Temiz ye israf etme!

30 Ağustos 2020

Bu dönemde sebze ve meyveleri temizlemeye her zamankinden daha çok özen gösteriyoruz. O yüzden yıkama ve saklama koşulları büyük önem taşıyor. Sebze ve meyvelerinizi temiz biçimde korumak, mutfaktaki israfın önüne geçmek için yazıdaki ipuçlarını izleyin

 

Taze meyve ve sebze tüketimi vitamin, mineral, lif ve antioksidanları diyetinize dâhil etmenin en güzel yolu, özellikle mevsimleri takip etmek en güzel ipucu. Bu besinleri nasıl sakladığınız ve yıkadığınız da çok önemli.

Pandemi, temizlik konusunda hepimizin daha hassas olmasına yol açtı. Eminim çoğu kişi gibi siz de aldığınız tüm ürünleri gelir gelmez yıkıyor veya dezenfekte ediyorsunuz. Bu yüzden ilk önce yıkama konusuna değinmek istiyorum. Saklama koşullarının da gıda israfı açısından çok büyük önem taşıdığı unutulmamalı. Bahsedeceğim küçük ipuçlarına dikkat ederek hem sebze ve meyvelerinizi koruyabilir hem de mutfaktaki israfı azaltabilirsiniz.

En iyi temizleme yöntemi su

Birçok kişi sabun, sirke, limon suyu ve hatta çamaşır suyu gibi ticari temizleyicilerin en iyi yöntem olduğunu savunsa da kanıta dayalı çalışmalara göre, aslında en iyi temizleme yöntemi hâlâ suyla yıkamak. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ile Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) dâhil olmak üzere, sağlık ve gıda güvenliği uzmanları, sebze ve meyvelerin temizliği konusunda, tüketicilerin sadece suya bağlı kalmaları gerektiğinin altını çiziyor. Yani limon suyu, sirke veya ticari temizleyicilerin, sudan daha etkili olduğuna dair bir kanıt bulunmuyor.

Yıkama ipuçları

Yazının devamı...

Hayat geri dönüşümde

23 Ağustos 2020

Akdeniz Havzası, iklim krizinden en çok etkilenen bölge olacak. Bir de buna tonlarca plastik atığı eklenince, ileride soluduğumuz havadan kıymetli protein kaynağı balık ve su ürünleri tedarikine kadar pek çok sorun maalesef bizi bekliyor

Denizlerdeki kirliliğe ve geri dönüşümün önemine vurgu yapmak amacıyla geçen hafta dünya rekortmeni millî sporcumuz Şahika Ercümen ile İstanbul Boğazı’nda bir dalış gerçekleştirdik. Benim için unutulmaz bir deneyim oldu. Uzun zamandır Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları için farklı alanlarda çalıştığımı biliyorsunuz diye tahmin ediyorum. Bu projede UNDP Türkiye sudaki yaşam savunucumuz ile birlikte bu dalışı gerçekleştirirken Deniz Temiz Derneği (TURMEPA) de bize destek oldu. Hep birlikte “Deniz varsa hayat var” dedik. Peki, İstanbul Boğazı’nda “Denizin altında neyle karşılaştın?” diye sorarsanız “Ne yoktu ki!” diyebilirim. Plastik tabak, çakmak, şişe, yüzük, bolca miktarda ıslak mendil, pil, kavanoz vb. birçok atık… Ve tabii ki artık hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler… Bu atıkları azaltmak aslında bizim elimizde. Kullandığınız plastikleri geri dönüşüme kazandırarak doğa için önemli bir adım atmış oluyorsunuz, ama daha da kıymetlisi tek kullanımlık plastikten tamamen vazgeçmek!

Plastikler balıkları geçecek

WWF 2020 Türkiye Kıyılarında Atık Analizi Raporu endişe verici. Rapora göre, kışın, toplam polimer atıklarının yaklaşık yüzde 80’ini plastik torbalar, plastik şişeler ve içecek kapak ile halkaları oluşturuyor. Baharda yapılan ölçümlerde ise torba, şişe, kapak ve sigara izmaritinin atıkların yüzde 41’ini oluşturduğu görülmüş.

Her yıl yaklaşık 0.57 milyon ton plastik atığa maruz kalan Akdeniz’in her kilometrekaresinde, boyutları 5 milimetreden küçük 1.25 milyon plastik parça bulunduğu da raporda belirtiliyor. Bu, her dakika denize 33 bin 800 plastik şişenin atılmasıyla eşdeğer anlamına geliyor! Bu hızla devam ederse plastik atık miktarının 2050 yılında dört katına çıkacağı öngörülüyor. Daha önce de defalarca söylendiği gibi bu durum devam ederse 2050 yılında denizlerde balıktan çok plastik olacak, aldığımız her iki nefesten birinin oksijen kaynağı olan su altı yaşamı yok olacak.

TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu’nun dalış günü bizlerle paylaştığı gibi; her yıl denizlere 8 milyon tondan fazla plastik atılıyor. Okyanuslarda şu an 150 milyon tondan fazla plastik bulunuyor. İnsanlık bu zamana kadar kişi başına 1 ton plastik üretti. Ve üretilen plastiklerin üçte birini sadece bir kez kullanıp attık. Yalnızca yüzde 15’ini geri dönüştürdük. Oysa ki plastiğin geri dönüşümü hayati bir önem taşıyor. 1 milyon ton plastiği geri dönüştürmek, 1 milyon aracın trafikten alınmasıyla aynı etkiyi yaratıyor.

Yazının devamı...

