İhtiyaçların karşılanması

1 Şubat 2022

İnsan doğduktan sonra kendi kendine yetebilecek hale gelene kadar belli bir zaman ve bakıma ihtiyaç duyar. Doğan bebeğin temel ihtiyaçları vardır ve bu ihtiyaçları karşılayacak bir ebeveyn ya da bakım veren gereklidir. Dolayısıyla ihtiyaçlarımızın başkaları tarafından karşılandığı bilgisi ilk edindiğimiz deneyimsel bilgilerdendir. Bu başkaları zaman içinde o insana ait olan görev ve sorumlulukları ona öğreterek devrederler ve böylece bebekler büyür ve yetişkin olur. Bir bebeğin temel ihtiyaçlarının karşılandığını bilmesi (ki bu ihtiyaçların arasında sevgiyi de saymalıyız) o bebek için güvenli bağlanmanın temelini oluşturur. Ebeveyn ya da bakım verenlerle güvenli bağlanma gerçekleştiğinde, büyüdüğünde kendine ve hayata teslim edilen insan, aynı güven bağını hayatla da devam ettirir. Bilir ki ihtiyaçları hem kendisi tarafından hem de onu kucaklayan hayat tarafından karşılanmaktadır.

Bu denklemdeki en önemli unsur kişinin büyüdüğünü kabul etmesi ve kendi yaşam sorumluluğuna sahip çıkmaya gönüllü olmasıdır. Aksi halde yetişkin bedeninde yaşayan fakat çocuk gibi davranan, hisseden bireylere dönüşür. Bir yetişkin gibi düşünmek, çözmek, sevmek ya da kızmak, bunları bir çocuk gibi yapmaktan çık farklıdır. Her şeyden önce yetişkin duygusunun, düşüncesinin ve davranışının önünü ve arkasını her zaman göremese de sorumluluğunu almayı bilendir. Seçimlerinin, kararlarının sorumluluğuna sahip çıkar. Eğer bir kişi bu sorumluluktan kaçarsa birileri hep onun yerine karar versin diye bekler. Hep yönetildiğini sanabilir, oysa burada gönüllü bir teslimiyet söz konusudur. İlerlemesi için onun yerine karar verenler karar vermeyi bırakır ya da ötelerse hayatı donup kalır. Kendini yetersiz, beceriksiz, başarısız ve güçsüz hissedebilir. İlişkide olduğu insanlara kendisine müdahale etmeleri için bilinç dışı bir yetki verir. Hiçbir şeyi kendisi yapmadığından olan ve olmayan her şeyden sürekli şikayet eder. Bunların hepsi sorumluluk almaktan daha kolay gelir ve kişinin konfor alanını oluşturur.

Sorumluluk kelimesi bile pek çok kişi için korkutucu çağrışımlara sahiptir. Sorumluluğu bir ceza, ödenmesi gereken bir bedel ya da bir ağırlık ve özgürlüğün önündeki engel gibi hissediyorsanız onu doğru anlamadınız demektir. Başka insanların sorumluluğunu taşımak az önce saydıklarımın hepsini hissettirebilir fakat insanın kendi sorumluluğuna sahip çıkması bundan çok farklıdır.

Kedi sorumluluğuna sahip çıkmak insanı hafifletir, gücünü ve güvenini eline almasına vesile olur, özgürleştirir. İhtiyaçları fark etmeyi, harekete geçmeyi, çözmeyi tetikler. Kişi ihtiyaçlarının karşılanması için kendisiyle işbirliği yaptığında hayat da o işbirliğine dahil olur. Bu işbirliğini üretebildiğimizin en güzel referans noktası ise yaşamın kolaylaşmasıdır. Hayat ver her şey çok zor diyorsanız henüz kendi ihtiyaçlarınızı fark etmek ve karşılamak için içinizdeki işbirliğini başlatmamış olabilirsiniz. Şu an buna ihtiyacınız olup olmadığını fark etmek ve varsa bu ihtiyacınızı hayatın desteğiyle birlikte karşılamanız için harika bir fırsat.

Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılayan ebeveynler olarak onlar için yapacağınız en büyük iyilik zamanı geldikçe ihtiyaçlarını tanımayı onlara öğretmek, yetkinliklerini ve yaşam sorumluluklarını tamamen onlara devretmektir. Onların yerine yapmak zamanını aştığında sevgi ifadesi, destek ve ebeveynlik görevi olmaktan çıkar ve çocuk için yıkıcı bir hal alır. Her çocuk biriciktir, duygusu, düşüncesi kendine hastır. Çocuklarınıza güvenin, kendi doğaları içinde en iyisini yapabileceklerine inanın, onlara rehberlik edin ve yaşam sorumluluklarını onlara teslim edin. Bu saydıklarım içsel ve ruhsal olarak her şeyin zemininde işlerken ebeveynlik görev ve sorumlulukları yaşam boyu dönüşerek sürer.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yaşamınızın bereketle ve bollukla eşleşip birleşmesine niyeten,

Şifa olsun,

Yazının devamı...

Akıştayım

25 Ocak 2022

Akış ne demek ve ne oluyor da akıştan kopuyoruz?

Akış ne demek ve ne oluyor da akıştan kopuyoruz?

Akışta olmanın nasıl hissettirdiğini deneyimlemek için önce bu sorularla başlayalım.

Akışta olmanın nasıl hissettirdiğini deneyimlemek için önce bu sorularla başlayalım.

Akışla bir olmak, uyumun parçası olmak, mükemmel senkronizasyon olarak tanımlayabiliriz. Dört boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. İlki boy. Hepimizin bir boyu var. Ayaklarımız yerde, başımız göktedir. Ayaklarımızla dünyadan başımızla göksel olandan besleniriz. İkincisi en. Hepimizin bir genişliği ve çapı var. Bu çapın ne olduğunu, içini nelerin doldurduğunu anne rahmi süreçlerimizden bugüne aldığımız bilinçaltı kararlar belirliyor. Üçüncüsü derinlik. Duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız, hepsi ruhsal ve bilinçaltı derinliklerimizin görünen yüzeyleri. Son olarak dördüncü boyutumuz zaman. Doğuyoruz, büyüyoruz ve ölüyoruz. Her bir insan, dünyada var olan her şey aynı boyutlara sahip, hatta Dünya’nın kendisi de. Aslında çok boyutlu varlıklar olsak da en sade ve kaba haliyle böyle özetleyebiliriz.

Akışla bir olmak, uyumun parçası olmak, mükemmel senkronizasyon olarak tanımlayabiliriz. Dört boyutlu bir dünyada yaşıyoruz. İlki boy. Hepimizin bir boyu var. Ayaklarımız yerde, başımız göktedir. Ayaklarımızla dünyadan başımızla göksel olandan besleniriz. İkincisi en. Hepimizin bir genişliği ve çapı var. Bu çapın ne olduğunu, içini nelerin doldurduğunu anne rahmi süreçlerimizden bugüne aldığımız bilinçaltı kararlar belirliyor. Üçüncüsü derinlik. Duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız, hepsi ruhsal ve bilinçaltı derinliklerimizin görünen yüzeyleri. Son olarak dördüncü boyutumuz zaman. Doğuyoruz, büyüyoruz ve ölüyoruz. Her bir insan, dünyada var olan her şey aynı boyutlara sahip, hatta Dünya’nın kendisi de. Aslında çok boyutlu varlıklar olsak da en sade ve kaba haliyle böyle özetleyebiliriz.

İşte bu dört boyutun mükemmel senkronizasyon anı akışın kendisidir.

Yazının devamı...

Anlaşılıyorum

17 Ocak 2022

Anlaşılmak bir eylemler bütünün sonucudur. Anlaşılmanın ilk adımı anlamaktır. Anlamak, anlamı görebilmeyi ve kavrayabilmeyi içerir. Anlam ise insanı hayatta tutan, devam etmesine aracı olandır. Ne yaşıyorsak bir anlamı olmasını bekleriz. Yaşam bir anlam arayışıdır. İnsan hayatta, eylemlerinde, yaşadıklarında ve kendinde bir anlam bulabilmek ister.

Anlaşılmak bir eylemler bütünün sonucudur. Anlaşılmanın ilk adımı anlamaktır. Anlamak, anlamı görebilmeyi ve kavrayabilmeyi içerir. Anlam ise insanı hayatta tutan, devam etmesine aracı olandır. Ne yaşıyorsak bir anlamı olmasını bekleriz. Yaşam bir anlam arayışıdır. İnsan hayatta, eylemlerinde, yaşadıklarında ve kendinde bir anlam bulabilmek ister.

