'Türkiye-AB yolu 5 parametreye bağlı'

Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Kaymakcı, AB ile ilişkilerde yeni dönem parametrelerini Milliyet’e anlattı. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin yolunun 25-26 Mart’ta yapılacak AB Liderler Zirvesi’nde çizileceğini belirten Kaymakcı, bu zirveden olumlu gündem çıkmasını beş temel parametreye bağladı. Kaymakcı, bunları ‘kışkırtmaların son bulması, Kıbrıs gayri resmi görüşmelerinin başlaması ve Doğu Akdeniz Konferansı, Yunanistan ile müzakereler, Fransa ile diyalog ve reform süreci’ olarak sıraladı.

DİDEM ÖZEL TÜMER

Dışişleri Bakan Yardımcısı ve AB Başkanı Faruk Kaymakcı, Mart’taki AB Liderler Zirvesi’nden olumlu gündem çıkması halinde Portekiz’in dönem başkanlığında 2018’de Varna’da olduğu gibi bir Türkiye - AB Zirvesi de yapılabileceğini söyledi. Türkiye - AB ilişkilerine yeni bir format atılması mümkün mü ve bunun şartları neler? Kaymakcı ile 25 - 26 Mart’ta gerçekleşecek AB Zirvesi’ne kadar iki tarafın karşılıklı beklentilerini ve hangi koşulların zirveden olumlu bir gündem çıkarabileceğini konuştuk.

Türkiye-AB yolu 5 parametreye bağlı

- Sayın Çavuşoğlu ile Brüksel’deydiniz ve 25 - 26 Mart’ta AB Zirvesi var. İzlenimleriniz neler ve Türkiye’nin yol haritası nedir?

AB’de çok büyük bir kesim Türkiye ile olumlu gündeme geçilmesinden yana. Bunun herkesin yararına olduğunu görüyorlar. Olumlu gündeme geçmenin bana göre 5 parametresi var. Bu 5 parametrede gelişme olursa ya da olumsuzluk olmazsa 25-26 Mart AB zirvesi olumlu gündem kararı alabilir.

- Nedir bu parametreler?

Birincisi, kışkırtmaların son bulması. AB zirvesine kadar yatıştırıcı, uzlaştırıcı dil kullanılması. Bizim beklentimiz Yunanistan’ın, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin veya Fransa’nın herhangi bir kışkırtmaya neden olmaması. Çünkü olursa Türkiye de haklarını korumak için karşılık verecektir.

İkincisi, Türkiye’nin önerdiği Kıbrıs gayri resmi görüşmelerinin 5+BM formatında yapılması. Özellikle Doğu Akdeniz’de gerginliğe neden olan hidrokarbon konusunun ve gelir paylaşımı konusunun ele alınabilmesi. Bu adım atılabilirse, sorunun önemli bir kısmı çözülmüş olur. Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanımızın önerisi Doğu Akdeniz Konferansı devreye girerse yararlı olur. Nasıl ki  geçmişte kömür ve çelik AB’yi kurmuşsa, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları da Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar arasında güveni arttırsın, Kıbrıs meselesinin çözümüne ve Türkiye-AB ilişkilerine de önemli katkıları olsun. AB tarafı şu an bu konuda çok kararlı görünmüyor ama bu marta kadar yapılabilirse veya yapılmasına dair hazırlıklar olursa bu da önemli bir gelişme olur.

Hukuka uygun çözüm

Üçüncüsü, Yunanistan ile artık istişari dediğimiz toplantılara anlamlı müzakerelerle devam edilmesi ve sorunlara samimiyetle, uluslararası hukuka uygun olarak çözüm bulunmaya çalışılması.

Dördüncüsü, Türkiye - Fransa ilişkilerinde başlayan yumuşamanın ve normalleşmeye giden sürecin devam etmesi. Suçlayıcı açıklamalar yapılmaması ve sorunların diyalogla ele alınması noktasında bir anlayış oluştu. İki ülkenin hassas olduğu konularda istişareler yapılması da kararlaştırıldı. Macron’un Cumhurbaşkanımıza yazdığı mektup, bir yumuşama başlangıcı göstergesi.

