Turistlerin beklentileri de ülkelerin beklentileri de aynı kalmıyor. Bu durumda yeni destinasyonlar ve yeni tatil trendleri öne çıkıyor.
Turizm sektöründe tablo değişiyor. Sayılar artmaya devam ediyor ama yön değiştiriyor, beklentiler yükseliyor ama içerik farklılaşıyor, kalabalık büyüyor ama sabır azalıyor.
2025’te dünyada 1,5 milyarı aşkın insan sınır ötesi seyahat etti. 2030 için telaffuz edilen rakam ise 1,8 milyar. Hareket durmuyor ancak büyümenin hikâyesi Paris, Roma, Barselona gibi olağan şehirlerde değil. Daha farklı kimlikli, daha özgün, henüz turist istilasına uğramamış destinasyonlarda.
Örneğin Brezilya yüzde 37 büyüyor. Devlet bilinçli biçimde hava yolculuğu bağlantılarını artırıyor, yeni hatları teşvik ediyor. Rio ve Sao Paulo’nun ötesine geçme çabası var. Amazon mutfağı, Belem’in pazarları, ülkenin 9 bin kilometrelik sahil şeridi öne çıkıyor. Turist artık kültür ve tarih arıyor.
Mısır yüzde 20 artış yakalıyor. Bunda yıllardır beklenen Grand Egyptian Museum’un
Hollywood’un en beğenilen isimlerinden biri olan Gwyneth Paltrow yine gündemde.
Ama bu kez bir filmle, kırmızı halı pozu ya da “iyi yaşam” reçetesiyle değil.
Bu kez eşyalarını açık artırmaya çıkararak.
24-25 Mart’ta Julien’s Auctions müzayede salonunda gerçekleşecek satışta, Paltrow’un gardırobundan tasarım objelerine, evindeki mobilyalardan kişisel hatıralarına kadar uzanan geniş bir seçki koleksiyonerlerle buluşacak.
Elde edilecek gelirin bir kısmı ise World Central Kitchen’a bağışlanacak.
Buradaki kilit ifade şu: Gelirin bir kısmı.
Ne kadar kısmı?
Venedik, her zaman olduğu gibi yine sanatın kalbinin attığı şehirlerin başında geliyor.
Bu kez gündemde güçlü bir Türk sanatçı var.
Ahmet Ertuğ’un ‘Beyond the Vanishing Point’ sergisi, La Stanze della Fotografia’da açıldığından bu yana büyük ilgi görüyor. Venedik gibi kültürel hafızası derin ve seçici bir şehirde böyle bir karşılık bulmak kolay değil.
Özellikle de fotoğraf gibi, mimarlıkla kurduğu ilişki üzerinden sabır isteyen bir disiplin söz konusuysa…
Ertuğ’un 29 büyük format eserden oluşan sergisi, İtalyan mimari mirasını odağına alıyor.
Fotoğraflanan eserler arasında saraylar, tiyatrolar, katedraller, kütüphaneler yer alıyor.
Tabii serginin en çarpıcı karelerinden biri hiç şüphesiz Ayasofya.
Her yıl mayıs ayında New York’ta Metropolitan Museum of Art yararına düzenlenen Met Gala bu yıl Jeff Bezos ve eşi Lauren Sanchez Bezos’un sponsorluğuyla olduğu kadar temasıyla da konuşuluyor.
4 Mayıs gecesi yine gözler New York’ta, Metropolitan Museum of Art’ın o meşhur merdivenlerinde olacak. Bu yılın teması iddialı: “Moda sanattır” (Fashion is Art). Moda gerçekten sanat mı yoksa sanatın ışıltılı bir uzantısı mı? Met Gala 2026 tam da bu soruyu küresel ölçekte sahneye koymaya hazırlanıyor.
Costume Institute’nün 2026 ilkbahar sergisi “Costume Art”, yaklaşık 400 parçalık bir seçkiyle açılıyor. Küratör Andrew Bolton, müzenin 5 bin yıla yayılan koleksiyonu için, “Artık sanata moda merceğinden bakıyoruz” diyor.Bu tersine bakış önemli. Çünkü yıllarca moda, sanatın biraz şımarık, biraz ticari hâli gibi görüldü. Oysa Bolton’un yaklaşımı, elbiseyi bir nesne olmaktan çıkarıp kültürel bir ifade biçimi olarak konumluyor. Bu noktada soru kaçınılmaz: Eğer bir resim
Frieze Los Angeles, 2019’da başladığında şehir bir fuarı daha kaldırır mı diye konuşulmuştu.
