Oyun da sonuç da PANDEMİK

4 Eylül 2020

Sivas’ta gördük ki Milli Takım, pandemiden olumsuz etkilenmiş… Avrupa Şampiyonası elemelerinde güvenimizi kazanan, göğsümüzü kabartan ve hepimizi coşturan “Bayrak Çocuklar”, Macaristan karşısında hiç de yüksek seviyede bir oyun çıkaramadılar.
İlk yarıda fena halde dökülen istatistiklerimiz vardı… Tek korner atamadık ama, onlar üç kez köşe atışı yaptılar. Biz ilk şutumuzu 39’da Mert Hakan’la attık. Onlar, 3’ü isabetli 9 şut çıkardı. Bireysel olarak pandemiden etkilenmeyen oyuncularımız vardı elbet. Kaleci Uğurcan örneğin… İlk yarıda 3 önemli kurtarış yaptı. Bir de Hakan Çalhanoğlu. Milan’da neyse o!
Sıkıntılı bir oyun izledik ilk 45’de… Savunmada Mert, Merih, Çağlar ve Umut canla başla mücadele ettiler… Macar takımıyla adeta duvar tenisi oynadılar. Savuşturdukları her top sanki mancınıkla atılmış taş gibi yeniden üstlerine geldi.
Oyun merkezinde Kaan ve Mert Hakan, kanatlarda Ahmet Kutucu ve Emre Kılınç, çok gayretliydiler ama, rakip baskısı altında çok top kaybettiler. Orta alanda ve kanatlarda umulan oyun çıkmayınca Burak Yılmaz da “topsuz”(!) bir ilk yarıda boşa koşular yaptı.
Macar takımı kazandığı her topu, en az 5 isabetli pasla ceza alanına kadar taşıyıp gol pozisyonlarına girdi. Uğurcan gibi genç ustayı aşamadılar. Buna rağmen demoralize olmadan, gayet sakin bildiklerini uyguladılar. İlk yarıda Sallai, Holender ve Szalai’nin gole sıcak ve etkili atakları bizim açımızdan maçın zorluk derecesini yükselten unsurlardı.
Şenol Güneş’in ikinci yarıya Yusuf Yazıcı ile başlayıp sonradan da İrfan Can Kahveci’yi oyuna dahil etmesi, pandemik etkiyi dağıtan bir hamle oldu. Önce Burak’ın, sonra da Emre Kılınç’ın ataklarıyla pozisyona girdiler, iki korner hakkı kazandılar. Böylece topu rakip yarı alana taşımayı da başardılar.
Macarlar bekledikleri golü 80’de duran topla attılar. Szoboszlai, Uğurcan’ın göremediği ve uzanamayacağı sağ üst köşeden beklenmeyen işi yaptı.

Yazının devamı...

