Papa da Sünnîleri dışladı

Bu haftanın en dikkat çeken olayı, hiç kuşkusuz Papa Françesko’nun Irak ziyaretiydi. Herkes bu ziyaretin “ilk”lerine, Vatikan’dan gelen itirazlara rağmen (Kovid salgını ve güvenlik riskleri) ziyaretin nasıl yapılabildiğine odaklandı. Ancak bu tarihi çıkarmanın çok daha dikkat çekici bir boyutu vardı ki, o da Papa’nın programındaki eksiklikti. Katolik dünyanın ruhani liderinin Irak ziyaretiyle iki temel hedefi var... Biri ABD’nin 2003’deki işgalinden sonra nüfusları günden güne azalan ve büyük baskı altında olduklarını düşündüğü Hristiyanların sorunlarını gündeme getirmek, ikincisi ise dinler arası diyaloğu geliştirmek ve ülkede barışı tesis edebilmek. Bu anlamda ziyaret çok ayaklı planlandı. Programda Bağdat’ın yanı sıra Şiîlerin merkezi Necef, Hz. İbrahim’in doğum yeri olduğuna inanılan ve Yahudiler için kutsal olan Ur da var. Ayrıca Kuzey Irak’ta Erbil, Musul ve bir dönem Hristiyan nüfusun en canlı olduğu Ninova vilayetine bağlı Karakuş kenti de programdaydı. Barış ve diyalog iddiasıyla yola çıkan Papa’nın, 4 gün gibi uzun bir süre Irak’ta kalmasına rağmen ülkenin önemli bir kesimini oluşturan Sünnî temsilcilerle görüşmemesi, bir kesim için ziyaretin belki de en dikkat çeken boyutuydu.

Papa da Sünnîleri dışladı

İstenmeyen bir hata mı?

Irak, bölgede var olan tüm etnik ve mezhepsel yapıları barındırdığı için “Ortadoğu’nun minyatürü” olarak anılır. ABD işgalinden sonra anayasanın ruhuna işlenen kota sistemiyle ülkede siyaset Şiî, Sünnî, Kürt ekseninde ilerledi. Hatta daha çok Sünnîlerin dışlandığı ve mezhepsel çekişmelerin derinleştiği bu tabloyu da son 10 yılda yaşadık. Dolayısıyla Irak’ta din boyutuyla bile olsa gerçek anlamda bir diyalogdan bahsedilecekse, dengenin dikkatle tartılması gerekiyordu; ancak Papa Françesko, Irak’ta nüfusun tahminen yüzde 40’ını oluşturan Sünnîler açısından önemli olan Azamiye’yi programına dahil etmemesi, Necef’e gidip Şiî dini lider Ayetullah Ali Sistani ile buluşurken Hanefi Sünnîlerce kabul edilen en yetkili dini makam olan Fıkıh Alimleri Birliği’nin Başkanı Şeyh Ahmet Hasan El Taha’yla görüşmemesi, Sünnî cephede tepkiyle karşılandı.

Fıkıh Akademisi sözcüsü Mustafa Al-Bayati, “Bu, istenmeyen bir hata olabilir. Bunun düzeltilmesi gerekiyordu ama olan oldu. Umuyoruz ki bu tür hatalar bir daha yaşanmayacak” dedi. Özetle Papa’nın tarihi Irak ziyaretinden geriye kalan Sünnîler olmadan Irak’ta diyalog arayışı çabası oldu.

 Irak’ta dini dağılım:

(ABD Dışişleri Bakanlığı Dini Özgürlükler Raporu-2019)

Irak nüfusü: 38.9 milyon
Müslüman: Yüzde 97 (Sünnî Yüzde 40 / Şiî 55-60)
Hristiyan: Yüzde 3

(Irak’taki Hıristiyan Nüfus)

Toplam:
250 bin (Tahmini)
Yoğunlukta oldukları yer: 200 bin (Ninova vilayetinde)
2003: 1.2 milyon
2008: 600 bin
2013: 500 bin
2018: 250 bin

Nerede kalmıştık?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hafta içinde İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklarken söylediği bir cümle dikkat çekiciydi. Erdoğan, “Vize serbestisi diyaloğunda karşılanması beklenen hususlara yönelik çalışmalara hız verilecektir” dedi ama hangi düzenlemeler yapılacak, ne gibi adımlar atılacak, ayrıntıları paylaşmadı.

Papa da Sünnîleri dışladı

Bu başlıkta AB’nin beklentilerinin çerçevesi net aslında. Türkiye üzerinden Avrupa’ya giden düzensiz göçmenlerin Türkiye’ye geri kabulü karşılığında, Türk vatandaşları için vizesiz Avrupa’yı öngören yol haritasında 72 kriter vardı. Ankara, 2016’da bu kriterlerden 65’ini karşılamış, geriye 7 kriter kalmıştı. Bugün itibariyle Türkiye biyometrik pasaportlarla ilgili düzenlemeyi tamamladı ve şu anda adım atması gereken 6 başlık var. Hiç kuşkusuz bunların en zoru ve daha önce süreci kilitleyen konu, Terörle Mücadele Yasası’ndaki değişiklik. 

