İran Araştırmaları Merkezi İç Politika Koordinatörü Mehmet Koç: ‘İran, Süleymani’nin boşluğunu telafi edemez’

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin ardından dünya İran’ın vereceği karşılığa ve sonrasındaki gelişmelere kilitlendi. 20 yıl İran’da yaşayan İran Araştırmaları Merkezi İç Politika Koordinatörü Mehmet Koç’a göre; bu süreçte İran’ın 30 yıldır sahada oluşturduğu asimetrik gücün etkisi ölçülecek. İran’ın Süleymani’nin cenazesi ve yas sürecinde misilleme üzerinde çalıştığını belirten Koç, “İran, şu anda sonuçları bakımından Amerika’nın İran’a savaş açmayacağı, ama Süleymani’nin öldürülmesinin de altında kalmayacağı bir eylemi tasarlıyor. Herkes gelecek eylemin maliyetine binaen yeniden durum değerlendirmesi yapacaktır. Çünkü İran da o savaşın kaybedeni olacağını, ABD’de de İran’a savaş açarsa bölgede İran’ın tüm güçlerini vurması gerekeceğini biliyor” dedi.

İran Araştırmaları Merkezi İç Politika Koordinatörü Mehmet Koç: ‘İran, Süleymani’nin boşluğunu telafi edemez’

İran, Süleymani’nin yerine hemen yardımcısı Tuğgeneral İsmail Kaani’yi atadı. Kaani, Süleymani’nin boşluğunu doldurabilir mi?

İran, uzun yıllar Süleymani’nin yerine sahada yerel aktörlerle, siyasi figürlerle ilişki kurabilecek bir aktör, alternatif bulamaz. Süleymani sadece bir komutan değildi. Hem asker, hem stratejist, hem siyaset adamı gibi hareket etti. Kudüs Gücü’nün başı olarak Hamaney’den doğrudan talimat ve yetki alan bir insandı. Devrim Muhafızları Komutanı’yla da çok muhatap olmuyordu. Üstlendiği misyon, ifa ettiği rol, yıllar içerisinde elde ettiği konum, Hamaney nezdinde diğerlerinden farklı bir konuma getirmişti onu. Yerine gelen İsmail Kaani de bir askerdir, ama bir askerdir. Askeri anlamda stratejisttir ama bir diplomat, bir siyaset adamı değildir. Ciddi bir boşluk doğmuştur. İran, Süleymani’nin yerine kurumsal olarak birini koymuş olsa bile bu boşluğu telafi edemeyecektir.

Bu neye yol açar?

Örneğin İsmail Kaani, Lübnan’daki Hizbullah ile askeri anlamda muhatap olur. Ama siyasi olarak, Şii olmayan aktörlerle ilişki kurup, geliştirip, ileriye taşıması zaman alacaktır. Aynısı Suriye, Irak ve diğer coğrafyalarda da geçerli. Kaani’ye bu eksiği kapatacak bir siyasetçi ya da diplomat lâzım. Onlar da ne kadar anlaşacaklar, uyuşacaklar? Kopukluk meydana gelecektir.

“Eyleme çalışıyorlar”

İran 21 Şubat’ta sandık başına gidecek. Süleymani’nin ölümün seçimlere etkisi olur mu?

15 Kasım’da başlayan gösterilerde yaşananlarla halk nezdinde devlete küskünlük arttı. Seçimlerin büyük oranda boykot edilmesi söz konusuydu. Süleymani’nin öldürülmesi bunu şu anda tersine çevirdi. Bütün gündem değişti. Süleymani’nin cenazesi üzerinden ülkede birlik bütünlük vurgusu, ulusal onuru, gururu onarma söylemi işleniyor. Ülkenin güvenliği ön plana çıkarılacak. “Sorunlar var evet ama dış güçlere karşı tehlike ile karşı karşıyayız” babında bütünlük sağlanmaya çalışılacak. Tam bütünlük sağlayamasalar da, gündemi değiştirdiler. Seçime kadar, 1,5 ayda neler olacağını kestirmek çok zor. Çünkü İran’ın cenaze merasiminden sonra misillemeyi yapacağı konuşuluyor. Bu süre içerisinde fırsatı değerlendirip misillemenin nerelerde gerçekleşebileceğini çalışıyorlar. Muhakkak onun da sonuçları olacak.

O sonuçlardan biri bölgesel çatışma olur mu?

ABD yüksekten el açtı. İran’ın iki numaralı adamını vurdu. İran’ın da caydırıcılığını göstermesi için ABD’ye, sahada bu ayarda bir eylem gerçekleştirmesi gerekiyor. Şu an ülke savaş pozisyonuna doğru gidiyor mu? O önümüzdeki belki bir hafta içinde netleşecektir. Misillemeden sonra ortaya çıkacaktır.

