Şüphe öldürür, bilmediğin şey korkutur

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu “Kovid-19 salgınıyla ilgili aşırı bilgi bombardımanına maruz bırakıldık. Medya korkuyu tetikleyen spekülasyonların kullanımından kaçınmalı” diyor.

Dünya genelinde yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vaka sayısı 5 milyonu geçerken, can kaybı 318 bine ulaştı. Salgından en fazla etkilenen ABD oldu. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin sağlık sistemi çöktü. 55 ülkeye tıbbi malzeme yardımı ulaştıran Türkiye’deki tablo ise önlemlerin sürmesi halinde normale dönülmesi bakımından umut verici görünüyor.

Buna karşın her gün virüse dair ortaya atılan, ancak doğruluğu kanıtlanmamış yığınla bilgi ve insanların neye karşı savaş verdiğini bilmiyor olması korku ve panik yaratmakta. Virüsün kendisinden daha bulaşıcı olan bu korku ve paniği besleyen ne?

Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, özellikle küresel medyanın bireylerin direncini psikolojik olarak zayıflatmak için, kullandıkları korkutma taktiklerinin ürkütücü boyuta vardırıldığını belirterek, şöyle diyor: “Bu yaratılan korkunun neden olduğu eylemlere örnek olarak, çevrimiçi/çevrimdışı yalan, yanlış haber, spekülasyon, komplo teorilerini dolaşıma sokmayı; yüz maskeleri, dezenfektanları, yiyecekleri istiflemeyi veya salgın için belirli grupları günah keçisi ilan etmeyi vs. sayabiliriz. Bazı uzmanlara göre de bu kadar çok korku ve endişe olmasının nedenlerinden biri, virüsün bilinmeyen olması.”

Medyanın histeriye katkısı

Küresel salgını tanımlamak için kullanılan dilin de kitlesel histeriye katkı sunduğunu, medyada sıklıkla karşılaştığımız “Gizli virüs taşıyıcıları”, “Virüs patlaması”, “Ölümcül virüs”, “Halk sağlığı acil durumu” gibi korku dolu ifadelerin paniğe yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu, bu düşünceyi bir de araştırmayla destekliyor: “Cardiff Üniversitesi’nden Karin Wahl-Jorgensen’in sürdürdüğü araştırmada 100’e yakın yüksek tirajlı uluslararası gazetede yer alan, salgınla ilgili 9 bin 387 haber incelendi. Bunun 1066’sında ‘korku’ ile ilgili kelime, 50 makalede ise ‘katil virüs’ ifadesinin kullanıldığı saptandı. Ancak gazetecilik okulu ve araştırma kuruluşu olan Poynter Medya Çalışmaları Enstitüsü, koronavirüse ‘ölümcül virüs’ demenin yanıltıcı olabileceğini, zira virüsün çoğu insan için (nüfusun yüzde 80’inin) ölümcül olmadığının da altını çiziyor.”

Gazetecinin kilit görevi

Prof. Dr. İnceoğlu gazetelerin bu paniği nasıl beslediğine ilişkin örnekler de veriyor: “Örneğin Telegraph gazetesindeki bir makalede, paniğe şu şekilde yer verildi: ‘Sokakta baygın yatan maskeli hastalar… Yüzlerce vatandaş acı içinde doktorlar tarafından tedavi edilmeyi beklerken, dar hastane koridorlarında birbirlerine virüsü bulaştırma riskiyle karşı karşıyalar.’ The Sun ve The Daily Mail gibi tabloid gazetelerin, korku uyandırıcı dil kullanmaları şaşırtıcı değil. The Sun virüse ‘ölümcül bir hastalık’ olarak atıfta bulunurken, uzmanlar sosyal medyanın aslında toplumların Kovid-19 küresel salgınını algılama ve tepki verme şeklini değiştirdiği görüşünde. İnsanlar, sosyal medyada panik havasını sezinlediklerinde, kendilerindeki panik dozajının da arttığını söylüyor.”

Prof. Dr. İnceoğlu’na göre, burada gazetecinin kilit görevlerinden biri, halkın ihtiyaç duyduğu gerçeklere odaklanarak, geleceğe dair senaryolar sunmaksızın olgusal bilgiye yer vererek, daha fazla korkuya neden olabilecek spekülasyonların kullanımından kaçınmak olmalı.