Düşünenlerin Düşüncesi

Düşünenlerin Düşüncesi

dusunce@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Safa Tekeli - Mustafa Kemal Atatürk’ün, deprem felaketinde büyük yıkıma uğrayan Hatay için söylediği “Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz” sözleri, yürekleri yaralayan depremin daha ilk günlerinden itibaren akıllara geldi. Atatürk, gerçekten yabancı ellerde bırakmadığı Hatay için bu sözü, tam bir yüzyıl önce 15 Mart 1923’te Adana’da tarihe kaydetti.

Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın ardından “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan” olarak 14 Ocak-26 Şubat 1923 tarihlerinde, 36 gün süren Batı Anadolu gezisinden hemen 15 gün sonra, güney illerini kapsayan ikinci büyük gezisine çıkar. Mustafa Kemal’i gezisini başlatacağı Adana’ya götürecek tren, Ankara’dan 13 Mart 1923’te gece yarısı hareket edecektir. Geziyi Yeni Gün gazetesi adına izleyecek İsmail Habib’e (Sevük), Başyaver Salih (Bozok) tarafından “Gazi Hazretlerinin iradeleri mucibince” bu geziye sadece kendisinin kabul edileceği bildirilir. İsmail Habib, “Bu seyahat Adana, Mersin, Tarsus, Konya, Afyon ve Kütahya beldelerine uğranmak suretiyle 12 gün sürdü ve çoğu trende geçen bu müddet içinde Gazi 15 nutuk söyledi.” bilgisini verir.

Haberin Devamı

‘Ecnebi elinde kalamaz’

Atatürk, İzmir’e yaptığı gezide olduğu gibi bu gezisinde de halkın içinde, ileride yapacaklarını anlatır; onların dertlerini dinler ve Hatay’ın Türkiye sınırları dışında kalamayacağının işaretini verir. 15 Mart’ta Adana’ya gelindiğinde, İsmail Habib’in deyişiyle “Sağ tarafta matem timsalleri gibi serapa siyahlara bürünmüş bir sıra hanımın” arasından, Antakya ve İskenderun’dan geldiklerini gösteren iki pankart taşıyan dört kadın kafilenin önüne çıkar. Ve bu kadınların önünde duran Antakyalı kız, “ruhtan gelen ruha giden” bir nutuk söyler. İsmail Habib, Hâkimiyeti Milliye’de 6 Nisan 1923’te çıkan yazısında, o duygulu anları şöyle yansıtır: “Bu sanki kelime şekline girmiş bir feryat, söz şekline girmiş bir hıçkırıktı. Söyleyen değil, inleyen o esmer kız, sanki vatandan ayrı kalan o beldelerin tekellüme gelmiş bir ruhu, o beldelerin ağlayan ve ağlatan bir maneviyatıydı. Paşa’nın gözü nemli, diğer bütün gözler ise hıçkırarak söyleyen kızın kirpiklerinden yuvarlanan katreler gibi, diğer bütün gözler, kadınile, erkeğile, ihtiyarile, gencile, zabitile, sivilile, hep ağlıyor, hep ağlıyordu. Bu inleyen kıza Paşa’nın verdiği cevabı artık bütün cihan öğrendi: Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz.”

Haberin Devamı

40 asırlık Türk yurdu

Suriye için ne diyecek?

Mustafa Kemal, Adana’dan Mersin’e gelişinde de büyük bir törenle karşılanır. Yine İsmail Habib’in aktardığına göre, “1923 Mart’ının 17’nci Cumartesi günü Mersin’e” gelinir ve istasyonda yaya olarak ilerlerlerken, kafilenin önüne, aynı Adana’da olduğu gibi büyük bir pankart taşıyan birkaç kız çıkar. Pankartta, “Suriyeli hemşirenizi de kurtarınız!” yazılıdır. İki gün önce Adana’da, Antakya ve İskenderun için taşınan pankart, Antakyalı kızın herkesi ağlatan hıçkırıklı seslenişi ve Mustafa Kemal’in, “Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde kalamaz” sözleri akıllara gelir. Bu dileğe karşı verilecek cevap merakla beklenmektedir. Ancak Mustafa Kemal’in tutumu çok nettir: “Her millet layık olduğunu elde eder” dedikten sonra yürümeye devam eder. İleri gazetesinin 19 Mart 1923 tarihli sayısına göre ise kafile Uray Caddesi’nde yürürken karşılaşılan pankartta, “Türk-Arap Kardeşliği, Hemşehriniz Suriye’yi de Unutmayınız”yazılıdır. Mustafa Kemal’in cevabı ise “Türkiye, arzu eder ki Suriye de mukadderatını kendi tayin etsin” yolundadır.