Bir moda influencer’ının aldığı 18 bin dolarlık iki parça giysinin daha giyer giymez fermuarı ve düğmelerinin kopması lüks markaların artık kaliteli olmadığını bir kez daha gözler önüne serdi. İşte şimdi sadece usta moda tasarımcısı Yohji Yamamoto değil tüm sektör bu soruyu soruyor:
Geçtiğimiz haftalarda moda dünyasında büyük yankı uyandıran bir olay yaşandı. Genç ve etkili moda influencer’ı Wisdom Kaye, Miu Miu’dan yaptığı 18 bin dolarlık alışverişin hemen ardından, satın aldığı iki kıyafetin birinde fermuarın kopması, diğerinde ise düğmelerin düşmesi gibi kalite sorunları yaşadı. İlk çektiği video sosyal medyada hızla yayıldı, bunun üzerine marka özür dileyerek kendisine aynı ürünlerin yenilerini gönderdi. Peki ama ne oldu dersiniz? Yeni ürünleri denerken paylaştığı, canlı yayınlanan ikinci videoda da aynı sorun tekrarlandı. Miu Miu artık ‘Temiu Temiu’ lakabıyla anılırken, bu olay sadece bir influencer’ın başına gelen talihsiz bir durum olmaktan çıktı; lüks modanın çöküşünün bir
Pazartesi akşamı Londra’da The Conduit’da, Endeavor Türkiye’nin girişimcileri ve yatırımcıları bir araya getiren etkinliğine katıldım.
Commencis’in co-founder’u ve CEO’su, Endeavor Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi, lise arkadaşım Fırat İşbecer sayesinde.
Endeavor Türkiye’nin yönetim kurulu bir yıldızlar kadrosu.
Peki ama başka kimler var kurulda?
Akın Babayiğit, Ali Koç, Alp Saul, Barbaros Özbuğut, Cansen Başaran Symes, Ebru Özdemir, Emre Kurttepeli, Emre Taş, Hande Çilingir, Koray Bahar, Murat Özyeğin, Nevzat Aydın, Suzan Sabancı ve Zafer Şen.
100 kişinin katıldığı etkinlik Türkiye’nin teknoloji girişimciliğinde geldiği noktayı ve küresel vizyondaki yerini görmek açısından da son derece anlamlıydı.
Girişimciler, yatırımcılar ve teknoloji liderleriyle konuşurken, son 10 yılda Türkiye’den doğan yazılım, oyun ve fintech şirketlerinin ne denli büyüdüğünü, artık yalnızca yerel pazarı hedeflemeyen, küresel ölçekte düşünen bir girişimci neslin oluştuğunu bir kez daha gördüm.
Çağdaş sanat dünyası da belirsizliklerle dolu bir dönemden geçiyor.
Pandemi sonrası yeniden ivmelenen sanat piyasası, 2024’ten itibaren yavaşlayan talep, düşen satış hacimleri ve artan lojistik maliyetler nedeniyle ister istemez bir duraklama devrine girdi.
Global çapta hissedilen bu düşüş, artık sadece galeriler ya da sanatçılar arasında değil, koleksiyonerlerin, danışmanların ve küratörlerin gündeminde de temel konu hâline geldi.
Peki ama şimdi çağdaş sanat dünyasının sıradaki durağı neresi? Londra mı, yoksa Paris mi? Frieze London ve Art Basel Paris gibi iki büyük sanat fuarının peş peşe düzenlenmesi, özellikle Asya’dan gelen koleksiyonerler ve galeriler için net bir tercih yapmayı zorunlu kılıyor.
Londra ve Frieze prestiji
Frieze London, 15 - 19 Ekim tarihlerinde Regent’s Park’ta gerçekleşecek.
Frieze Masters ile birlikte, klasiklerden çağdaş sanata yer veren fuar, uzun yıllardır Avrupa sanat piyasasının kalbinin attığı yerlerden biri.
British Museum, bu yıl ilk kez kendi galasını düzenlemeye hazırlanıyor: Pembe Balo. 18 Ekim’de gerçekleşecek olan bu gece, Metropolitan Museum’un izinden gidiyor ama kendi kimliğini oluşturmaya da çalışıyor.
New York’ta Metropolitan Museum of Art’ta düzenlenen Met Gala, ‘modanın Oscar gecesi’, her yıl podyumları ve sınırları aşan bir yaratıcılıkla karşımıza çıkar. Ancak bu yıl, modanın takvimi sadece Met Gala ile sınırlı kalmadı. Londra’daki British Museum, kendi ‘Pembe Balosu’ ile bu alanda “varım” dedi. Peki, İngiltere’nin tarihi müzesinde gerçekleşecek bu yeni iddialı gece neler vadediyor?