Dikkatiniz anlamı aramakta olduğunda anlamı bulmaktan ya da üretebilmekten uzaklaşırsınız. Hatırlayın, dikkatiniz neredeyse enerjiniz orada çalışır. Anlam, bir başkası tarafından üretilmiş sanılır oysa her birey kendi varlığının anlamını kendi üretir. Bir düşünün sizi siz yapan anlam sadece dışarının size atfettiklerinden ibaret olsaydı ne olurdu? Tam da böyle olduğunu fark ettiği anda her şeyin anlamsızlığıyla karşılaşan kişi, bildiği ve alıştığı hayattan çıkmak ve kendini tanımak arzusuna kapılıyor. İnsan kendi varlığına anlam verebilirse zaten yaşam, yaptıkları, yapmadıkları otomatik olarak anlam kazanır.

Dikkatiniz anlamı aramakta olduğunda anlamı bulmaktan ya da üretebilmekten uzaklaşırsınız. Hatırlayın, dikkatiniz neredeyse enerjiniz orada çalışır. Anlam, bir başkası tarafından üretilmiş sanılır oysa her birey kendi varlığının anlamını kendi üretir. Bir düşünün sizi siz yapan anlam sadece dışarının size atfettiklerinden ibaret olsaydı ne olurdu? Tam da böyle olduğunu fark ettiği anda her şeyin anlamsızlığıyla karşılaşan kişi, bildiği ve alıştığı hayattan çıkmak ve kendini tanımak arzusuna kapılıyor. İnsan kendi varlığına anlam verebilirse zaten yaşam, yaptıkları, yapmadıkları otomatik olarak anlam kazanır.

Kişi kendini anlayamazsa nasıl kendini başkalarına anlatabilir ve anlaşılabilir ki? Bir başka önemli konu da kendini anlamayan bir kişinin başkasını anlamakta da çok yeterli olamayacağıdır. Daha önceki yazılarda da çokça tekrarladığımız gibi kendimize vermeyi bilmediğimiz şeyi dışarıya da veremiyoruz ve sadece dışarıdan alarak kendimizi doyuramıyoruz. Kendini tanımaya hazır ve kararlı olmak kendini anlamayı kolaylaştırır. Bu hazır olma ve kararlılık hali kendi varlık sorumluluğunu almaktır. Sorumluluk bazen ağır, korkutucu gözükebilir. Fazla sorumluluktan şikayet de ediyor olabilirsiniz. Çoğunlukla tek gerçek sorumluluğumuz olan kendi yaşam sorumluluklarımızı almak yerine onlarca insanınkini almayı seçeriz. Böylece hem kendi dengemizi hem de onlarınkini bozarız. Yeni yılın getirdiği yenilik bilinçlerimiz hala aktifken kendimiz için bir yenilik yapabiliriz. Herkesin yaşam sorumluluğunu sahiplerine bırakıp kendi varlığımızın sorumluluğunu almayı seçelim. Bu sorumluluk, taşıdığınız ve başka insanlara ait sorumlulukların aksine hafifleten, neşelendiren, özgürleştiren, esneten ve hayatı kolaylaştıran tek sorumluluktur.

Kişi kendini anlayamazsa nasıl kendini başkalarına anlatabilir ve anlaşılabilir ki? Bir başka önemli konu da kendini anlamayan bir kişinin başkasını anlamakta da çok yeterli olamayacağıdır. Daha önceki yazılarda da çokça tekrarladığımız gibi kendimize vermeyi bilmediğimiz şeyi dışarıya da veremiyoruz ve sadece dışarıdan alarak kendimizi doyuramıyoruz. Kendini tanımaya hazır ve kararlı olmak kendini anlamayı kolaylaştırır. Bu hazır olma ve kararlılık hali kendi varlık sorumluluğunu almaktır. Sorumluluk bazen ağır, korkutucu gözükebilir. Fazla sorumluluktan şikayet de ediyor olabilirsiniz. Çoğunlukla tek gerçek sorumluluğumuz olan kendi yaşam sorumluluklarımızı almak yerine onlarca insanınkini almayı seçeriz. Böylece hem kendi dengemizi hem de onlarınkini bozarız. Yeni yılın getirdiği yenilik bilinçlerimiz hala aktifken kendimiz için bir yenilik yapabiliriz. Herkesin yaşam sorumluluğunu sahiplerine bırakıp kendi varlığımızın sorumluluğunu almayı seçelim. Bu sorumluluk, taşıdığınız ve başka insanlara ait sorumlulukların aksine hafifleten, neşelendiren, özgürleştiren, esneten ve hayatı kolaylaştıran tek sorumluluktur.

