Futbol evinden kaçtı

12 Temmuz 2021

Gel de Platini’yi hayırla (!) anma!.. Avrupa futbolunda saltanatı bitti ama yaptığı “çomaklama”nın son örneğini Wembley’de izledik.
Avrupa Şampiyonası Euro 2020’yi çoklu ev sahipliği ile değişik bir formata oturttu. Yol yorgunluklarıyla dolu 11 kente yayılmış “göçebe” bir turnuva izledik. Yarı finaller ve final de tam “On her majesty service” (Kraliçe’nin hizmetinde) bir düzenleme ile Wembley’e taşınmıştı. Eh, hakem atamalarında da gereken yapıldı, gördük yani…
Böylece İngilizler, Avrupa Şampiyonası’nın 61. yıl dönümünde ilk kez finale çıktılar.. Finalin ikinci dakikasında da Luke Shaw’la Kupa’ya uzandılar… Ama İtalyanlar bu erken uzanışa razı olmadılar… İkinci yarıya fırtına gibi başlayıp 67’de Bonucci ile eşitliği sağladılar.
Bu finale nasıl gelindiğini bir gün çok daha ayrıntılı anlatırız elbet. (Unutmayın biz de adaydık 2020’ye).
Şimdi futbol diplomasisinin sırlarını, dedikodularını, kapalı kapılar ardında konuşulanları bir yana bırakıp sahadaki görünür gerçeğe bakalım.
Evet, İngiltere, Avrupa Şampiyonası finallerinin en hızlı golünü attı dün… İkinci dakikada. İnanılmaz bir baskın hareketiyle. Dışarıdaki ayak oyunlarını bırakıp içerideki football’a (ayak oyununa) baktığımızda, Gareth Southgate’in oyuncuları inanılmaz bir çabuklukla kendi yarı alanlarından çıktılar. Takımın harika kaptanı Harry Kane, orta alana merkeze gelmişti. Topu sağdan koşan Trippier’e aktardı. O da indi köşeye doğru. Oradan uzun bir orta yaptı. Soldan kopup gelen Luke Shaw’ın soluyla golü attılar. İngilizlerin iki oyuncusu sağ kanattaki Tripier ortalıyor, sol kanattan arka direğe koşan Shaw’a golü attırıyor. Takımın santrforu da, daha sonra da çokça tekrarladığı gibi, oyun kurucu. Bu gol alkışlanır.
İtalya yenik duruma düşünce hemen reaksiyon gösterdi. Topu inat ve ısrarla, İngiltere kalesine taşıdılar.. Ceza alanına giremediler ama İngilizleri 10 kişiyle kapanmaya zorladılar, korkuttular.

Yazının devamı...

Tokyo’da rekor gelebilir mi?

