Hem adını hem işlerini bilmek lazım

20 Aralık 2020

İstanbul, New York ve Londra’da ofisleri bulunan Emre Arolat’ın Rizzoli Electa yayınevi tarafından tüm dünyada yayımlanan “Global and Local/New Projects/EAA Emre Arolat Architecture” başlıklı yeni kitabı, Türkiye, İngiltere, Portekiz ve ABD’den tam 32 projesini anlatıyor

Son zamanlarda beni en çok etkileyen kitap Rizzoli Electa yayınevi tarafından tüm dünyada yayımlanan, Emre Arolat’ın projelerinin anlatıldığı “Global and Local/New Projects/EAA-Emre Arolat Architecture”. Philip Jodidio ve Suha Özkan’ın imzasını taşıyan kitabı Emre Arolat nazik bir notla paylaşmış: “Emre Arolat Architects: Context and Plurality isimli kitap, Rizzoli Yayınevi tarafından 2013 yılının son günlerinde basılmıştı ve öznesi Türkiyeli bir mimarlık bürosu olan ilk monografi idi. İlk baskısını gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Şimdi tam yedi yıl sonra, yine Rizzoli Electa tarafından yayımlanan ikinci kitabı aynı heyecanla paylaşmak istedim. İçinden geçtiğimiz zor günlerde bir nebze ışık olmasını dilerim.”

İstanbul, New York ve Londra’da ofisleri bulunan Emre Arolat’ın yeni kitabı Türkiye, İngiltere, Portekiz ve ABD’den tam 32 projesini anlatıyor: Bol ödüllü Sancaklar Camisi, The Museum Hotel Antakya ve İstanbul Resim Heykel Müzesi de kitapta yer alan projelerden.

Mimarın çizim ve planlarına çarpıcı fotoğraflar da eşlik ediyor.

Değer verilmezse

Geçen yıl Londra’da Royal Institute of British Architects’de (RIBA), RIBA ve VitrA iş birliğiyle izlemiştim, üç yıl önce Yale Üniversitesi’ne konuk profesör olan Emre Arolat’ın konuşmasını:

“Bir müşteriyle toplantı yaptım, ‘Hangi projelerimi beğenip benimle çalışmak istediniz, hangi projelerimi beğenmediniz?’ diye sordum.”

Yazının devamı...

Refik Anadol haksız mı?

15 Aralık 2020

Hiç tartışmasız Refik Anadol müthiş bir sanatçı.

Los Angeles’a yıllar önce, daha yeni gittiği zamanlarda sanatın teknolojiyle sınavını şöyle özetlemişti: “Aslında sanat icra edebilmenin pek çok yöntemi arasında, teknoloji hala kaygan bir zeminde yer alıyor. Sonuçta kullanılan aygıtlar ve sistemler günümüzde milyonlarca kişi tarafından ulaşılabilir bir durumda. Bu noktada önemli olan, ister istemez neyi nasıl kullandığınızdan çok, sanatçı olarak söyleminiz ve hayal ettiğiniz gerçekliği nasıl anlatmaya çalıştığınız önem kazanmakta. Ben, olabildiğince, tekniğin cazibesinden çok, yaratacağı sonuç ve onun algılanması üzerine odaklanmayı hedefliyorum.”

19 Aralık’ta Melbourne’da National Gallery Of Victoria’nın yaz sergisinde ‘Quantum Memories’ adlı eseri sergilenecek olan Refik Anadol’un işlerine baktığımızda hedefini çoktan başarmış olduğunu görüyoruz.

Işık festivalinden neden çekildi?

Refik Anadol, Contemporary Istanbul ve İBB iş birliğiyle düzenlenen Istanbul The Lights Festivali’nden son anda çekildi.

Bunu da hem kendi sosyal medya hesaplarında hem de Sanatatak’a yaptığı açıklamayla duyurdu.

“İçinde bulunduğumuz dönemde sanatın birleştirici gücüne ya da genel olarak bizi insanın ve insanlığın hedeflerini düşünmeye itecek anlatılara çok ihtiyacımız var. Fakat ne yazık ki bu ay Seul’de düzenlenmesi planlanan ve genel direktörlüğünü üstlendiğim benzer bir ışık festivali, Milano, Dubai, Los Angeles’ta üzerinde çalıştığım pek çok kamusal sanat eserinin gösterimi pandemi koşulları sebebiyle iptal edildi. İstanbul’daki ışık festivali de gece deneyimlenebilecek bir etkinlik. Oysa yeni alınan pandemi tedbirleri gereği İstanbulluların gece dışarı çıkamadığı bir dönemde bu çalışmanın hakkaniyetle izleyiciye ulaşamayacağı açık. Hal böyleyken, İstanbulluların geceleri dışarı çıkamadığı ve sosyal mesafeyi korumanın her zamankinden daha elzem olduğu günlerde yalnızca karanlıkta deneyimlenebilen bir ışık festivali düzenlemeyi maddi ve manevi kaynakları zamansız, yersiz kullanmak bağlamında etik bulmuyorum” dedi.

