Çocuklarımızı yanlış koruyoruz

14 Ekim 2020

Bu yazıyı yazmadan evvel o herkesin ekrana kilitlendiği Masumlar Apartmanı dizisini izlemiştim. Gördüğümüz, yaşadığımız her şey bize hayatın doğrularını ve yanlışlarını her seferinde başka bir yerden hatırlatır ya, bana da öyle oldu işte.

Çocuklarımızı kötülüklerden koruma yöntemi saydığımız çok şey ve koruma içgüdümüz hep yanlış sonuçlar veriyor. Üstelik neredeyse tüm ebeveynler bir dizi sahnesinde yahut bir günün haberinde buna hak veriyor ama uygulayamıyor.

Çocuklarımızın hata yapmasından korkuyoruz ve onlara “hata yapmaktan hep korkacakları” bir kod ve güdü yerleştiriyoruz. Hata yaptıklarında yıkılacakları, utanacakları, başarısız hissedecekleri ve artık korkarak yaşayacakları bir algı hediye ediyoruz. Haklı çıkarız ya da çıkmayız, hata yapar ya da yapmaz çocuk ama nihayetinde onu böyle bir hayata sürüklemenin hangi doğru sonucu alkışı hak edebilir ki? Yanlış adamı ya da kadını sevmedi diyelim, sevdiğine cesur olmayı, iş hayatında cesur olmayı ya da hayalleri için mücadele etmeyi ve güçlü olmayı da unutuyorlar, peki ya bunu nasıl kurtaracağız hiç düşündünüz mü?

Hata yapmalarından korktuğumuzu o kadar belli ediyoruz ki, çocuklarımız hangi duygu, düşünce veya iş içindeyse onun hata olmadığından emin olmadan bizlere bunu söyleyemiyor. Bu yüzden onlar durumun “hata olup olmadığından emin olana” kadar da iş işten geçmiş olabiliyor. Bazen de hata ihtimali yasak gibi cazip geliyor ve ebeveynlerine söyleyemediği her an bir aşka sürükleniyor çocuklarımız. Anlatabilseydi ve hata yapmaktan korkmasaydı, “yasak” olarak görmeyecekti belki. Üstelik bu meselenin ergenlik mevzusu olduğunu sanmayınız, bu hediye çocuklarınızın saçları ağardığında bile zihin ve bedenlerinde kalabilecek kadar güçlü!

Ne zaman değişecek bu algılarımız?

Örneğin ben mutsuz giden evliliğimi hiç söylememiştim, hata yapma korkum ve başarı takıntım olmuştu çünkü. İşin ilginç yanı, bekar hayatıma döndükten sonra annemle artık arkadaş olmayı deneyimlemeye başlamıştım. Bundan önce ben de herkes gibi ebeveynlerimin beni anlamadığını ve korumak adına sıkıştırdığını düşünüyordum, belki de eskiden biraz öyleydi de. Anlatmadığım, anlatamadım ve hata yapmaktan korktuğum için!

Ama artık öyle arkadaşız ki, beni benden bile koruyabildiğini ama beni koruma pahasına sıkıştırmadığını iliklerime kadar hissediyorum. Ona her şeyi anlatıyor ve hata yapmaktan korkmuyorum. Hata yaptıysam da anlatabilmeyi, o yanlış bulsa da yanlışı konuşabilmeyi ve birlikte net bir sonuca varabilmeyi, bazen onu dinlememeyi ama fikirlerini önemsemeyi, belki de çoğunlukla onun haklı bile çıkmasını seviyorum. Her iki taraf için de tüm olumlu ve olumsuz yanlarıyla güzel bu durum, yeter ki açıkça her şeyimizi konuşabilelim.

Çocuklarımızı korumak onlara “hata yapmamayı öğretmek” değildir, “başarının önemini” vurgulamak değildir.

Yazının devamı...

Kadınlar nasıl erkekleri sever?

7 Ekim 2020

Daha önce erkeklerin nasıl kadınları beğendiğini ve sevdiğini yazmıştık. Bu hafta da tam tersi kadınların nasıl erkekleri beğendiğini ve sevdiğini yazalım isteriz.