11 Temmuz 2021

Olimpiyat Oyunları’nda ülkelerin kazandığı madalya sayısı çok önemli. CIO’ya göre resmi bir sıralama yoktur ama, her şeyi olduğu gibi madalyaları da dijital kültürün rüzgarına kapılarak oyunlardan önce sayanlar var. Bu alanda başarı gösteren araştırma şirketlerini de unutmamak gerek. Merak ediyorsanız, söyleyelim: Türkiye olimpik tarihinin madalya rekorunu kırabilir. Bu ne demek oluyor? En az 13 madalya oluyor. Spor tarihimizin en başarılı olimpiyatı Londra 1948’de toplam 12 madalya kazandık. Atina 2004 (11), Roma 1960 (9) ikinci ve üçüncü sırayı alıyor. Rio 2016 ise (8) madalya ile başarılı sayıldığımız organizasyon.
Önce yüksek sesle bir gerçeği açıklamalıyım. Gazete okumaya 1956’da Melbourne Olimpiyat Oyunları sırasında Milliyet ile başladım. O günden bu yana 65 yıllık tanıklığım var. Kanımca en iyi olimpiyat hazırlıkları Tokyo 2020 için yapıldı, yapılıyor. Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi (TOHM) sayısı 22. Burada 1000’den fazla kadın ve erkek sporcu, antrenörlerin gözetiminde yoğun eğitim ve antrenman programına katılıyor. Kafilede ilk defa 2 psikolog ve 3 fizyoterapist de görev alacak.
Gençlik ve Spor Bakanlığı doğrudan kaç madalya beklediğimizi açıklamıyor. Olası kötü sürprizleri de göz önünde tutarak fısıltı halinde (12) sayısını dillendiriyorlar. Fazlasını söylemiyorlar: Londra 1948’i tekrarlamak da başarıdır elbet.
Bizimkilerin “temkinli” yaklaşmasına karşılık dünyada yapılan hesaplamalar ne diyor? Haydi onlara bakalım..
Olimpik Madalya Tahmin tablosunda Türkiye 14 madalya ile rekora aday bir ülke: 4 Altın,4 Gümüş, 6 Bronz.
25 Haziran 2021’de güncellenen bir başka listede sporcularımızın madalya alacağı dallar şöyle sıralanmış: BOKS 2 Altın, GÜREŞ 1 Altın,1 Gümüş,2 Bronz, Taekwondo 1 Altın, 2 Bronz, CİMNASTİK 1 Gümüş,1 Bronz, KARATE 3 Bronz, JUDO 1 Bronz. TOPLAM: 15 madalya.
Bazı dallarda, örneğin boksta iki altın madalya beklentisinin kaynağı Paris’ten iki şampiyonlukla olimpiyat kotası alan Busenaz Sürmeneli ve Buse Naz Çakıroğlu… Normal bir tahmin. Ancak güreş, taekwondo, karate ve judoda bizim beklentilerimiz daha fazlası. Cimnastikte de altın hayallerimiz de var.

Yazının devamı...

Lider’e ihtiyaç var!

9 Temmuz 2021

Şenol Güneş, EURO 2020’nin travmasıyla kendi köşesine çekildi. Neredeyse üç hafta dolarken, nihayet bizi Riva’daki TFF Orhan Saka salonuna davet etti. Aklımızdaki her soruyu sorduk. Hoca her soruya yanıt verdi.
Kendi sorularımla başlayalım…
“Bilimin neresindesiniz hocam?” dedim, “EURO 2020’de hayal kırıklığı yaratıp evine dönen anlı şanlı takımlar bile “performans optimizasyonu” için iki uzman görevliyle turnuvaya gelirken, bizim kadromuzda kaç uzman araştırmacı- antrenör vardı? Cybex sistemine uygun ölçümlemeler yapıldı mı? Kadronuzda yeni araştırmacılar, ölçme- değerlendirmeciler var mı, olacak mı?”
Şenol Hoca bilimsel ölçülerden yararlandıklarını anlattı. Yanı sıra “mentör” konusuna da değindi: ”Oraya bir mentör de götürebilirdik ama ayrı bir sıkıntı olabilirdi...”
Şenol Güneş kısa sorulara uzun uzun yanıtlar veriyor. Top eziyor. Kullandığı iki anahtar sözcük var: “uyuşukluk” ve “eziklik”. Bu sözcükleri EURO 2020 maceramızı anlatırken kullandı: İtalya maçında uyuşuktuk. Sonrasında da ezik bir oyun ortaya koyduk.”
Acı ama gerçek.. İtiraf gibi… Burada doğru sözcüğün “yüzleşmek” olduğunu düşünüyorum. Hocamızla yüzleştik.. O bize maaşıyla ilgili iddiaların doğru olmadığını anlattı. Başkan Nihat Özdemir’in açıklaması da şöyleydi: “Şenol Hoca ile Euro’nun o günkü değeriyle TL olarak bir anlaşma yapılmış. Bu anlaşmaya göre her yıl devletin belirlediği enflasyon oranına göre, tıpkı emekliler gibi, hocaya da zam yayılıyor. Hepsi bu.”
Basın toplantısından sonra aynı tesiste kamp yapan Trabzonspor’un hocası Abdullah Avcı ile sohbete koyulduk. Az sonra Şenol Hoca da geldi. O arada Tayfun Bayındır sordu: “İtalya maçında kaleyi ayakları daha iyi olan Mert Günok’a vermeniz doğru olmaz mıydı?” Uğurcan’ın topu havaya dikip İtalyanlara attığını (!) konuştuk. Hoca soruyu haklı buldu. Ancak Mert Günok’un kendi takımında oynamadığını, Uğurcan’ın da kenara alınmasının sarsıcı olabileceği için Trabzonspor kalecisi ile devam ettiğini söyledi.