Ardından da ekledi: “Öte yandan, festivalin almış olduğu küratöryel kararları medya sanatları alanının öncülerinden biri olarak başlattığım sanat pratiğimle ters düşmesi dolayısıyla sorguladım. Medya sanatları özellikle de yapay zekâ ve veri odaklı eserler aylar ve bazen yıllar süren disiplinler arası araştırma, kurgulama, izin alma, veri toplama, analiz ve üretim süreçleri sonucunda ortaya çıkıyor. Örneğin 2011’de Alper Derinboğaz ile yaptığımız, günlerce İstiklal Caddesi’nin seslerini kaydedip Yapı Kredi Kültür Sanat’ın dış cephesine yansıttığımız veri heykeli ‘Augmented Structures’, 2017’de Google Sanatçılar ve Makine Zekâsı iş birliğiyle yaparak ve SALT arşivlerini kullanarak yaklaşık bir yıl içinde oluşturduğumuz ‘Arşiv Rüyası’, yine 2017’de ANAMED ile birlikte 25 yıldır sürdürülen Çatalhöyük araştırmalarının arkeolojik verilerini baz alarak kurguladığımız yapay zekâ veri heykelleri... İstanbul verileriyle İstanbul için tasarladığımız bu eserler hem sonuçları hem de süreçleri bakımından dünyada yankı uyandıran medya sanatları işleri arasında yer aldı. Özellikle İstanbul gibi bir kentte her proje şu dönemde çok önemli ve değerli. Ancak böyle bir festivalde sanatçıların daha özenle ve özgünlükleri göz önüne alınarak seçilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Katılımcı sanatçıların bize eksik ve de geç söylenmesini de hem etik hem de profesyonellik bağlamında doğru bulmuyorum. Tüm bu şartlar altında etkinlikten çekilmem kaçınılmaz oldu. Umuyorum ki verdiğim bu karar sanat dünyasının her kesiminden gelecek benzer yapıcı eleştirilerin önünü açar ve İstanbul kamusal sanat sahnesinde olumlu değişimlere ön ayak olur.”

Yazının devamı...

İstanbullu çantalar müze koleksiyonunda

13 Aralık 2020

Londra’da Victoria&Albert Müzesi’nde bu hafta “Bags: Inside Out” başlıklı yeni bir sergi açıldı. Sergide moda tarihinin ikonik çantaları yer alıyor. Aralarında Türkiye’den genç bir marka Manu Atelier dikkatleri çekiyor

Müzeler çoktan kabul etti, moda da artık sanat sayılıyor. Eskiden moda dergilerine gardıroplar açılırdı, şimdi ise sanat ve tasarım müzeleri. Moda, müzeler için de önemli bir gelir kaynağı. Bkz. Amerikan Vogue’un efsane editörü Anna Wintour’un New York’ta Metropolitan Sanat Müzesi’nde düzenlediği Costume Institute Gala’da bir gecede 9 milyon dolar toplanıyor. “10 yıl önce modanın sanat müzelerine girmesi konuşulmazdı bile” diyor Metropolitan’ın küratörlerinden Harold Koda. Hatta 11 yıl önce Metropolitan’da Chanel sponsorluğunda Chanel sergisi açıldığında müze çok ağır eleştiriler almıştı. Oysa şimdi herkes çoktan alıştı. Tabii unutmamak lazım, müzeler moda ve kostüm sergileri sayesinde daha çok kişiye ulaşıyor. Hatta sırf bu yüzden modaevleri bile kendi müzelerini açıyor.

Çantaların tarihi

Londra’nın önemli müzesi Victoria&Albert’ın en çok ziyaret edilen sergilerinin başında “Alexander Mcqueen: Savage Beauty” sergisi geliyordu. Bu hafta ise pandemi nedeniyle geçici bir süre kapanmak zorunda kalan Victoria&Albert Müzesi’nde yeni bir sergi açıldı: “Bags: Inside Out.” Sergi, çantaların tarihini, 1990’larda ‘it bag’ kavramının doğuşunu ve günümüzde etkisini kaybedişini, artık tasarımların fotojenik olması gerektiğinin öne çıktığını anlatıyor. Çantaları hem statü sembolü hem de özel eşyayı koruyan tasarımlar olarak değerlendiren sergide; Grace Kelly’nin adını alan Hermes Kelly çantasından, Jane Birkin’in Hermes yöneticisine hayalindeki seyahat çantasını anlatmasıyla doğan Hermes Birkin çantasına, Fendi’nin ikonik baguette çantasından, Lady Diana’nın adını alan Dior Lady çantasına kadar moda tarihine damgasını vurmuş    birçok çanta var.

İki kız kardeşin uluslararası başarısı

Arşivinde 16. yüzyıldan günümüze tam 2 bin adet çanta olan Victoria&Albert Müzesi’ndeki sergide bu ikonik çantaların yanında asıl dikkatimi çeken Türkiye’den bir marka oluyor: Manu Atelier. Serginin küratörü Dr. Lucia Savi, Manu Atelier çantalarını müzenin kalıcı koleksiyonu için satın almış. Manu Atelier’in hikâyesi de ilginç: İki kız kardeş Merve ve Beste Manastır, babaları Adnan Manastır’dan ve Beyoğlu’daki atölyesinden ilham alarak 2014 yılında kuruyor markayı. Her bir Manu Atelier çantasının modelini çıkaran babaları, 1961’den beri el yapımı deri çanta zanaatkârı. Çantaların her biri elde boyanıyor ve kadın zanaatkârlar tarafından dikiliyor.

Manu, Latincede el yapımı anlamına geliyor. Merve ve Beste Manastır, markalarının ismiyle de zanaat ve yaratıcılığa olan bağlılıklarına vurgu yapıyor: “Markamızın tasarım vizyonunu, gelenekselin sıcaklığını ve kalitesini koruyarak, modernliğin ve farklılığın güzelliğini ortaya çıkarmak olarak tanımlayabiliriz.”

Yazının devamı...