Bolluk bereket aşı aşure

Muharrem ayı geldi mi aşure zamanı demektir. Aşure yeni başlangıçların umududur. İslami takvimin birinci ayı olan muharrem, tıpkı miladi takvimde ocak ayının olduğu gibi yeni bir dönemin başlangıcıdır. Onuncu gün yapılan aşure ise bolluk ve bereketi çağırır

Aşure, Arapça “onuncu” anlamına gelen “âşûra” kelimesinden geliyor. Muharremin onuncu günü, aşure günü olarak kutlanıyor. Her yıl aşure zamanı hayatın döngüsü bir kez daha kutsanıyor. Kazanlarla aşure kaynatılıyor. Toprak ananın sunduğu nimetler tek aşta buluşuyor, tek kaba sığıyor; belki de dünyanın en sembolik yemeklerinden birini oluşturuyor.

Bolluk bereket aşı aşure



Aşure hem matemdir, hem kutlamadır. Yitip giden arkasından yakılan ağıttır, yeni bir hayatı kucaklamaktır. Aşure döneminde Kerbelâ’da öldürülenlerin yas orucu tutulur. Aşure bu yüzden, hem sevinç hem matemi içinde barındırır. Yeniden doğuşu çağırırken, ölüme karşı isyan ve inadına hayata tutunuş da aşurenin özünde mevcuttur.

Aşure aynı zamanda Nuh efsanesine dayandırılır. İnanışa göre, tufan sonrasında, gemide kalan son erzaktan her şeyden birer ikişer avuç karıştırılır ve son bir yemek yapılır. Çorba gibi karışık bu aş müjdeyi getirir ve zeytin dalı taşıyan güvercin gemiye konar. Bu bir işarettir, kurtuluş yakın demektir; nitekim bir süre sonra kara görünür. Bir başka anlatışa göre, karaya kavuşunca son erzakla şükran aşı yapılır. Her durumda Nuh’un gemisinin korkunç tufandan kurtulması bir mucizedir, yepyeni bir çağın başlangıcıdır.

Malzemesi bol


Aşurenin içine malum pek çok malzeme giriyor. Ne de olsa aşure bolluk bereket aşı. Ancak içine konan malzemelerin niteliği de niceliği de hep tartışma konusu. Kimisi içine kuru fasulye nohuda ek börülce, bakla gibi bakliyat koyuyor, kimisi hiçbirini sevmiyor, hiç koymamayı tercih ediyor.

Kuru meyvelerde kuru kayısı ve üzüm esastır, ama kuş üzümünden eriğe, hurmadan incire kadar her şeyi koyan da çoktur. İncir tüm tatlara hâkim olduğu ve binlerce çekirdeği aşureye karıştığı için içine asla konmaz, ancak üstünün çeşnisi olur diyen çoğunluktadır. Kuru yemişlere gelince; aynı tartışma ceviz için devreye girer, ceviz aşureyi karartır diye içine konmaz, ama üstünden de eksik edilmez. Bembeyaz kabuğu çıkarılmış badem içinse aksi söz konusudur. Keza dolmalık fıstık, içine de yaraşır üstüne de. Susam ve çörekotu gibi tohumlar ise nadir örneklerde görülür, doğrusu bence çok da yakışır.

Demokrat aşure


Baharat kullanımı da bir başka tartışmalı konudur. Malum çoğu kez üstüne tarçın ekilir, içine konursa buğday pişerken çubuk tarçın olarak konur, belki birkaç karanfil tanesi de tülbende sarılıp içine sallanır. Giderek kullanımı azalan ama olmazsa olmaz ise gül suyudur. Ama bir lezzet var ki, istense bile gerçeğinin bulunması artık mümkün değil! Osmanlı dönemi tariflerinde, özellikle de süzme saray aşuresi yaparken gül suyu içinde ezilen bir iki kıymık misk katılır, aşureye buğulu bir buhurdan kokusu verirmiş. Bugün misk kokusu ancak sentetik olarak bulunuyor, dolayısıyla mis gibi kokan miskli aşure artık tarihin derinliklerinde kabir lezzet.

İçine ne konursa konsun aşurenin özü niyet. İyi niyetle yapılan, sevgiyle paylaşılan aşure gibisi yok. Üstelik aşure çok demokrat, içine katılan her bir malzeme her kaşığa eşit dağılıyor, her kaşık eşit lezzette, eşit berekette, iş ki eşit paylaşılsın!

İyi fikir

Aşureye incir konulmaz diyenlere inat aşureyi taze incirle yapmaya ne dersiniz? Ama dikkat; taze incirle! Bol taze inciri soyun, ezerek kevgirden geçirin. İncir püresini aşurenize son bir taşım kaynatmada katın. İyice karışsın, çıt çıt çekirdekleri tüm aşureye dağılsın. Bir başka bereket timsali olan incir, binbir çekirdeğiyle bereketinize bereket katsın.

Rakamların uğuru

Sayılara gelince; aşureye konulan malzemenin sayısı hep değişir. Aşureye herkes kendi inancına göre belli sayıda dünya nimeti katar. Yedi çeşit katan da vardır, on, on iki, hatta kırk rakamını tutturmaya çalışan da... Sayı arttıkça malzemeleri denkleştirmesi zorlaşır, bazen bir fiske tuz imdada yetişir. Yedi, pek çok kültürde kutsallık atfedilen şanslı bir rakam. On iki imama atfen on iki tür malzeme kullanmak da çok yaygın. Kırk rakamı da uğurlu, o yüzden kırka tamamlama gayretinde olanlar da var. Ama kırkı tutturmak zor; bu yüzden eskiler şöyle buyurmuşlar: “Kırkı tamamlayamayan bir kaşık bal koysun. Nasıl olsa arı kırk tür çiçeğe gitmiş, kırk tür çiçeğin nektarını almıştır.”