Kendinizi anlayarak anlaşılmaya açılmanız niyetiyle,

Yazının devamı...

Yeni yıl

10 Ocak 2022

2022 hoş geldi!

Yepyeni bir yıl başladı.

Yılbaşı bir yılın sona ererken yeni bir yılın başlangıcını müjdeler. Hem bitiş ve kapanış hem de başlangıç ve yenilik enerjisi taşır. Tamamlanmış ve bitmiş olanla helalleşmek için iyi bir zamandır. Yarım kalmış ve artık işe yaramayan, verimsiz ve şifasız olanla da yolları ayırmak için ziller çalıyor.

Kendimiz için oluşturduğumuz güvenli alanlardan, konforsuz konfor alanlarımızdan çıkmak hemen olamayabiliyor. Önce onları bir fark etmek, bunu neden yaptığınızı anlamak ve alttaki ihtiyacı görebilmek kıymetlidir. Bir kez bunu fark ettiğinizde rutinlerinizi, alışkanlıklarınızı ve ihtiyaçlarınızı gözden geçirmeye hazırsınızdır. Bunların arasında artık işinize yaramayanları, vadesi dolmuş olanları, verimsizleşmişleri, ihtiyacınız olmayanları görmek ve elemek kaçınılmaz olur. Bir konunun enerjisini bitirmeye karar vermek o konunun hayatlarınızdaki farklı ilişkiler, olaylar ya da duygular aracılığıyla tezahürünü de sonlandırır.

Yılbaşı ve doğum günü çoğunlukla insanların şansla eşleştirdikleri günlerdir. Ortak bilinçte, bu günlerin uğuruna, hayatın ve evrenin bu günlerdeki desteğine olan inanç yüksektir. Büyük ikramiyesi olan çekilişlere talep artar. Şans kavramınızı gözden geçirmek için de yılbaşı güzel bir fırsat olabilir. Şansın yılda iki gün sizi bulacağına inanıyorsanız bunu değiştirmek için harika bir an. Şansınızı bir günle sınırlamayı bırakın, onu alın yılın her gününe yayın. Şansınıza sahip çıkın ki her an ve her anlamda şansınız sizinle olsun.

Her yeni senenin bir enerjisi vardır. Bu enerji ortak bilinçteki belli konuları insanlık olarak birlikte çözebilmemizi desteklemek için var. Biz her yeni yıl bu konuları konuşmak üzere buluşuyoruz. Bu yılın konularını konuştuğumuz seminerimizi dinlemek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yaşamınızın bereketle ve bollukla eşleşip birleşmesine niyeten,

Yazının devamı...

Değişiyorum

3 Ocak 2022

Tıpkı ilerleyişin doğamızda olması gibi değişim de doğamızda var. Dünya değişiyor, sistemler değişiyor, toprak değişiyor, ürünler değişiyor, bilgiler değişiyor, doğrular ve yanlışlar değişiyor. Yumurta ve sperm değişiyor zigot oluyor. Fetüs değişiyor, doğuyor, büyüyor, yetişkin oluyor. İnsan var olduğu her an fark etmese de değişiyor. Hiçbirimiz bir an önceki kendimiz değiliz.

Tıpkı ilerleyişin doğamızda olması gibi değişim de doğamızda var. Dünya değişiyor, sistemler değişiyor, toprak değişiyor, ürünler değişiyor, bilgiler değişiyor, doğrular ve yanlışlar değişiyor. Yumurta ve sperm değişiyor zigot oluyor. Fetüs değişiyor, doğuyor, büyüyor, yetişkin oluyor. İnsan var olduğu her an fark etmese de değişiyor. Hiçbirimiz bir an önceki kendimiz değiliz.

