Salgından öğrendiklerimiz

Gözle görülemeyecek kadar küçük bir virüse karşı ne kadar kırılgan olduğumuzu gördük. Bilimsel bulgulara göre, koronavirüse ve gelecekte karşılaşacağımız tüm yeni virüslere karşı en etkili savunma düzgün çalışan bir insülin metabolizmasında saklı.
Koronavirüs salgını bize önemli dersler verdi, vermeye de devam ediyor. Daha sağlıklı yaşamak, daha doğru seçimler yapmak artık hiç olmadığı kadar önemli.

Obezite, tip 2 diyabet ve metabolik sendromun COVID-19 yüzünden ölüm riskini ciddi oranda artırdığını gösteren çalışmalar var.
(1, 2) Diğer yandan, yüksek kan şekerinin viral replikasyonda önemli bir rol oynadığını biliyoruz.

Yani fazla kilolu olanlar, kan şekeri yüksek seyredenler viral enfeksiyonlara çok daha kolay yakalanıyor. Bu bilgi COVID-19’a da uyarlanabilir.

Amerika’da COVID-19 salgınından en çok etkilenenler siyahlar ve Latin kökenliler oldu. (3) Amerikan sağlık sistemindeki sorunlar hepimizin malumu, ama salgının fakirleri daha çok vurmasını başka bir nedene bağlayan tıp insanları da var: Kötü beslenme ve buna bağlı olarak gelişen insülin metabolizması bozuklukları. (4) Yani ne kadar çok cips, şekerleme, gazlı içecek (gerçek besinlerle uzaktan yakından ilgisi olmayan, laboratuvarda yaratılan yiyecekler), ne kadar çok fast-food, pizza gibi karbonhidrat tüketiyorsunuz o kadar risk altındasınız. Türk toplumunda da aynı sonuçları beklemek mantıksız olmaz.

Suçlu kim gerçekten?

Sistemin kusursuz bir şekilde işlemesi için yediklerinizin içinde canlı enzimler, vitamin ve mineraller, mikrobesinler, sağlıklı yağlar ve kaliteli proteinler olmalı. Çekici paketler, katkı maddeleri, lezzet artırıcı kimyasallarla dolu olan, yiyenlerde adeta bağımlılık yapan işlenmiş yiyeceklerin içinde insan vücudunun tanıdığı, faydalanabileceği tek bir besin maddesi bile bulamazsınız.

Özetlemek gerekirse, esas öldüren koronavirüs değil, bozulan insülin metabolizmasıdır, yani insülin direncidir, yani tip 2 diyabettir. Ve yazılarımda da sık sık altını çizdiğim gibi bu bozukluk işlenmiş yiyeceklerle, şekerle, katkı maddeleriyle dolu beslenme modelimizin bize hediyesidir. Kan şekerindeki dengesizlikler bağışıklık sistemini olumsuz etkiler ve sizi enfeksiyonlara karşı savunmasız bırakır.

Obezite, insülin direnci ve tip 2 diyabet pek çok ölümcül hastalık için ciddi bir risk faktörüdür. Aralarında Alzheimer, kalp krizi, kanser ve böbrek yetmezliğinin de olduğu bu listeye COVID-19’u da ekleyebiliriz.

Salgından öğrendiklerimiz


Kıssadan hisse

Bu salgına bir uyarı gibi bakmakta fayda var. Modern yaşamın toksik beslenme düzeni değişmezse daha çok salgınla karşılaşırız! Bugün tehdit koronavirüs olur, yarın adını sanını bile duymadığımız yepyeni bir virüs çıkagelir. Tüm dünya devletlerinin bu salgından çıkarması gereken önemli dersler var:

Toplumu sağlıklı tutmaz, böyle çöp yiyeceklerle beslenmesine seyirci kalırsanız bedeli ağır olur!

Nasıl sigara içmenin zararları üzerine toplumu bilinçlendirmeye yönelik kampanyalar yapılıyorsa, çöp yiyecekler için de böyle bir hareket başlamalı. Aynı sigaralar gibi fast-food’ların, gofretlerin, cipslerin, gazlı içeceklerin üzerine “öldürür” uyarısı yazılmalı.

Bir yiyecek sağlığa ne kadar zararlıysa, ne kadar çok şeker, kimyasal ve katkı maddesi içeriyorsa, o kadar pahalı olmalı. Toksik yiyeceklerden daha çok vergi alınsın ki bunlara ulaşmak zorlaşsın. O vergilerin yeri de belli zaten, çöp yiyecekler yiyerek kronik hastalıklara yakalananların tedavi masrafları...

Yerli tohumla geleneksel tarım yapan çiftçi, fıtratına uygun hayvancılık yapan besici, şirden mayasıyla peynir, antibiyotiklerle kirlenmemiş hayvanın sütünden halis tereyağı yapan üretici desteklenmeli. Vatandaşın sofrasına temiz gıda sağlayanlar teşvik edilmeli.

Salgından öğrendiklerimiz

Yol ayrımı

Görünen o ki bir süre daha sosyal mesafemizi korumaya devam edeceğiz. Türk usulü sarılıp öpüşmekten, hatta tokalaşmaktan bir süre daha imtina edeceğiz. Belki yarın değil, belki önümüzdeki ay da değil ama yakın gelecekte bu badireyi atlatacağız.

Ancak sağlığımızdan olma, sevdiklerimizi kaybetme korkusuyla baş başa kaldığımız bu günlerin ileride tekrar yaşanmaması için artık kendimize gelmemiz, sağlığımızın kontrolünü ele almamız gerekiyor.

Bir yol ayrımındayız. Koronavirüs ve gelecekte karşılaşacağımız tüm yeni virüslere karşı alınabilecek en etkili önlem, toksik beslenme alışkanlıklarımızı geride bırakmaktır.

Gıdamız 1950’li yıllarla birlikte bozulmaya başladı, bundan 70 yıl sonra yeni bir sayfa açalım. 2020 yılını koronavirüsle değil de gerçek besinlerle yeniden tanıştığımız, daha sağlıklı yolu seçtiğimiz yıl olarak hatırlayalım.

---
1 https://www.touchendocrinology.com/insight/covid-19-infection-in-people-with-diabetes/
2 “Endocrine and metabolic link to coronavirus infection” Stefan R. Bornstein, Rinkoo Dalan, Nature Reviews Endocrinology, 2 Nisan 2020, https://www.nature.com/
articles/s41574-020-0353-9
3 https://www.nytimes.com/2020/04/ 08/nyregion/coronavirus-race-deaths.html
4 https://www.europeanscientist.com/en/article-of-the-week/covid-19-and-the-elephant-in-the-room/