Aradan geçen yedi yılda cevap netleşti: Frieze şehrin kültür-sanat hayatında önemli bir platform hâline geldi.
Üstelik bunu abartılı bir gösterişle değil, Los Angeles’ın kendine özgü rahat, ama iddialı tavrıyla yapıyor.
Bu yıl 26 Şubat - 1 Mart tarihleri arasında yine Santa Monica Havalimanı’nda gerçekleşen edisyon, yaklaşık 100 galeriyi ağırlıyor.
Rakamlar Frieze’i anlatmaya yetmiyor.
Asıl mesele, Los Angeles’ın çağdaş sanat dünyasındaki konumunun artık tartışmasız oluşu.
Fuarın arkasındaki isimlerden Frieze Amerika Direktörü Christine Messineo, yıllardır altını çiziyor, Los Angeles hem bir pazar hem de bir üretim merkezi.
FAAR Gallery’de açılan ‘Ballet Mécanique’ görülmesi gereken bir sergi.
Küratörü, mimar ve tasarımcı kimliğiyle bilinen Fahrettin Aykut.
Kendisini turizm yapılarından kent mekânlarına uzanan tasarım pratiğiyle tanıyoruz.
Ancak Aykut’un dünyasında mimarlık hiçbir zaman yalnızca form üretmek olmadı.
Tasarımı bir kompozisyon, mekanı yaşayan bir organizma, alanı ise hafızası olan bir varlık gibi okuyor.
Kendi deyimiyle, her yerin bir DNA’sı var.
İşte bu düşünce zemini üzerinde yükselen ‘Ballet Mécanique’, adını 1924 tarihli avangard filmden alıyor.
Hiç unutmuyorum, yıllar önce, 2006’da Uluslararası Uzay İstasyonu’na giden ilk kadın uzay turisti Anousheh Ansari’nin eşi Hamid Ansari ile tanışmamı. Eşinin uzaya giden ilk kadın turist olduğunu gururla anlatıyordu ve tabii bu kararı nasıl desteklediğini. Ardından da eklemişti: “Şimdi Mars’a gitmek istiyor, bu uzay turizmi gibi değil, Mars’ın geri dönüşü olmayabilir. Gitmesini istemem.” İşte, Mars idealinin romantizmi ile gerçekliğinin arasındaki mesafeyi böyle özetliyordu.
Evet, bir zamanlar herkesin hayali Mars’tı. Ay, Elon Musk’a göre sadece dikkat dağıtıyordu. Şimdi ise Musk, kendi kendini büyüten bir Ay şehrinden söz ediyor. Uzay vizyonunun ibresi, Kızıl Gezegen’den Dünya’nın uydusuna dönmüş durumda. Bu sadece bir rota değişikliği mi yoksa 21. yüzyılın en büyük güç mücadelesinin yeni cephesi mi hep birlikte göreceğiz.
Meseleyi romantik hayallerle değil, takvim ve bütçe gerçeğiyle okuyalım. Mars’a gitmek zor. Hem teknik olarak hem zamansal olarak. Gezegenler arası uygun
Tam 10 yıl önce, Londra’da Ben Evans ile ilk kez bir araya gelmiştim.
O zamanlar Londra Tasarım Festivali ve Bienali’nin kurucusu olarak, tasarımın sadece estetik bir araç olmadığını, aynı zamanda ülkelerin uluslararası sahnedeki görünürlüğünü belirleyen bir “yumuşak güç” olduğunu anlatıyordu.
Türkiye’nin tasarımcılarının uluslararası alanda yeterince tanınmadığını ve bu açığın kapatılması gerektiğini vurgulamıştı. Tanıdığı tek Türk tasarımcı olarak Hüseyin Çağlayan’ı örnek göstermiş, “Tasarımcılarınızı uluslararası sahnede daha iyi tanıtmalısınız” demişti.
O günlerde “Kreatif ekonomi yumuşak güçtür” sözü, kulağa henüz iddialı geliyordu, bugün ise tam olarak ne demek istediği çok daha anlaşılır hâle geldi.
Aradan geçen on yıl boyunca Türkiye tasarım alanında önemli adımlar attı.
Uluslararası sahnede daha görünür olmak için yeni yollar arandı, projeler geliştirildi, fikirler paylaşıldı.