Doğum borçlanması ile emeklilik

28 Ekim 2021

Doğum nedeniyle iş hayatından uzak kalan kadınlara, doğum borçlanması hakkı tanınır. İş hayatından uzak kaldıkları süredeki prim borcunu ödeyen kadın çalışanlar, emekli olacakları tarihi öne çekebilir.

Yazı dizimizin bu bölümünde doğum borçlanmasının emekliliğe etkilerini değerlendireceğiz. Doğum nedeniyle iş hayatından uzaklaşan kadınlara her doğumda 720 gün borçlanma hakkı veriliyor. Üç doğumu borçlanma hakkına sahip olan bir kadın sigortalı 2 bin 160 gün borçlanma yapabiliyor

Gerekli mi?

Kadın çalışanlar doğum nedeniyle iş hayatından uzak kalırlar. Bu nedenle de emekli olmak için gerekli gün sayısı şartını doldurmakta zorlanırlar. İşte bu yüzden doğum borçlanması düzenlemesiyle doğum nedeniyle iş hayatından uzaklaşan kadın çalışanlara doğum borçlanması hakkı tanınır. Ancak her durumda doğum borçlanması yapmak gerekli olmayabilir.

Staj sonrası çalışma

Staj yapan kadın sigortalıların doğum borçlanmasıyla emeklilik yaşını öne çekme ihtimali bulunmaktadır. İş hayatına staj yaparak başlayan ve bu dönemde adına kısa vadeli sigorta kolları primi yatan kadın sigortalılar daha sonra uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başladıkları süre içerisindeki doğumlarını borçlanabilirler.

Bu durumda, ilk kez uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başladıkları tarih borçlandıkları süre kadar geri gelir. Bu da emeklilik yaşını öne çeker. Örneğin, 25 Mayıs 1994 tarihinde staj girişi olan ve bu sürede adına kısa vadeli sigorta kollarına prim ödenen kadın sigortalı, 25 Mayıs 1997 tarihinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak işe girmiş ise bu girişi nedeniyle 54 yaşında, 5.975 prim günü ve 20 yıl sigortalılık şartıyla emekli olabilecektir. Bu kadın sigortalının 25 Mayıs 1995 tarihinde gerçekleştirdiği doğumu borçlanma hakkı bulunmaktadır.

Yazının devamı...

Malul ve engelli nasıl emekli olur?

27 Ekim 2021

Hastalanan, ameliyat olan ve rapor alıp işine devam edemeyenlerin aklındaki en önemli soru nasıl emekli olacaklarıdır. Bu durumda iki seçenek vardır; malulen emeklilik ya da engelli hakkıyla emeklilik. İkisi arasındaki farkı bugünkü yazımızda bulacaksınız.

Emekliliğe ilişkin çokça sorulan sorulardan biri, sağlığını yitirenlerin erken emekli olup olamayacağı konusunda. Hastalanan, ameliyat olan ve rapor alıp işine devam edemeyenlerin aklında nasıl emekli olacakları sorusu vardır. Sosyal güvenlik mevzuatımız kimlerin sağlık sorunları sebebiyle erken emekli olabileceklerini düzenlemiştir. Bu çerçevede, iki emeklilik kavramı öne çıkar. Bunlardan ilki ‘malulen emeklilik’, diğeri de ‘engelli hakkıyla emeklilik’ kavramıdır. Malulen emeklilik ile engelli emekliliği arasında bazı farklar vardır.

Her malul engellidir

Malulen emekli olabilmek için gerekli ilk ve en önemli şart, çalışma gücünde en az yüzde 60 kayıp olduğuna dair sağlık kurulu raporudur.

Bu raporun alınabilmesi için kişilerin ilk olarak bulundukları il veya ilçedeki SGK merkezlerine başvurmaları ve yetkili hastanelere sevk edilmeleri gerekir. Kişiler doğrudan hastaneye başvurarak rapor almak yerine SGK’ya başvurarak sevklerini gerçekleştirmelidirler.

