Son sözü Donnarumma söyledi

7 Temmuz 2021

Wembley’de yarı finale çıkan İtalya ve İspanya çok farklı, beklenmedik bir hikaye anlattılar bize. Önce İtalyanlar ilk yarıdaki tutuk oyunlarıyla şaşırttılar. Sonra İspanyollar topun ve oyunun efendisi oldular ama maçı alıp götüremediler. Maçın ikinci yarısı ve uzatma devreleri fırtına gibi geçti. İki takımın da finale layık mücadelesini alkışladık.
Turnuvadaki bütün maçlarını kazanarak oynadığı futbolla takdir toplayan, savunma - hücum dengesini çabuk ve etkili oyunuyla sergileyen Mancini’nin İtalya’sı, ilk yarıda oldukça tutuk ve durgundu.
Akıl alacak gibi değil… İspanya, oyunuyla İtalya’yı adeta dondurdu. Çabuk ve akıcı paslarla Donnaruma’nın koruduğu kaleye yüklendiler. Rakip ceza alanında rüzgar estirdiler. Olmo’nun direkten dönen şutunun ikincisinde de Donnaruma golü kurtardı.
Luis Enrique’nin hepimize bir sürprizi vardı… Beş maçta iki gol atan ve yüzde yüzlük pozisyonları harcadığı için yoğun eleştirilere hedef olan Alvaro Morata ilk on birde yoktu. Yerini Oyarzabal’a bırakmıştı. İspanyol hoca Morata’yı yedek listesine yazmıştı. Golü yedikten iki dakika sonra 62’de oyuna aldı ve 80’de Morata beraberlik golünü attı.
İspanya hem topa (65/35), hem alana, hem maça sahip oldu dün… Busquets’le, Pedri ile, Laporte, Jordi Alba, Olmo ve sonradan katılan Morata ile. Ağırlığını zaman zaman ezici ataklarla gösterdi.
Mancini’nin ekibi, ilk yarıdaki durgun ve solgun oyununu ikinci yarıda İnsigne ve Chiesa ile biraz daha akışkan hale getirdi. İtalyanlar skoru da buldular. İmmobile- Chiesa işbirliğinden Juventuslu adına yakışan vuruşla golünü atıverdi.
İlk yarısı golsüz biten maç, ancak ikinci yarıda heyecan, çeşitlilik ve gerçek bir yarı final havası kazandı. Dakikalar ilerledikçe iki takımın beraberliği bozma gayretleri ve sertlikleri de yoğunlaştı. İş uzatmaya kaldı. Uzatma devrelerinde yorgunluktan iki takım da etkinlik kazanamadı.

Yazının devamı...

Futbolda karambol var

30 Haziran 2021

Türk futbolunda kaos ve karambol var… Bunlar Hukuk Kurulu’ndan, PFDK’dan, UÇK’dan, Tahkim Kurulu’ndan çıkıyor.
O kurullar sürekli çelişen, tartışılan kararlarla TFF’nin kendi otoritesine, yetkinliğine uymayan kapılar açıyor. İşini, yıllar sürecek yargılamalara ve kararlara taşıyor. Mahkeme kapılarını aşındıracak bir süreci başlatıyor. Bunun adı kaostur, karamboldur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yakın geçmişte ’TFF kurullarının seçimle işbaşına gelmesi, kararlarının açık, net ve anlaşılabilir biçimde duyurulması’ yönünde verdiği tavsiye kararlarını hatırlayalım… AİHM, “Hiç değilse atadığınız kurullar bir şekilde “bağımsızlık yemini etmeli” uyarısını da yaptı. Sonuç alındı mı? Hayır!
Gündemde Oğulcan Çağlayan var… Halen Galatasaray kadrosunda bulunan futbolcu kardeşimiz... 25 yaşında, kariyerinin zirvesine çıkıp en verimli dönemini yaşaması gerekiyor. Ne var ki Oğulcan, Rizespor’la Galatasaray arasındaki anlaşmazlığın kör düğümünü oluşturuyor. Kariyerini sürdürme hakkı kısıtlanıyor. Lisansı vize edilmiyor.
Çaykur Rizespor, 4 yıl önce 1 milyon 200 bin Euro ödeyerek Ankaraspor’dan transfer ettiği Oğulcan Çağlayan’ın dördüncü sezonunda, anlaşma süresini tamamlamadan Galatasaray’a gittiğini, bu nedenle zararının karşılanıp Galatasaray’a transfer yasağı getirilmesini talep ediyor. Oğulcan’ın lisansının vize edilmemesi gerektiğini iddia ediyor. TFF Yönetim Kurulu ve Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (UÇK) bu talepleri uygun görüyor.
Galatasaray itiraz ediyor. Bir yandan da mahkemeye başvuruyor. TFF itirazı reddediyor. Dosya Tahkim’e gidiyor… Galatasaray’ın itirazı üzerine Tahkim Kurulu transfer yasağını kaldırıyor. İşte zurnanın zırt dediği yer: Tahkim, bu kararın kesinleşmediği, yargıya başvurulduğu gerekçesine dayanıyor. Anlaşılıyor ki, Tahkim Kurulu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunarak futboldaki kesin yargı hakkından vazgeçiyor. UÇK’nın 1 milyon 200 bin liralık transfer ücretinin “ödenmeme” talebini ise reddediyor. Kararın anlaşılması güç yanı da bu. Çaykur Rizespor’un bu talebi yargının beklenmesine karar verilmeden karşılanması da anlaşılamıyor.
Dosya bütününe bakıldığında dört yıl için 1 milyon 200 bin Euro ödendiği belirtilen Oğulcan Çağlayan’ın; aradaki amortisman, futbolcunun 3,5 yıl süreyle verdiği hizmet dikkate alınmadan, aynen Rizespor kulübüne verilmesi çok da adil görünmüyor.

