Koca: Obezite ile mücadele zorunlu

Sağlık Bakanı Koca, obezite ile mücadeleye yaklaşımlarını Milliyet’e anlattı. Her dört çocuktan birinin obez olduğuna dikkat çeken Bakan Koca, ‘Obezite ameliyatlarında liyakat için çalışma yürütülüyor’ dedi

Sağlık Bakanlığı, obezite ile mücadele için, “çok paydaşlı, çok yönlü mücadeleyi” hayata geçirmeye odaklandı. Sadece 2018’de 17 bin obezite ameliyatı yapıldığının ve bunların bir kısmının gerekli şartları taşımayan hastanelerde, deneyimli ve ehil olmayan hekimler tarafından gerçekleştiğini tespit eden bakanlık bir çalışma başlattı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, obezite ile mücadeleye yaklaşımlarını Milliyet’e anlattı.

Koca: Obezite ile mücadele zorunlu

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bakanlığıyla ilgili çalışmaları Milliyet Ankara Temsilcisi Didem Özel Tümer’e anlattı.

Türkiye Kök Hücre Koordinasyon Merkezi (TÜRKÖK) projesi kapsamında Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 1000 ve 1001. kemik iliği nakillerinin donörlerine geçtiğimiz günlerde plaket veren Koca, Türkiye’de sağlık bağışçılığının iyi bir noktada olmadığını belirtti.

- Bakanlığınızın Obezite ile Mücadele Komisyonu’na yaptığı bilgilendirme dramatik bir tablo olduğunu ortaya koydu. Ameliyat sayısının ulaştığı rakam bir yana, bazı hekimlerin üç-dört video izleyerek ameliyat yaptığı saptaması var.

Obezite ameliyatları en çok yapılan ameliyatlardan biri olmaya başladı. Ancak bu hastalık grubu, doğası gereği, üzerinde dikkatli şekilde durulması gereken ve ciddi tetkiklerden sonra operasyonuna karar verilmesi gereken bir grup. Bakanlık olarak, obez hastalarımızın ameliyatlarının hem nitelik, hem de tıbbi cihazlar bakımından tam donanımlı hastanelerde, uzmanlık ve uzmanlık sonrası dönemde eğitim alarak; ciddi, deneyimli, ehil kimseler tarafından yapılmasını sağlamak amacıyla bir çalışma yürütüyoruz. Bu sayede hem mortalite hem de morbidite oranlarını düşürmeyi amaçlıyoruz. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde hastalarımız belli periyodlarda yakın takibe alınarak, ilerleyen dönemde tekrar kilo almasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.

‘Çok yönlü mücadele’

Obezite, temelde çok yönlü bir mücadele. Her geçen gün dört çocuktan birinin obez ya da fazla kilolu olduğunu düşünün. Olayın ne kadar ciddi olduğu ortada. Hareketsiz bir ortam oluşuyor. Dijital cihazlarla meşgul olan bir gençlik yetişiyor. Her geçen gün fast food’a kayan, hazır gıda ile ihtiyacını gideren bir anlayış hakim. Hangi zaman diliminde yemek yemeli? Bu alışkanlıklarımızı kaybettik. Gıdaların her geçen gün kalori oranı daha yüksek gıdalar olması da ayrı bir etken. Doğduktan hemen sonra, mama ile beslenme dahil, bir çok şeyin etkili olduğunu biliyoruz. O nedenle doğdum sonrası anne sütünün devamlılığı son derece önemli. Oradan başlayarak bir süreç planlanması gerekiyor. Okul döneminde de eğitim, yemek alışkanlığı, hareketli ortam oluşumu. Bisiklet yolu dahil birçok alanın şekillendirilmesi gibi çok yönlü bir yaklaşım gerekiyor.

- Mesela Moskova Metrosu’nda squata (eller önde oturup kalkma egzersizi) karşılık bilet uygulaması var... 30 defa yaparsan şu kadar bedava bilet gibi.

İyi bir uygulama, bizde de yapılabilir bence. İnşallah ileride bunlar da yapılabilir. Okullarda logo, beyaz bayrak gibi uygulamalarımız var. Bunun yanında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile sağlıklı şehir kavramının içini doldurabileceğimiz alanlar var. Okullarda, millet bahçelerinde imkanlar oluşturulabilir. Ayrıca gıdaların etiketlenmesi gibi uygulamalar devreye girebilir. Obezite ile mücadele etme zorunluluğu var. Obezite, dünyada her geçen gün artan bir çok hastalığın tetikleyicisi. Biz çok paydaşlı, çok yönlü bir mücadele yürütüyoruz.

Günlük tuz tüketim oranı OECD ortalamaları 5, biz de 10 gram civarı. Bunun daha da aşağıya düşürülmesi için çaba sarf ediyoruz. Geçmişte tuz tüketimimiz kişi başı günlük 17 gram civarındaydı. Ciddi oranda düşürdük. Ancak bunu daha da aşağıya çekmemiz gerekiyor. Şimdi gıda ve lokantacılarla bu çabaları belgelendirmek istiyoruz. Tuz kullanımını düşüren lokantaları belgelendirmeye başlayacağız. Bir hafta, 10 gün içinde uygulama başlar. İlgili federasyonlarla, lokantaların bu belgeleri almaları için, bir takım uygulamalarımız olacak. ‘Şu şartları sağlarsanız, bu belge verilir’ tarzında. Vatandaş bu belgeyi gördüğünde tercihini de, bu lokantalardan yana kullanacaktır.

