı, sarardı, karardı… Elde kaldı.
Bu maçın “yazık olan” kahramanı da genç kaleci Ersin… Çocuk onca gayretine rağmen savunmadaki arkadaşlarının gafleti yüzünden kalesinde iki gol gördü. Antalyaspor’un Belçikalı kalecisi Boffin ise galibiyeti garantileyen kurtarışlarıyla alkışı hak etti. Tamer Tuna hocayı da kutlamak gerek.
Maçın en dikkat çekici olayı: Sergen Yalçın 5 değişiklik hakkının tamamını kullandı. N’Koudou, Adem Llajiç, Umut, Lens ve… bildiniz : Caner Erkin. Böylece biraz daha Beşiktaş gibi oynadılar. Daha net pozisyonlara girdiler. Hiç değilse bir gol attılar… Akıl almaz goller kaçırdılar. Sergen Hoca onlarla başlasaydı… Belki de maçı kazanabilirdi. Olmadı. Neye… Sağlık olsun!

Yazının devamı...

TFF Başkanını sigaya çekmek... AYIP!

10 Haziran 2020

Bu ülkenin en sorunlu alanı iletişim... Yüzlerce, binlerce örnek var. Siyasetten, ekonomiden, magazine... Sanattan, felsefeden, spora kadar...
İletişim sorunlu, çünkü ağzınızdan çıkan sözcükleri eğiyor büküyor, sivri uçlu kancalar haline getirip aklınızda olmayan algılarla size yüklenebiliyorlar..
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’e karşı Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve Başkanvekili Semih Özsoy’un, daha sonra da Yüksek Divan Kurulu Başkanı Vefa Küçük’ün açtığı söylem savaşları, iletişimin nasıl bir mayın tarlasına dönüştüğünün en sivri örnekleri.
Efendim, canlı yayınlanan TV programında genç meslektaşımız TFF Başkanına “şike iddiaları” ile ilgili bir soru yöneltiyor. Özdemir de 2011’de futbolumuzun yaşadığı kargaşalı “3 Temmuz süreci”ni hatırlatıp “Dokuz yıldan beri şike olayına rastlamadık. Amatör liglere kadar her ligden gelen ihbar ve şikayetleri araştırıyoruz. Kurullarımız var” diyor.
Vaay!.. Sen misin “9 yıldan beri” diyen. Öncesinde ne demek istiyorsun? Neyi ima ediyorsun? Söyle bakalım 2011’in şampiyonu kim?
Kulakları çınlasın, Ali Şen dostumuz, başkanlığı sırasında öyle bir hava yarattı ki “herkes, her kurum Fenerbahçe’ye karşı” algısı tüm camiayı teslim aldı. Sonrasında Aziz Yıldırım’ın da aynı politikayı sürdürdüğünü biliyoruz. Dolayısıyla... Fenerbahçe’de ”gelenek” ve “kültür”e dönüşen bu algıyı yadırgamıyoruz. Şu farkla ki Fenerbahçe kavgayı, çatışmayı ve polemikleri artık kendi içinde de yaşamaya başladı. Üzücü ve ürkütücü olan budur.
Ayrıntılara girmeden sportif sonuca bakalım: 2010-11 sezonunun Süper Lig Şampiyonu Fenerbahçe’dir. Bu konuda hem etik kurulunun hem de TFF Yönetim Kurulu’nun kararları vardır. O dönemde Nihat Özdemir Fenerbahçe Başkan Vekili idi. Ali Koç, Abdullah Kiğılı da başkan yardımcısı idiler. Katıldıkları TFF genel kurulunda peş peşe söz alıp Fenerbahçe’ye kurulan kumpası da dile getirmişlerdi.

Yazının devamı...