Yazının devamı...

Majesteleri Pazar’ı bekliyor

8 Temmuz 2021

Hepimiz faniyiz, ölümlüyüz. O nedenle hayalimizde ne varsa ömür boyu beklemeden, yılları birbirine eklemeden gerçekleşmesini isteriz. Majesteleri II. Elizabeth de öyle... 1966’da Dünya Kupası’nı İngiltere Kaptanı Bobby Moore’a verdiğinde 40 yaşındaydı. Bugün 95 yaşında. 55 yıldır bekliyor Kraliçe.. Ülkesinin takımına bir kupa daha vermek için… 25 yıl önce bir fırsat doğmuştu… İngilizler Almanlar’ı yenebilseydi final oynayacaklar, Kraliçe de heves ve coşkuyla Wembley’e gidecekti. Olmadı, Gareth Southgate’in kaçırdığı penaltıyla İngiltere yarı finalde elendi. O penaltıyı kaçıran oyuncu dün yine Wembley’de “Üç Aslan”lı takımın patronu olarak final tutkusuyla Danimarka’yı elemenin hesaplarını yapıyordu.
Danimarka’nın penceresinden bakarsak… UEFA’ya karşı inanılmaz öfkeliydiler. Eriksen’in, Finlandiya maçının ilk yarısı biterken kalbinin durmasıyla müthiş sarsıldılar… Sağlıkçıların anında ustaca müdahalesiyle duran kalp çalıştırılmış, arkadaşları hastaneye kaldırılmıştı. O sırada UEFA organizatörleri devreye girdi :” Ya şimdi oynayın, ya da yarın. Bu maç ertelenemez” diye baskı yaptılar. Sonra da “Danimarkalı oyuncular oynamak istedi”diye pazarlandı bu haber. Danimarka oynadı ve yenildi. İkinci maçta da oynadı ve yenildi. Üçüncü maçta Rusya’yı yenip 3 puanla gruptan çıktılar. Bu da ilk maçtan beri öfkesi ve dayanışma örnekleriyle Wembley’e kadar yürüyen Danimarka’nın öyküsü.
Güzel bir yarı final mücadelesi izledik… İki takım da topa basmadan, ağırdan alıp kasmadan, iki kale arasında harika git-gel’lerle başımızı döndürdüler. Top İngiltere’deydi (58/42)… Baskılı görünen de ev sahibiydi ama Danimarka da topu kazandıktan sonra inanılmaz geçişlerle çok çabuk gol pozisyonlarına giriyordu. Look Shaw’un 30. dakikada yaptığı faul, kaleye 25 metre uzaktan serbest vuruş kazandırmıştı Danimarka’ya. Oyunun başından beri gole en sıcak adam olarak dikkatimi çeken Damsgaard inanılmaz güzel bir vuruşla barajın üzerinden aşırttı topu. Aylardır gol yemeyen Pickford topu gördü, uzandı, serçe parmağıyla ancak dokunabildi ama çelemedi. Wembley’de çoğunluk susmuş, konuk Danimarkalılar coşmuştu. Yine de darbeyi çabuk atlattı İngilizler… 39’da Saka’nın sağda yerden kale ağzına gönderdiği topu bizim eski Fenerbahçeli Kjaer, Sterling’den önce çevirmek istedi. Yapamadı, kendi kalesine attı.
Sonrasında İngiltere ve Danimarka normal sürenin bitiş düdüğüne kadar bol faullü, bol şutlu bir oyunla golü aradılar. Hakçası İngiltere biraz daha ağır basıyordu ama kaleci Schmeichel ile Danimarka’nın çoklu savunma anlayışı bu baskıya iyi dayandı. Ve bir gece önceki İtalya-İspanya maçı gibi dünkü de uzadı.
102. dakikada maçın en delici adamı Sterling, Danimarka ceza alanında Jensen tarafından düşürüldü. Evet, penaltıydı. Harry Kane’in vuruşunda top Schmeichel’den dönerken yüreği hoplayan Southgate’in “Sen de mi Harry” dediğini duyar gibiydik. Ama top Harry’nin ayağına geldi yine. Uzandı, vurdu ve… İngiltere finale uzandı. Danimarka oyundan düştü.
Majesteleri II.Elizabeth Pazar’ı bekliyor şimdi. Southgate 25 yıl sonra aklandı. Yazık, 5 büyük ligin dışında kalan Danimarka, “ötekiler”in sesi olacaktı, olmadı. Ama onlar da alkışı hak ediyorlar.

