Gece hayatımın başlangıç noktası: Cities

İstanbul gecelerinden bildiriyorum. Bu kez değişiklik yapıp hem 90’ların gece hayatına gideceğiz hem de yeni mekanlardan bahsedeceğiz...

İstanbul gece hayatıyla tanışmam ortaokulda Cities ile oldu. İlk yeri Etiler’de
üç katlı bir evdi. 21 yıl önce üç ayrı şehrin müzik ve eğlence anlayışını vâdediyordu. İlk katta Londra’nın underground müziği ve kendi tabirleriyle “marjinal bir dekor”, orta katta 80’ler müziği ve Paris’ten esinlenen antikalarla süslü dekor, en üst katta ise Bursa adıyla Türk müziği vardı.

O yıllarda Cities denince akla sadece Etiler’deki mekan değil, Sahir Erozan da geliyordu. Şimdi Maça Kızı’nın sahibi olarak tanıdığımız Sahir Erozan o zamanlar Maça Kızı’yla ilgilenmiyordu. Maça Kızı daha Türkbükü’ne taşınmamıştı, Sahir Erozan’ın annesi, “Maça Kızı Ayla” lakaplı Ayla Emiroğlu işin başındaydı. Çünkü Sahir Erozan o zamanlar Washington DC’de eski arabaların satıldığı iki katlı, 1.400 metrekarelik bir mekanda 1987’de açtığı Cities’i işletiyordu ve Cities o dönem çok popülerdi. Birinci kat restoran, bar, üst kat ise kulüptü.

Mekanı dört ayda bir yıkıp yıkıp yeniden yapıyordu. Her seferinde farklı bir ülkeyi tema olarak seçiyor, o ülkeye has dekore ediyor, o ülkenin yemeklerini pişiriyordu. Bu format 10 sene sürdü. Son sekiz yıl ise daha rafine bir mekan haline geldi. Restoranı yıkmayıp sadece duvarlara tema olarak alınan ülkenin siyah-beyaz fotoğraflarını asıyorlardı o zaman.

Arkadaşımızın annesi üstünde sabahlığıyla bizi Cities’de basmıştı

Konuyu daha fazla dağıtmayalım, İstanbul’daki aynı adı taşıyan Cities’e geri dönelim. Ortaokul mezuniyeti ile Yeniköy’deki Şamsa’da (Şamdan-Sabancı Korusu) aldık soluğu. Roma adlı diskosu, Bodrum adlı Türkçe canlı müzik olan gece kulübü ve bizim
o zamanlar hiç ilgilenmediğimiz Monte Carlo adlı bir de restoranı vardı. O zamanlar bir Ortaköy’deki Memo’s, bir de Şamsa’daki Cities’de atıyordu İstanbul gece hayatının nabzı.

Yaz aylarında Tarabya’dan Yeniköy’deki Cities’e kaçtığımız olurdu. En son bir arkadaşımızın annesi, saçında bigudiler ve üstünde sabahlığıyla bizi Cities’de basmıştı.

Daha sonra Cities, Etiler 29’un yerine taşındığında giriş katı Viyana, üst katı ise Uludağ olduğunda yaşımıza rağmen artık müdavimi olmuştuk. Utku, Aydın, Arto, Fatih Ürek hep o dönem Cities’in yıldızlarıydı.

Cities ekibi bir mekan daha açtı: Fifties. Sadece kafiyeli olsun diye konulmadı bu isim, konsept 1950’li yılların Amerika’sıydı. Fifties, Cities’in yerini tutmadı, uzun ömürlü olmadı. Ama belki yaşımızın da etkisiyle o zamanlar 1950’li yılların eski Amerikan arabalarıyla yapılan dekor hoşumuza gidiyordu.

1998’de Cities Kuruçeşme’de bugünkü Reina’nın yerinde yeni yazlık mekanını açtığında ise ilişkimiz kesilmişti. Çünkü artık gidecek daha çok mekan vardı ve Cities o dönemde, en azından bizim gözümüzden düşmüştü. Cities o arada Antalya, Silivri, Tünel, Yeşilyurt, Tunus, Tekirdağ ve Datça’da turneye çıktı. Sonra da sessiz sedasız kapandı.

Pera adıyla İstanbul gece hayatına geri döndü

Şimdi aradan 16 yıl geçti. Cities, Pera adıyla İstanbul gece hayatına geri döndü. Asmalımescit’teki yeni yerinde giriş katı Barcelona temasıyla tapas bar var. Terasta ise İstanbul adıyla canlı müzikli bir meyhane... Evet, bir dönemin İstanbul gece hayatının önemli kulüplerindendi Cities. Ama şimdi bu kadar yıl sonra, seçenekler bu kadar artmışken ve Pizza Emirgan ile canlı Türkçe müziğin de başka bir tarzla tekrar zirvede olduğu bir dönemde Cities iş yapar mı? Hiç sanmıyorum, yine de hep birlikte göreceğiz.

Kış gecelerinden notlar

Park Şamdan&The Bar: Geçtiğimiz cumartesi akşamı Les Ottomans’da açılan Park Şamdan&The Bar’da başladı. Önce kırmızı dekoruyla dikkat çeken &The Bar’da bir şeyler içildi. Sonra Park Şamdan’da yemeğe geçildi.

Yemek sırasında gümbür gümbür bir müzik vardı, şaşırdım Park Şamdan’da asla böyle bir müzik olmayacağı için. Sonra Emre Ergani’den öğrendim, meğer aşağıdaki düğünden geliyormuş müzik. Neyse ki şimdi ses düzeninde değişiklikler yaparak çözüyorlarmış bu sorunu.

Park Şamdan&The Bar’ın sigara tiryakilerini sevindirecek bir sigara içme bölümü var. İçerisi kadar bu bölüm de kalabalık oluyor. Hatta burada içkiye gelip sonra tam karşısındaki Swiss Cafe’ye fondü yemeye gidenler de oluyor.

Redd sahnede çok iyiydi

Kadıköy Sahne: Park Şamdan’daki yemekten sonra gecenin ilerleyen saatlerinde Kadıköy Sahne’deki Redd konserine gitmek vardı planda. “En kısa sürede nasıl gidilir ve konser kaçırılmaz?” derken deniz taksi imdada yetişti. 10 kişi deniz taksiye atlandı
ve doğru Kadıköy iskelesine gidildi. İskeleden Kadıköy Barlar Sokağı’na yüründü, Kadıköy Sahne sanki her akşam oradaymışız kadar kolay bulundu. Redd sahnede her zamanki gibi çok iyiydi.

Nublu:Bu kış Karaköy’deki Gradiva otelin altından Sıraselviler Caddesi’ne taşındı, çok katlı bir mekan oldu Nublu. Girişi kötü ışıklandırmayla ve sevimsizliğiyle Nublu’ya yakışmıyor. Bu kadar çok kat olması da arada Nublu Kitchen diye minik bir restoranı olması her telden çalıyor havası veriyor biraz. Yinede merdivenlerden aşağı inip İlhan Erşahin ve arkadaşlarını izlediğinizde hissiyatınız değişiyor. Güzel bir bahçesi de var. Ne yazıkki bahçe aynı zamanda içerideki kalabalığı dağıtıyor, müzik dinlemeye gelenler de kendilerini bahçede sosyalleşirken buluyor.