Oyunu ve dayanışmayı yeniden öğrendik Teşekkürler korona

3 Haziran 2020

Korona günlerinin “normale dönüş” aşamasında ölümlerin ve toplumun belini büken ekonomik kayıpların yanı sıra kazandıklarımızı da kayıt altına almak gerektiğini düşünüyorum.
Özellikle sporda!
Sporun temel dinamiği olan “rekabet” sezonun iptal edilmesi, seyircisiz maçlar, uzun süren aralar nedeniyle yumuşadı, sesini ve önceliğini kaybetti, neredeyse unutulur duruma dönüştü.
Olimpiyat oyunlarının 1 yıl ertelenmesi, kota, performans, rekor ve madalya kovalayan sporcuları sakinleştirdi. Kendi sağlıklarını korumak, sınırlı biçimde “yarışmasız” fiziksel çalışmalarla “hazır olmak”, öncelikli kaygılarını oluşturdu. Sakat sporcular tedavilerini tamamlama fırsatı buldular.
Sadece sporda değil, hayatın her alanında insanlar evlerine kapandı. Duygu ve düşünceler, görüş ve anlayışlar, sıradanlıklar ve öncelikler değişti. Korona öncesi tartışmalar, polemikler ve demeç savaşlarıyla günlerimizi dolduran “rekabet” korona sürecinde bir adım geri çekildi. Ortak kaygı ve tasalar unutulmaması gereken bir kavramı yeniden öne çıkardı: “dayanışma”... Toplumu oluşturan birimlerin, duygu, düşünce ve çıkar birliğiyle birbirlerine karşılıklı olarak bağlanmak ve bu konuda birbirlerine destek olmak. Kısacası “Sen/Ben/O” değil “Biz” demek.
Türkiye Futbol Federasyonu’na, Kulüpler Birliği’ne ve Kulüp Başkanları’na bakın. Rekabetin dayattığı hedefi kenarda tutarken ortak çıkarlarını (örneğin yayın hakları ve finansal arayışlar) öne çıkardılar.
Boşuna söylememiş atalarımız: Bir musibet bin nasihatten yeğdir.

Yazının devamı...

Oy birliğiyle HAYIR

27 Mayıs 2020

Türkiye Futbol Federasyonu, geçen hafta 7 kulübün “küme düşme kaldırılsın” çağrısına yanıt verecek. Hemen söyleyelim: Bu karar, hiçbir sürprize yer bırakmayacak şekilde bellidir.
7 kulübün başvurusuna karşı TFF Yönetim Kurulu’nun oybirliğiyle “hayır” kararı vermesi bekleniyor.
Puan cetvelinin alt sırasındaki 7 kulüp, başarısızlıklarını, yanlışlarını, ihmallerini, yapısal sorunlarını bir yana iterek bir anlamda statünün yok sayılmasını istediler. O günkü toplantıda Özdemir doğrudan karşı çıkarak müzakere yollarını da kapayabilir, 7 kulübe “vıdı vıdı” yapma şansı verebilirdi. Medyamız da konu kıtlığından bu olayı evire çevire işler ve gündemi geçiştirirdi.
Bayram öncesi yaşanan bu durumun yazılı basındaki değerlendirmelerine baktım. Milliyet’te örneğin, 23 Mayıs Cumartesi günü üçümüz (Şansal, Cemal, ben) 21 takımlı bir kaosa dönüşecek lige “hayır” demiştik. Hürriyet’teki arkadaşlarımız da Uğur Meleke gibi- küme düşmenin durdurulması komedisine ciddi itirazda bulundular. 7’ler yeni arayışlarında popülizmden ya da daha ağırlıklı adıyla kamuoyundan bekledikleri rüzgarı alamadılar.
TFF Başkanı Nihat Özdemir, koronavirüs sürecini zaman zaman yalnız kalmak pahasına da olsa başarıyla yönetti. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu ile TFF Sağlık Kurulu’nun tüm uyarılarını, önerilerini bir protokola bağladı. Kulüplerin karantina, izolasyon, sterilizasyon, sosyal mesafe ilkeleri gibi konularda daha ciddi uygulamalara geçmesi gerektiğini bildirdi. Öte yandan Kulüpler Birliği ve kulüp doktorlarıyla TFF Sağlık Kurulu toplantısında çok önceden hazırlanmış pandemi uyarılarının, salgınla mücadele algoritmasının kulüpler tarafından neredeyse hiç okunmadığını görmek de çok şaşırtıcı ve eğlenceli (!) idi.
7’lerin yaptığı “küme düşme kaldırılsın” önerisinin neler getireceğine dönersek… 21 takımla 40 haftalık topal lig süresi haziran sonunu bulacak yorucu ve dar bir sezon yaşanacaktı.. Dahası kalite düşecek, kulüp gelirleri azalacak, deplasman giderleri de çoğalacaktı. Bazı takımlar sakatlık ve cezalarla uzun maratonu taşımakta zorlanacaklardı.
Neyse ki TFF böyle çılgınlıklara kapalı! Yarınki yönetim çok önemli bir karar verecek. Yolu kapayacak. O karar çok “HAYIR”lı olacak!