Yemini bırak, seçime bak

2 Eylül 2020

Türkiye Futbol Federasyonu’nun dünkü genel kurulunda, göze batmayan, çok da tartışılması beklenmeyen Ana Statü değişikliği önerisi, yeterli üçte iki çoğunluk sağlanamadığı için geri çekilmiş.
Kanımca “hayırlı” bir haber bu… Yanlış oyun kurgusu, yanlış asistle yanlış vuruş sonucu topun auta çıktığını düşünüyorum.
Eğri gemi, doğru sefer örneği… Gol de olabilirdi… Neyse ki yanlış hesap Bağdat’tan geri dönmüş.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun hukukla ilgili Uyuşmazlık Çözüm Kurulu, Hukuk Kurulu, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu’nun yapılanmasıyla ilgili yıllardır süren tartışmalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin 28 Ocak 2020’de açıklanan kararıyla bilimin ve hukukun kriterlerine göre karara bağlandı. Trabzonspor’un eski futbolcusu Ömer Rıza Kerim ve futbol hakemi Serkan Akal hakkında Tahkim Kurulu’nun verdiği kararların AİHM’nin adil yargılanma hakkının ihlali sayıldığını açıkladı.
AİHM, Tahkim Kurulu üyelerinin “bağımsız ve tarafsız” sayılamayacakları hükmüne varırken, TFF tarafından atanmalarına, görev sürelerinin TFF Yönetim Kurulu’nun görev süresiyle sınırlandırılmasına vurgu yaptı. AİHM ayrıca görev yapan üyelerin yemin etmemelerini de bir eksiklik olarak gördü. TFF, bu kararlardan sonra adı geçen futbolcu ve hakeme tazminat ödemek zorunda kaldı.
Dünkü statü değişikliği önerisine göre kurullar, TFF Yönetim Kurulu’nun kararıyla göreve başlayacaktı. Halen yürürlükte olan statüye göre üyeler, TFF Başkanı’nın önerisi ve yönetim kurulunun kararıyla seçilebiliyor. İlk bakışta çok önemli görülmeyebilir ama, TFF Başkanı’nın fonksiyonunu, liderliğini indirgeyen öneri yanlıştı. Kapıdan dönmesi iyi oldu.
Öte yandan AİHM’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki adil yargılanma hakkıyla ilgili 6. maddesine dayanarak üyeleri “yeminle göreve başlatma” kararı da meselenin oldukça “yüzeysel” anlaşılabilmesine neden olacağını sanıyorum.

Yazının devamı...

Adı GOLotelli olsun!

12 Ağustos 2020

Mario Balotelli… Spor gündemimizin yeni kahramanı. İtalyanların “Süper Mario” diye alkışladığı, adının geçtiği her yerde renkli, keyifli, ibretli, heyecanlı öykülerin anlatıldığı, inişli çıkışlı kariyer macerasıyla futbol dünyasının merakla izlenen “fenomen” yıldızı.
Balotelli’yi memleket gündemine sokan adam, Mino Raiola… İtalyan menajer, futbolcusunun Manchester City, Liverpool, İnter, Milan ve arada Fransız kulüplerindeki kariyerinin sonunda geçen yıl Serie A’da küme düşen Brescia’daki 6 gollük düşük performansının ardından Balotelli’yi Beşiktaş’a önerdi. Balotelli bugün 30. yaş gününü kutlayacak. İtalya’da Beşiktaşlı yöneticilerle masaya oturacaklar ve olasıdır ki anlaştıkları rakama el sıkışacaklar.
Mino Raiola, Balotelli’nin Çin’e ya da Körfez ülkelerine gitmesini istemiyor. Futbolcusunun, Brescia’dan ayrılıp Türkiye’ye gelerek Beşiktaş gibi büyük bir kulüpte oynamasının bir tür kariyer sıçraması olacağına inanıyor. Raiola’nın aynı zamanda İbrahimoviç’in kariyerini planladığı da dikkate alınırsa, kendi açısından doğru bir hamle yaptığı anlaşılabilir.
Herkesin aklındaki soruyu da soralım: Balotelli, Beşiktaş’ta başarılı olur mu? Elbette başarılı olabilir. Baştan söyleyelim: Beşiktaş’ta Mario Gomez’in (2015-16/33 maç-26 gol) muhteşem bir istatistikle elde ettiği gol krallığını kimse Balotelli’den beklemesin. Gomez, Türkiye’deki performansıyla yeniden Alman Milli Takımı’na döndü. Balotelli ise artık İtalyan Milli Takımı’nı bırakmış durumda.
Balotelli, çok yetenekli bir golcü. Sağ kanat, sol kanat ve asıl yeri “punta” santrfor oynuyor. Ceza alanı içinden ve dışından kafa ve ayakla rahat goller atabiliyor. Burak Yılmaz’ın Lille’e gidişinden sonra Beşiktaş’ın tam da Balotelli gibi bir oyuncuya ihtiyacı var.
Peki nasıl verimli olabilir? Onu oynatacak adam Sergen Yalçın… Çalıştığı bütün takımlarda futbolculardan azami ölçüde verim almaya çalışan, sorunlu futbolcuları adeta tedavi ederek futbola yeniden kazandıran Sergen Yalçın, kendi oyunculuk döneminde nasıl sıra dışı davranmışsa, Balotelli’den de benzer davranışları görecek. Bu noktada anlaşmazlık çıkacağını sanmıyorum.
Balotelli’nin zor anlaşılır davranışları var. İngiltere’deki öykülerinden biri: Kumarhaneye gider. Çok bilinen “tek kollu” oyun makinalarından birine en yüksek parayı bastırır ve 50 bin Pound (yaklaşık 475 bin TL) kazanır. Nakit ödeme yapılır. Dışarı çıkar ve elindeki bütün parayı, duvar dibindeki dilenciye verir. Olay İngiliz kamuoyunda bomba etkisi yaratır. Polis, Balotelli’ye o kadar nakit parayı yanında neden taşıdığını sorar; “Zenginim de ondan” der… Peki neden dilenciye vermiş? “Adamın ihtiyacı vardı da, ondan!”. Zor anlaşılır adam… Verona’ya karşı oynadıkları bir maçta ırkçıların hedefi olur. Milli Takım’da oynamamaya karar verir. Federasyon Başkanı ile tartışır. Duyarlıdır, zaman zaman öfkelidir. Ganalı bir anne-babanın çocuğu olarak doğmuş, evlatlık verilmiştir. Çocukluğu travmatik anılarla doludur. Balotelli’ye anlayış, sevgi ve saygı gösterilirse, Türkiye’de mutlu olacağını düşünüyorum. Beşiktaşlıları da mutlu edecektir Dileyelim ki PAOK maçına da yetişsin, Şampiyonlar Ligi yolunu gol(ler)le süslesin.