- Bağışçılıkta neredeyiz?

Açıkcası çok iyi bir yerde değiliz. Organ naklinde kadavradan nakil konusunda çok aşağılardayız. Canlı donörden organ naklinde ise öndeyiz. Bağış noktasında olmamız gereken yerde olmadığımız ortada. Burada bir bağış alışkanlığının olmadığını söyleyebiliriz. Ama bu işte ne kadar başarılı olduğumuz, ihtiyacı olan vatandaşın bundan ne kadar fayda sağladığı her geçen gün görüldükçe, bağışçıların sayısı da artacaktır.

‘Daha aktif olmalıyız’

- İnançla ve sağlıkla ilgili kaygılar bağışçılığı etkiliyor olabilir mi?

TÜRKÖK’te örneğin, sizden yalnızca kan alınıyor. O kanı vererek siz bir insanın hayatını kurtarıyorsunuz. Lenfoma, lösemi gibi, kemik iliği yetmezliği gibi, yaşamla kabil olmayan bir hastalıktan bahsediyoruz. Vermiş olduğunuz 3 tüp kan ile, devamında uygun hasta bulunduğunda, tekrar kan verdiğiniz bir işlemden bahsediyoruz. Bu bir organ bağışı değil, ama sonucu son derece pozitif olan, hayat kurtardığınız bir işlemden bahsediyoruz. Bir insanın hayatını kurtaran insanlığın hayatını kurtarır, biz bu inançtayız. Dolayısıyla daha aktif olmamız gerekiyor. Bunun ne kadar önemli olduğu, ne kadar önemli bir sonuca götürdüğü kamuoyuna yeterince anlatılamıyor belki. Veya bununla ilgili örneklerin sayısı çok değil. Türkiye’de, şu ana kadar 6 bine yakın kemik iliği naklinden bahsediyoruz. Avrupa’nın dördüncüsü durumundayız. Bu sayı her geçen gün artıyor. İnsanlar burada sonucu gördükçe bir kan vermekten çekinmeyeceğini düşünüyorum. Anlatmak gerekiyor. Ben bu kanaatteyim.

- Sosyal medya üzerinden yapılan bağış çağrıları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Adını açıklamayayım, 2 bin personeli olan bir hastanemizde, bine yakın personel bağışçı oldu. Anlatıldığı zaman, daha fazla kampanya ve benzeri uygulama ile sonuç alınabileceğini düşünüyorum. Elbette etik olmak kaydıyla, kampanyaların yararlı olduğunu düşünüyorum.

‘Medyanın rolü büyük’

- Peki bir ameliyat ya da tedavi için para toplanan kampanyalar?

- Biz dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan geniş ve kapsayıcı bir sağlık ve sosyal güvenlik sistemine sahibiz. Bebeğin doğduğu andan itibaren güvence altında olduğu; 81 milyon insanımızı kapsayan bir sistem. Türkiye’nin sağlıkta geldiği nokta belli. Bizim yurtdışına gönderdiğimiz hasta artık yok gibi. Birçok hastamızın tedavisi burada yapılıyor. Tam aksine dışarıdan tedavi için Türkiye’ye geliyorlar. Sağlık turizminde önemli bir yol aldık. Para toplanarak herhangi bir ameliyatın yapılıyor olma durumu olamaz. Devlet hastanelerinde, üniversite hastanelerinde yapılamayan özel sektörde yapılamayan ameliyat yok gibidir. Şöyle bir şey oluyor. Hasta herhangi bir hekime o işlemini, müdahalesini yaptırmak istiyor. O hekim özeldeyse ve o işlemi için de ücret talep ediyorsa bunun için bir takım kampanyalar düzenleniyor. Halbuki devlette yapılabilir bir işlem.

2 hafta önce bir hastadan bahsedildi. Ameliyat edilecek, 20 bin TL isteniliyor denildi. Devreye girelim, bizim bir sürü hocamız var ameliyatı biz neden yapmıyoruz dedik. Hasta x bir özel hastaneye, x doktora giderek o ameliyatın ücretiyle ilgili, ‘ben muhtacım, parayı veremiyorum’ dedi. Benzer şekilde Eskişehir’de de oldu. Bir hidrosefali hastası için şu kadar para isteniyor denildi. Eskişehir’de çok iyi bildiğimiz beyin cerrahları var, onlarla görüştük. Hastayı gördüler. Hatta, ‘Şimdilik ameliyat gerekmiyor. 6 ay gözlemleyelim’ denildi. Ama özel sektörde 20 bin TL para istendiği söylenerek haber yapıldı. Burada medyanın da rolü büyük. Devletin yapmayıp, para istediği bir hasta durumu mu oldu? Devlette yapamayıp özelde yapabildiğimiz bir ameliyat var mı? Hayır, yok. Hatta, biz kanser, kemik iliği nakli, organ nakli gibi durumda özel sektörden fark alınmaksızın yapıyoruz. Özel sektörün fark aldığı hizmetler olabilir. Hem devlet, hem üniversite hastaneleri için söylüyorum, yapamadığımız, özel sektörün yaptığı ameliyat yok.