Probiyotikler, prebiyotikler ve depresyon

16 Ağustos 2020

Koronavirüs döneminde, ülkemizde ve tüm dünyada depresyon oranının arttığı ve bireylerin duygu durumunun bozulduğu maalesef bir gerçek. 2. dalga uyarısı da yapılıyorken, kaygı bozukluğu ve depresyon açısından beslenmeye probiyotik eklemenin önemini bir kez daha konuşmakta fayda var

Bağırsak dostu olarak adlarını çok sık duyduğumuz probiyotik ve prebiyotikler, günlük hayatta da kullandığımız kelimeler haline geldi. Bu bağırsak dostlarımız gün geçtikçe birçok hastalığa karşı koruyucu olmaları sebebiyle araştırmaların da odağı durumunda. Son dönemlerde depresyonla ilişkisi de çok konuşuluyor. BMJ Nutrition Prevention&Health’de okuduğum yazıda, önceden yapılan araştırmaların yeniden gözden geçirildiği ve bir kez daha probiyotik ve prebiyotiklerin depresyonu hafifletmeye yardımcı olabileceği sonucuna varıldığı belirtiliyor.

Ufak bir hatırlatmayla başlayalım: Bağırsaktaki yararlı bakterilerin profilini genişleten yiyecekler topluca probiyotikler olarak bilinirken, prebiyotikleri bu bakterilerin gelişmesine yardımcı olan bileşikler olarak düşünebilirsiniz. Beyin ve sindirim sistemi arasında bağırsak-beyin ekseni olarak bilinen çift yönlü bir ilişki bulunduğu da unutulmamalı.

Depresyon veya anksiyete bozukluğu

Araştırmacılar, 2003 ile 2019 yılları arasında, depresyon veya anksiyete bozukluğu olan yetişkinlerde prebiyotik ve probiyotiklerin potansiyel yararlarını inceleyen çalışmaları derlemişler. Lactobacillus acidophilus, Lactobacillus casei ve Bifidobacterium bifidium olmak üzere 12 farklı probiyotik suş üzerinde çalışmışlar. Bu çalışmalarda, kullanılan yöntemlerde ve klinik değerlendirmelerde farklılıklar olmasına rağmen, probiyotiklerin tek başına veya prebiyotiklerle kombinasyon halinde depresyonda ölçülebilir azalmalarla bağlantılı olabileceği sonucuna varılmış.

Araştırmacılara göre probiyotikler, bağırsak hastalıklarında olduğu gibi, sitokinler gibi zararlı bileşiklerin üretimini azaltmaya yardımcı oluyor. Bir diğer mekanizma ise psikiyatrik bozukluklarda bağırsak-beyin ekseninde önemli olduğu düşünülen bir kimyasal olan triptofanın hareketini yönlendirmeye yardımcı olabildikleri.

Bağırsak dostu besinler

Yazının devamı...

Karaciğer yağlanması ve beslenme

9 Ağustos 2020

Vücudumuzdaki tüm organlar ayrı önem taşıyor, fakat karaciğerin gördüğü fonksiyonlar nedeniyle çok önemli bir yere sahip olduğu unutulmamalı! Kendisi protein, karbonhidrat, yağ, vitaminler ve ilaçların vücudumuzda işlem görebilmesinden sorumlu. Yani kısaca karaciğer olmadan yaşamak mümkün değil

Karaciğer yağlanması sorununu günümüzde sıkça duyuyorsunuzdur. Tıp dilinde hepatosteatoz diye adlandırılıyor. Peki, ne ifade ediyor? Normalde yüzde 10’un altında olması gereken karaciğer yağ oranının artması, aslında yağlı bir karaciğeriniz olduğunun göstergesidir; karaciğer hücrelerinizde aşırı yağ birikmesi olarak da düşünebilirsiniz. Sağlıklı bir vücutta karaciğer, toksinleri gidermeye yardımcı olur ve sindirime yardımcı safrayı üretir. Fakat karaciğer yağlanmanız varsa bu durum, karaciğerinizin gerektiği gibi çalışmasına engel olur. Dikkat etmekte fayda var; çünkü ilerleyen dönemlerde başka hastalıkların kapısını da açabiliyor. İnsülin direnci de genelde bu duruma eşlik ediyor.

Kilo vermenin faydası

Karaciğer yağlanmasına en sık obez veya sedanter (hareketsiz) olan bireylerde rastlandığı, birçok çalışmada görülüyor. Bu yüzden tedavide yaşam tarzı değişikliklerinin ve diyetin çok önemli bir rolü bulunuyor. Yani yağlanma riskini azaltmada vücut ağırlığının etkisi büyük. Bu anlamda size ufak bir önerim olacak. Fazla kiloluysanız, ağırlığınızın yüzde 10’unu kaybetmeyi hedeflemeniz bile hastalık riskini azaltmada size yardımcı olabilir. Kısaca adından da anlaşılacağı gibi karaciğer yağlanması, karaciğerinizde çok fazla yağ olduğu anlamına geliyor. O halde diyetteki yağ miktarını azaltmalıyım düşüncesi aklınızdan geçebilir. Eğer doymuş yağ oranını azaltıyorsanız bu düşünce doğru. Fakat Omega-3 gibi sağlıklı yağ asitlerinin karaciğer yağlanmasında çok önemli etkileri bulunuyor. Bu yüzden sağlıklı yağları dengeli bir şekilde içeren diyetlerden korkmayın! Aslında tipik bir Akdeniz diyeti, çoğu hastalıkta olduğu gibi burada da tedaviye yardımcı.

Karaciğer yağlanmasına iyi gelecek 3 besin

Okuduğum çalışmalarda, karaciğer yağlanması tedavisine olumlu yönde katkı sağlamış bazı besinlerden bahsetmek istiyorum. Bunları beslenme planınıza dahil etmek size fayda sağlayabilir.

Balık:

Yazının devamı...