Beslenmede rengini seç

29 Ağustos 2021

Yeni bir yöntem kullanan araştırmacılar, gıdaları bir trafik lambası gibi yeşil, sarı ve kırmızı olmak üzere üç renk bölgesine ayırmışlar: Yani kırmızıda duruyor, yeşilde geçiyoruz.

Bir formül olsa, sizi fazla kilolarınızdan kurtarsa, hastalıklardan korusa… Sihirli değnek etkisi gibi bir formül veya teknikten bahsetmek gerçekçi olmasa da araştırmalar, bazı besinlerin sağlığınız üzerindeki etkilerinden çarpıcı bir şekilde bahsediyor. Örneğin sosisli bir sandviçe hayır diyemeyenlerden misiniz? Peki, bu sosisli sandviçi yediğinizde ömrünüzden 36 dakika çaldığını söylesem yine aynı istekle tüketir miydiniz? Michigan Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, 1 sosisli sandviç yaşamınızdan 36 dakikaya mal olabilirken, bunun yerine bir porsiyon yağlı tohum tercih etmek, ömrünüzü 26 dakika uzatmaya yardım edebiliyor. Elbette gıdaların sadece insan sağlığına değil, gezegen sağlığına da etkisinin büyük olduğunu unutmamak gerek. Çalışmanın diğer ilgi çekici sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum: Eminim ki bu yazıyı okuduktan sonra bazı besinlere karşı görüşleriniz değişecek. Nature Food dergisinde yayımlanan çalışmada, 5 bin 800’den fazla gıda değerlendirilerek besinsel hastalık yüklerine ve çevre üzerindeki etkilerine göre sıralanmış. 6 bin yiyeceğin karbon ayak izini ölçen ve besin etkisini hesaplayan bir ölçüm yöntemi kullanılmış.

Gelelim çalışmanın sonuçlarına. Çalışma; sığır eti ve işlenmiş etlerden alınan günlük kalori alımının yüzde 10’unu meyve, sebze, yağlı tohumlar, baklagiller ve bazı deniz ürünleri ile değiştirmenin, diyetteki karbon ayak izinizi üçte bir oranında (yüzde 33) azaltabileceğini söylüyor. Ayrıca bireylerin ömrünü kişi başına 48 dakika uzattığı, çalışmanın önemli sonuçları arasında yer alıyor. Her bir gram işlenmiş ette ortalama 0.45 dakika kaybedildiği de ilgi çekici sonuçlardan.

Kırmızıdan yeşile doğru

Araştırmada, gıdaların çevresel etkisini değerlendirmek için araştırmacılar, gıdaların yaşam döngüsü etkisini (üretim, işleme, imalat, hazırlama/pişirme, tüketim, atık) değerlendirmek için yeni bir yöntem kullanmış. Araştırmacılar, gıdaları bir trafik lambası gibi hem beslenme ve hem de çevresel performanslarına göre yeşil, sarı ve kırmızı olmak üzere üç renk bölgesine ayırmışlar.

Yeşil bölge, bireyin diyetinde artırması önerilen gıdaları temsil ediyor; hem besleyici açıdan faydalı hem de düşük çevresel etkileri olan gıdaları içeriyor. Bu bölgede yer alan yiyecekler ağırlıklı olarak kabuklu yemişler, meyveler, tarlada, mevsiminde yetiştirilen sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve bazı deniz ürünleri.

Yazının devamı...

Bu 3’lüyü yeterli miktarda aldığınızdan emin olun

25 Ağustos 2021

Vitamin ve minerallerin her birinin sağlığımız için farklı faydalar sağladığını biliyorsunuz. Çoğunu dengeli bir diyetten elde etmek mümkün olsa da, bazı durumlarda yetersiz vitamin ve mineral seviyeleriyle karşılaşabiliyoruz. Yetersiz beslenme, emilim bozuklukları, bazı hastalıklar vücudumuzda vitamin-mineral seviyelerinin düşmesine neden olabiliyor.

Son zamanlarda giderek bitkisel bazlı beslenmenin artmış olması beni sevindiriyor, vegan bireylerin yaşam şekline de saygı duyuyorum.

