Kendime şefkat

7 Aralık 2021

Şefkat deyince aklınıza ne geliyor?

Yumuşak, sıcaklık, sevecen, sarılmak, mutluluk, neşe? Ya da belki gereksiz samimiyet, fazla yakın, sahte, vıcık vıcık?

Şefkate verdiğiniz tanım onu nasıl aldığınızı ve nasıl işlettiğinizi de keşfetmenize yardımcı olur. Onu varlığından rahatsız hissederek az ötede mi tutmaya çalışıyorsun, doya doya içine alıp işletiyor musun yoksa uzaktan izleyip ona özlem mi duyuyorsun?

Sevgi ve şefkat birlikte işleyen birbirini besleyen ve tamamlayan kavramlardır. Şefkatten mahrum bırakılmış bir sevgi zarafet ve yumuşaklığını ve akışkanlığını yitirebilir. Hatta şefkat için sevgiyi ifade etme yöntemlerimizdendir bile diyebiliriz. İçimizdeki sevgiyi kendimize ve dışarıya sunarken şefkat buna eşlik ve aracılık eder.

Kendimize nasıl şefkat vereceğiz? Bunun yöntemini bulmak için ona karşı yüksek şefkat hissettiğiniz bir insanı tespit etmekle başlayım. Aman dikkat şefkatle acıma ve yardım etme ihtiyacını karıştırmayın. Acıyarak yaptığımız hiçbir eylemin içinde sevgi ve şefkatin varlığından bahsedemeyiz. Tespit ettiğiniz o kişiye nasıl davranırsınız? Onu bolca kucaklar mısınız mesela? Haydi şimdi kendinizi sımsıkı kucaklayın. Onu mutlu etmek için hoş sürprizler mi düşünürsünüz. O halde şimdi kendinizi mutlu edecek bir sürpriz yapın. Ona çok güvendiğinizi ve hep yanında olduğunuzu mu söylersiniz? Şimdi kendinize söyleyin: “Ben bana güveniyorum. Tüm seçimlerimde, adımlarımda kendimi destekliyorum.”

Genellikle sevgi ve şefkat duyduğumuz “şeyleri” korur kollarız, destekler, onlara sahip çıkarız. Onlara değer veririz. Ama konu kendimize gelince bunu hep unuturuz. Bir kedi yavrusuna zarar vermek üzere olan birisini gördüğümüzde ona engel olur ve karşısına geçip “dur” deriz. Oysa o kedi yavrusunun yerinde kendimiz olduğumuzda zarar verecek olana dur demeyiz bir türlü. O halde öz değer, öz sevgi ve öz şefkat üçlüsü de birbirinden bağımsız düşünülemez. Kendimize değer vermeden sevip şefkat gösteremeyiz. Kendimizi sevmeden değerli hissedemeyiz. Hepsi iç içedir ve birbirini destekler.

Şefkati hak edip etmediğimize dair inançlarımız da şefkati deneyimlememizde çok etkilidir. Ancak belli şartları sağladığında şefkati hak ettiğine ikna bir bilinç ve bilinçaltı kişiyi şartlı ilişkilerin içine sokar. Kişinin kendisiyle ilişkisi de şartlıdır. Uslu durduğunda kucaklanma ödülünü alan bir çocuk yetişkin olduğunda şefkat ve sevgi toplayabilmek için aşırı uyumlu, hiçbir şeye itiraz etmeyen, her söylenene harfiyen uyan bir insana dönüşebilir. Herhangi duyguyu ya da kavramı şarta bağlıyorsak onun alışverişinde arazlar yaşarız.

Şefkatin de doğası sevgi gibi özgürdür. Herkes her nasılsa öylece şefkati hak eder. Kendimize sunacağımız şefkatin belirleyicisi diğer insanlar, başarılarımız, başarısızlıklarımız ya da hatalarımız değildir. Varoluşumuzdur.

Yazının devamı...