Erkeklere kıyasla kadınların sorunsuz seçimleri var diyemeyiz. Kadınların isteklerine bakacak olursak yine bir orta nokta arayacağız belli ki.

Kadınlar her güzel olan şeyi hem duymak hem de görmek ister: sevildiğini, beğenildiğini, o an güzel olduğunu… Üstelik ilgi görüyor ama güzel ses duymuyorsa ya da tam tersiyse yetmez, yani ikisini de alabilmelidir. Hem ilgi görecek hem de ağzından duyacak! Ama örneğin sevildiğinin durduk yere söylenmesini de sevmez ya da sürekli hissettirilmesinden de hoşlanmaz (bunun adı da şüphedir?). Yani anlayacağınız onların duymayı ve görmeyi arzu ettiği zamanları ve zamanlamasını iyi yakalamak lazım.

Kadınlar iletişimde olmayı severler. Öyle hafta bir iki mesaj yazıyorsanız, size belli etmiyorsa bile evde duvarları kemiriyor olabilir. Duvarlarla da kalmaz, ilk fırsatta öfkesinden nasibinizi alırsınız. Kadınlar gün içinde ailesi ve dostlarıyla bile her fırsatta konuşan varlıklardır, ne demek aramamak:) Ama yine bu noktada da kendi iletişim dünyasını zorlayacak derecede “zırt pırt” denilesi şekilde sürekli aranırsa da uzaklaşabilirler. Ortayı alınız ancak asla az tutmayınız iletişimi beyler.

Kadınların bir kısmı sahiplenen ve kıskanan erkeklerden daha fazla hoşlansa ve bir kısmı da kıskanç birini istemediklerini söylese de temelde kadın kıskanılmayı önemser. Aslında kıskanılmak, değer vermek ve kaybetmek istememek anlamına geldiğinden, bunu hissetmeyi severler. İşte bu his her kadında farklıdır, yani ne kadar değer hissetmek istiyorsa ona göre daha kıskanç ya da daha az kıskanç erkek olması gerekecektir. Önce tanıyın, ona göre kıskanın derim:)

Kadınlar paylaşmayı severler ve bu paylaşım asla bir yatak ya da bir an değildir. Aklından geçen en ufak kargaşayı, sıkıntıyı ya da fikri bile paylaşmak isterler. Güzel zaman geçirmeyi, film izlemeyi, birlikte uyumayı ve dertleşebilmeyi isterler. Kimi zaman yumuşak yastık bir omuz, kimi zaman eğlence arkadaşı, kimi zaman da dert ortağı olmalı erkek; sadece tutku ortağı aramaz kendine yani. Zamanın hastalığı “ilişkisizlik sorunları” da buradan gelir. İlişki istemeyen erkeklerin atladığı en önemli şey budur. Kadın ilişkisizlik isteyen erkeğin arzu ettiği bir denklemi kabul edemez, ederse de geçicidir o! Cinsellik biter, paylaşımsız zamanların huzursuzluğu başlar kadında.

Kadınlar da erkekler kadar dış görünüşe çok dikkat eder ama gerçeği şu ki kadınlar akıllarındaki özelliklerde birine değil aksine bile aşık olabilirler, hatta daha çok böyle olur.

Kadınlar sevdikleri adam için fedakarlık yapmayı, emek harcamayı severler ve bu yüzden hep de karşılığını hesaplarlar. Bu kötü ama ne yapalım, doğaları bu diyelim. Bu yüzden ilişkiye ve kendisine emek harcayan, önem veren, hatta fedakarlıklar yapan erkekleri baş tacı edebilirler. Herkes herkesi seviyor, daha fazla hissettirmeniz gerek beyler!

Yazının devamı...

Hikayedeki Seni Bul

30 Eylül 2020

Her yaşadığımız an bir hikaye oluşturuyor. Her bir hikayede başka bir insanız ve her yeni biz ile de yeni birer hikaye yaşıyoruz.

