Makarnalı kebap

4 Temmuz 2021

"Bu İtalya’da yasa dışı tatlım. Bunu yapamazsın.” Böyle diyordu izlediğim videoda İtalyan bir adam muhtemelen başka bir milletten olan kız arkadaşına. Video kızın eline aldığı bir paket spagettiyi kaynar suya atmadan önce kırmasıyla başlıyor. Kız spagettiyi kırmadan önce kameraya bakıp, “Bakın şimdi neler olacak” dercesine gülümsüyor. Gerçekten de spagettinin kırılarak suya atıldığını gören İtalyan nazik bir şekilde çıldırıyor: Ziyan ettin, bu artık spagetti değil!

Bir de şöyle bir fotoğraf esprisi var: Fotoğrafta arka planda bir grup adam bayağı bir çaba harcayarak başka bir adamı zapt etmeye çalışıyor. Ön planda ise bir pizzanın üzerine ananas dilimi koymak üzere olan bir el görünüyor. Fotoğraf altı yazıda ise “Göçmen bir İtalyan-Amerikalıya zorla, pizzanın üzerine ilk kez ananas koyulması izlettiriliyor” yazıyor. 

Diyeceksiniz ki “Bunda ne var?”

Hani İtalyan mutfağı diye bir şey var ya. O mutfak dünya çapında işte bu şekilde etkili ve ünlü oluyor. Yoksa kebabın yanına makarna koyarak, pilavın üstüne ne bulursan aynı anda boca ederek, yaptığın her yemeği devasa miktarlarda yaparak, her yemeğin üstüne kaşar rendesi dökerek ya da eti tokatlayarak dünya mutfağı olamıyorsunuz.

Kumarcılar yeniden

Birkaç aydır pek dikkate değer bir şeyler yapmamışlardı. Açıkçası, bu sessizlikleri sonucu yavaş yavaş radarımdan düşmeye bile başlamışlardı.

Yazının devamı...

Masal dinlememiş çocuklar

6 Haziran 2021

Bu hafta yine harika bir haber gördüm. Maalesef siyaset, korona ve çevre felaketi haberleri arasında hiç dikkat çekmedi. Gerçi bu saydıklarım olmasa da pek dikkat çekeceğini sanmam ama neyse...

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Necati Demir imzalı 10 ciltlik bir çalışma yayımlandı. İsmi Anadolu Türk Halk Masalları. Prof. Demir haberi sosyal Medya’dan duyurdu. “Yaklaşık 30 yıldır köy köy, ilçe ilçe alan araştırmaları ile derleyip çözümlediğim arşiv, galiba dünyadaki en kapsamlı çalışma” diye tarif ediyor bu çalışmayı. Toplam 5 bin sayfa ve içinde 1638 masal var.

Bir toplum onu bir arada tutan ve kimliğini oluşturan şeylerin tamamını yitirse ve elinde bir tek masallar kalsa, o toplum kim olduğunu ona hatırlatacak  yeterli kaynağa sahiptir bana kalırsa. Masallar toplumsal kimliğimizin hikayeleridir.

O yüzden çocuklarınıza masal okuyun. Siz de masal okuyun.

Kunos var mesela Macar Türkolog... Ne yapın edin onun Türk Masalları kitabının bir kopyasını bulun. Pertev Naili Boratav’ın Az Gittik Uz Gittik derlemesini muhakkak edinin. Ve elbette Ziya Gökalp’in Şiirler Ve Halk Masalları derlemesini de... Naki Tezel’in Türk Masalları ve İstanbul Masalları, Karakarga Yayınları’ndan çıkan Dünya Masalları serisini de... Ve burada yazamadığım nicesini de...

Çünkü  “bir gün hepimiz masalları tekrar okumaya başlayacak kadar yaşlanacağız.”

Ve çünkü  “masal dinlememiş çocuklar büyüyünce kedi resmini bile cetvelle çizerler.”

Üretiyoruz ama kullanmıyoruz

Yazının devamı...

Günlük 1918 dolar kazanmak

30 Mayıs 2021

Bilgisayar ve video oyunlarına bayılırım. Uzun uzun anlatmayayım ama bu ilgime birçok insan burun kıvırarak baktı. “Boş-beleş işler” kategorisinde değerlendirildi. Bu yazı onlara yanıtımdır.

Hikâye şöyle:

Çok oyunculu online bir sanal gerçeklik oyunu var. Bu oyunu çıkaran G. Koreli şirket uluslararası bir turnuva düzenleme kararı alır. Hikâyenin esas oğlanı bu oyunu adeta bir dahi seviyesinde oynadığı için Kore hükümeti oyunda ülkeyi temsil etmesi için onu ikna etmeye çalışır. Bayağı yüklü miktarda para ve imkan teklif ederler. Bizim eleman teklifin büyüklüğüne ve hükümetin işin içinde olmasına şaşırınca teklifi sunan aracı şöyle der: “Hükümet oyun pazarındaki payını artırmak için atılım yapmak istiyor. Bu turnuvayı kazanamazsak prestijimiz ve pazar payımız kötü etkilenir.”