Hayvansal kaynaklı besinleri hayatımızdan çıkardığımızda beslenme düzenini iyi planlamak gerektiğinin altını çizerek önemli bazı vitamin mineralleri tekrar hatırlatmak istiyorum.

Bitki temelli beslenmede B12 vitamini, D vitamini, kalsiyum, demir ve çinko gibi besin öğeleri eksikliklerine hassasiyetle yaklaşmak gerekiyor.

Demir eksikliği

Demir eksikliği dünyadaki en yaygın besin eksikliklerinden biri ve dünya çapında insanların % 25’inden fazlasını etkiliyor. Okul öncesi çocuklarda bu sayı % 45-50’lere kadar çıkabiliyor. Bu konuda yapılan bir çalışmada âdet gören kadınların yaklaşık % 30’unda, genç hamile kadınların ise % 42’sinde eksiklik görüldüğü saptanmış. Demir eksikliğinin en yaygın sonucu, kırmızı kan hücrelerinin sayısının ve kanınızın oksijen taşıma yeteneğinin düştüğü anemi olarak karşımıza çıkıyor.

Demiri iki alt başlıkta inceleyebiliriz, hem demir ve hem olmayan demir. Hem demir sadece hayvansal gıdalarda bulunur, özellikle yüksek miktarda kırmızı ette bulunur ve vücut tarafından daha iyi emilir; hem olmayan demir hem hayvansal hem de bitkisel gıdalarda bulunur, emilimi ise daha düşüktür. Hem demirin en iyi diyet kaynaklarına kırmızı et, organ eti, koyu yeşil yapraklı sebzeleri örnek verebiliriz. Yağlı tohumlardan kabak çekirdeğinin de demir içerdiğini hatırlatmakta fayda var. Her gün 1 avuç kabak çekirdeğini beslenme planınıza dâhil edebilirsiniz.

C vitamininin demirin emilimini artırmaya yardımcı olduğunu unutmayın; portakal, maydanoz, biber gibi C vitamini içeren besinleri beslenme planınıza dâhil edin.

Yazının devamı...

Şişkinliğinizin altında yatan sebep: SIBO

22 Ağustos 2021

Bağırsaklarınızdaki faydalı bakteriler azalır, zararlı bakteriler çoğalırsa hazımsızlık ve şişkinlik canınızı sıkmaya başlar, bunun önüne geçmek için hekim ve diyetisyen kontrolünde ilerlemek önemli

Karnınızdaki şişliğe anlam veremediğiniz, hazımsızlık ve şişkinlikten yakındığınız zamanlar olmuştur. Yemek yedikten sonra pantolonunuz sıkmaya başlıyor, çok fazla yemediğiniz halde oluşan bu şişkinlik size kötü hissettiriyorsa yalnız değilsiniz. Bu şikayetlerin arkasında yatan sebeplerden birinin de Small Intestinal Bacterial Overgrowth (SIBO) yani ince bağırsaktaki zararlı bakteri artışı olabileceğini biliyor muydunuz? Bağırsak floranızdaki dengenin bozulması bu hastalığın altında yatan temel mekanizmadır, özetlemek gerekirse bağırsaklarınızdaki faydalı bakteriler azalır, zararlı bakteriler çoğalmaya başlar. Hatta öyle ki bu durum üzerinizde fiziksel ve duygusal olarak da etkilerini gösterir.

SIBO ve IBS, yani irritabl bağırsak sendromu semptomları aslında benzerdir. Karında şişkinlik, gaz, kramp, ishal ve kabızlık semptomlar arasındadır. Bu semptomlar ince bağırsaklarda bulunan sindirilmemiş ve emilmemiş karbonhidratların aktivitesinden kaynaklanır.

Nasıl beslenilmeli?

Düşük FODMAP diyetini çevrenizden veya internetten duymuş olabilirsiniz. Bu diyet, aslında irritabl bağırsak sendromu veya ince bağırsakta aşırı bakteri üremesi (SIBO) olan bireylerin hangi gıdalara karşı semptom gösterdiğini ve hangi besinlerin semptomları azalttığını tespit etmek için uygulanıyor. FODMAP “Fermente edilebilir oligo-di-mono-sakkaritler ve polioller” olarak tanımlanır ve bunlar sindirime dirençli kısa zincirli karbonhidratlardır. Bazı bireyler bu karbonhidratları yedikten sonra sindirim problemleri yaşayabilir.