Kendime saygı

30 Kasım 2021

Saygı bütünü kapsayan, ilişkilerin zeminindeki en kıymetli dinamiklerdendir. En yakın ve samimi ilişkilerden en mesafeli ilişkilere kadar her ilişkimizde saygı görmeyi, iletişimi saygı çerçevesinde sürdürebilmeyi bekleriz. Aile içi, iş ilişkileri, komşuluk, sadece kısa bir süreliğine aynı mekanı paylaştığımız insanlarla aramızdaki geçici ilişkiler de dahil saygı olmazsa olmazdır. Saygı farklılıkları birleştirebilen, bir arada var edebilendir. Saygı birlikte yaşamayı herkes için kolaylaştırandır.

Saygı sadece insan ilişkileri için elzem değildir. Kavramlarla aramızdaki ilişkiler için de çok önemlidir. Para kazanmayı isterken, dilerken ve bunun için çalışırken eğer paraya saygı duymuyorsak onunla bir arada olabilmemiz zor olabilir. Güçlü olmak isterken güce başka insanların onu kullanma yönteminden dolayı saygı duymuyorsak nasıl gücümüzü sahiplenebiliriz ki?

İçimizdeki parçaların bütünü ve dışımızdaki bütünün parçalarıyız. Dışımızdaki bütünlüğün parçası olmak için saygı ne kadar önemliyse içimizdeki bütünü koruyabilmenin özünde de saygı vardır.

Saygı da tıpkı sevgi ve değer gibi dışarıdan alınarak doldurulabilecek bir kavram değildir. Öncelikle özsaygıyı içimizde üreterek kendimize sunmayı bilirsek devamında hayatla ve insanlarla karşılıklı saygı bağlarını kolayca üretiriz. Saygı sunar, saygı toplarız.

Saygısızlık; yok sayılmak, ciddiye alınmamak, değer görmemek, görülmemek gibi duygularla iç içe deneyimlenebilir. Böyle hissettiğimizde ideal olan kendimize dönerek öz değerin, onayın ve yeterliliğin içimizdeki boşluklarını kendimize sunarak doldurmamızdır.

Maruz kaldığımız tüm saygısızlıklar, şiddet ve tacizler her zaman dünyevi karşılığıyla cevaplanmalıdır. Hukuki ve insani yöntemlerle haklarımıza, bedenimize, varlığımıza, yaşamımıza sahip çıkmak zaten kendimize duyduğumuz saygının ifadesidir. Bunu yapadururken bir yandan da kendimize dönerek içimizdeki boşlukları keşfetme ve onları doldurma yoluna gitmek benzer ve tekrarlayan hikayeler yaşamamızı da engeller.

Yaşanan her deneyimin tüm tarafları için en az bir öğretisi vardır. Yaşananı sadece karşı tarafa mal etmek, kendimizdeki ucunu görmemek bizi öğretisinden uzak tutar. Ders öğrenilene kadar hikayeler tekrarlar. Bunun için olaylar karşısında önce gerekli dünya tavrı sergilemek ardından öğretiye odaklanmak kıymetlidir.

Varlığımıza, bedenimize, duygularımıza, ihtiyaçlarımıza saygı duyarak yaşamla ve her şeyle aramdaki bağın saygıyla beslenmesine niyet ederim.

Yazının devamı...

Kendimi seviyorum

17 Kasım 2021

Kendimi seviyorum. Ben beni pek çok seviyorum. Her halim şahane, iyi ki varım. Yaşamın iyi, güzel, kazançlı tarafıyla bağ kuruyorum.

Kendini sevmek? Bencillik mi? Yoksa şımarıklık mıdır?

Kendinizi en son ne zaman sevdiniz? Kendinizi gerçekten ilk ne zaman sevmeyi denediniz?

Kendini sevmek, ne istediğini bilmektir çoğu zaman. Çoğu zamanda evet kendini şımartmak tır.

Bugün hayır demeyi tercih etmek ve eve dönerken kendine bir bardak kahve alıp yol boyu sevdiğin müzikle yürüyebilmektir. Tüm bedenini sabote eden gürültü ve insan kalabalığından kendini sıyırıp kendinle yakınlaşabilmektir. Kendinden vazgeçmeden bir başkasını sevebilmek ve ona saygı göstermektir. Kendini sevmek gereksiz alçakgönüllülükten uzakta sende var olan ve o var olan ile dizayn ettiğin yaşamın teşekkürünü kabul etmektir.