Yeni dönemin transferi: İsmail Yüksek

Yazının devamı...

Covid 19… Yoksa masaj masası mı?

20 Mayıs 2020

Türkiye Futbol Federasyonu Sağlık Kurulu Üyesi Prof.Dr. Mete Düren,  “ Koronavirüs karşısında maalesef kulüplerimiz, yöneticilerimiz ve sporcularımız gereken duyarlılığı gösteremedi” diyor.

TFF Başkanı Nihat Özdemir’in “şimdilik” kaydıyla Süper Lig’i 12 Haziran’da başlatma kararından sonra futbolda pozitif test sonuçları beklenmedik biçimde çoğalıyor. Erzurum’dan İstanbul’a, Kasımpaşa’dan Ankaragücü’ne, oradan Beşiktaş’a kadar.

Haftalar önce “Maçlar başlasın” isteğiyle ödenecek yayın gelirini önemseyerek ısrar eden kulüp sayısı 14’tü. Şu aralar sayı 11’e düştü. Haziran yaklaştıkça mızıldanmalar başladı.

İlk itiraz Sivas’tan, Rıza Çalımbay’dan geliyor.. Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş, Süper Lig’e “dönüş”e karşı. Erzurumspor Teknik Direktörü Mehmet Özdilek de 8’li vakadan sonra tedirgin. Beşiktaş Başkanı da enfekte olduktan sonra Süper Ligin oynanıp tamamlanmasının çok zor olduğunu söylüyor.

Mete Düren tabloyu üzülerek yorumluyor: “Tüm kulüplerimizden test yaptırmalarını, test sonuçlarını bize bildirmelerini istedik. Takımların ve futbolcuların kampa girmelerini, kendilerini izole etmelerini söyledik. Maalesef, sadece antrenmanla yetinen sonra da futbolcusunu evine gönderen kulüplerimiz var. Peki onlar gereken mesafeyi korudu mu? Hayır… Çoğu “mesafesiz” davrandı. Futbolcular, bazı teknik adamlar, idari personel derken virüs  Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi’ye de ulaştı. Pozitifler neden çoğaldı? AVM’ler açıldı ondan mı, yoksa masaj masasından mı? Bilmiyoruz.”

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu’nun futbola bakışı belli değil. Açıklama yapmak istemiyorlar, bu biliniyor. TFF Sağlık Kurulu da bazı önlemler için ciddi uyarılar yapıyor. Protokol hazırlayıp önlemleri sıralıyor. Ancak pandemi konusunda elde hazır bir yönetmelik yok. O nedenle kulüplerde “zorunluluk” hayata geçirilemiyor. Bazı teknik direktörler, “ Biz futbolcuyu nasıl zorlarız? Onları nasıl kilitleyeceğiz? ” diye itiraz ediyorlar. Kritik maçlar ve bazı finaller için takımı kampa alma refleksi maalesef- pandemide görülmüyor.

Bu ahval ve şerait (haller ve koşullar) karşısında TFF yine de cesur davranıyor. Maçların 12 Haziran’da başlayacağını ilan ediyor. Başkan Nihat Özdemir, her türlü gelişmeye karşı hazırlıklı olduklarını bildiriyor.

Meseleye Fransız kalmıyor… “Ben buradayım” diyor. Bundesliga’da başlayan maçlar da cesaretini artırıyor. Süper Lig santraya gün sayıyor.

Yazının devamı...