Günlük 1918 dolar kazanmak

Bilgisayar ve video oyunlarına bayılırım. Uzun uzun anlatmayayım ama bu ilgime birçok insan burun kıvırarak baktı. “Boş-beleş işler” kategorisinde değerlendirildi. Bu yazı onlara yanıtımdır.

Hikâye şöyle:

Çok oyunculu online bir sanal gerçeklik oyunu var. Bu oyunu çıkaran G. Koreli şirket uluslararası bir turnuva düzenleme kararı alır. Hikâyenin esas oğlanı bu oyunu adeta bir dahi seviyesinde oynadığı için Kore hükümeti oyunda ülkeyi temsil etmesi için onu ikna etmeye çalışır. Bayağı yüklü miktarda para ve imkan teklif ederler. Bizim eleman teklifin büyüklüğüne ve hükümetin işin içinde olmasına şaşırınca teklifi sunan aracı şöyle der: “Hükümet oyun pazarındaki payını artırmak için atılım yapmak istiyor. Bu turnuvayı kazanamazsak prestijimiz ve pazar payımız kötü etkilenir.”

Ben bu hikâyeyi dün akşam bir G. Kore çizgi romanında okudum. Bu hikâye uydurma değil gerçek. Japonya, ABD, Kore, Çin, İngiltere, Almanya, Fransa, Kanada ve daha birçok ülkede birebir yaşanıyor. Sadece bilgi vermek için söyleyeyim, oyun pazarında birinci sırayı 44.3 milyar dolarlık pazar büyüklüğüyle Çin alıyor. Onu 42.1 milyar dolar ile ABD, 21 milyar dolar ile Japonya ve 7.2 milyar dolar ile Güney Kore takip ediyor. Hükümetler veya şirketler bu oyuncularla anlaşmalar imzalıyor, takımlar kuruyor. Çünkü bu oyunların uluslararası turnuvaları var, yıldızları var, profesyonelleri var. En iyi oyuncunun yıllık geliri 7 milyon dolara yaklaşıyor. Yani aylık 584 bin, haftalık 135 bin, günlük 1918 dolar…

Hadi bakalım, şimdi de “bunlar boş-beleş işler” deyin de göreyim.

Unutmamız gereken bir ezber

Dün sabah twitter’ı açtım. Arama bölümüne “çağ açıp, çağ kapayan” yazdım. Yüzlerce mesaj çıktı karşıma. Bakanlıklar, vakıflar, tanınmış kişiler, tanınmamış kişiler… Aklınıza kim gelirse İstanbul’un fethini anmak için kurduğu cümlelerin arasına bu kalıbı yerleştirmişti.

Hatırlarsınız, liseden beri duyarız bu kalıbı. Tarih kitaplarında “Fethin sonuçları” başlığı altında ilk maddede hep bu yazılırdı:

“Ortaçağ sona erdi, Yeniçağ başladı.”

Oysa, “çağ” dediğiniz şey kapı gibi bir şey değildir, birileri çağ açıp kapamaz. Çağ diye tanımladığımız şey bugünden geriye doğru bakarak yaptığımız bir zaman tasnifidir. Olaylar yaşanırken birileri “hah, şimdi Ortaçağ’dan Yeniçağ’a geçtik” dememiştir. Ortaçağ, Avrupa tarihinin belirli bir dönemini tarif eder. Batılı tarihçiler de kendi tarihlerinin bu bölümünü anlatırken, Ortaçağ’ın sonu olarak Endülüs’ün yıkılıp Amerika’nın keşfedildiği 1492 yılını referans verir.

Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı sultanları arasında tartışılmaz biçimde en önemli olanıdır bana sorarsanız. Tek başına İstanbul’un fethi bile yeter büyüklüğünün kanıtı olarak. Ama yetmez derseniz; bir imparatorluk kurucusudur. İlk Müslüman Sezar’dır. Kendi çağında, Doğu’da ve Batı’da bilgisi, ilgi alanları ve ufkunun genişliği açısından yanına yaklaşabilen tek bir kişi bile yoktur. Sadece Türk tarihinin değil, Dünya tarihinin de istisnalarındandır Fatih. Dolayısıyla böyle anlamsız sloganlarla methedilmeye ihtiyacı yoktur.

Mahkeme kararıyla sanat eseri

İzinsiz takma isimli bir sokak sanatçısı, Şubat 2020’de, Kabataş’ta bir reklam panosundaki Devrim Erbil resminin üzerine ay-yıldızın hilali ile kendini asmış bir insan figürü çizdi. Maksadı geçim zorluğu nedeniyle intihar eden insanlara dikkat çekmekti. Hem bu eylem hem de daha evvel çizdiği başka sokak resimleri nedeniyle hakkında “Devletin egemenlik alametlerini aşağılama” ve “Zincirleme şekilde alenen cumhurbaşkanına hakaret”  suçlarından dava açıldı. Davanın üçüncü duruşması vardı geçen hafta. Dava
14 Ekim’ e ertelendi. Gelecek duruşmada hâkimler görüntüleri izleyecek. Sonra da davaya konu resmin sanatsal değerini değerlendirmek için bilirkişi heyeti kurulup kurulmayacağına karar verecek. Kurulursa bilirkişi heyetinde Mimar Sinan’dan üç hoca yer alacak.

Acaba böyle bir konuda karar verilebilir mi diye merak ettim. Konuyla alakalı olduğunu düşündüğüm John Carey’nin “Sanat Neye Yarar?” kitabını okudum. George Lukacs karıştırdım, Afşar Timuçin didikledim… “Sanat eseri nedir?” sorusuna bir yanıt bulamadım. Bakalım MSÜ’lü hocalar bulabilecek mi?

Bana asıl boş-beleş işler bunlarmış gibi geliyor ama, neyse…