Yazının devamı...

Futbol, hukuk istiyor

7 Temmuz 2021

TFF Genel Kurulu, 28 Temmuz’da Ankara’da toplanacak. Pandemi nedeniyle oluşan gecikmeleri de kapsayacak biçimde Başkan Nihat Özdemir ve yönetim kurulunun Mayıs 2021’den bu yana yaptıkları harcamalarla yeni bütçe tasarısı oylanacak…TFF Genel Kurulu, 28 Temmuz’da Ankara’da toplanacak. Pandemi nedeniyle oluşan gecikmeleri de kapsayacak biçimde Başkan Nihat Özdemir ve yönetim kurulunun Mayıs 2021’den bu yana yaptıkları harcamalarla yeni bütçe tasarısı oylanacak…Genel kurulda harcamaların ibra edilmesi, yeni bütçenin de onaylanması bekleniyor.Ama daha “temel” bir mesele var.İki farklı otorite, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Kamu Denetçisi’nin uyarıları, uzunca bir süredir çözümlenmemiş, değiştirilmemiş biçimde tozlu dosyalar halinde neredeyse uyuyor.Sorun Tahkim Kurulu’nun oluşumunda düğümleniyor… Türkiye Futbol Federasyonu’nun kuruluşuyla ilgili 5894 Sayılı Yasa’nın 6. Maddesine göre “Tahkim Kurulu, bu kanun uyarınca bağımsız ve tarafsız bir zorunlu tahkim mercii olup TFF’nin en üst hukuk kuruludur ve TFF Statüsü ile ilgili talimatlarda belirtilen nitelikteki uyuşmazlıklar ile ilgili nihai karar merciidir.“TFF Satüsü’nün 61. Maddesi Tahkim Kurulu’nun oluşumunu düzenliyor. Buna göre “Tahkim Kurulu TFF Başkanının teklifi ve yönetim kurulunun kararı ile en az beş yıllık mesleki tecrübeye sahip hukukçular arasından seçilecek bir başkan ve altı asıl ve altı yedek üyeden oluşur. Üyelerin belirlenmesinde FİFA ve UEFA’nın kuralları esas alınır.”AİHM yazısında kurulun özgür ve bağımsız üyelerden oluşması için seçimle işbaşına gelmesi ya da göreve başlarken yemin etmesi gerektiği anlatılıyor. Kamu Denetçisi’nin değerlendirmesinde ise alınan kararların açık ve şeffaf biçimde açıklanması isteniyor. Ama konu TBMM’nin ilgili komisyonunda “TFF Kamu kuruluşu değildir” açıklamasıyla taça çıkıyor.Tahkim Kurulu’nun bugünkü haliyle hem FİFA ve UEFA önünde, hem de iç hukukumuzda, Anayasa Mahkemesi önünde kabul edilebilir, geçerli bir pozisyonu bulunmuyor. Tahkim Kurulu kararlarının İstinaf Mahkemeleri ya da Yargıtay gibi üst mahkemelere taşınabilmesi öneriliyor. Öte yandan yıllardır yığılan ve karara bağlanan şikayet dosyalarından da etkilenerek FİFA’nın Türkiye Futbol Federasyonu’na önerisi özetle şöyle: “Öyle bir kurul oluştur ki CAS gibi sağlam olsun. Oluşan yeni Tahkim Kurulu’nun kararları da, bizdeki CAS-İsviçre Federal Mahkemesi gibi bir üst hukuk otoritesinin denetimine açık olsun.” Aksi takdirde bugüne kadar kaybedilmiş ve tazminat kararına bağlanmış üç davanın sayısı artabilir. İçerde alınan kararlar AİHM’de duvara çarpabilir.    Sorunun çözülmesi 5894 sayılı yasanın 6. Maddesinin değiştirilmesi ve TFF statüsündeki 61. Maddenin yeniden düzenlenmesine bağlı.Bu işler hiç de zor değil. İşin yasa tarafı iyi anlatıldığı takdirde zaman kaybedilmeden en ideal biçimde bir madde değişikliğiyle TBMM’de çözümlenebilir. Sonrasında 28 Temmuz genel kurulu da statüyü oylayıp onaylayabilir ve düğümler çözülmüş olur.Peki, olur mu dersiniz? Açıkçası çok umutlu değilim. TFF’nin bu konuda duyarlı ve hazırlıklı olduğunu sanmıyorum. Ancak konuştuğum hukukçular, yakın gelecekte sorunların daha da yoğunlaşacağını belirterek “acele edilmesi gerektiğini“ dile getiriyor.Üstüme düşeni yazdım. Şimdi top TFF’de!