Düşük FODMAP, aslında üç aşamalı bir eliminasyon diyetidir: İlk olarak, belirli yiyecekleri beslenme planınızdan çıkarırsınız (yüksek FODMAP içeren yiyecekleri). Ardından, hangilerinin semptom yarattığını görmek için onları yavaşça yeniden beslenme planınıza dahil edersiniz. Semptomlara neden olan yiyecekleri belirledikten sonra, bu besinlerden kaçınabilir veya sınırlandırabilirsiniz.

Diyetin eliminasyon kısmı 2-6 hafta süresince uygulanabilir, daha sonra her üç günde bir, herhangi bir belirtiye neden olup olmadığını görmek için diyetinize birer birer yüksek bir FODMAP gıdası ekleyebilirsiniz.

Tedavisi nasıl?

Yazının devamı...

Endişelenmeliyiz

18 Ağustos 2021

Seller, yangınlar, giderek artan hava sıcaklıkları... Umarım artık fark etmeyen kalmamıştır ki doğaya uyumlu davranmamaya devam edersek doğa bize verdiklerini geri alıyor. Bu acıları bir daha yaşamamak için kendi üzerimize düşenleri yapmamız şart. Maalesef bu yaşananların sebebi biziz. Doğayı ıslah edemeyeceğimizi, doğanın bizi ıslah ettiğinin farkında olmamız gerek.

Bireysel faaliyetlerimiz, tüketim tercihlerimiz küresel ayak izini yaklaşık %45 etkiliyor. İnsanın doğal kaynakları tüketme hızı, maalesef doğanın kendini yenileme hızının %50 üzerine geçmiş durumda.

Geleceğimiz doğayla bir, ya hep birlikte kazanacağız ya da hep birlikte kaybedeceğiz... Unutmayın, gezegen iyi değilse, doğa iyi değilse, biz de iyi olamayız. Bu bilinç ve farkındalığın herkes tarafından benimsenmesi için daha çok insanın anlatmasına, karar vericilerin acil eylem planını devreye almasına ihtiyaç var.

Kırmızı alarm

Geçtiğimiz haftalarda ülkemizde su ve elektrik kullanımında rekor kırdığımızdan bahsetmiştim. İklim krizi her alanda etkisini göstermeye devam ediyor. BM’nin geçtiğimiz günlerde ‘kırmızı alarm’ olarak nitelendirdiği raporu duymuşsunuzdur. Birleşmiş Milletler’e bağlı Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yayımlanan raporda, insan faaliyetlerinin iklim değişikliğinde direkt olarak rolü vurgulanıyor. 1850’den bu yana kaydedilen en sıcak dönemdeyiz. Dünya yüzeyinde sıcaklık 2011-2020 arasında 1850-1900 arasındakinden 1.09°C daha yüksek. Yaklaşık 15 yıl içerisinde önemli bir şekilde sıcaklık sınırının aşılacağı belirtiliyor. Yani aşırı hava sıcaklıkları, seller, yangınlar, depremler maalesef önümüzdeki yıllarda da bizimle olacak.

1.5 derece

2021 Temmuz ayının şimdiye kadar yaşanan en sıcak temmuz olduğunu biliyor musunuz? Ülkemizin içinde bulunduğu Akdeniz bölgesi iklim krizinden en fazla etkilenecek bölgeler arasında. 1.5°C’lik bir ısınmada, yazların daha uzun, kışların daha kısa olacağı, 2°C’lik ısınmada ise aşırı sıcaklıkların tarımsal üretim faaliyetleri ve halk sağlığı açısından birçok riske neden olacağı öngörülüyor. Bu yüzyıl sonunda deniz seviyelerinin 2 metreye kadar yükselebileceği de korkutucu sonuçlar arasında. Sıcak hava dalgaları da dâhil olmak üzere, aşırı sıcakların daha sık ve yoğun hale geldiği, soğuk olayların ise daha az sıklıkta ve daha az şiddetli hale geldiği “neredeyse kesin” olarak söylenmiş.

Yazının devamı...

Fermente gıdalar hakkında ne biliyoruz?