Yazının devamı...

‘Bizim Çocuklar’ı rahatsız edelim

23 Haziran 2021

Avrupa Futbol Şampiyonası Euro 2020, bizim için bitti. Oyun devam ederken biz dışarıda kaldık. Bu durum bizim alışık olmadığımız bir şey değil. Yıkım değil, felaket değil. Sadece hayal kırıklığı başarısızlık.
İsviçre maçından sonra “Haydi raporunu yaz Hocam” diye yazdım, kimisi yanlış anladı. İstifa beklentisine girdi. Amacım sakin ve detaylı bir analiz yaparak yolumuzu aydınlatacak söylemlerle yeni hedefleri anımsatmaktı. Kuşkusuz bunu yapacaktır.
İlk yapmamız gereken, bilimi devreye sokmak olmalı. Açıkça belirtmeliyim: Futbolda bilimden yararlanmayı bilmiyoruz. Bilimin araştırma evresine katılıp kafa yormuyoruz, katkıda bulunmuyoruz. Futbolumuzda bilim, sadece işe yarar sonuçlarıyla ciddiye alınan, akıllı telefon gibi kullanışlı bir ürün olarak kabul edilir. Oysa o ürünü ortaya çıkarırken de bilimle yol arkadaşlığı yapmalısınız. Üniversitelerimizin de futbola uzak durduğu bir gerçek. Oysa öyle araştırma kitapları, öyle sarsıcı tezler gelir ki, hep birlikte şaşarız.
2002 Dünya Kupası’na giderken bir sürü huysuzluktan sonra nihayet kadroya bir bilim insanını dahil etmiş, bundan çok yararlı sonuçlar sağlamıştık.
O bilim insanının adı Prof.Dr. Turgay Biçer. Marmara Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü Başkanı. Özellikle Spor Psikolojisi alanında yoğunlaşmış ve kitaplar yazmış bir hoca.
Turgay Hoca, Euro 2020 maceramızı şöyle özetliyor: “Bu hayal kırıklığının önemli nedenleri var: Öncelikle kovid 19 pandemisi. Hedefsizlik duygusu.. Yorgunluk. Robotlaşma. Psikolojik olarak borçlanma. Ruhsal dayanıklılığın zayıflaması.. Bizim Çocuklar hemen hiç dinlenmeden kampa girdiler. İtalya’ya ve Azerbaycan’a hazır gitmediler. Kamp sırasında psikolojik hazırlık olmalıydı. Psikolojik sağlamlık ihmal edildi. Oyunlarda geri dönüş olmadı. Bizim oyuncular rol çatışmasını sevmiyor. O nedenle verimliliği düşüyor. “
Hoca tanıyı koyunca duvara tosladığımızı düşünüyorum. Peki nasıl ayağa kalkacağız? Turgay Biçer, “Sağlıklı bir değerlendirme yapalım” diyor. Şunları anlatıyor:

Yazının devamı...