N’oldu Nihat Abi

TFF Başkanı Nihat Özdemir’i aradım. Gündemde tartışılan konularla “hukuk” yazımın ayrıntılarını konuşmak , “Başka ne var ne yok?” diye sormak istiyordum. Her aramamda telefonu açan ya da mutlaka dönerek arayan centilmen Başkan, bu defa şöyle karşıladı beni : “ Merhaba. Şimdi ben senin hatırını, sağlığını sorayım.. Sen de bana hatır sor ve telefonu dostça kapayalım.”
Hoppalaa… “Ne oldu Sayın Başkan” dedim, “Sizi üzecek, kıracak bir yanlış mı yaptım?” “Hayır, estağfurullah, senin payın yok denecek kadar, yani yok!” dedi.
Peki ne olmuştu? Başkan medyaya demeç ve bilgi vermiyordu. Belki birileri fena halde canını sıktı. Olabilir. Ama bu “Küstüm, konuşmuyorum” tavrı hiç de doğru değil. Kendi adıma çok üzüldüm. En kötü iletişim, iletişimsizliktir. Nihat Özdemir de bunu çok iyi bilir.
İşin şöyle bir yanı da var : Nihat Bey sustuğuna göre, belki de çok önemli kararlar arifesinde. Kişisel de olabilir, kurumsal da. Artık aklınıza ne gelirse… Konumuz her türlü spekülasyona açıktır arkadaşlar. Hayır, olasılıkları sıralamayacağım. Bilen varsa söylesin, yazsın… Dinleyelim, okuyalım, öğrenelim.

Neredesin Dorukhan?

Dorukhan Toköz, Beşiktaş’la gemileri yaktı… Şampiyonluk kutlamasında “Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde” şarkısıyla sahneye çıktı. Kimseyle kavga etmeden, Başkan Çebi’yi, yöneticileri ve Sergen Hoca’yı üzerek yeni ufuklara uçtu. Onu Milli takımda da yeterince izleyemedik. Malum, gruptan çıkamadık. Fenerbahçe’ye gideceği yolundaki haberler sezonla birlikte sona erdi. İki, üç gün öncesine kadar La Liga’dan iki kulübe gideceği yazılıyordu. Dün baktım, bilgi yok. Umarım, menajerinin de çabasıyla iyi bir kulübe gider… Olmazsa o pişman olur, biz üzülürüz.

Yazının devamı...