Yazının devamı...

Zemberek boşalmış

6 Ağustos 2020

Sadece koca bir sezonun değil, yılların zirve yorgunluğunu yaşadılar. Kayserispor’u yenerek şampiyonluklarını ilan ettikleri maçta zemberek boşaldı. Heyecanla, emekle gerilmiş yay, artık fazlasına izin vermiyordu. Pandemi sonrası birçok takım güç kaybederken, Başakşehir o süreçten kazanarak çıkmıştı. Ama dün Süper Lig’de büyük hedefe ulaşmanın rahatlığı ile UEFA rövanşına konsantre olmakta zorlandılar. Daha terlemeye bile zaman kalmadan (Dk.4) Wind’in golüyle geriye düştüler.
Kopenhag’la oynadıkları ilk maçta zorlandıkları gibi dün de alışık olmadığı koşullarda mücadele ediyordu Başakşehir…
Danimarka temsilcisi, koşusu, birlikte oynama becerisi ve alan kapatmaktaki ustalığıyla Başakşehir’in oyun kurmasını engelledi. Merkezde Mahmut ve Mehmet’e baskı uygulayarak hatalı pasa zorladılar. Visca ve Crivelli’nin sağ ve sol kanattan ataklarını baskılı savunma ile önlediler. Demba Ba’nın da buluştuğu topları iyi kullanamadığını gördük.
Başakşehir, devrenin sonlarına doğru Crivelli ile Demba Ba’yı çift santrfor gibi kullanmaya başladı. Visca sol kanada kaydı. İrfan Can’ın da katkılarıyla gol pozisyonlarına girdiler, maça ortak oldular.
Başakşehir, kötü oynasa bile bir gol atabilir, tur için umutlarını sürdürebilirdi. Ancak baştan savma ortalar, gelişigüzel ataklarla fırsatları harcadılar. Buna karşılık mekanik bir düzenle uyum içinde oynayan Kopenhag takımı, önce Mehmet Topal’ın eliyle penaltıyı yakaladı. Öyle ki Topal itiraz bile edemedi. Wind takımı 2-0 öne geçirdi. Yine de 1 gol bütün hesapları değiştirebilirdi. Hayır, tur golünü biz beklerken bu defa da Falk inanılmaz bir çabuklukla fırlayıp ceza alanı dışından karar sayısını atıverdi.
Okan Hoca dahil, tüm Başakşehir takımında bir ağırlık, rehavet, beklemediğimiz bir boşluk gözlemledik. Üzücü ama doğal bir durum. Dedik ya zemberek boşalmış… Geçmiş olsun!