Ben bu hikâyeyi dün akşam bir G. Kore çizgi romanında okudum. Bu hikâye uydurma değil gerçek. Japonya, ABD, Kore, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada ve daha birçok ülkede birebir yaşanıyor. Sadece bilgi vermek için söyleyeyim, oyun pazarında birinci sırayı 44.3 milyar dolarlık pazar büyüklüğüyle Çin alıyor. Onu 42.1 milyar dolar ile ABD, 21 milyar dolar ile Japonya ve 7.2 milyar dolar ile Güney Kore takip ediyor. Hükümetler veya şirketler bu oyuncularla anlaşmalar imzalıyor, takımlar kuruyor. Çünkü bu oyunların uluslararası turnuvaları var, yıldızları var, profesyonelleri var. En iyi oyuncunun yıllık geliri 7 milyon dolara yaklaşıyor. Yani aylık 584 bin, haftalık 135 bin, günlük 1918 dolar…

Hadi bakalım, şimdi de “bunlar boş-beleş işler” deyin de göreyim.

Unutmamız gereken bir ezber

Dün sabah twitter’ı açtım. Arama bölümüne “çağ açıp, çağ kapayan” yazdım. Yüzlerce mesaj çıktı karşıma. Bakanlıklar, vakıflar, tanınmış kişiler, tanınmamış kişiler… Aklınıza kim gelirse İstanbul’un fethini anmak için kurduğu cümlelerin arasına bu kalıbı yerleştirmişti.

Hatırlarsınız, liseden beri duyarız bu kalıbı. Tarih kitaplarında “Fethin sonuçları” başlığı altında ilk maddede hep bu yazılırdı:

Yazının devamı...

Darda kalana kimse yardım etmez

23 Mayıs 2021

Hikâyenin farklı farklı versiyonları var. Ben hatırladığımı anlatayım kısaca:

Vakti zamanında, Arap yarımadasında “devr-i cahiliye”den sonra çok zengin bir tüccar ve çok yavuz bir haydut yaşarmış. Haydudun en büyük hedefi (biraz da namı yürüsün diye) bu çok zengin tüccarı soymakmış. Tüccar ise kurt bir tüccarmış. Onu yazıda yabanda tek başına yakalayıp soymak neredeyse imkansızmış. Haydut defalarca denemiş ama olmamış, becerememiş. Sonunda aklına bir plan gelmiş. Tüccarın kullandığı kervan yolu üzerinde çölde susuz kalmış bir biçare taklidi yapmaya karar vermiş. Böylelikle garip-gurebaya yardımı borç bilen bu tüccarı tuzağa düşürecekmiş. Beklediği gibi de olmuş. Çölde yardım istediğini duyan tüccar hemen onun yanına yaklaşmış ve haydut da maksadına ermiş, zengin tüccarın kervanında nesi var nesi yoksa el koymuş. Tam uzaklaşırken tüccar arkasından bağırmış:

“Senden bir ricam var. Lütfen beni nasıl soyduğunu kimseye anlatma” demiş.

“Niye” diye sormuş hırsız, “gururuna mı dokundu”.

“Hayır” demiş tüccar. “Eğer anlatırsan ve bu hikâye yayılırsa bundan sonra çölde darda kalana kimse yardım etmez diye korkarım.”

Bu hikâyeyi farklı bakış açılarıyla okumak mümkün; hırsızlığın ahlakı, haklı davanın çıkara alet edilmesi, en zor durumdayken bile doğru yoldan şaşmama kararlılığı bunlardan sadece birkaçı. Kadıköy’de yaşanan bir tecavüz iddiası sonrası suçlanan kişinin en azından o an yaşanan olaydan dolayı suçsuz olduğunun ortaya çıkması haberini okuduğumda, aklıma ilk bu hikâye geldi. İsimleri yazmıyorum. Konu yargıya taşındı. Kadın hakları derneklerinin bazıları suçlanan erkeğin masum olmadığını ve süregiden bir taciz olduğunu iddia ediyor.

Ama olayın sosyal medyadaki yankıları çok endişe verici: Çünkü o an, o olayda bir tecavüz vakasının olmadığına dair kamera kayıtları çıkınca olay “iftira” başlıklarıyla haberleştirildi. Şimdi de - maalesef - sık sık bu olay kullanılarak “kadının beyanı esastır” ilkesine büyük bir saldırı var. Buna bağlı olarak da şahit olunan şiddet ve taciz olaylarında kadına yardım konusunda zaten pek de istekli olmayan toplumumuzun bir daha hiçbir kadının “yardım edin” çağrısına cevap vermemesi riski var… Bir de bunun yanında o çağrıya yanıt vermeye çalışırken cana kıyan bu yüzden hâlâ içeride olan Kadir Şeker var… Özetle, sanki herkes kadınların yardım çığlıkları duyulmasın diye uğraşmakta.

Ama olsun bir varoluş ilkesi olarak biz yine de darda olduğunu söyleyene yardım edelim. Varsın yanılalım.

Yazının devamı...