ADALETİN GÖLGESİNDE

AK Parti Milletvekili Anayasa hukukçusu Burhan Kuzu yolsuzluk soruşturmaları ve operasyonlarla ilgili basında çıkan haber ve yorumlara dikkat çekmek amacıyla sosyal medya üzerinden gazetecileri ilgilendiren iki tweet attı: “Soruşturmanın gizliliği için yayın yasağı hep vardı. Ergenekon ve Balyoz davalarında ihlâl edilince cezasını artırdık. Açılmış 4000 dava var. Basında çıkan çarşaf çarşaf belgeler, gizli belgeler. Bunları servis eden de yayınlayan da suç işliyor.”

Soruşturmalar ertelendi
Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun sözünü ettiği 4 bin dava; Ergenekon sürecinde gizliliği ihlal, adil yargılamayı etkileme gibi gerekçelerle adliye ve yargı muhabirlerine açılan ancak 3. yargı paketinde yapılan düzenlemeyle ertelenen soruşturmalardır. 2007- 2009 tarihleri arasında gazeteciler hakkında 4 bin 139 soruşturma açılsa da 31 Aralık 2011’e kadar bu şekilde açılmış 5 yıldan fazla ceza öngörülmeyen bütün basın davaları ile düşünce açıklamayla işlenmiş suçların, soruşturma, dava ve cezaları 3 yıl benzer bir suç işlememe şartıyla ertelendi. Buna karşın yargı paketi yasalaşırken, Kuzu’nun da belirttiği gibi basına cezalar artırıldı.

Medyada iç denetim şart
Kamu yararı olmayan; “yasadışı” dinlemelerin yayını konusunda hassasiyet gösterilmemesi, kişilik haklarının yok sayılması, dinlemeler esas alınarak haberlere imza atılması, şüphelinin çok özel konuşmalarının yayımlanması gibi konularda medya kendi iç denetimini sağlayamayınca haliyle sorunlar “yasakla” çözülüyor. Soruşturma, operasyon ve davaları izlerken kamuoyunu doğru bilgilendirme amacının dışına çıkmayan meslektaşlarıma yargıdaki basın suçlarıyla ilgili geçen yıl yapılan yeni düzenlemeleri hatırlatmak isterim. Çünkü bu düzenlemeler öyle ki; artık internete düşen bir ses kaydının yayımı, bu sesi kaydeden ve ifşa edenle gazetecinin aynı cezayı almasına yol açıyor. Bu da gazetecilerin cezaların hedefi haline gelmesi demektir. Dolayısıyla özellikle muhabirler arkadaşlarımın haber yaparken dikkat etmesi gereken hususlar yasada şöyle düzenleniyor:

Demokles’in kılıcı gibi
- Görülmekte olan bir davada veya devam eden soruşturmada, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs eden kişi, 2 yıldan 4 yıla kadar, soruşturmanın gizliliğini ihlal eden kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar, kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama ve görüntülerin gizliliğini ihlal eden kişi de aynı cezaya çarptırılacak.
- Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa edenlere, 1 yıldan 3 yıla kadar, Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın ifşa eden kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Basın yayın yoluyla yayınlanması halinde de aynı ceza uygulanacak.
- Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası alacak. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde aynı ceza uygulanacak.

BAŞSAVCI ‘SAVCI’ DEDİ AMA...

Herhangi bir olayla ilgili yetkili mercilerin açıklamalarına yer verirken, o esnada gazetecilerin yönelttikleri sorular ve bu sorulara verilen yanıtlar yok sayılabilir mi? Gazetecilik soru sorma işidir. Dolayısıyla haberin bütününü görmeden eksik bilgiyle kamuoyuna yansıyan haberler sadece yanlış algıya yol açmakla kalmıyor, yıllardır medyayı yargısız infazla suçlayan siyasilerin ve hatta yargının kendisinin de “yargısız infaz”ına yol açacak hale getirebiliyor.
Soru şu: Savcı Muharrem Akkaş’ın ‘kamuoyu tarafından yakından tanınan kişilerle bir kısım kamu görevlileri hakkında çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında ihaleye fesat karıştırmak rüşvet, nüfuz ticareti, sahtecilik, tehdit, yasaya muhalefet’ gibi suçlara ilişkin soruşturmasını basına kim sızdırdı?

Sızdıran belli mi?
Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı yaptığı basın toplantısında şöyle dedi: “Bir savcı, başsavcısıyla vekiliyle konuşup, yarın gizlice her şeyi medyaya aktarır mı? Aktarıyorsa bunun amacı ne? Neyi kimden kaçırıyor?” Savcı Akkaş’ı suçlayan Çolakkadı’nın bu ifadelerine Milliyet’te dâhil olmak üzere bütün basın yer verdi. Medya Başsavcı Çolakkadı’nın savcı Akkaş’ı soruşturmayı medyaya sızdırmakla suçladığını yazdı.
Başbakan da haliyle “Gazeteleri, medyayı yanına almak suretiyle gizlilik esası olan bütün dosya münderecatını medyada görüyoruz. Sen bu servisi nasıl yaparsın?” diyerek savcıya ağır suçlamalar yöneltti.
Sorun şu ki; Çolakkadı soruşturma dosyasını savcının medyaya sızdırdığını iddia edince o esnada yargı muhabirlerinden biri Başsavcıya “Yani sızdıranı tespit mi ettiniz” sorusunu yöneltti. Başsavcının bu soruya verdiği yanıt ise aynen şöyle:

Başsavcı: bilmiyorum!
“E şimdi soruşturma dosyası onda, bir de belki daha önce hazırlayan kolluk kuvvetlerinde vardır. Bilmiyorum...”
Yani Başsavcı savcının basına sızdırdığını iddia etti ama soruya yanıt verirken dosyanın kolluk kuvvetlerinde de olabileceği ihtimalinin olduğunu ve sızdıranı aslında bilmediğini söyledi. Bir kuşku ya da bir iddia üzerinden kamuoyu üzerinde kesin yargı oluşturmak suçtur.
Bugüne kadar hep adil yargılamayı etkileme suçlaması, kamuoyunun bilgi edinme hakkı çerçevesinde görevini yapan gazetecilere yöneltildi.
Demek ki suçu sadece yıllardır yargısız infazla, masumiyet karinesini çiğnemekle itham edilen basın işlemiyor. Yargının bizzat kendisi de işleyebiliyor.