Sevkin SGK üzerinden yapılmasının nedeni, yalnızca sağlık kurulu raporunun malullük aylığı almak için yeterli olmamasıdır. Kişi, çalışma gücünde en az yüzde 60 kayıp olduğunu belgelese bile en az 1.800 gün prim ödemesi yoksa veya prim ödemesini borçlanma ile 1.800 güne tamamlayamıyorsa malullük aylığı alamaz. Yani, malul sayılmak, malullük aylığı almaya yetmez.

Ancak kişinin çalışma gücünde en az yüzde 60 kaybın olması, bu kişinin engellilik oranının da en az yüzde 40 olacağını gösterir. Bu nedenle her malul engellidir. Ancak her engelli malul sayılmayabileceği gibi, her engelli de malullük aylığı alamaz. Çünkü yüzde 40 engelli olan bir kişinin çalışma gücünde en az yüzde 60 kayıp olmayabilir.

Yazının devamı...

Emekli olunca ne kadar aylık alırım?

26 Ekim 2021

Emekli olunca alacağımız aylık çalışırken kazandığımız maaşla aynı değil. Memurlar, işçiler ve kendi hesabına çalışanlar için hesaplamalar farklı. Ayrıca emekli aylığı, çalışırken sağlanan kazançtan düşük olsa bile bunun daha fazla azalması engellenebilir.

Dünkü yazımızda emeklilik koşullarını, çalışanların emekli olmak için kaç yıl çalışmak zorunda olduklarını ve yaş şartını açıklamıştık. Bugün ise emekli aylıkları konusuna değineceğiz. Tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de emekli olunca alacağımız aylık çalışırken kazandığımız maaşla aynı olmuyor. Yani emekli olduğumuzda hak ettiğimiz aylık azalıyor. Ancak emekli aylığının daha da azalmasını engellemek mümkün. Bu detaylara girmeden önce emekli aylığı nasıl hesaplanıyor ona bakalım.

Nasıl hesaplanıyor?

Emekli aylıklarının hesaplanmasında memur, kendi hesabına çalışan ve işçi ayrımı söz konusu. Bunun yanı sıra çeşitli dönemlerde yapılan sosyal güvenlik reformları ile sadece emekli olma yaşı değil emekli aylığı hesaplama yöntemleri de değiştiği için birkaç farklı hesap dönemi var. Bu dönemler 2000 yılı öncesi, Ocak 2000 ile Ekim 2008 arası ve Ekim 2008 sonrası...

2000 yılından itibaren çok temel olarak emekli aylıklarının hesaplanmasındaki formül şu şekilde: Emekli aylığı = Aylık bağlama oranı X Ortalama aylık kazanç

Ortalama aylık kazanç, kişinin her yıla ait prime esas kazançlarının, kazancın ait olduğu yıldan emekli aylığı talep edilen tarihe kadar güncelleme katsayısı ile güncellenmesiyle bulunuyor. Bu şekilde bulunan ortalama aylık kazanç aylık bağlama oranı ile çarpılıyor ve ortaya emekli aylığı çıkıyor. Ocak 2000 ile Ekim 2008 arası dönem için güncelleme katsayısında büyüme hızının tamamı dikkate alınmakta iken Ekim 2008 sonrası dönemde büyüme hızının sadece yüzde 30’u güncelleme katsayısında dikkate alınıyor.

2000 yılından önceki çalışmalar için ise emekli aylık formülü şu şekilde: Memur maaş katsayısı X Gösterge X Aylık bağlama oranı

Yazının devamı...

Emekli olmak için bu 3 koşul şart

25 Ekim 2021

Çalışma yaşamının ilk yıllarında pek önemsenmeyen emeklilik sonlara doğru en çok arzulanan ve ne zaman gerçekleşeceği merak edilen konu. Biz de koronavirüs nedeniyle kısa çalışmaya gidilen işyerlerinde çalışanlar ve nakdi ücret desteğinden yararlandırılmak için ücretsiz izne çıkarılanlar dahil bütün çalışanlar için kimlerin hangi şartla emekli olacağını, emekli maaşının nasıl hesaplandığını, nasıl artabileceğini ve Türkiye’deki emeklilerin durumunu bir yazı dizisi ile ele almak istedik. İlk gün emekli olma şartları ve ne zaman emekli olurum sorusunun üzerinde duracağız...