Beşinci parametre de reform süreci. Türkiye zaten reform sürecine girdi, hızlandırmaya başladı. Cumhurbaşkanımızın dile getirdiği adalet, demokrasi ve ekonomide reform çalışmalarıyla, 5 koridorda gerçekleştirilecek reformlar, Türkiye hakkında AB ülkelerindeki yanlış algıyı tersine çevirecektir. Bunlar hem Türkiye’nin ekonomik, sosyal, dış politika alanında elini güçlendirecektir, hem vatandaşlarımız için büyük bir hizmet olacaktır, hem de Türkiye’yi AB üyeliğine yaklaştıracaktır. Bu 5 madde 25-26 Mart’taki zirveden sonra da Türkiye’nin AB ile yolunu çizecektir diyebiliriz.

‘OLUMLU GÜNDEMİN KOŞULLARI BELLİ’

*Nasıl?

25-26 Mart’ta AB eğer olumlu gündemi kabul ederse; olumlu gündemin maddeleri de belli. Burada da 6 temel alan var. Hep göç gibi algılanıyor ama 18 Mart mutabakatı, Türkiye AB ilişkilerinin yeniden canlandırıldığı kapsamlı bir mutabakattır. Olumlu gündeme geçmek demek, 18 Mart 2016 mutabakatının yeni koşullar da göz önünde bulundurularak, tüm boyutlarıyla yeniden yürürlüğe konulması demek.

İlk olarak Türkiye’nin katılım perspektifinin güçlendirilmesi ve katılım müzakerelerinin canlandırılması demek.

İkinci  olarak Türkiye-AB üst düzey görüşmelerinin ve zirvelerinin yeniden yapılmaya başlanması çok önemli. AB Temmuz 2019’da kendi ayağına kurşun sıktı ve diyalog görüşmelerinin askıya alınması kararını aldı. Anlamsız ve yanlıştı. Türkiye ile konuşmazsanız, Türkiye hakkında ve karşısında konuşmak zorundasınız. Karşılıklı konuşurlarsa, iş birliği konuşulacaktır. Dolayısıyla biz buna dönmeyi istiyoruz.

Üçüncüsü , Gümrük Birliği’nin güncellenmesi görüşmelerinin başlatılması. Bunu hem Türk, hem Avrupa özel sektörü ısrarla istiyor. Maalesef siyasi engeller var. Müzakerelerin başlaması ilişkilere yeni bir heyecan getirecektir.

Yeni güncelleme

Dördüncüsü, Türkiye ve AB’nin göç konusundaki işbirliği. Kastedilen şu, 18 Mart Mutabakatında AB’nin verdiği 4; Türkiye’nin verdiği 2 söz var. Türkiye engelleme ve Yunan adalarından geri dönenleri alma (1’e 1) sözünü tam anlamıyla tuttu. AB’nin ise 4 sözü vardı. Bire bir anlaşmasında Yunan adalarından dönen her kişi için AB, Türkiye’den bir kişiyi alma sözünü tuttu. Gönüllü İnsani Kabul Programı sözünü ise hiç yürürlüğe koyamadı. Türkiye ile birlikte, Suriye’nin Türkiye sınırına yakın noktalarında koşulları iyileştirme ve gönüllü dönüşleri destekleme sözü vardı, bunu da hiç tutmadı. 3+3 Milyar euro AB mali desteği ise takdirle karşılanmakla birlikte sorunun büyüklüğü ve aciliyeti karşısında yavaş ve yetersiz kaldı. Antlaşmayı yaptığımız zaman 2 milyon Suriyeli vardı. Bugün 3.7 milyon Suriyeli ve bunlara ek olarak da 500 bin Asya vatandaşı var. Dolayısıyla yeni göç antlaşmasının artan sayıyı ve Suriyeliler dışındaki yabancıları kapsaması önemli. Ayrıca etkin, işleyen bir fon akışının olması lâzım.