Yazarlığımın ilk zamanlarında sadece beni benden eden aşk hikayemi yazmaya başlamıştım. Ardından her tanıştığım ve içinde bulunduğum hikaye sayfalarıma akıverdi. Yaşamı yazmaya başladığımda fark ettim aslında her anın bir hikaye olduğunu! Sonra “en güzel hikayem” ne olmalı dedim ve yaşam yoluma bu arzuyu ektim. Bakmaya başlayınca görmeye, görmeye başladıkça da daha fazlasını arzu etmeye başladım. Hikayelerimi sevmeye başlayınca yaşamayı istediğim hikayelere koşmam gerektiğine inandım ve bu inançtan da yolumdan da hiç çıkmadım.

Benim hikayem sizlere örnek olsun, hepimizin hikayeleri bir başkasına emsaldir zaten. Satın alacaksanız da güzel hikayeler satın alın, ben öyle yaptım.

Zamanı paradan daha hızlı ve umarsızca harcıyoruz, ama yine de güzel bir hikaye hayaline gidecek zaman insanların gözünü korkutuyor. Ben hiç korkmadım, zaman başıboş akıp gideceğine bir hayal ve bir hikaye uğruna akıp gitsin istedim: 3 yıl ve 5 kitap!

Bugün “Hikayedeki Seni Bul” kitabımla huzurlarınızdayım. Her şeyden önce ben kendime ilhamım, ben kendi yoluma ışığım ve bıraksaydım “üstüne tanımadığım bu mutluluğu” yaşamazdım.

Ben vazgeçmemeniz, zamanı harcayacaksanız bir hayal ve güzel bir hikaye uğruna harcamanız için emsalim. Daha güzel bir hikaye içinde olmak ya da ona varmak istersen eğer bu çok kolay:

Hikayelerini sev, daha iyi hikayeler hayal et ve yürü!

Her gün onlarca hikaye yaşıyor ve hikaye oluyoruz. Korktuğumuz ve kaçtığımız şeyler bile bir hikaye, iyi ve kötü onlarcasıyla. Bu yüzden

Yazının devamı...

"Anda kalmak" nedir?

23 Eylül 2020

“A”! Geçmiş bir önceki harfi seslendirdiğiniz andan öncedir. Şu an okuduğunuz her kelimeyi okuduğunuz an bile geçmiştir. Siz an’ı yaşadığınızı hissedene kadar, o an çoktan uçup gitmiştir.

“Anda kalmak” yanlış bir tarif ve tabirdir aslında. Çünkü gerçek anlamda hiçbir zaman an’ı yakalayamayız. Yine de şuan diye bakacak olursak olaya karşılaştığımız durumlara hiç bakmadan hafızamızı yitirmişçesine yaşamaya devam etmemiz gerekir. Bu yüzden yanlıştır, “anda kalmak” derken anlatılmak istenen şey farklıdır. Tam da bu farklılık anlaşılmadığından yanlış uygulanır.

Aslında “anda kalmak” derken, karşılaştığımız durumla ilgili geçmiş tecrübelerle kıyaslayarak hızlı ve olumsuz akışlara kapılmamak beklenir. Sakin kalmak ve analiz etmek için söylenir. Beynin her hikayeyi kaydetme biçimi zaten geçmiş tecrübelerle şimdi olanın kıyaslaması sonucunda olduğundan zaten beyin geçmiş deneyimlerimizi her yaşadığımız olayda ele aldığı için bunu hissediyor ve düşünüyor olacağız mecburen. Ancak buna ağır ve baskın biçimde teslim olmak zarardır.

Beyin her hikayeyi birkaç noktasıyla yazar, bir bütün olarak her anın tüm detayı beynimizde yazılı değildir ve kıyasla analiz eden beynin getirdiği o eski anıda yazılı olan küçük bir iki detayla benzerlik yakalandığı anda çoğu zaman yanlışlara sürükleniyoruz. Ya kendimiz ya dostlarımızın dilinde ise tam da o an dökülen söz: “anda kalmak”!

Bunu uygulamak zordur, uygulandığı iddia edilir herkesçe ama yapabilen nadirdir. Geçenlerde sevdiğim bir arkadaşımın flörtüyle ilgili gerilim anında kurduğum bu cümleye verdiği cevap “Tamam zaten andayım, hiçbir şey yapmayacağım, bakalım ne yapacak, şöyle yaparsa şöyle yapacağım, şunu derse bunu yapacağım” sözleri oldu. İşte bu anda kalmak değil! Bu geçmişi ve hatta geleceği de kurmaktır, buradaki an nedir?