15 Ağustos 2021

Lif açısından zengin besleniyor olsanız da fermente gıdaları sofranıza eklemelisiniz. Yoğurt, kefir, turşu, kimchi ve diğer fermente gıdaları tüketerek mikrobiyal çeşitliliği artırabilirsiniz

Bağırsakların ikinci beynimiz olarak tanımlandığını artık çok iyi biliyoruz; peki bağırsak sağlığına dost bakterileri ne kadar iyi besliyorsunuz? Mikrobiyatamızı aslında içimizde yaşayan canlı mikroorganizmalar olarak tanımlamak mümkün. Bu alandaki çalışmalar da gösteriyor ki beslenme alışkanlıklarının mikrobiyatımız üzerinde doğrudan bir etkisi var. Mikrobiyatamız ne kadar çeşitliyse o kadar sağlıklı demektir ve yoğurt, kefir, turşu, kimchi ve diğer fermente gıdaları tüketmek, bağırsak mikrobiyal çeşitliliğinde bir artışa sebep olur.

Sadece lif tüketimi yeterli değil

Bağırsak sağlığıyla ilgili yapılan yeni bir araştırmada, 36 sağlıklı yetişkin rastgele 2 gruba ayrılmış. Bireylere fermente gıdalar veya yüksek lifli gıdaları içeren 10 haftalık bir diyet uygulanmış. Çalışmanın sonucunda iki diyet de bağırsak mikrobiyomu ve bağışıklık üzerinde farklı etkiler göstermiş. Fermente gıdaları tüketen bireylerde vücuttaki inflamasyon değerlerinin azalması da sonuçlar arasında.

Lif tüketiminin bağırsak sağlığımız için önemini biliyoruz. Araştırmada, sadece lif alımının artırılmasının, kısa vadede bağırsak mikrobiyotasındaki mikrobiyal çeşitliliği değiştirmediği görülmüş. Yani lif açısından zengin bir beslenme planınız varsa bile mikrobiyatanızı geliştirmek adına fermente gıdaları beslenme planınıza eklemenizde fayda var.

Ek olarak, fermente gıdaları tüketen grupta dört tip bağışıklık hücresinin daha az aktivasyon gösterdiği de çalışmanın önemli sonuçlarından. Aynı zamanda laboratuvar sonuçlarına göre bireylerin 19 inflamatuar belirteçlerinde iyileşme görülmüş. Bu belirteçlerden biri olan interlökin 6’nın, romatoid artrit, Tip 2 diyabet ve kronik stres gibi durumlarla ilişkili olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Prebiyotikleri de unutmayalım

Yazının devamı...

Tabağınızı renklendirmek için 3 neden

11 Ağustos 2021

Mutfakta rengârenk, çeşit çeşit tabaklar yaratmaya özen gösteriyor musunuz? Yapılan araştırmalar çeşitli sebze meyve tüketiminin hastalıklara karşı koruyucu olabileceğini belirtiyor. Yeterli sebze meyve tüketiminiz olmadığında aslında lif, antioksidan veya güçlü fitokimyasalar gibi birçok yararlı bileşenlerinden faydalanmamış oluyorsunuz. Ben de tabağınızı neden daha fazla renklendirmeniz gerektiğinden ve bu konu ile ilgili yapılmış 3 yeni araştırmadan bahsetmek istiyorum.

Düşük kalp riski

Journal of the American Heart Association’da bu ay yayınlanan araştırmaya göre, daha besleyici, bitki bazlı gıdalar açısından zengin bir beslenme planı her yaşta kalp sağlığı için önemli bir rol oynuyor. 25-50 yaş aralığında 4946 yetişkinin incelendiği çalışmada, daha fazla bitkisel gıda ve daha az hayvansal gıda tüketen bireylerde  kardiyovasküler hastalık gelişme olasılığı yüzde 61 daha az olarak bulunmuş. Amerikan Kalp Derneği, farklı meyve ve sebzeler, tam tahıllar, az yağlı süt ürünleri, kümes hayvanları ve balıklar, yağlı tohumlar , baklagiller ve bitkisel yağların ön planda olduğu genel bir sağlıklı beslenme düzeni öneriyor. Ayrıca doymuş yağ, trans yağ, sodyum, kırmızı et, tatlılar ve şekerli içeceklerin sınırlı tüketimi de kalp hastalığı riskini azaltmada etkili diyebiliriz. Aslında burada önemini hep vurguladığım Akdeniz tipi beslenme bir kez daha ön plana çıkıyor.