Duygular, düşünceler, inandıklarımız, hayallerimiz ve hedeflerimiz sürekli değişirken kim hiç değişmediğini iddia edebilir?

Duygular, düşünceler, inandıklarımız, hayallerimiz ve hedeflerimiz sürekli değişirken kim hiç değişmediğini iddia edebilir?

Madem değişmek üzere tasarlanmış varlıklarız o halde değişim becerimizi istediğimiz yönde değişebilmek için de kullanabiliriz. Buradaki en önemli konu kabul. Olduğu haliyle kendini tanıyan, anlayan ve kabul eden her insan ürettiği deneyimlerini değiştirebilir. Elbette ki kronik bir hastalığı ya da bedensel bir farklılığı değiştirmek her zaman mümkün olmayabilir. Fakat bunu deneyimlerken ki duygularınızı, düşüncelerinizi, bakış açınızı her zaman değiştirebilirsiniz. Dikkatimiz ve odağımız neredeyse tüm enerjimiz orada aktiftir ve orayı besler büyütür. Haydi odağınızı değiştirin ve dünyanız değişsin. Dikkatinizi hastalıktan, eksikliklerden, haksızlıklardan, değersizlik, yetersizlik ve başarısızlıktan çekin. Her birimizin en az bir tane bizi diğerlerinden ayıran ve çok özel kılan özelliği vardır. Herkesin en az bir yeteneği, bir zenginliği ve bir güzelliği vardır. Hayata doğabildiğimize göre hepimizin en az bir başarısı var.

Madem değişmek üzere tasarlanmış varlıklarız o halde değişim becerimizi istediğimiz yönde değişebilmek için de kullanabiliriz. Buradaki en önemli konu kabul. Olduğu haliyle kendini tanıyan, anlayan ve kabul eden her insan ürettiği deneyimlerini değiştirebilir. Elbette ki kronik bir hastalığı ya da bedensel bir farklılığı değiştirmek her zaman mümkün olmayabilir. Fakat bunu deneyimlerken ki duygularınızı, düşüncelerinizi, bakış açınızı her zaman değiştirebilirsiniz. Dikkatimiz ve odağımız neredeyse tüm enerjimiz orada aktiftir ve orayı besler büyütür. Haydi odağınızı değiştirin ve dünyanız değişsin. Dikkatinizi hastalıktan, eksikliklerden, haksızlıklardan, değersizlik, yetersizlik ve başarısızlıktan çekin. Her birimizin en az bir tane bizi diğerlerinden ayıran ve çok özel kılan özelliği vardır. Herkesin en az bir yeteneği, bir zenginliği ve bir güzelliği vardır. Hayata doğabildiğimize göre hepimizin en az bir başarısı var.

Evet, dünya, hayat, bedenlerimiz ve koşullarımız dört dörtlük değil. Hiçbir zaman da olmayacak. Yapılacak en güzel şey durduğunuz yeri değiştirmek. Yetersiz diye tanımladığınız kimliğinizin içinde durmaktansa onu değerli olarak tanımlayın. Artık yetersizliğin değil değerin içindesiniz.

Yazının devamı...

İlerliyorum

27 Aralık 2021

Hayatı ve zaman ilerleme prensibiyle işler, durmayan, bitmeyen devinimlerdir. Her ikisinin de zeminindeki doğal akış ve eylem ilerlemek üzerinedir. Gün ilerler geceye döner, gece ilerler güne döner. Dünya yörüngesinde ilerler. Mevsimler değişerek ilerler, zaman ilerler. Tecrübelerimiz, bilgilerimiz ilerler. Tarih ilerler, bilim ilerler. Doğa hep ilerler. Kadim bilgiler ölümü bile doğadaki ilerlemenin parçası olarak görür ve bir son değil sadece bir değişim olarak ifade eder. Hiçbir şey sabit değildir. Her şey bir enerjidir ve enerji formundaki atom altı parçacıklar sürekli devinim halindedir.

Hayatı ve zaman ilerleme prensibiyle işler, durmayan, bitmeyen devinimlerdir. Her ikisinin de zeminindeki doğal akış ve eylem ilerlemek üzerinedir. Gün ilerler geceye döner, gece ilerler güne döner. Dünya yörüngesinde ilerler. Mevsimler değişerek ilerler, zaman ilerler. Tecrübelerimiz, bilgilerimiz ilerler. Tarih ilerler, bilim ilerler. Doğa hep ilerler. Kadim bilgiler ölümü bile doğadaki ilerlemenin parçası olarak görür ve bir son değil sadece bir değişim olarak ifade eder. Hiçbir şey sabit değildir. Her şey bir enerjidir ve enerji formundaki atom altı parçacıklar sürekli devinim halindedir.