İşçi, memur ve kendi hesabına çalışan tüm kişiler için emeklilik hakkına kavuşabilmek temelde 3 şartın yerine getirilmesiyle mümkün. Bunlardan ilki sigortalılık süresinin tamamlanması. Sigortalılık süresi, sigortalının malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına bağlı olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarih ile tahsis yapılması için yazılı istekte (emeklilik talebinde) bulunduğu tarih, ölen sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süre olarak dikkate alınıyor.

SGK’nın kendi internet sayfasında verdiği örneğe göre, “İlk defa 01/08/1982 tarihinde hizmet akdine tabi işe başlayan ve 30/09/2009 tarihinde yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunan bir sigortalının sigortalılık süresi, tahsis talep tarihinden ilk defa işe başlanılan tarih çıkartılarak aşağıdaki gibi tespit olunur.”

- Tahsis talep tarihi = 30/09/2009

- İlk işe giriş tarihi =  01/08/1982

- Sigortalılık Süresi = 29/ 1/ 27 (27 yıl 1 ay 29 gün)

Emeklilik için ikinci koşul, “prim ödeme gün sayısının” tamamlanması. İşe giriş tarihine göre kişilerin prim ödeme gün sayıları farklılaşır. Son olarak ve belki de en önemlisi yine işe giriş tarihine göre değişebilen belirli bir yaşın tamamlanmasıdır. İşte bu 3 koşul bir arada sağlandığında emekli olmaya hak kazanılıyor.

Hangi tarih önemli?

Yazının devamı...

Gurbetçi işçinin mevzuat sorunu

20 Ekim 2021

Ülke mevzuatlarının birbirinden farklı olması, yabancı işçiler için uygulanacak kurallarda belirsizlik yaratırken, Türk işgücünün Türk şirketler tarafından yurt dışında istihdamı çekinceli karşılanır oldu.

Bir iş sözleşmesinin yabancılık unsuru taşıması kural olarak işçinin veya işverenin yabancı olmasına ya da işin yabancı bir ülkede yapılmasına bağlıdır. Küreselleşmenin ve işgücü dolaşımının arttığı günümüzde, yabancılık unsuru taşıyan iş sözleşmelerine uygulanacak kuralların tespiti daha fazla önem kazandı.

Özellikle ülke mevzuatlarının birbirinden farklı olması uygulanacak kurallarda belirsizliğe sebep olduğu için, Türk işgücünün Türk şirketler tarafından yurt dışında istihdamı çekinceli karşılanır oldu. Örneğin hafta tatili sistemi farklı olan bir ülkede hem Türk hem de ilgili ülke hukukuna göre mi hafta tatili kullandırılacağı, işçinin Türkiye’deki düzenleme uyarınca hafta tatili kullanmadığı sonucuna ulaşılırsa ek ücret ödenmesi gerekip gerekmeyeceği gibi konular tartışma konusu oldu.

Taraflar bir hukuk sistemi seçmemişse

Milletlerarası Özel Hukuk (MÖHUK), iş sözleşmelerine uygulanacak kuralların nasıl belirleneceğini ifade etmiştir. Buna göre, iş sözleşmesinin tarafları bir hukuk seçimi yapmamışlarsa, işçiye mutad iş yeri hukuku uygulanacaktır. İşçinin işini belirli bir ülkede mutad olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması hâlinde ise iş sözleşmesi, işverenin esas iş yerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbi olacaktır.

İş çoğunlukla belirli bir ülkede yapılmakla birlikte işçi zaman zaman başka ülkelere işi yapmak üzere gidiyorsa, bu durum işin birden fazla ülkede yapılması sayılmayacak, yine mutad iş yeri hukuku esas alınacaktır. Dolayısıyla işverenin esas iş yerinin bulunduğu hukuka gidilmesi ancak işin niteliği gereği sürekli ülke değiştirildiği durumlarda söz konusu olacaktır.

