DİCE KAYEK’TEN AGATHA CHRISTIE FİLMİ

6 Mart 2021

Tam sekiz yıl önce Paris Moda Haftası’nın en farklı gösterisini Grand Palais’de Ayşe ve Ece Ege’nin markası Dice Kayek yapmıştı. 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonlarını ‘Noir’ ve ‘Pearl’ adlarını verdikleri iki filmle tanıtarak moda haftasına yenilik getirmişlerdi. Daha dün gibi hatırlıyorum, “Harika fikir. Paris Moda Haftası’nın en şaşırtıcı gösterisi” o zaman Grand Palais’de en sık duyduğum cümle olmuştu. LVMH (Louis Vuitton Moet Hennessy) Grubu’nun danışmanı Jean-Jacques Picart’dan Çin Vogue’un o zamanki genel yayın yönetmeni Angelica Cheung’a, hatta L’Officiel’in sahibi Marie-Jose Susskind-Jalou’ya kadar moda dünyasının önemli isimleri ağız birliği yapmışçasına aynı şeyi söylemişti.
Dice Kayek, uzun süredir defile yapmak yerine başka formüller arıyordu. Daha önce ‘Istanbul Contrast’ adlı bir sergi düzenlemişlerdi, yıllar sonra da bir moda filmi ve sanal defileyle karşımıza çıktılar. İlk filmin adı ‘Noir’dı (Siyah), 1961 yapımı Alain Resnais film-noir’ı ‘Last Year at Marienbad’ın kilit sahnelerini tekrarlıyordu.
İlk defa bir moda filminde başrolde kıyafetler değil, karakterler vardı.
Tasarımlar özellikle geri plandaydı. İlk filmde hırslı ama elegan bir kadının nasıl kendi kendini yok ettiğini izlemiştik. İkinci film ‘Pearl’de (‘İnci’) ise aynı kadının sonradan yeniden hayata geldiğinde hırslarından arınmış bambaşka birine dönüştüğünü görmüştük.

Ünlü isimler de yer alıyor

‘Pearl’, bir moda filminden çok, sanal bir defileydi aslında. Modelin önümüzden podyum yürüyüşüyle geçmediği, kendini müziğin ritmine kaptırdığı filmde Kayek tasarımlarını hem yakından hem uzaktan görme fırsatı vardı. Tasarımlar kendileri konuşuyordu, detaylar ve kusursuz teknik ikinci filmde ön plana çıkıyordu. Filmin yönetmeni moda filmleri denince ilk akla gelen Showstudio’nun yönetmenlerinden Marie Schuller’dı. ‘Noir’ filminin styling’ini Kayek’in kreatif direktörü Ece
Ege kendisi yapmıştı. Hatta Ege film çekmeyi çok sevmiş, “1950’lerden beri defileler var. Artık herkes farklı bir şeyler görmek istiyor. O yüzden ve tabii filme ilgim nedeniyle 2014 ilkbahar-yaz koleksiyonumuzu iki filmle sunuyoruz. Şimdiki aklım olsa moda yerine film okurdum” demişti.

Yazının devamı...

Yazlık yeme-içme dedikoduları

28 Şubat 2021

Tüm restoranlar pandemi nedeniyle zor bir yıl geçirdi. Her yaz İstanbul’dan Bodrum’a birçok restoran transferi oluyor. Bu sefer, beklenmedik isimler de aralarına katıldı. Hatta Urla’dan da sürpriz bir isim varPandemi süresince en çok özlediklerimizin başında dışarıda yemek yemek ve sosyalleşmek geliyor. Çoğumuz mekânların açılmasını dört gözle bekliyoruz; tabii gerekli önlemler alındıktan sonra. İşte bu süreçte, ister istemez yazı geçen yıllara göre daha da çok özlüyoruz. Çünkü pandemide geçen yaz 2-3 ay rahat nefes almış, açık alanlarda eski güzel günleri hatırlamış ve sosyalleşebilmiştik. Hatta o yüzden “Bodrum’da Çeşme’de koronavirüs yokmuş!” diye şakalar bile yapılıyordu. Yazlık yerlerdeki ruh halini en iyi bu cümle özetliyordu; gerçek olduğu için değil tabii, tatile gidenlerde karantina sonrası normale dönüş, sıcak ve açık havada çok hızlı gerçekleştiği için.