Neden mi teşekkür ediyoruz? Teşekkür ediyoruz çünkü bu dünyaya içimizde var olan gerçek güç ile geldik. Bize verilen hediyeleri samimiyetle, özgürce kabul etmek, kendimizi var olan halimizle göstermek ve onunla devam etmek en büyük hakkımız. O hediyeler ile parlayan yaşam, gözlerinin içi ve yüzün en büyük hediye değil de nedir?

Kendini sevmek kendini bilmek ve kabul etmektir.

Önce kendini kabul etmek. Önce kötü, umutsuz, çirkin halini görmek. Onu değiştirmek yerine onunla barışan ve onu sevgi ile dönüştürmeye sana hizmet etmeyen tarafını hizmete sunmaya niyet etmektir.

Yazının devamı...

Kendime inanıyorum

10 Kasım 2021

Yeteneklerimi özgür bırakıyorum. Kendimi gerçekleştirebileceğime inanıyorum. Yapabilirliğimi kabul ediyorum. Ben bana inanıyorum.

Yüzümü güneşe dönmeyi ve onun var eden gücünü kabul ediyorum. Ben içimde bir yerde gizli kalmış gücümü kabul ediyorum. Yağmurlu gecelerin sabahı her zaman tertemiz kokar, rahatlamış ve temizlenmiş olur toprak ve gökyüzü. Kendime inandığım zaman yapabileceklerimden sonra hissettiğim gücün yansıması gibi.

Yüzümü güneşe dönüyorum ve onun yeniden yaşam veren, çoğaltan ve yükselten enerjisini kabul ediyorum. Hayal ettiğim yaşamın kanatlarını kendi gücüm ile açıp ilerlediğimde göklerden bana gözüken özgürlüğü ve uçsuz bucaksız gökyüzünde devam etmeyi seçiyorum.

Bugün ben kendimi seçiyorum, içimde var olan yaratım, onarım, var eden ve yok eden gücü. İsteklerimi ve hayallerimi mutlak sevgi ile birleştiren varlığımı ve o güçlü varlığı kabul ediyorum.

Yaşadığım tüm zaman dilimleri içinde en güzel yemek yapan olmayabilirim, fakat o yemeği hazırlamak için dışarı çıkıp yaptığım alışveriş, yemeği yaparken geçirdiğim vakit, o vaktin içinde yaşadığım tüm duygular beni kendimi gerçekleştirmeye, özgürleşmeye ve var edebilme gücü ile inancımı güçlendirecektir. Çünkü halen ellerim, parmaklarım ve kalbim ve aklım o tarifi hatırlar ve gerçekleştirmeye hazırdır.

Kendine inandığında, gördüğün güneş ve ay sana daha parlak gelmeye yapabileceklerin kapalı kapılardan gün yüzüne çıkmaya seni ve içinde bulunduğun dünyanı daha iyi aydınlatmaya başlayacaktır. Bir akşam evine dönerken kendine topladığın bir demet papatyanın kokusu ve seni içine alan duygu seninle birlikte yaşamaya başlayacak.

Kendi gerçekliğin ile karşılaştığında yapabileceklere inan ve devam et, sen tüm evreni içinde barından ve aynı evreni bir yaşam kaynağı olarak kullanabilen eşsiz bir varlıksın. Yaşamın sana getirdiği canlılığı ve kaynağı kullanmayı öğren. Hayatın sana sunduğu fırsatları görebilmeyi ve onlarla nasıl ilerlemen gerektiğini öğren. Sen kendine inan.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yazının devamı...

Duygular ve düşünceler

3 Kasım 2021

Aklımla kalbimi, duygularımla düşüncelerimi birleştiriyorum. Kalbin ve aklın neşeli uyumuyum.