Bunu yapmak zordur, çünkü hislerimiz var, kırılganlıklarımız var ve aksini yaratamayacağımız biçimde geçmiş kayıtlarla şimdiki anı kıyaslayarak kayıt tutan bir beyin var, yani geçmiş he var!

“Anda kalmak” şu an hissettiğin hislerde kalmak demektir. Aklına tonlarca düşünce ve kızgınlıklar gelse de “şu an üzgünüm, yıkıldım, kızgınım, öfkeliyim” diyerek oturmak demektir anda kalmak. Çünkü kalmak istediğin anda sadece olan olay ve ondan dolayı hissettiklerin vardır. Olan olayların geçmişle benzerliği an değil geçmiş, olacak olasılıklar ve beklentiler ise an değil gelecektir. Zamanın tanımlarına dikkat ederseniz ne olması gerektiğini çözebilirsiniz. Bugün üzüldüyseniz üzgün uyumaktır ya da sakinleşmektir, hesap yapmak ya da geçmişin hesap defterini açmak değildir.

Anda kalacaksanız şu an içindeki olanlar ve hislerinizle oturmalısınız, sağınıza geçmişi solunuza geleceği almak yanlış olandır. Geçmişi masaya getiren beyindir ama bırakın o işini yapıp bitirsin ama siz onun getirdiği geçmişin saliselik benzerlikleriyle inanç oluşturmayın ve o inançlarla yarın için inat oluşturmayın.

Yazının devamı...

Mantık mı, aşk mı?

9 Eylül 2020

Erkekler de kadınlar da aşkın artık kolay bulunmayacağına, kimsenin aşık olmayı seçmediğine inanıyor. İlişki arayışları ya da evlilik kararları bile “mantık” kelimesinin sıfata dönüştüğü denklem olarak karşımıza çıkıyor. Yani artık herkes aklına göre birini arıyor, aşkın acısı olacağına akıl uyuşması olsun diyor.

Peki hala neden aşk şarkılarından etkileniyorsunuz? “Mantığımı dinledim” diye bir şarkı yazsınlar bakalım aşkın kalp çarpıntısı mı mantığın sesi mi nakaratı dile dolayacak!

Duyguların karşılıklı olması, üzülmemek, terk edilmemek, kaybetmemek için arzular ve beklentiler en aza indirildi. “Sohbet edebilelim, aklımız ve tenimiz uyuşsun yeter” dendi! “Şöyle kalbimi alıp yakıp kavursun ve o da öyle olsun” sözlerini hala söyleyebilen (aşkın en acı halini yaşamış olsam da) bir ben miyim:)

E o zaman bir meydanda buluşalım ve aklı uyuşanlarla eşleşip evlere dağılalım, ne dersiniz? Aşk böyle bir şey değil, kabul edin. İçiniz ve ruhunuz bana katılıyorken dilinizle ve aklınızla bu gerçeğe karşı savaş açmayın. Bu savaşı kazanacaksanız bile kazanmayın, bu bir zafer bile değil!

Üstelik “mantık” sıfatıyla tanımladığınız ilişki modeline dair yine “mantık” ile açıkladığınız beklentileriniz de aslında aşka dair, kılıfına uydurmayın. Sizin “bir ilişkide iletişimli olmak mantıklıdır” dediğiniz şey “beni arasın, özlesin, sevsin” diyerek aşkı arzulayan beynin sözüdür. Herkes gerçek anlamda sevmek ve sevilmek ister. Sadece son bilmem kaç yıldır bu olasılığın zayıflaması üzerine, adına “mantık” diyerek suları geri çekmeye başladınız. “Mantığımla ilerlerim ama aşkı garanti ederse de kalbimi salarım meydana” diyorsunuz yani. Her baktığınız kadın ya da adamla ilgili en önce “beni sever mi ki?” sorusunun cevabını arıyorsunuz. Peki ya siz sever misiniz? Her şeyden önce, en önemlisi bizim kendi kalbimizin hissi değil midir?