Yılgın, yorgun, çaresiz

17 Haziran 2021

EURO 2020 bizim için bitti. İsviçre maçını oynamaya fırsat kalmadan ışıklar yandı, perdede ”SON” yazdı ve valiz toplamaya başladık. Belki bir “üçüncülük” mucizesi yaşanabilir ama hiç umudumuz yok!
Eğri oturup doğru konuşalım… Bakü’deki maç, sonucu ne olursa olsun, Roma’daki gibi ezik, sıkıcı ve teslimiyetle biten bir maç olmadı. Milli Takım mücadele etti. Topa da oyuna da ortak oldu. Pozisyonlara girdi, gollük vuruşu bir türlü yapamadı. Galler’in boy ortalaması Bizim Çocuklar’dan hayli fazla. Hava toplarıyla çok kolay buluşup yere indirerek rahatça kullandılar… Fule farkı da vardı. Bizim Çocuklar’ın 7-8 adımda aldığı mesafeyi onlar en çok beş adımda tamamlıyordu.
Organizasyon, oyun kurma, ritm tutturmada istedikleri gibi oynayamadı bizimkiler. Sadece ilk yarının 25-35. dakikaları arasında 10 dakikalık bir denge yaratabildi bizimkiler. Burak Yılmaz buluştuğu her topla ya vuruş zamanlamasını kaçırdı, ya da adam kalabalığı arasında vurduğu toplar kale dışına düştü…
Galler’i aradıkları gole kavuşturan adam Gareth Bale oldu. Bence maçın yıldızıydı. Çok akıllı bir uzun pas attı bizim savunmanın arkasına… Ramsey zıpkın gibi aradan fırlayıp yapayalnız, golünü attı.
Milli Takım ikinci yarıda oyuna ortak oldu. Pozisyon demesek de gol fırsatları yakaladı. Kazandığı kornerler de umut veriyordu ama kullanamadılar. Galler önde olmanın bilinciyle kalabalık bir savunma oluşturup resmen geriye yaslandı.
Kısa boyun da futbolda avantaj yarattığı zamanlar vardır. Çabukluk ve kıvraklıkla çalım yaparak oyunu derinleştirebilir, alan boşaltabilirsiniz. Ne yazık ki dün çok top (56/44) kullandığımız, baskı kurduğumuz anlarda bu tür becerileri gösteremediğimiz için maçı kaybettik. Gareth Bale de bu maçta klasını ve değerini ortaya koydu. İlk golü de attıran oydu, oyunun sonunda ceza alanına topla girip topu Connor Roberts’a verdi ve ikinci asistiyle golü attırdı. Onca beceriye karşılık hiç ego yapmadan arkadaşlarına yardımcı olması, onları golle buluşturması takdir edilmeli.
Şenol Güneş hocamız, yenik duruma düştükten sonra Ozan ve Okay’ı çıkarıp merkezde bir yenilenmeye gitti. Yusuf ve Merih takımı oynatmaya çalıştılar. Sonradan Umut Mert, Kenan Halil, Cengiz İrfan değişiklileri de gole dönük arayışlara dayanıyordu. Olmadı, yapamadılar.

Yazının devamı...

Derdimiz: Yabancılaşmak

9 Haziran 2021

TFF yabancı oyuncularla ilgili olarak 2015’den beri uyguladığı 14’lü serbest sistemi geçen yıl 8+6’ya dönüştürme kararı aldı. Yabancı oyuncuların en çok 8’i sahada olacaktı. 14’e kadar yabancı ile sözleşme yapabilirdiniz, ancak bunların altısı saha dışında kalacaktı.
Ne oldu? Pandemi üzerinden yaklaşıp, çok zor ve kötü koşullarda mücadele ettiklerini, kadro planlaması bile yapamadıklarını öne sürerek “1 yıl erteleme” istediler. TFF “peki” dedi. Aradan 1 yıl geçip vade dolduğu zaman TFF geçen yıl aldığı kararı yeni sezonda uygulayacağını açıkladı.
İşte kıyametin koptuğu an… Kulüpler, medyadaki meslektaşlarım ve yorumcu dostların da desteğiyle “ 1 yıl daha erteleme” istediler.
Medyadaki dostlara dönersek… Türk futbolcularının yine inanılmaz paralarla nazlanarak transfer yapacağını, nazlanarak oynayacağını dile getiriyorlar. Mehmet Topuz ve Tarık Çamdal örneklerini kullanışa sokuyorlar. İçeride yabancı sayısı çoğalınca Türk oyuncuların Avrupa’ya gideceklerini savunuyorlar. Bu tezlerin hiç biri gerçek değil. O nedenle “yabancı sınırı Avrupa’da rekabet gücümüzü sınırlandırır” biçimindeki itirazlar da bana çok inandırıcı gelmiyor. Avrupa maçlarında sayısal sınırlama yok.
Türkiye’nin “yüksek yüzdeli” menajer cenneti olduğunu düşünüyorum. Çok iyi çalışıyorlar. Yıl boyu yönetici ve antrenörleri bilgilendiriyorlar. Bazı antrenörleri tanıtmak istedikleri oyuncuların maçlarına davet ettiklerini de biliyorum. Yabancı oyuncuyu almak çok kolay. Hele menajerler iyi bir sunum yaptıysa, “söyle gelsin”! İşin bir de reklam yönü var. Abdurrahim Albayrak’ın Falcao ile çektiği “selfie”nin ne kadar pahalı olduğunu şimdi anlıyoruz ama, çok geç.
Yabancı oyuncu kolaylığı, ekonomik tabloları da bozuyor. Borç batağı genişliyor, derinleşiyor…Süper Lig tablolarında “kovulan” ya da kibarca “yolların ayrıldığı” antrenörleri “kurban” görüp “vicdan” yapıyoruz. Başarılarını alkışlayıp ödüllendiriyoruz. İhmal ettiğimiz önemli konular da var: Türkiye’de antrenman bilimi ne kadar önemseniyor? Yenilikler nasıl izleniyor? Dersten öteye geçmeyen kursların dışında seminerler, tartışma toplantıları, sempozyumlar var mı? Bunlar bizim gündemimizde yok. Hakem atamaları, hakem kararları, skora yapışık dedikodular, yönetici demeçleri bizim gündemimize yetiyor.
Acaba alt yapı eğitimi, antrenmanı, organizasyonu ve elbette tesisi konusunda yeniden düşünüp bazı kararlar alabilir miyiz? Bir “akademia” kurabilir miyiz? Yoksa genç oyuncuların yetişmesini Altınordu’ya ya da tesadüflere mi bırakacağız?

Yazının devamı...