Örneğin gemi taşımacılığında çalışan işçi ile yapılan sözleşme bu kapsamda değerlendirilebilecektir.

Yazının devamı...

Geç başvuru işsizlik parasını azaltır mı?

18 Ekim 2021

İşsiz kalan kişi bir an önce İŞKUR sistemine kaydolmalı. E-devlet kolaylığı unutulmamalı. Başvuruda gecikme işsizlik parası alınacak süreyi kısaltır

İşsiz kalan bir kişinin ilk yapması gereken İŞKUR’a başvurmak. İşsizlik maaşı için E  Devlet üzerinden başvuru hızlı bir şekilde yapılabiliyor. Başvurudaki gecikme işsizlik parası alınabilecek süreyi düşürebiliyor. İşsiz kalan bir kişi bir an önce İŞKUR sistemine kaydolmalı ve hem işsizlik maaşı başvurusunu hızlıca yapıp hem de açık işleri oluşturacağı profille takip etmeli. Bu sayede yeniden iş bulması ya da kendine yeni meslek kapıları açması mümkün olabilecektir.

İşsizlik parası almak isteyen kişilerin İŞKUR’a başvuru yapması gerekir. Bu başvurunun internet üzerinden yapılması da mümkündür. Dolayısıyla işsiz kalan kişi İŞKUR’a hiç gitmeden de işsizlik parasına başvurabilir. E  Devlet üzerinden İŞKUR sistemine erişilebileceği gibi www.iskur.gov.tr adresinden de işsizlik parasına başvuru yapılabilir. İnternet üzerinden yapılan başvuru sonrasında gerekli kontroller yapıldıktan sonra kişi işsizlik parasını hak etmişse kendisine işsizlik parası verilmeye başlanır.

Ödenek süresi var

İşsizlik sigortasına başvuru yapmak için iş sözleşmesinin feshinden itibaren 30 günlük süreyi geçirmemek gerekiyor. Bu süre içerisinde yapılan başvurular İŞKUR tarafından inceleniyor ve gerekli hizmetler için işlemler başlatılıyor.

Yani işsiz kalan kişi adına iş arayan kaydı yapılıyor, işsize iş ve meslek danışmanı ataması gerçekleştiriliyor, işe yerleştirme faaliyetleri için mesleki eğitim planlamasına başlanıyor. Ancak 30 günlük süre geçirilirse, işsizin işsizlik parası alacağı süre üzerinden geç kalınan günler düşülüyor. Örneğin işsiz kalan kişi son üç yıl içinde 600 sigortalı olarak çalışmış ve işsizlik sigortası primi ödemiş ise 180 gün işsizlik parası alabiliyor.

Ancak aynı kişi iş sözleşmesinin feshinden 60 gün sonra İŞKUR’a başvuru yapmış ise 180 gün yerine 150 gün işsizlik parası alabilecek. Yani başvuruda geç kaldığı her gün, işsizlik ödeneği alabileceği süreden düşülecek. Bu nedenle işsizlerin işsizlik sigortası başvurularını İŞKUR’a 30 günlük süre içerisinde yapmalarında fayda var. Aksi taktirde işsizlik parası alabilecekleri günleri kısaltmış olacaklardır.

Mücbir sebep istisnadır

Yazının devamı...

Sırf çalışmak olmaz insana yakışır iş şart

13 Ekim 2021

Sadece çalışmak yetmez, ‘insana yakışır’ şekilde çalışmalı. İnsana yakışır iş, adil ücret, eşit fırsatlar, güçlü sosyal güvenlik sistemi, iş güvencesi, iş sağlığı - güvenliği, sendikal haklar ve sosyal diyalogla olur

Geçtiğimiz hafta, 7 Ekim ‘Dünya İnsana Yakışır İş Günü’ydü. Çalışmak, temel bir insan hakkıdır. Aynı zamanda sosyo-ekonomik bir ödevdir. Ancak sadece çalışmak yetmez, “insana yakışır” şekilde çalışmak gerekir. Peki “insana yakışır” çalışma nasıl olur?