Yaz sonu popüler mekânların işletmecileriyle konuştuğumuzda da gördük; önceki yaza göre ciroları yüzde 50 daha yüksekti, hatta en pahalı otellerde yer yoktu, bir aylık ev kiralayanlar, ikinci aya uzatmak istediklerinde ev bulamıyordu!



İşte en son duyumlar

Şimdi ise daha mekânların ne zaman açılacağı bile kesinleşmemişken yazlık yeme-içme dedikoduları konuşulmaya başladı. Öncelikle İstanbul’un popüler İtalyan restoranı Papermoon Bodrum’da şube açacak. Bodrum Loft’ta mı, Mandarin Oriental’de mi açılacak diye şimdiden söylentiler var. Geçen yaz Maça Kızı’nın Loft projesinden ayrılığıyla rekabet daha da kızışmıştı. Loft’ta Karaköy’deki Mürver’in ekibi Elia adlı bir restoran da açmıştı. Şimdi ise Papermoon’un son kararı bekleniyor.

Yazının devamı...

AYAKTA KALABİLMEK İÇİN YARATICI ÇÖZÜMLER

27 Şubat 2021

Pandemi döneminden en çok yeme-içme ve eğlence sektörü etkilendi. Restoranlar halen kapalı ama elbette bir süre sonra açılacaklar.
Peki ama gece kulüpleri ne olacak? Onlara sıra gelmesi daha uzun sürecek gibi görünüyor. Bu durumda Avrupa’nın en çılgın gece hayatı Berlin’den yaratıcı çözümler geliyor. Malum, Berlin gece hayatı denince akla gelen ilk yer Berghain’dı. Kapıdan girmenin en zor olduğu, uzun süre sıra beklemek gereken bir gece kulübü Berghain, beklerken de siyah giyinmiş olmak ve olabildiğince sakin bir tavır sergilemek gerekiyor. Klasik bir gece kulübü değil, farklı türlerde elektronik müziğin çalındığı odalara bölünmüş dev bir yapı. Hiçbir yerinde oturacak alan yok, çünkü herkes dans ediyor. İçeride fotoğraf çekmek kesinlikle yasak.

Eserler kulüpte

Berghain’ın ünü, dünyanın en iyi DJ’lerinin burada çalmasından ve tabii tüm hafta sonu boyunca hiç durmadan eğlenilebilmesinden geliyor. Sadece Berlin’in değil; dünyanın en ünlü gece kulüplerinden biri olan Berghain, Avrupa’da gece hayatının pandemi nedeniyle sekteye uğraması nedeniyle dans pistini tam 80 Berlin merkezli sanatçının eserlerini sergilemeye ayırdı. Berlin’de Bergama Müzesi, Yahudi Müzesi gibi önemli müzeleri zaten gezdiyseniz, galerileri takip ediyorsanız ama daha özel koleksiyonlar görmek istiyorsanız en öne çıkan koleksiyon Boros Koleksiyonu.
Koleksiyon kadar II. Dünya Savaşı’nda sığınak olarak kullanılan binası da ilginç. Boros Vakfı, Berghain ile iş birliği yaptı ve ortaya Studio Berlin çıktı. Studio Berlin, Berlin Sanat Haftası’nın tam ortasında, Gallery Weekend’de açıldı. Aralarında Olafur Eliasson, Cyprien Gaillard, Wolfgang Tillmans, Rosemarie Trockel ve Isa Genzken gibi tanınmış isimlerin de Anne Imhof, Klara Lidén, Robin Rhode, Rirkrit Tiravanija ve Raphaela Vogel gibi genç yıldızların da olduğu 80 çağdaş sanatçının eserleri kulüpte sergilendi. Sergi, kulübün üç katındaki dans pistlerine yayıldı, en önemli özelliği ise katılan sanatçıların hepsinin Berlin merkezli olmasıydı.
Bu, aslında Berghain’ın ilk sanat eseri sergilemesi değil, daha önce Norbert Bisky ve Wolfgang Tillmans gibi sanatçıların eserlerini de kulüpte sergilediler.
İlk karantina döneminden hemen sonra ise kulüpte TamTam adıyla bilinen sanatçılar Sam Auinger ve Hannes Strobl’ın ses enstalasyonunu sosyal mesafe kurallarına uygun bir şekilde ziyaretçilere sundular.

Bahçede PCR test merkezi

Yazının devamı...