Olumlu gündeme geçilebilirse, göç anlaşmasının yeni koşulların da göz önünde bulundurularak güncellenmesi gerekmekte.

Diyalog mekanizması 

Bir başka alan, terörle mücadelede iş birliği. Biz önümüzdeki dönemde terörle mücadele deyince sadece yabancı teröristlerin dönüşü meselesini değil, aynı zamanda PKK/PYD/YPG ile, FETÖ ile etkin mücadele ve AB ülkeleri ve AB sistemi ile daha sağlıklı ve daha kalıcı belli mekanizmalara dayalı güvenlik ve terörle mücadele iş birliği istiyoruz. Belki bir üst düzey diyalog mekanizması kurulabilir. Bunu da somutlaştırmak istiyoruz.

Altıncı parametre vize serbestisi. Türkiye 72 kriterden, 65’ini yerine getirmişti ama 15 Temmuz hain darbe girişimi maalesef bu gelişmeyi baltaladı. Türkiye, esasında kolaylıkla yerine getirebileceği son 7 kriter konusunda daha hassas davranmak zorunda kaldı. AB’nin de Türkiye’nin özel koşullarını anlaması lâzım. Türkiye, Batı Avrupa’nın göbeğinde, etrafında hiçbir çatışma olmayan bir ülke değil. Avrupa’nın doğu ve güneydoğu sınırlarını koruyan bir ülke. Dolayısıyla bizim AB’den beklentimiz Türkiye’nin bu koşullarını dikkate alarak, şu anda kalan 6 kriterde, aslında iki kriterde daha karşılanma noktasına gelindi, belli esneklikler sağlaması.

Vize serbestisi

Vize serbestisinin sağlanması Türkiye-AB arasında çok ciddi bir ekonomik potansiyel sağlayacak, ticaret, turizm, ulaştırma ve hizmetler sektöründe istihdama katkıda bulunacak. Halktan halka teması artırarak önyargıları kıracaktır. Batı Balkan ülkelerine sağlanan esneklikleri düşününce Türkiye’nin de bunu hak etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Olumlu gündem Hayata geçirildiği takdirde, 6 alanda da tarafların yararına önemli gelişmeler olacaktır.

Yeni bir Türkiye-AB zirvesi yapılabilir

- Konsey Başkanı Charles Michel ve Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in ziyaretleri ne zaman gerçekleşecek?

Muhtemelen AB Mart Zirvesi öncesi bir ziyaret olabilir. Michel ve Von der Leyen’in ofisleri ile tarih üzerinde çalışılıyor. AB, Mart Zirvesine kadar işbirliği alanlarında pek bir şey yapmak istemeyecektir. Zirveden olumlu gündem çıkarsa, belki bir Türkiye-AB zirvesi de yapılabilir. 2017’de Brüksel’de, 2018’de Varna’da yapılan gibi, belki Portekiz başkanlığında bir Türkiye-AB zirvesi yapılabilir ve AB Komiserleri ve ilgili Bakanlarımız arasında üst düzey diyalog toplantıları da başlayabilir.

‘Rahatlık bölgesinde bir ülke değiliz’

- AB, reformlar konusunda esas unsurun uygulama olduğuna dikkat çekiyor...

Biz reform adımlarını AB’yi memnun etmek için atmıyoruz. Reform adımları, öncelikle Türk toplumu, ekonomisi, kurumları için yararlı olacak. Bu adımlar, aynı zamanda çeşitli AB ve AB kurumlarında da dillendirilen adımlar. Hain darbe girişimi olmasaydı, bu kadar güvenlik odaklı bir politika izlemek zorunda kalmayacaktık. Türkiye’nin güvenlik ve özgürlükler arasındaki dengeyi iyi bir şekilde tutturması gerekiyor. AB’nin pek çok ülkesi rahatlık bölgesinde ama bizim böyle bir durumumuz yok. Türkiye, güvenlik endişelerini de dikkate alarak, kapsamlı reform adımlarını atabilirse o ölçüde önümüz açılacaktır.

YARIN: 95,5 milyar euroluk AB fonu girişimcileri bekliyor