Bilişsel sağlık için etkili

Flavonoidler, bitkilerde bulunan doğal olarak oluşan bileşiklerdir ve güçlü antioksidanlar olarak kabul edilirler.  Flavonoidler ve özellikle flavonlar ve antosiyaninler açısından zengin, renkli bir beslenme planı uzun vadeli beyin sağlığı için iyi bir yol olabilir. Öyle ki yeni bir araştırma, günde en az yarım porsiyon çilek, portakal, biber, elma gibi flavanoid içeren gıdaları tüketen bireylerin bilişsel gerileme riskinin %20 daha düşük olabileceğini belirtiyor.

Geçen ay Amerikan Nöroloji Akademisi Neurology dergisinde yayınlanan araştırmanın ilgi çekici bir sonucunu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Bazı baharatlarda ve sarı / turuncu meyve ve sebzelerde bulunan flavonlar en güçlü koruyucu niteliklere sahip olarak bulunmuş ve bilişsel gerileme riskinde %38’lik bir azalma ile ilişkilendirmiş ve bu da üç ile dört yaş daha genç olmaya eşdeğer olarak yorumlanmış.

İşlenmiş gıda tüketimini azaltın

İşlenmiş gıdaların sağlığınız üzerine oluşturduğu riskler üzerine yapılan bilimsel çalışmalar giderek artıyor, ben de bu konuda yapılan güncel çalışmaları yakından Mtakip ediyorum.

Yazının devamı...

Doğanın çağrısına geç kalmayalım

8 Ağustos 2021

Doğayı incitmeden, bozmadan, gezegendeki sayısız canlıyla uyum içinde yaşamak mümkün diyorsak buna uygun hareket etmemiz gerekiyor. Peki, biz bu bilinçle mi hareket ediyoruz?

Ülkemizin dört bir yanında ortaya çıkan yangınların üzüntüsü devam ediyor. Canımız yanıyor. Hayvanlarımız, ağaçlarımız, geleceğimiz yanıyor. Yüreğinde insan, hayvan doğa sevgisi olan herkesin yandığı bir gerçek. Doğanın yardım çağrısına kulak vermek için geç kalmış olmaktan endişe duyuyorum; son 5 yıldır bağırıyoruz “iklim krizi kapıda” diye; ama daha fazla ne yapabilirdik diye kendimi sorgulamaktan da alıkoyamıyorum. Doğal kaynaklarımız azalıyor, kirleniyor ve zarar görüyor. Ormanlar oksijen, yani yaşam kaynağımız... Peki, aldığımız nefesi, soluduğumuz havayı doğaya borçluyken bu bilinçle mi hareket ediyoruz?

Su krizi kapıda

Yüksek sıcaklıklar su krizini de tetikliyor. Sıcaklıkla doğru orantılı olarak su ve elektrik tüketimi de artıyor. Aşırı sıcak, klima kullanımından kaynaklı rekor elektrik seviyeleri pek çok şehirde elektrik kesintisi gibi sorunlara yol açıyor. Bir diğer tarafta ise su krizi bizi bekliyor. Nature Communication dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Türkiye su kıtlığı yaşayan kentsel nüfusun en yüksek olduğu 10 ülke arasında. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verileri ise durumun ciddiyetini gösteriyor. Bu hafta İstanbul’da su tüketiminin rekor seviyelere ulaştığı, kente içme suyu sağlayan 10 baraj ve göletten günde 3 milyon 400 bin metreküp su tüketildiği belirtiliyor. Barajların doluluk oranının yüzde 66.14’e gerilediği de veriler arasında. Bu durumda elektrik, su kesintileri kaçınılmaz oluyor. Sorunun ciddiyetinin farkına varıp hemen önlem almamız gerekiyor yoksa yarın çok geç olacak!