Ekonomik darboğazda olan İran, ABD ile bölgede gireceği çatışmadan nasıl etkilenir?

İran’ın bölgedeki paramiliter güçleri, onun İran - Irak savaşında vardığı anlayışın sonucudur. İran, Saddam ile baş edemezken, savaş uzarken, baş düşmanı Amerika ile olası bir savaşta hiç bir şansının olmadığını anladı. Dolayısıyla ya nükleer güç olacaktı ya da bunu yapamıyorsa, ABD’nin bölgedeki ne kadar varlığı varsa buna karasal olarak ulaşabilir bir pozisyonuna sahip olacaktı. Bu yüzden asimetrik savaş gücünü geliştirdi. İran’ın konvansiyonel ordusu tamamen arka planda. Konvansiyonel bir savaşta şansının olmadığını bildiği için, ülke savunma doktrinini tamamen Kudüs Gücü’nün organize ettiği güçlerle geliştirdi. 30 yıldır bunun üzerinde çalışıyor. Gelinen nokta; İran’ın 30 yıl önce hayata geçirmeye başladığı bu doktrinin caydırıcı bir güç olup olmayacağını göstermesi bakımından son derece önemli. İran’ın sahada oluşturduğu asimetrik gücün gerçekten ABD’yi İran’a saldırmaktan alıkoyup koyamayacağını göreceğiz. Bu İran’ın kendi sınırları içerisinde karşılayabileceği bir savaş değildir.

O yüzden mi Irak çatışma sahası?

Kesinlikle. Irak’ta Haşdi Şabi’nin, Lübnan’da Hizbullah’ın, Yemen’de ve Suriye’dekilerin kurulması, geliştirilmesi bu savunma doktrininin parçasıdır. Bileşenler de, bütünün parçasıdır. Ambargolarla en önemli amaç zaten bu asimetrik gücü zayıflatmaktı. İran ekonomik olarak zayıfladıkça bölgedeki güçlere desteği de zayıflıyor. Daha fazla zayıflamadan bir şey yapması lâzım. Amerika ona bir bahane yarattı. İran şu anda savunma pozisyonuna geçmiş durumda. Misillemeden sonra tahminim o ki, tamamen savaş pozisyonuna geçecektir.

“ABD abartmayın mesajı göndermiş”

Misillemeden sonrası İran için sürdürülebilir mi?

İran, şu anda sonuçları bakımından Amerika’nın İran’a savaş açmayacağı ama Kasım Süleymani’nin öldürülmesinin de altında kalmayacağı bir eylemi tasarlıyor. ABD İsviçre aracılığıyla ‘eylem yapın, ama abartmayın, bizim kabul edebileceğimiz tarzda bir eylem olsun’ şeklinde mesaj göndermiş. İranlılar da ‘sizin kabul edebileceğiniz değil, bizim uygun gördüğümüz tarzda karşılık vereceğiz’ cevabını vermiş. Dolayısıyla herkes gelecek eylemin maliyetine binaen yeniden durum değerlendirmesi yapacaktır. Çünkü İran da o savaşın kaybedeni olacağını biliyor, ABD’de de İran’a savaş açarsa bölgede İran’ın tüm güçlerini vurması gerekeceğini biliyor.

‘Türkiye’nin açıklaması gerçekçi’

Türkiye’nin Süleymani öldürüldükten sonra yaptığı ilk açıklama nasıl okunmalı?

ABD’yi suçlamadı, ama İran’ın da çok yanında durmadı. Bu eylemin sonuçları olacağını gerçekçi bir gözle değerlendirmiş oldu. Bu olaydan doğabilecek sonuçlara yönelik kaygıyı dile getirdi. Çatışmanın ilerlemesi, derinleşmesi durumunda, İran’da ve bölgede etkili olduğu Irak, Suriye ve Lübnan’da olabilecekler, Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarının top yekün ciddi risklerle karşı karşıya gelmesi demektir. Bu noktayı nazardan yapılmış değerlendirme, çok gerçekçi.

ABD; İran ile arasındaki çekişme, gerginlik nedeniyle Devrim Muhafızları’nı ve onun komutanlarını terör örgütü, terörist olarak niteliyor olabilir. Ama Türkiye ne Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak görüyor, ne komutanlarını terörist olarak görüyor. Çünkü İran’ın anayasal kurumudur ve tamamen resmi bir kurumdur. Türkiye ABD’nin argümanlarını kullanamaz.