Biz vatandaşın herhangi bir rahatsızlığında, onu ciddi anlamada etkileyebilecek hizmetleri, maliyeti yüksek olan müdahaleleri, özelde fark alınmayan hizmetler sınıfına sokmak istiyoruz. En son kanser cerrahisi de bu kapsama alındı. Organ naklinde, acillerde, yeni doğan ve erişkin yoğun bakım hizmetlerinde özelde de fark alınmıyor. Her geçen gün maliyeti yüksek olan hizmetleri, fark alınmadan özelde de artırmak istiyoruz. Dolayısıyla her geçen gün vatandaşın cebinden paranın daha az çıktığı bir döneme doğru gidiyoruz. OECD ortalamasında hastanın cebinden çıkan para yüzde 19, bizde yüzde 17. Biz bunu daha aşağılara çekmek istiyoruz.

Koca: Obezite ile mücadele zorunlu

‘Dışa bağımlılık yüksek’

- Görev süreniz boyunca ‘şunu bitirip gitmek, sağlıkta şunu çözmek isterim’ dediğiniz şey var mı?

- Dışa bağımlılığımız çok yüksek. İlaçta yüzde 54, cihazda yüzde 84, aşı da neredeyse yüzde 100. Toplam 10-12 milyar dolardan bahsediyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte, en az yarısının yerlileştirilmesinden ben kendimi sorumlu görüyorum. Bu mutlaka olması gerektiğine inanıyorum. En önemli gördüğüm yerlileştirme konusu. Sadece teknoloji transferi kopya edilerek gerçekleştirilen bir yaklaşımdan ziyade, kendi argemizi, fikrimizi, mülkiyet hakkı bizde olan ürünün geliştirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.İki yöntemin bir arada devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Teknoloji transferinde, yurt dışında bir çok markanın, hatta bir kısmını yeri geldiğinde alım garantisi oluşturarak, biz üretim yapabiliriz. Bu üretimi ilk günden itibaren bölgeye pazarlayabiliriz. Hatta ilgili markanın sadece burada yapmasını isteyebiliriz, ki istiyoruz. Yani teknoloji transferiyle birlikte burada üretim istiyoruz. Alım garantisi olan ürünler için söylüyoruz.

‘Bugünden başlatmalıyız’

Bazı ürünler için, kendi ihtiyacımızı uygun maliyetle sağlarken, bölgeye ihracatla bundan bir katma değerde elde eden bir yapı olmalı. Bunun dışında, yarının teknolojisinin bugünden argesini başlatmak zorundayız. MR ve tomografinin bugünkü teknolojisini siz alabilirsiniz ama yarın kombin sisteminin geleceği, daha düşük dozda, daha hızlı, farklı bir teknolojinin olacağını düşünebiliyoruz. Bizim şimdiden o kombin teknolojisinin argesine odaklanmamız lazım.

‘Nadir hastalıklar için merkezler gerekiyor’

Özellikle sağlık turizminde Türkiye’yi bölgenin sağlık üssü yapalım, marka haline getirelim istiyorum. Türkiye’nin sağlık hizmetlerindeki güçlü konumunu iyi anlatmamız gerekiyor. Ayrıca nadir hastalıklara odaklanmamız gerekiyor. Nadir hastalıkların tedavi edilebileceği merkezlerin olması gerektiği kanaatindeyim. Dünyanın bir çok yerinde öyle. Böyle merkezlerde olmalı ki, o hastalıklarla ilgili hemşiresinin, hekiminin ihtisaslaşması da sağlanabilsin. Hasta o merkezlere daha çok gidebilir. O merkezlerde de, hasta sayısının artışıyla klinik çalışmaların yapıldığı ortamlar oluşur. Şehir hastanelerimizde mükemmeliyet merkezi dediğimiz, daha spesifik, daha ihtisaslaşmış, özellikli hastanın geldiği merkezlere yoğunlaşabiliriz. Şehir hastanelerinin kapasiteleri büyük. Bu sağlık turizmine de katkı sağlar. Bu hastalara her yerde bakılamıyor.

42 milyon obez çocuk

- Obezite 1975’ten beri yaklaşık üç kat arttı.

- Her yıl 3.4 milyon insan, fazla kilodan kaynaklı hastalıklardan hayatını kaybediyor.

- Obez çocuk sayısı dünyada 42 milyona ulaştı.

- Türkiye obezite tablosunda ortada. Ama şişman tarafa daha yakın.

14 BİN AMELİYAT

2017’de 14 bin obezite ameliyatı yapıldı. 2018’in ilk 10 ayında 12 bine ulaştı. 2018 sonu itibarıyla 17 bine ulaşması bekleniyor.