Bu yüzden mantıkla başladığı savunulan, umursamıyor görüntüsü verilen, sosyal medyadan tanışılan ve öylesine gibi davranılan flörtlerinizin ardından yıkılıyorsunuz. Çünkü baskıladığınız duygularınız ve arzularınız çıkıyor, hırs ve hazmedememe duygusu da onun koluna girip yanı başınızda beliriyor. Mantık kılıfının mumu flört bitene kadar yanıyor en fazla işte. Mantığınızı seçiyorsanız sizi üzen ve tercih etmeyen biri de mantığınıza göre size uygun biri değildir, saniyesinde aklınızdan çıkarmalısınız bu denklemi baz alırsak. O zaman bu “mantık” seçimini buruşturup çöpe atmanız gerekmiyor mu artık?

Aşk böyle bir şey değil. Sevmek mantıkla olacak şey değil. Kendinize eziyet etmeyin, sevmeyi seçin. Karşınızdaki insanların, evrenin ya da zamanın hiçbir zaman garantisini alamazsınız. Garantisi yok yaşamanın bile. Garanti almak bu derecede önemli olsaydı bilincimizin oluştuğu zaman yaşamaktan da vazgeçmeliydik, kim garanti etti ki ömrümüzün kaç yıl olduğunu?

Aşkın garantisi yok, riski var ya da yok, az ya da çok.

Yazının devamı...

Kusurlarımız güzelliğimiz mi?

3 Eylül 2020

Hepimiz kusurlarımızla biziz ve güzeliz ama bu klişeden daha fazlası var:

Kusurlarımız bizim etiketimiz, fişimiz, ismimiz, tanınma ve sevilme aracımız. Kusur saydıklarımızla ya da sayılanlarla biliniriz bize dair her şeyden önce.

Doğru bakabilseydi insan, kusur saydıklarının kusur olmadığını, öyle olsa bile onun bu hayattaki özelliği olduğunu ve gerekirse onu kullanarak yükselebileceğini çözerdi.

Hiç kimse kusur saydığı şeyi istemez kendinde, azı ve çoğu olacak şekilde hepimizde problemdir kusur bildiğimiz şeyler. Yanlış bakmışızdır ve yönetmişizdir mevzuyu esasen, bu yüzden.

Geçenlerde Hasan Can Kaya’nın "Konuşanlar" isimli programını izledim, Selin Şekerci vardı. Gelen soru üzerine Şekerci, çocukken en çok gözlerinin pörtlek oluşuna güldüklerini söyledi. Hasan Can’ın ona cevabı netti, oysaki gözlerinin güzelliğiyle tanınıyor ve para kazanıyordu artık. (mizahen)

Belki Tarkan’ın buğulu sesine gülmüştü ilkokul arkadaşları ya da Beyaz’a en çok “r” harfli kelimeleri söylettiler her fırsatta. Ancak onları var oldukları kişi yapanlar da bu özellikleri. Bembeyaz teninden nefret ediyordu belki birçok gözde kar beyaz tenli oyuncu. Candan Erçetin güneşle ilgili çok sıkıntı yaşar mesela ama sanki o güzel sesi saf beyazlığıyla kalbimize dokunur ya hani! Tığ gibi ince bir Ata Demirer’i de severiz ama o kilosuyla dalga geçerek güldürmüyor mu en çok bizi? En iyi besteciler sessiz ve melankolik olabilir ama tam da buradan yazmıyor mu en güzel sözleri. Erol Evgin’in o tatlı sıcak sesi peruğundan gelmiyor, o dert etmiş saçlarını ve naifliği belki bundandır ama o kusur saydığının hemen altındaki zihni, ruhu özeldir bizim için. Tarık Akan Hababam Sınıfı'nda bile uzunluğuna dair esprilerin muhatabıydı ve çocukken de belki sınıfın en son sırasında oturuyordu. Hatta hafif öne eğik duruşu boyundan utanmış oluşundan kaynaklanmış bile olabilir. Ama hepimiz uzun filinta gibi ve inanılmaz yakışıklı bir jön biliriz kendisini. Çünkü biz hepsini bu yönleriyle sevdik zaten.

İyi bakın, çoğu bu kusur sayılan hatta kendilerinin de daha önceden kusur olarak gördükleri yönleriyle ünlüler ya da tam da o yönlerini iyi kullanıyorlar artık. Kimi o yönleriyle dalga geçiyor ya da o yönüyle kendini pazarlıyor bile.