Bazen insanın mola vermesi gerekir. İzlemek ya da yalnızca seyretmek için. Belki amansız bir kalabalığı belki de sığı bir tenhalığı. Dinlenmesi ve dinlemesi gerekir. Kaybettiği dengenin yenilenmesini araştırması gerekir. Sessizlikte düşünür ya insan “bir şey eksik” der ya, eksik olanının peşi sıra kaybolur gider sonrasında. Geri döndüğünde ise başladığı yerden pek de ayrılmadığını fark eder.

İnsan bazen kaybolmalı ki bedenin, zihnin ve aklın dengesini yeniden sağlayabilsin. Aklını okuyabilmeli insan kalbindeki yerini bulabilmesi için. Aklını gözlemlemeli düşüncelerini takip edebilmek ve kaybolmamak için. Kalbini ve aklını görebilmeli insan bedenini dengede kalmasını sağlaması için.

Gün içinde şaşırabiliyor bu üçlünün yeri, zamanı ve uyumu. İşte orada kısa bir devre oluyor hayatlarımızda. Bazen bir öfke bazense hüzünlü bir dalgınlık. Hep mi mutluluk ve neşe elbette neden olmasın. Elinle kalbini, ruhunu ve bedenini hissettiğinde acının içinden geçerken ki gücü, yersiz bir öfkenin içinde bulunduğunda o öfkenin kaynağını yakalayabilirsin.

Bugün göremediğin kendinin gözlerinin içine bakmayı öğrenebilirsin. Kalbini düşüncelerinle birleştirdiğinde sevgiyi, aşkı, şefkati ve o yumuşak hisleri bedeninde taşıyabilirsin. Her şey bir frekans içinde dönüyor. İzlediğin evren içinde. Coşkulu duyguların ve neşen içinde. Avuçlarının içinden yayılan enerjinin gücünü fark et. İçinde yarattığın pozitif duyguların yayılıp büyümesine yardımcı olabilirsin. Ve çoğalan güzellikler çevrende yeni yeni filizlenen bir çiçek gibi büyüyüp çoğalır. Sen kalbinle birleştiğinde, kalbini güzele bakan düşüncelerinle birleştirdiğinde sonsuz neşe ve mutlulukla uyumlanırsın.

Sen neredeysen içinde hissettiğin mutlak sevgi seninledir. Kalbinle ve aklınla uyumlanmaya niyet et, neşe hep senin yanında olacaktır.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yaşamınızın bereketle ve bollukla eşleşip birleşmesine niyeten,

Yazının devamı...

Kendimi ifade ediyorum

26 Ekim 2021

İfademin zenginliğinden faydalanıyorum. Her rengin her tonuna sahip olan ifade yelpazemi kullanıma açıyorum. Kendimi açık ve net ifade ediyorum. Anlıyorum, anlaşılıyorum.

Kelimeler renkler gibidir. Ahenk içinde birbiri ile uyumla hareket ederler. Bazen sözcükler ile bazense bir bakışın derinliğinde. Gözlerin içinde saklı olan rengin büyüsünde. Kelimeler, rengin büyüsüdür. Bazen sesli bazense sessizce içimizden gelip geçerler. Işığında parlayan gökkuşağının renkleri gibi..

Yağmurdan sonra ortaya çıkarlar. Ya da gün yüzünün en aydınlık tarafında. Anlatımı oldukça keyiflidir. Anlaşılması da.

Kendimizi sözcüklerin o renkli büyüsünün içinde ifade edebilmeyi seçiyorum.

Kelimelerin ağızdan ilk çıktığı halinin hissini. Özellikle sevgi varsa, şefkat varsa. Duyduğunun sesi tanıyabilmeli insan. Kendi sesinin ifadesini yitirmemeli. Söylediklerinin içinde kaybolmadan berrak bir hava içinde sürdürmeli yaşamını.

Dünyayı sevgi kurtarır demiştik. Sevgiyi dağıtmanın en yalın halidir sözcükler içindeki tını. Tıkılıp kalmamalı kısıtlı kaynakların içinde. En derinde en yalın hali ile konuşmasını sürdürmeli. Sürdürmeli ki anlaşılsın, anlatabilsin, duyabilsin ki kendini ifade edebilsin.