 

 

Arıcılık risk altında

Arılar olmadan insanlığın ancak 4 yıl yaşayabileceğini biliyor musunuz? Marmaris’ten gelen üzücü haberi duymuşsunuzdur. Kızılçamların yanması yüzünden arıcılık büyük risk altında. Arılar olmazsa tozlaşma olmaz, bitki olmaz, doğa olmaz, hayvan olmaz, insanoğlu olmaz. Hepimiz aynı kovandayız, doğayı incitmeden, bozmadan, gezegendeki sayısız canlıyla uyum içinde yaşamak mümkün diyorsak buna uygun hareket etmemiz gerekiyor. Arıcılık, dünyada ve ülkemizde tozlaşmaya büyük katkı sağlayan bir sektör. Gıda üretiminin yüzde 60’ı, tozlaşmanın da yüzde 80’i arılar sayesinde gerçekleşiyor. Arıların yok olması halinde, popülasyonda ve besin kaynaklarında ciddi azalmalar gözleniyor. Arılar, hayatın devamlılığı için şart. Sadece bal değil; propolis, polen, arı sütü gibi doğal arı ürünleriyle de sağlığımıza büyük fayda sağlıyor.

Yazının devamı...

Geleceğimiz yanıyor

4 Ağustos 2021

Ülke olarak zor günler geçiriyoruz, yaklaşık bir haftadır orman yangınlarından dolayı vatanımız yanıyor, evlerimiz, hayvanlarımız, ekinlerimiz, tarlamız, arılarımız, geleceğimiz yanıyor, yüreğimiz sıkışıyor. Antalya, Muğla, Adana, Mersin, Marmaris, Manavgat… Bütün canlarla beraber, yüreğinde insan, hayvan doğa sevgisi olan hepimiz yanıyoruz… En acısı da bu yangınların insan eliyle çıkmış olma ihtimalinin varlığı…

Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI) raporuna göre her 6 saniyede Dünya’da bir futbol sahası büyüklüğünde orman yok oluyor. Aslında sadece orman değil, tüm ekosistemin yok olduğunu göz önünde bulunduralım… Hep söylediğim gibi toprak hasta, hava hasta, su hasta. Doğayı beslemek, ona iyi bakmak zorundayız. Çünkü bütün bunları iyileştirmeden bir bireyin sağlıklı beslenmesi neredeyse imkânsız.

Tüm ülke fidan bağışı için seferber iken yanan bölgelerin korunması ve imara açılması konusunda da genel bir endişe var.  Ormanlık alandaki tesisler yangın riskini arttırıyor. Ağaç dikmek elbette önemli ama ekosistemi aynı şekilde kısa sürede onaramıyor. Mevsimin kurak olması ve iklim krizi orman yangınlarını tetikleyen faktörler arasında ön sıralarda yer alan büyük bir dezavantaj bu nedenle ileriye dönük en çok üzerinde durulması gereken noktalardan birisi.

Ortalama sıcaklıklardaki artışlar, dengesizleşen yağışlar, kuraklık periyodları orman yangınlarını arttırıcı yönde etki ediyor. Çıkan yangınla canı pahasına mücadele eden orman çalışanlarına, en ufak bir yardım için seferber olan bütün vatandaşımıza minnet borçluyuz. Onlara en büyük teşekkürü, alacağımız önlemlerle verelim, bireyse tedbirlerimizi alalım, bu işin kazası olmaz olsa olsa ihmali olur.

Limit aşım günü

Ülke olarak zor günler ile mücadele ederken 29 Temmuz limit aşım günü olarak açıklandı. Peki bu ne anlama geliyor? Dünya Limit Aşımı Günü, insanlığın bu yıl için doğanın bütçesini tükettiği tarihi işaret ediyor. Bu yılın tüm kaynaklarını tükettik, bu günden sonra 2022 kaynakları ile beslenerek yaşayacağız. Şimdiden bir diğer yıla borçlandık demek mümkün. Yağışların azalması, barajlardaki su oranı, tarım alanlarının daralması, artan nüfus ve gıda israfı dünyayı açlığa sürüklüyor. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmek, üretmekten çok israf etmek aslında geleceğimizden çalmak anlamına geliyor. 

Bu konu ile ilgili adım atmak artık sorumluluktan çok bir zorunluluk. Çünkü her geçen yıl doğal kaynak ihtiyacımız korkunç bir biçimde artıyor. Raporlar ise bu konuyu sorumluluktan çok zorunluluk olarak görmemiz gerektiği yönünde.

Yazının devamı...