Yazının devamı...

Aidiyet: Arda, Gökhan, Oğuzhan

29 Temmuz 2020

Futbolda unuttuğumuz bir şey var: Aidiyet... Bir yere, bir kültüre, bir kişiye ait olma duygusu. O duyguyla paylaşma ve katkıda bulunma arzusu. Kendini o yerin, o kültürün, o takımın bir parçası olarak hissetme, kabul etme alışkanlığı. Böyle bakınca takımların sürekli değişen kadrolarla oynaması, yıl boyu gelen-giden, oynayan - oynayamayan oyuncu farklılıkları takımları çözdü, aidiyet sorunu da derinleştirdi.
Galatasaray’da örneğin… Bütün aksiliklere, talihsizliklere, yanlışlara ve yanılgılara rağmen aidiyet sorunu da takımın belini büken olgulardan biriydi. Şimdi yenilenen ve tazelenen Arda’nın dönüş tartışmalarına biraz da böyle bakmak gerekir. Arda, hem liderlik karakteri, hem de aidiyet bağları dolayısıyla Galatasaray’da büyük boşluğu doldurabilecek bir oyuncudur. Hayır, davranışlarını, yanlışlarını savunmuyorum. Sadece oyun içindeki Arda’dan söz ediyorum.
Biliyorum, Ocak’ta pek çok kişi Arda’nın transferini istiyordu. Sadece Fatih Terim değil, futbolla ilgili çok çok önemli kişiler… Farklı merkezlerden öneri ve ricalar Galatasaray kulübüne ulaşıyordu. Mustafa Cengiz, bu taleplere gerekçeleriyle karşı çıktı. Başkan olarak tavrını koydu,”hayır” dedi. Bir bölümü “ricasını” geri aldı.
Şimdi, ricacılar ve ısrarcılar yok… Arda Turan da hiçbir kırgınlık, küskünlük göstermeden ameliyat sonrası Başkan’ı ziyaret ederek, geçmiş olsun dileklerini ve saygısını sundu. Teknik Direktör Fatih Terim de istediğine göre artık hem yönetici, hem de başkan babalığıyla Galatasaray’ın çocuğuna bir şans kapısı açmalı… Sadece duygular değil, akıl da bunu söylüyor.
Fenerbahçe’ye bakarsak. Orada da geçen sezon Emre ile başlayan bir aidiyet hamlesi var. Yeni sezon için Gökhan ve Caner’in transfer edilme kararında Belözoğlu’nun o duyguyu sahaya yansıtma istek ve ısrarı çok önemli.
Beşiktaş’a da bakalım. Orada aidiyet sorunu çok büyük. Burak Yılmaz Fransa’ya uçtu. Çok sevilen Gökhan ve çok yararlı Caner, gitti-gidecek. Kim kalıyor geriye? Dorukhan mı? Geri dönen Oğuzhan mı? Necip mi? Fatih Aksoy mu? Rıdvan mı, Güven mi? Söyleyeyim: Hepsi. Çebi Başkan, onlara sahip çık! Hepsi de Beşiktaş’ın çocuğu…
Not: Kimsenin kuşkusu olmasın. Sergen Yalçın Oğuzhan’ı da yeniden zirveye çıkaracaktır. Bkz. Alanya / Ozan Tufan (F.Bahçe)

60 milyonluk cesaret ve güven

Yazının devamı...