En sıkıntılı konu

AB terörle mücadele mevzuatının gözden geçirilmesini, terörün ve suç tanımının netleştirilmesini, ifade özgürlüğü ile suçlamaların net şekilde ayrılmasını ve bunları garanti altına alacak bir düzenleme istiyor. Türkiye ise mevzuatında yapacağı değişikliğin terörle mücadelesine zarar vermesinden endişe ediyor. Bazı konuların Terörle Mücadele Yasası’nda mı yoksa ceza kanunlarında mı yer alacağı konusunda da görüş ayrılıkları devam ediyor.

2017 yılında Türkiye, bu başlıkta yapabileceği çerçeveyi ve metin önerilerini AB tarafına sunmuş ancak Birlik, adımları yetersiz bulmuştu. Tam anlamıyla AB ülkelerindeki mevzuata benzer bir çerçeveye dönmek de Türkiye için çok olası gözükmüyor. Diğer başlıklar

Türkiye vize serbestisi için başka yasal düzenlemeler de yapmak zorunda. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun AB ile uyumlu hale getirilmesi gibi... AB, verilere ulaşımın kolay olmaması gerektiğini savunarak, 500 milyon Schengen vatandaşının verilerini paylaştığında bunların hassasiyetle korunmasını ve bunun da yasal bir çerçeveye oturtulmasını bekliyor.

Bir diğer kriter olan Europol ile imzalanacak Operasyonel İşbirliği Anlaşması’nın önündeki engel de, yine Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’yla ilgili. AB bu anlaşmanın da veri koruma kanunlarıyla uyumlu olmasını şart koşuyor. Geri Kabul Anlaşması’nın (Türkiye üzerinden kaçak yollardan AB’ye giden vatandaşların yakalanması halinde geri gönderilince Türkiye tarafından alınması) tam olarak yürürlüğe girmesi bir diğer beklenti. Türkiye hali hazırda TC vatandaşlarını kabul ediyor ancak Türkiye üzerinden AB’ye giden üçüncü ülke vatandaşlarını geri almıyor. Türkiye’nin bu noktada pozisyonu hep net oldu: “Vize serbestisinin yerine getirildiği gün, üçüncü ülke vatandaşlarını da alırız” diyor.

Kosova modeli önerisi

Vize serbestisi için bir diğer koşul AB ülkeleriyle adli işbirliği yapılması. Bu çerçevede Türkiye, birlik üyesi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanımazken bu adımı nasıl atılabileceğinin formülünü daha önce masaya koymuştu. O da Kosova modeliydi. AB, Kosova’nın kendisini tanımayan ülkelerle işbirliğini yürütmesi için özel bir temsilci atamıştı. Ankara benzer bir uygulama ile bu başlıkta da yol alabileceğini düşünüyor. Son konu ise “Yolsuzlukla mücadele ve saydamlığın artırılmasına yönelik” GRECO kriterlerini karşılayacak paket. Etik yasası, siyasal partilerin finansmanına ilişkin düzenleme gibi mevzuat çalışmalarının Meclis’ten geçirilmesi halinde bu başlıktaki kriterler de yerine getirilebilir. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da Mayıs 2019’da “Bu çalışmaları hızlandırın” demişti. Bugün gelinen noktada kurumların ciddiyetle eğilmesi ve gerekli değişikliklerin üst düzeyde yapılmasına karar verilmesi halinde birkaç aylık çalışmayla bu yasal süreç tamamlanabilir.

Pandemi gölgesinde

Bu 6 kriterle ilgili AB Başkanlığı eşgüdümünde 6 çalışma grubu oluşturulmuştu.  Bundan sonra sürecin hızlandırılması Türkiye açısından siyasi iradeye ve bu iradeye kurumların ayak uydurmasına bağlı. Tabii terörün tanımı meselesinin nasıl aşılacağı ya da aşılıp aşılamayacağı en kritik konu.

Bu başlıklarda uzlaşma sağlansa da onayı verecek kurumlar Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi. Tüm siyasi tartışmalar aşılsa bile bu pandemi sürecinde olası bir vize serbestisine AB’nin onay verme ihtimalinin de oldukça düşük olduğunu not etmek gerekiyor. Ancak vize serbestisinde atılacak adımlar, Türkiye’nin algısını önemli ölçüde olumluya çevirme ve Türkiye’nin AB nezdinde elini güçlendirme potansiyeli taşıyor. Bu adımlar hiç kuşkusuz Türkiye-AB arasında oluşturulmaya çalışılan olumlu gündeme de büyük ölçüde katkı sağlayacak.

Vize serbestisi müzakeresinde 6 başlık:

1- Terörle Mücadele mevzuatının gözden geçirilmesi,

2- Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun AB ile uyumlu hale getirilmesi,

3- Europol ile Operasyonel işbirliği anlaşması,

4- Geri Kabul Anlaşmasının tüm yönleriyle yürürlüğe girmesi,

5- AB ülkeleri Adli İşbirliği,

6- Greco tavsiyelerinin (Yolsuzlukla mücadele, şeffaflık) yerine getirilmesi.