Ve biz tüm insanları kusur sanılanların özgünlüğüyle hatırlarız, sadece ne yaptıklarıyla değil! Beyazıt Öztürk için başarısına kurduğumuz cümlelerin yanında “r” harfini söyleyemediği mutlaka vardır mesela. Yani kimliğimizdir kusur saydığımız şeylerimiz! Bizi biz yapan, bizi tanıtan ve insanlardaki izlerimizdir.

Yazının devamı...

Erkekler nasıl kadınları sever?

26 Ağustos 2020

Erkekler bazı kadınlara hayran olup bazısına da sadece bakar ama baktıkları ya da hayran oldukları özellikleri taşımayan bambaşka bir kadına da aşık olurlar.

Onlar daha çok güçlü kadın profiline hayranlık duyar. Ancak istisnaları olmakla birlikte güçlü kadın genel olarak hayran olunan, bakılan kadın olsa da kendisinden uzak durulan ve ilişkiden kaçınılan kadındır.

Erkekler güçlü kadınlara hayran olup bakmakla kalmaz, o hayran olduğu kadının dikkatini çekmek ister. Onun gücünün yanında güçsüz kalacağını bilir, güçsüz kalmamak için kendinden güçlü kadını seçmez çoğu erkek bu yüzden. Ama güçlü kadının beğenisini almak güç verir erkeklere, hatta kendinden hoşlanması inanılmaz büyük bir egodur! En azı uzaktan hayran olur, en fazlası onun ilgisini kapıp kaçar bu erkekler, ardından da son çıkıştan sıvışıverir. Güçlü kadınlar üzülmesin, o erkeklerin de gücü ve kendine güveni o kadardır işte.

Erkeklerin çoğu dış güzelliğe bakar kadında. Cinsiyetçilik yapmayalım, ben de bakarım. Kadını erkeği de yok bu işin, güzel insana bakılır, güzelliğinin hakkı verilir diyelim. Ama gerçekleri konuşuyorsak, kadınların yaradılış harikası dış güzelliklerine bakmaktan alıkoyamaz kendini erkekler. Sarışın ya da esmer, zayıf ya da balık etli beğenisi vardır erkeğin ve kadının; beğenisine göre algıda seçicilik işler, buna göre de gözü çelinir bakar mutlaka. Ama erkekler, fiziksel olarak en çok beğendiği çekicilikteki kadının başka erkekler tarafından dikkat çekmesi olasılığı yüzünden ilkel dürtüyle çekici kadından da kaçar. Kıskanç olanı daha fazla uzak durur, özgüveni yüksek olan daha yakına gelebilir tabi.

Evcimen ve ciddi ilişki yaşanılacağı daha başından belli kadından da korkar erkekler. Sinyali baştan almak ürkütür. Aslında bu onları ilişkiye ve evliliğe sürükleyecek şey olsa da anlamadan sürüklenmeyi tercih ederler, başında anlarsalar yakalanmak istemezler. Bu da kaçma dürtüsü uyandırır birçok erkekte. Hele ki ilişki konusunda çok emin değilse anında görünmez olurlar.

Aslına bakarsanız erkeklerin yaradılışındaki zihinsel kodları yani ilkel kodları gereği onlar ormanına hakim olmak isteyen avcıdır, aslandır. Bu yüzden hakimiyet kurabileceği (hükmetmek anlamında değil), güvende hissedebileceği ama aynı zamanda onu kazanmanın büyük bir zafer hissi vereceği kadını sever. Sonuç olarak erkekler çok güçlü değil ama güçsüz de olmayan, kendisi için çok çekici ama dışarıya karşı bunu çok teşhir etmeyen, eğlenceli ama biraz da evcimen, zor elde edebileceği ve peşinde koşarak kazanma zaferi hissedebileceği kadını sever, aşık olur ya da evlenir.

Öyle ortayı bulmak zordur yani bu karışıma bakarsak. Tabi bu genel tarifin istisnaları olsa da ortayı bulanın şansı da çoktur.

Yalnız olan kadınlar;

Yazının devamı...