Her ırkçı eylem başka bir eylemi doğurur

Bir insan neden hiç tanımadığı insanları öldürmek ister? Dili, dini, inancı, cinsiyeti, rengi farklı diye nefret etmek! Bu nefreti besleyen hastalıklı yapıları ortaya çıkarmadıkça nefret suçları medyanın haber konusu olmaya devam edecek

ABD, Minneapolis kentinde bir polis memurunun sokak ortasında ensesine diziyle baskı yaparak öldürdüğü George Floyd isimli siyahi vatandaşı için ayakta. Kovid-19 salgınına rağmen ülkenin neredeyse bütün eyaletlerinde ırkçılığa karşı barışçıl ya da şiddet yanlısı gösteriler düzenleniyor. Bu gösteriler başka ülkelere de sıçradı. Gösterinin en önemli sloganı “Nefes alamıyorum!” Bu slogan 2014’te New York’ta çok benzer şekilde öldürülen Eric Garner’dan bu yana, siyahi vatandaşların üzerindeki polis baskısını tanımlamak için kullanılıyor. Ve artık yalnız da değiller. Gösterilere beyazlar da katılarak destek veriyor.

Bundan birkaç ay önce Almanya’da, Hanau’daki ırkçı terör saldırısında dokuz kişinin hunharca katledildiği olayda da binlerce insan olayı protesto etmek için yürümüş, Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, “Nefrete ve şiddete hep birlikte karşıyız. Sorumluluk almalı ve siyasette, medyada, toplumda dilimize hâkim olmalıyız” demişti.

Dile hâkim olmak için öncelikle ırkçı düşünceye karşı kalbimizi, düşüncelerimizi sorgulamamız gerekmez mi? Harper Lee’nin ırkçılığı konu alan “Bülbülü Öldürmek” adlı kitabında, “Başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim; çünkü hayatta çoğunluğa bağlı olmayan tek şey vicdandır” demesi gibi!

Türkiye’de de durum farklı değil. Salgından bu yana  sosyal medyada 690 bin 356 ırkçı tweet atıldığı belirlendi.

9 Mayıs’ta Bakırköy’de Dzınunt Surp Asdvadzadzni Kilisesi’nin kapısında duran bir adam kapıyı ateşe verdi. Yakalandı. “Koronavirüsü bunlar başımıza bela ettiği için yaktım” dedi.

23 Mayıs’ta bir başka vatandaş nefretini, suça dönüştürdü. O da Kuzguncuk’ta Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi’nin kapısına tırmanıp kapısındaki haçı yerinden söktü.

27-28 Mayıs tarihlerinde daha vahim bir başka olaya tanık olduk: Gazeteci Hrant Dink anısına kurulan Uluslararası Hrant Dink Vakfı’na e-posta yoluyla ölüm tehdidi içeren mesajlar gönderilmesine… Şüpheliler tutuklansa da yarın benzer eylemlerin olmayacağını kim garanti edebilir?

Şikâyet var ceza yok

Bir insan neden hiç tanımadığı insanları öldürmek ister? Dili, dini, inancı, cinsiyeti, rengi etnik kökeni farklı diye nefret etmek! Bu ırkçı saldırganlar bu cesareti, kutuplaştırıcı, dışlayıcı, ötekileştirici nefret söylemlerinden ya da cezasızlık zırhından alıyor olabilirler mi? George Floyd’u öldüren polis hakkında “aşırı güç kullanmaktan” defalarca şikâyette bulunulmasına rağmen, hakkında sadece bir kez dava açıldığı, ancak şimdiye kadar hiç cezaya çarptırılmadığı belirtiliyor.

Fakat ırkçılığı bir suça dönüştürenlerin bilmediği şu: Nefret söylemleri ve suçu yalnızca nefretin sıradanlaşmasına, normalleşmesine ve kanıksanmasına yol açmaz, bazen de koca bir ülkeyi kaosa sürükler. Nefret eylemine karşı olanları bir araya getirir. Amerika’da olduğu gibi kitlesel hareketliliğe neden olur. Kolektif aidiyete, dayanışma ruhuna ortam sunar; protestolar, eylem çağrıları durdurulamaz hale gelir. Çok daha fazla şiddet eylemlerine yol açar.

Medyanın sorumluluğu

Dolayısıyla kendisinden farklı olana, “öteki” olana yönelik tahammülsüzlük, ırkçı eylemlere, nefret suçuna, linç kültürüne dönüştüğünde; bilinmeli ki, nefret suçlarının karşısında olanların, ayrımcılıkla mücadele edenlerin de çok büyük çaplı protesto gösterilerine dönüşecektir. Martin Luther King Jr. ne demişti: “İsyan, son tahlilde, sesini duyuramayanların dilidir.” Adaletin gereği yapılmadığı sürece, adalet geciktirildiği sürece sokaklardaki bu şiddeti, bu isyanı görmeye devam edeceğiz.

Sorun şu ki; bu nefreti besleyen hastalıklı yapıları ortaya çıkarmadıkça nefret suçları ve bu suçlara karşı başlatılan kitlesel eylemler, medyanın haber konusu olmaya devam edecek. Medyaya düşen görev, bir ülkeyi kaosa sürükleyebilecek ırkçı zihniyetlerle mücadele etmenin daha etkili yollarını bulmak olmalı.