İfadelerimiz doğru kullanıldığında neler başarabildiğimize bakalım. Kötücül bir durumdan nasıl rahatlıkla sıyrıldığımızı bir yarayı iyileştirdiğimizi gülümseyen bir yüze ortak olmayı. Ve en önemlisi de kendimizle olan bağımızı güçlendirdiğimizi. Bedenimize yansıyan o mutluluk titreşimini.

Sözcüklerin büyüsünü her gün, her sabah kendinize söylediğiniz kötü bir sözcüğün içinizde oluşturduğu negatif duygusu ile ters çevirmeyi deneyin bugün. Hemen şimdi başlayın. Ve bugün kendinize önce “Nasıl olduğunuzu” sorun? Bugün nasılsın? Ufak bir tebessüm ve ardındaki sözcüklerin kabinle ve dünya ile uyumunu. Çok şey konuşmadan yalnızca doğru ve net kelimeler seçerek kendinle olan bağı güçlendir. Bu bağ ile dünya ile aranda oluşan bağı ve sonrasında anlaşılmayı öğren. Renklerin ve gök kuşağının ağzından çıkan sözcüklerle nasıl bir birliktelik içinde olduğunu.

Yazının devamı...

Yeni başlangıçlara açılıyorum

19 Ekim 2021

Her an seçimler içerir. Kendimizi hazır hissettiğimiz an yeni bir yola adım atabiliriz. Dilediğimizde yeniden yeni bir yol seçebiliriz. “Yeni başlangıçlara açılıyorum” diyerek ilerleyebilirsiniz.

Doğduğumuz andan itibaren farkında olarak bilerek ya da farkında olmadan aslında yeni yeni sayfalar içinde devam ediyoruz. Zaman zaman kendimize hatırlattığımız “artık temiz bir sayfa açıyorum” lafı aslında fark etmeden tüm yaşamımız boyunca bizimle ilerlemektedir. Bizler zannederiz ki en büyük değişimler kocaman adımlar ile gerçekleşir. Her gün yeniden başlar. Aynı gibi gözükse bile her gün yeniden başka, başka hisseder, başka, başka konuşuruz. Çünkü bizler her gün yenileniriz. Her gün yeni bir başlangıç yaparız. Tercihlerimiz ve seçimlerimiz içinde devam edip gider bu döngü.

Hazır mısın? Bugün yeni bir başlangıç yaptığının farkına varmaya? Her gün yeniden nefes aldığını hatırlamak ister misin? Nefesinin gücü ile bir adım at ve bugün başlamadığın o kitaba başla. Gitmediğin o filme git. Hep almak istediğin o kıyafeti al.

Bebek adımları ile başla. Her bir minik adım seni o kocaman sahilden büyük okyanus ile buluştursun. Hazır hissettiğini düşündüğün ve alıp ceketi çıkıp geçtiğin zamanları düşün. O anda hissettiğin duyguyu hatırla ve devam etmenin gücünü bir kez daha yaşamaya başla.

Korkma adım atmaktan, değiştirip dönüştürme gücünden. Her gün yaptığın minik değişiklerin aslında kocaman değişimlerden farkı olmadığına inan. Değişimin konfor alanından çıkmanın ve hep bahsedilen güvenli limanlarda aynı kısır döngü içinde debelenmenin sana bir yararı olmadığını anlayıp açık denize yol aldığında koskoca dalgalar ile mücadelenin sana nasıl hissettirdiğini hatırla. Korkma, vazgeçme ve devam et ve bunun keyfini sorunsuzca yaşa.

Hem “Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” dememiş miydi Şems-i Tebriz.

Şimdi oturduğun yerden doğrul ve kalbinin sana hissettirdiği o hayaline, değiştirmeye çalıştığın yaşamına doğru yol al.. Yaşamın sana göz kırptığı anları hatırlamak, yenilenmek için.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yazının devamı...