Müzede gerçekleşecek olan etkinlik, şimdiden “Londra’nın Met Gala’sı” olarak tanımlansa da kurum bunun bir taklit değil, “British Museum’a özgü bir kültür ve moda kutlaması” olduğunu söylüyor.
Balonun teması: Pembe ama Barbie pembesi değil. İlham kaynağı, müzenin o sırada devam edecek olan sergisi “Ancient India: Living Traditions”. Müze direktörü Nicholas
Geçen hafta İstanbul’da kültür-sanat etkinlikleri sayesinde çok hızlı geçti.
Enis Karavil’in kurduğu Sanayi 313’ün 10. yılında Nezaket Ekici’nin performans sanatından Peninsula otelde ünlü sanatçı Grimanesa Amoros’un ışık enstalasyonlarına birçok farklı mekanda farklı tarzlarda sanatçılarla bir araya gelme şansım oldu.
Beni en çok etkileyen ise İstanbul Bienali’ne olan yoğun ilgiydi.
Şanslıydım, İstanbul Bienali’nin bir bölümünü bienal direktörü Kevser Güler ile birlikte gezdim.
Zihni Han’dan başlamak istiyordum geziye, tesadüfen öyle de oldu.
Yanımda çok değerli mimar Saffet Kaya Bekiroğlu da vardı.
Saffet Kaya Bekiroğlu, uzun yıllar Frank Gehry ve Zaha Hadid’le birlikte çalıştıktan sonra şimdi Kıbrıs-Londra hattında harika projeler yapıyor.
İstanbul Bienali, Contemporary Istanbul derken şimdi de 212 Photography Istanbul, İstanbul’a gelmek için başlı başına bir neden.
Fotoğraf sanatına meraklılar için çok kapsamlı bir programla tüm şehre yayılan, 30’dan fazla mekanda gerçekleşen bir festival 212 Photography Istanbul.
Bu yıl sekizinci edisyonu 27 Eylül’de başladı, 12 Ekim’e kadar devam ediyor.
60’tan fazla sanatçıya ve 500’ün üzerinde esere ev sahipliği yapıyor.
Şehrin iki yakasına yayılan program, artık uluslararası arenada da bir destinasyon festivali olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı’nın katkılarıyla gerçekleşen festivalin bu yıl en büyük sürprizi, hiç şüphesiz belgesel fotoğrafçılığın yaşayan efsanesi Steve McCurry’nin ‘The Haunted Eye’ sergisi.
Dünya prömiyerinin İstanbul’da gerçekleşeceği sergi
Z kuşağı, çocukluktan çıkmış ama tam anlamıyla yetişkinliğe de erişmemiş bir geçiş sürecinde. Büyümeyi reddediyorlar, aileler, işverenler endişeli! Belki de bu yeni büyüme biçimi, gelecek için daha sağlıklı bir başlangıç.
‘Büyümek’ uzun zamandır kariyerin ve kişisel hayatın doğal ilerleyişiyle eşdeğer tutuluyor: Mezuniyet, iş, ev, evlilik, çocuk, terfi, daha büyük bir ev… Ancak Z kuşağı bu çizgisel beklentiye artık uymuyor. Aslında, birçok açıdan hiç büyümemeyi tercih ediyor. Ya da daha doğrusu, büyümeyi yeniden tanımlıyor.
Bugünün 20’li yaşlarındaki bireyleriyle konuştuğunuzda duyacağınız şeyler çoğunlukla şu üç eksende toplanıyor; anlam, esneklik ve aidiyetsizlik. Onlar, 2008 krizi sonrası dünyaya gözlerini açan, pandemiyle üniversiteye adım atan ve artık yapay zekâ devriminin tam ortasında kalan bir kuşak. Geleneksel iş tanımlarına ve toplumsal başarı skalasına karşı temel bir şüphecilik taşıyorlar. Ve bu şüphe, onları sorumlulukla değil,
Salı günü önce Galerist’te Elif Uras’la özel bir tur yaptıktan sonra Tersane İstanbul’daki Contemporary Istanbul’a geçiyorum.
Contemporary Istanbul’un 20. yılı.
Elbette Türkiye kadar dinamiklerin hızlı değiştiği bir ülkede bir sanat fuarının 20 yıl devam edebilmesi büyük bir başarı.
Rabia ve Ali Güreli bu konudaki azimleri ve çalışkanlıklarıyla takdiri hak ediyor.
Akbank ana sponsorluğunda gerçekleşen Contemporary Istanbul’un 2 ön izleme günü var.
Bu şu anda yurt dışındaki fuarların da yaptığı bir sistem.
İlk ön izleme günü olmasının da etkisiyle girişte bir kaos yaşanıyor, fazla kalabalık olmamasına rağmen.