Kırmızı ruj...

TÜRKİYE’DE yaşıyoruz. Türkiye’nin havasını soluyoruz.
Siz hiç bu ülkede bir iyiliğin cezasız kaldığını gördünüz mü?
Çok örnek verebilirim...
Vergisini ödeyen, yasalara uyan, hakkından başkasını istemeyen hep mağdur edilmiştir. Bu böyledir...
Atasözlerimiz boldur.
“İyilikten maraz doğar” derler. Gerçekten de doğrudur.
Maraz doğmuştur.
Şu yaşananları düşünüyor musunuz, kafanızı yastığa koyduğunuzda huzurlu musunuz, kendi kendinize kaldığınızda aynanın karşısında neler söylüyorsunuz?
Sizleri duyar gibiyim...
* * *
Şöyle bir şey mi, mırıldanıyorsunuz.
“Devletin yetişemediği yerde dertlere çare olmak istediler. Kimisine anne, kimisine baba olmak istediler. Çocuklarımızın, gençlerimizin yalnızlıklarını paylaşmak istediler. Okumak isteyen gençlere umut olmak istediler. Kadın erkek eşitliğini fırsat eşitliğine çevirmek istediler. Türkiye’nin geleceğini aydınlatmak istediler. Ama... Kendilerine bir şey istemediler...”
Böyle bir şeyler mi?
Kendileri için bir şeyler istemeyenlerin başına neler gelir, biliyor musunuz?
Dedim ya...
Türkiye’de hiçbir iyilik cezasız kalmaz. Kalmamıştır...
* * *
Ya da şöyle bir cümle mi ağzınızdan çıkıyor.
“Çağdaş yaşamı sembolize eden bu kadınlara el uzatıldı...”
Siz de sessiz çoğunluğun bir üyesi mi olduğunuzu düşünüyorsunuz?
Genellikle susan, olayları takip eden, yeri geldiğinde konuşan...
Siz böyle biri misiniz?
Birşeylerin unutulduğunu mu düşünüyorsunuz?
Örneğin...
Türk insanının şükran duygusu...
Cumhuriyet’in kazanımları...
Türk kadınının azmi...
* * *
Değerli dostlar, içinizi ferah tutun...
Unutulmaz, unutulmamıştır...
Unutulmayacaktır...
Ama izler kalır, kalacaktır.
“Çağdaş Yaşam” ın sembolü olarak algılanan, hayatını Türk gençliğine ve eğitime adamış olan Türkan Saylan‘a yapılanlar asla unutulmayacaktır örneğin... Yine de siz yapılanlara çok takılmayın.
Sembol olmuş o kadının sözlerine, yaptıklarına bakın.
Ne yaptı; Türkan Saylan...
Hizmetlerinin kesintiye uğramaması, arkadaşlarına yardım etmek için hasta yatağından kalktı.
Hastalığını Allah’ın bir cezalandırması olarak nitelendirenlere bile el salladı.
Yılmadı...
Ağır hastalığına rağmen...
Kemoterapiden dökülen saçlarını bir bezle örttü.
“İki yerden kemoterapi alıyorum; karnım su topladı ama sağlam durmam lazım...” deyip dudağına da kırmızı rujunu sürdü.
* * *
Bu ruju nasıl okumak lazım.
Kırmızı ruj, buradayız.
Kırmızı ruj, işimi yarım bırakmayacağım.
Kırmızı ruj sizi sevindirmeyeceğim.
Siz ne dersiniz?

Obama Atatürkçü mü?
ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama‘nın Türkiye ziyareti sırasında verdiği mesajlar “Türkiye ve ABD’nin ortak çıkarı” başlıklı eski bir yazımla (Milliyet Ege, 12.11.2006) önemli ölçüde kesişmiş.
Yazımın bir bölümü şöyle:
“ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) önemli bir ayağı olan ‘ılımlı İslam’ projesi iflas etmek üzere. Halkın desteğini büyük ölçüde yitirmiş olan Bush ve ondan sonra gelecekler Ortadoğu’da yeni stratejiler oluşturmak zorunda. Türkiye’de ‘daha çok demokrasi’ sloganı ile ‘ılımlı İslam’ projesi kapsamında yürütülen Atatürk’ü, Atatürkçülüğü ve Türk ordusunu yıpratma stratejileri başarısız oldu, hatta ters tepti (burada kısmen yanıldığımı itiraf ediyorum) ve ABD’ye karşı sempati hiçbir zaman olmadığı kadar dibe vurdu. Oysa ABD Ortadoğu’da söz sahibi olmak istiyorsa bölgenin en güçlü ülkesi olan Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak zorunda olduğunu biliyor.”
***
Obama Meclis’te şöyle konuşmuş.
“Atatürk’ün yaşamına ait en büyük anıt, hiçbir şekilde taştan ya da mermerden inşa edilemez. Kendisinin bıraktığı en büyük miras, Türkiye’nin canlı, laik demokrasisidir. Tüm ulusların birlikte çalışması gerekiyor. O nedenle birbirimizi dinlemeli ve ortak hedeflere yönelik çalışmalıyız. Bu nedenle müşterek menfaatlerimiz üzerinde çalışmalıyız.”
Yazımı şöyle sonlandırmışım:
“Türkiye’ye mutlaka bir ‘model ülke’ rolü biçilmek isteniyorsa çevredeki Müslüman ülkeler için en iyi model Atatürk’ün kurduğu ‘çağdaş, laik, demokratik bir hukuk devleti’ olan Türkiye Cumhuriyeti; buraya ulaşmak için gerekli yol ve yöntemlerse ‘Atatürk ilke ve devrimleri’. Ortadoğu’da ise Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesinin uygulanmasıyla belki ‘silah ve petrol tüccarları’ kaybedecek, ama ‘insanlık’ kazanacaktır.”
***
Obama ise Anıtkabir anı defterine şunları yazmış.
“Vizyonu, kararlılığı ve cesaretiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni demokrasiye yönelten ve mirası tüm dünyaya kuşaklar boyunca ilham vermeye devam eden Mustafa Kemal Atatürk’e saygılarımı sunmak, benim için bir onurdur. ABD’nin 44. Başkanı olarak, Türk-Amerikan ilişkilerini güçlendirmeyi, Atatürk’ün, halkına umut veren modern ve müreffeh bir demokrasi olarak Türkiye vizyonunu desteklemeyi ve ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesini gerçekleştirmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.”
Ne diyeyim; aklın yolu birmiş... Obama eleştirilecek çok şey söyledi; örneğin gençlerle söyleşiyi ezan saatinden önce sonlandırma jesti gibi...
Obama, “Atatürk, cumhuriyet ve demokrasi” konularında söylediklerinde samimiyse, yani “sözde” değil “özde” Atatürkçü ise Türkiye’de bu değerlere kendini adamış insanlara yapılanlara sessiz kalmayacaktır.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)