Dünya İnsana Yakışır İş Günü olan 7 Ekim tarihinde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Ofisi Direktörü sayın Numan Özcan, Twitter üzerinden insana yakışır işi; “Bu maaşla ayın sonunu nasıl getiririm?”, “Bugün başıma bir iş kazası gelir mi?”, “İşsiz kalırsam ben ve ailem aç kalır mıyız?”, “Hakkımı ararsam işten atılır mıyım?” diye düşündürmeyen iş şeklinde tanımlayarak “Peki sizce insana yakışır iş nedir?” sorusunu bana ve çalışma hayatı alanında çalışan başka uzmanlara da yöneltmişti.

Kendisine en kısa zamanda köşemde kendi tanımımı yapacağımı söylemiştim. İşte bugünkü yazımda Numan Bey’e verdiğim sözümü tutarak “insan yakışır iş” kavramı üzerinde duracağım.

Herhangi iş değil

İnsana yakışır iş, bana göre adil bir ücretle, eşit fırsatlar ile, güçlü bir sosyal güvenlik sistemi ile, iş güvencesiyle, iş sağlığı ve güvenliği ile, sendikal hakların varlığı ile, sosyal diyalog ile olur. Bu anlamda, insana yakışır iş aslında çalışma yaşamındaki özlemleri yansıtır. Dolayısıyla, istihdam sorununu çözecek olan herhangi bir işe erişmek değil, kaliteli bir işe erişmektir.

İlk kez 1999’da dile getirildi

İnsana yakışır iş kavramı, ilk kez 1999 yılında 87. Uluslararası Çalışma Konferansı’nda ILO Direktörü Juan Somavia tarafından dile getirilmiştir.

Yazının devamı...

İş sözleşmesindeki cezai şartlar neler?

11 Ekim 2021

İşverenler sözleşmenin erken sona erdirilmesini engellemek amacıyla iş sözleşmelerine cezai şart koymaya başladı. Sözleşmeyi erken sona erdirme dışı gerekçelerle de ceza olabilir. Gelin, ayrıntılara bakalım...

İşverenle pazarlık gücüne sahip işçiler arttıkça iş sözleşmelerine konulan cezai şartlar daha sık gündeme geliyor.  Cezai şart, Borçlar Kanunu’na göre bir kişinin borcunu ifa etmemiş olması halinde alacaklıya karşı teminat niteliğinde bir edimi yerine getireceği taahhüdünde bulunması.

Fesih hakkı sınırlama

İşverenler sözleşmenin erken sona erdirilmesini engellemek amacıyla iş sözleşmelerine cezai şart koymaya başladılar. Bu cezai şartlar ile sözleşmeyi erken bitiren taraf karşı tarafa para ödemekle yükümlü. Erken sona erdirme dışı gerekçelerle de cezai şart mümkün.

En sık cezai şarta bağlanan yükümlülük fesih hakkının sınırlanması. İşçi ve işveren, iş sözleşmesini bildirimli olarak feshetme haklarından belirli süre için vazgeçiyorlar. O süreye uymayan, sözleşmeyi belirlenen asgari süreden önce fesheden taraf karşı tarafa sözleşmede belirlenen cezai şart miktarını ödemek zorunda kalıyor.

Cezai şartın karşımıza çıktığı diğer bir durum ise fesih hakkını sınırlandıran cezai şartla bağlantılı olarak, eğitime bağlanan cezai şart. Fakat eğitime bağlanan cezai şartın yargı tarafından belirlenen özel şartları bulunuyor. Yargıtay’a göre; “sözleşmenin süresinden önce feshi koşuluna bağlı cezai şartın geçerli olabilmesi için, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olması zorunludur. Asgari süreli iş sözleşmelerine de aynı şekilde hükümler konulması mümkündür.”

Dolayısıyla belirsiz süreli sözleşmelerde fesih koşuluna bağlı cezai şart getirilemeyecektir.

Yazının devamı...