Son sözü Donnarumma söyledi

7 Temmuz 2021

Wembley’de yarı finale çıkan İtalya ve İspanya çok farklı, beklenmedik bir hikaye anlattılar bize. Önce İtalyanlar ilk yarıdaki tutuk oyunlarıyla şaşırttılar. Sonra İspanyollar topun ve oyunun efendisi oldular ama maçı alıp götüremediler. Maçın ikinci yarısı ve uzatma devreleri fırtına gibi geçti. İki takımın da finale layık mücadelesini alkışladık.
Turnuvadaki bütün maçlarını kazanarak oynadığı futbolla takdir toplayan, savunma - hücum dengesini çabuk ve etkili oyunuyla sergileyen Mancini’nin İtalya’sı, ilk yarıda oldukça tutuk ve durgundu.
Akıl alacak gibi değil… İspanya, oyunuyla İtalya’yı adeta dondurdu. Çabuk ve akıcı paslarla Donnaruma’nın koruduğu kaleye yüklendiler. Rakip ceza alanında rüzgar estirdiler. Olmo’nun direkten dönen şutunun ikincisinde de Donnaruma golü kurtardı.
Luis Enrique’nin hepimize bir sürprizi vardı… Beş maçta iki gol atan ve yüzde yüzlük pozisyonları harcadığı için yoğun eleştirilere hedef olan Alvaro Morata ilk on birde yoktu. Yerini Oyarzabal’a bırakmıştı. İspanyol hoca Morata’yı yedek listesine yazmıştı. Golü yedikten iki dakika sonra 62’de oyuna aldı ve 80’de Morata beraberlik golünü attı.
İspanya hem topa (65/35), hem alana, hem maça sahip oldu dün… Busquets’le, Pedri ile, Laporte, Jordi Alba, Olmo ve sonradan katılan Morata ile. Ağırlığını zaman zaman ezici ataklarla gösterdi.
Mancini’nin ekibi, ilk yarıdaki durgun ve solgun oyununu ikinci yarıda İnsigne ve Chiesa ile biraz daha akışkan hale getirdi. İtalyanlar skoru da buldular. İmmobile- Chiesa işbirliğinden Juventuslu adına yakışan vuruşla golünü atıverdi.
İlk yarısı golsüz biten maç, ancak ikinci yarıda heyecan, çeşitlilik ve gerçek bir yarı final havası kazandı. Dakikalar ilerledikçe iki takımın beraberliği bozma gayretleri ve sertlikleri de yoğunlaştı. İş uzatmaya kaldı. Uzatma devrelerinde yorgunluktan iki takım da etkinlik kazanamadı.

Yazının devamı...

Futbolda karambol var

30 Haziran 2021

Türk futbolunda kaos ve karambol var… Bunlar Hukuk Kurulu’ndan, PFDK’dan, UÇK’dan, Tahkim Kurulu’ndan çıkıyor.
O kurullar sürekli çelişen, tartışılan kararlarla TFF’nin kendi otoritesine, yetkinliğine uymayan kapılar açıyor. İşini, yıllar sürecek yargılamalara ve kararlara taşıyor. Mahkeme kapılarını aşındıracak bir süreci başlatıyor. Bunun adı kaostur, karamboldur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yakın geçmişte ’TFF kurullarının seçimle işbaşına gelmesi, kararlarının açık, net ve anlaşılabilir biçimde duyurulması’ yönünde verdiği tavsiye kararlarını hatırlayalım… AİHM, “Hiç değilse atadığınız kurullar bir şekilde “bağımsızlık yemini etmeli” uyarısını da yaptı. Sonuç alındı mı? Hayır!
Gündemde Oğulcan Çağlayan var… Halen Galatasaray kadrosunda bulunan futbolcu kardeşimiz... 25 yaşında, kariyerinin zirvesine çıkıp en verimli dönemini yaşaması gerekiyor. Ne var ki Oğulcan, Rizespor’la Galatasaray arasındaki anlaşmazlığın kör düğümünü oluşturuyor. Kariyerini sürdürme hakkı kısıtlanıyor. Lisansı vize edilmiyor.
Çaykur Rizespor, 4 yıl önce 1 milyon 200 bin Euro ödeyerek Ankaraspor’dan transfer ettiği Oğulcan Çağlayan’ın dördüncü sezonunda, anlaşma süresini tamamlamadan Galatasaray’a gittiğini, bu nedenle zararının karşılanıp Galatasaray’a transfer yasağı getirilmesini talep ediyor. Oğulcan’ın lisansının vize edilmemesi gerektiğini iddia ediyor. TFF Yönetim Kurulu ve Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) bu talepleri uygun görüyor.
Galatasaray itiraz ediyor. Bir yandan da mahkemeye başvuruyor. TFF itirazı reddediyor. Dosya Tahkim’e gidiyor… Galatasaray’ın itirazı üzerine Tahkim Kurulu transfer yasağını kaldırıyor. İşte zurnanın zırt dediği yer: Tahkim, bu kararın kesinleşmediği, yargıya başvurulduğu gerekçesine dayanıyor. Anlaşılıyor ki, Tahkim Kurulu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunarak futboldaki kesin yargı hakkından vazgeçiyor. UÇK’nın 1 milyon 200 bin liralık transfer ücretinin “ödenmeme” talebini ise reddediyor. Kararın anlaşılması güç yanı da bu. Çaykur Rizespor’un bu talebi yargının beklenmesine karar verilmeden karşılanması da anlaşılamıyor.
Dosya bütününe bakıldığında dört yıl için 1 milyon 200 bin Euro ödendiği belirtilen Oğulcan Çağlayan’ın; aradaki amortisman, futbolcunun 3,5 yıl süreyle verdiği hizmet dikkate alınmadan, aynen Rizespor kulübüne verilmesi çok da adil görünmüyor.

