Çiğdem bayramı

“Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır”. Bu deyiş Anadolu’da dillerden düşmez. Gerçekten de mart geldi mi bir bahar havası gelir, insan ister istemez aldanır, ama ardından kış gene mutlaka kendini hatırlatır. Kazma kürek yaktırsa da mart ayı baharın müjdecisidir, gelişi bayram gibi kutlanmaya layıktır

Bundan tam dört bin yıl önce Anadolu’da mart ayı şenlik ayıydı. Anadolu’nun en eski sahiplerinden Hititlerin en önemli kutlamalarından biri mart ayına denk gelen ve tam 38 gün süren AN.TAH.ŠUM.(ŠAR) festivaliydi. AN.TAH.ŠUM, Sümer dilinden gelen bir kelime. Dağlarda yetişen, şubat veya mart ayında boy gösteren, kış bitiminde ilk çiçek açan yumrulu bir bitki olduğu biliniyor. Kayıtlara göre ayrıca yenilebilen bir bitki. Bu tanıma tam olarak uyan Anadolu’nun pek çok yerinde karlar erirken çıkan çiğdem çiçeği. Hatta daha da yüksek bir olasılıkla botanik adını Ankara’dan alan “Crocus Ancyrensis /Ankara Çiğdemi”. Çiğdem de yenir mi demeyin, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel lezzetlerimiz içinde çiğdemden yapılan yemekler de var. Artık unutulmaya yüz tutsa da Gaziantep’te yoğurtlu çiğdem aşı tam bir bahar lezzeti, çiğdem ile sütlü diye muhallebi gibi tatlısı yapılıyor. Ama en önemlisi muhakkak ki pek çok yerde hâlâ yapılan çiğdem pilavı.

Çiğdem bayramı


Hitit uygarlığının izleri var

Hitit çiğdem bayramı için kurbanlar kesilir, bereket getirmesi için tanrılara adaklar yapılır, yiyecekler sunulurdu. Güneş tanrıçasına sunulan en değerli hediye ise bir çiğdem demeti olurdu. Bugün hâlâ geleneklerimizde yaşayan pek çok âdetin kökünde Anadolu’da bir zamanlar hüküm sürmüş olan Hitit uygarlığının izleri var. Arkeolog ve etnobotanik uzmanı Dr. Füsun Ertuğ, Anadolu’nun yenilebilir yabani bitkilerini incelerken Hititlerin çiğdem festivalinin izlerinin halen Anadolu’da sürdüğünü saptamış ve bu konuda makaleler yayınlamış.

Günümüzde özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde, tam da Hitit coğrafyasına karşılık gelen Ankara, Amasya, Çorum, Kayseri, Tokat, Sivas, Yozgat gibi illerin köylerinde çocukların da katıldığı manili, şarkılı çiğdem pilavı pişirme geleneği büyük bir olasılıkla bu eski Hitit bayramına dayanıyor. Mart gelip de karlar erimeye, sapsarı çiğdem çiçekleri karlar arasından baş göstermeye başlayınca çocuklar kırlara çıkıp çiğdem söker. Ucu sivri demir uçlu bir sopayla çiğdemleri yumrusu ile çıkarır, kuru bir karaçalı ya da ağaç dalına dizer, ellerinde çiğdemlerle süslü dal kapı kapı dolaşıp bulgur, yağ, tuz gibi pilavın malzemelerini toplarlar.


Köy meydanında pişirilen bulgur pilavına çiğdem çiçekleri ve yumruları da katılır ve hep birlikte bereketli bir yıl geçmesi dileğiyle yenir.

Çiğdem bayramı


Kapı kapı gezerken

Çiğdem çiçecük,
Ebem küçücük,
Verenin oğlu olsun,
Vermeyenin kızı olsun.

Ha tapıya tapıya,
Kılavuz geldi kapıya,
Çok verenin oğlu olur,
Az verenin kızı olur.

Çiğdem pilavı tüm köy halkının katkısıyla pişen bir yemek. Malzeme kapı kapı dolaşılarak toplanıyor. Kimi bulgurunu paylaşıyor, kimi yağını veriyor, hiç imkânı olmayan bile biraz tuz bile olsa katkısını koyuyor. Kapıdan kapıya gezerken dillere dolanan tekerlemeler de eksik olmuyor. Bir başka manide ise “yağ verenin oğlu olsun, bulgur verenin kızı olsun deniyor”. Malum yağ bulgura göre daha kıymetli. Elbette bu sözler çok vermeyi teşvik etmek için, ama kızları küçük gören, erkekleri yücelten yaklaşımı görünce insanın içinden tek bir bulgur tanesi bile veresi gelmiyor, o da bir gerçek. Kadınlar Hititlerde pek çok konuda erkeklerle eşit haklara sahipti. El üstünde tutulur, kimi zaman ise erkeklerin önünde yer alırlardı. Kraliçe kimi zaman Kral’dan bile daha çok söz sahibiydi. Tavananna unvanlı Kraliçe çok geniş yetkilere sahipti. Uluslararası anlaşmaları kral kocası ile birlikte imzalar, onun yokluğunda bütün yetkilerini kullanabilirdi. III. Hattuşili’nin eşi Puduhepa her belgeye imzasını koymuş ve Mısır Firavunu II. Ramses ile ülkesi adına bizzat yazışmıştı. Aradan geçen dört bin yıl boyunca çiğdem bayramını yaşatmayı başarmışız ama kadının toplumdaki öncü rolünü korumayı başaramamışız.