Yazının devamı...

‘Bizim Çocuklar’ı rahatsız edelim

23 Haziran 2021

Avrupa Futbol Şampiyonası Euro 2020, bizim için bitti. Oyun devam ederken biz dışarıda kaldık. Bu durum bizim alışık olmadığımız bir şey değil. Yıkım değil, felaket değil. Sadece hayal kırıklığı başarısızlık.
İsviçre maçından sonra “Haydi raporunu yaz Hocam” diye yazdım, kimisi yanlış anladı. İstifa beklentisine girdi. Amacım sakin ve detaylı bir analiz yaparak yolumuzu aydınlatacak söylemlerle yeni hedefleri anımsatmaktı. Kuşkusuz bunu yapacaktır.
İlk yapmamız gereken, bilimi devreye sokmak olmalı. Açıkça belirtmeliyim: Futbolda bilimden yararlanmayı bilmiyoruz. Bilimin araştırma evresine katılıp kafa yormuyoruz, katkıda bulunmuyoruz. Futbolumuzda bilim, sadece işe yarar sonuçlarıyla ciddiye alınan, akıllı telefon gibi kullanışlı bir ürün olarak kabul edilir. Oysa o ürünü ortaya çıkarırken de bilimle yol arkadaşlığı yapmalısınız. Üniversitelerimizin de futbola uzak durduğu bir gerçek. Oysa öyle araştırma kitapları, öyle sarsıcı tezler gelir ki, hep birlikte şaşarız.
2002 Dünya Kupası’na giderken bir sürü huysuzluktan sonra nihayet kadroya bir bilim insanını dahil etmiş, bundan çok yararlı sonuçlar sağlamıştık.
O bilim insanının adı Prof.Dr. Turgay Biçer. Marmara Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü Başkanı. Özellikle Spor Psikolojisi alanında yoğunlaşmış ve kitaplar yazmış bir hoca.
Turgay Hoca, Euro 2020 maceramızı şöyle özetliyor: “Bu hayal kırıklığının önemli nedenleri var: Öncelikle kovid 19 pandemisi. Hedefsizlik duygusu.. Yorgunluk. Robotlaşma. Psikolojik olarak borçlanma. Ruhsal dayanıklılığın zayıflaması.. Bizim Çocuklar hemen hiç dinlenmeden kampa girdiler. İtalya’ya ve Azerbaycan’a hazır gitmediler. Kamp sırasında psikolojik hazırlık olmalıydı. Psikolojik sağlamlık ihmal edildi. Oyunlarda geri dönüş olmadı. Bizim oyuncular rol çatışmasını sevmiyor. O nedenle verimliliği düşüyor. “
Hoca tanıyı koyunca duvara tosladığımızı düşünüyorum. Peki nasıl ayağa kalkacağız? Turgay Biçer, “Sağlıklı bir değerlendirme yapalım” diyor. Şunları anlatıyor:

Yazının devamı...