Hayat ve zaman ilerlerken durmak, geriye bakmak, yavaşlamak, oyalanmak ise kişinin bilinçli ya da bilinçaltı seçimleridir. Hayat durdu, zaman dondu, her şey bitti gibi ifadeler kullanırız. Oysa duran, donan ve biten insanların eylemleridir. Peki her şeyin, varlığın doğasında ilerlemek varken insan neden ilerleyemez?

Hayat ve zaman ilerlerken durmak, geriye bakmak, yavaşlamak, oyalanmak ise kişinin bilinçli ya da bilinçaltı seçimleridir. Hayat durdu, zaman dondu, her şey bitti gibi ifadeler kullanırız. Oysa duran, donan ve biten insanların eylemleridir. Peki her şeyin, varlığın doğasında ilerlemek varken insan neden ilerleyemez?

Sadece günlük hayattaki fiziksel eylemlerimizin yapısını bile takip ederek zamanla, hayatla ve ilerlemekle ilişkimizi kabaca anlayabiliriz. Evden çıkıp oradan oraya koşup halletmeyi planladığı yedi işin üçünü hallederek dönen bir kişi de en az evden günlerce çıkmayıp işlerini erteleyen kişi kadar durmaktadır. Daha doğrusu ilkinin yorucu ve işlevsiz bir hareketi vardır ve bu ilerlemek değildir, ikinci kişi ise kelimenin tam anlamıyla duruyordur.

Sadece günlük hayattaki fiziksel eylemlerimizin yapısını bile takip ederek zamanla, hayatla ve ilerlemekle ilişkimizi kabaca anlayabiliriz. Evden çıkıp oradan oraya koşup halletmeyi planladığı yedi işin üçünü hallederek dönen bir kişi de en az evden günlerce çıkmayıp işlerini erteleyen kişi kadar durmaktadır. Daha doğrusu ilkinin yorucu ve işlevsiz bir hareketi vardır ve bu ilerlemek değildir, ikinci kişi ise kelimenin tam anlamıyla duruyordur.

Hayatın zamanın ve bizlerin doğasında ilerlemek var. Güvenle ve uyumla ilerlediğimiz bir yaşam sürmek niyetiyle.

Yazının devamı...

Kendime güveniyorum

22 Aralık 2021

Güven kendi içinde birçok alt başlığı barındıran önemli bir kavram. Kendine güven, hayata güven, insanlara güven, sevgiye güven, paraya güven, destek almaya güven ve daha pek çok alt başlıktan bahsedebiliriz.

Güven kavramıyla ilişkimiz anne rahmi sürecinde başlar. Güvenli bağlanmanın başlangıcı kordon bağıdır. Bebeğin canlılığını sürdüren, beslenmesini sağlayan, boşaltıma aracı olan plasenta ve anneyle arasındaki temel bağdır. Gebelik boyunca annenin yaşadıkları, hissettikleri, bebekle ilgili cinsiyet ve zamanlama beklentileri, istenmeyen gebelikler, düşük korkuları, olası sağlık sorunlarının ürettiği kaygılar bu bağı etkiler. Babanın etkisi ise babanın anneyle ilişkisi üzerinden ve bebeği ne kadar isteyip kabul ettiği bilgisi üzerinden şekillenir.

Güvenli bağlanmanın diğer önemli adımları da doğum ve emzirme dönemleridir. Özellikle 0-7 yaş aralığı öğrenmenin en hızlı ve kolay olduğu dönemdir. Bu dönemde çocuğun güvende olmakla, güvenmekle, güvenilmekle ve kendine güvenmekle ilgili bilinçli ve bilinçaltı tasarımı şekillenir. Güvenli bağlanma hem güveni tanıma ve deneyimleme yöntemimizi hem de ilişkilerimizin dinamiklerinin belirleyicisidir. Dolayısıyla diğerleri ile ilişkilerimizdeki güven alışverişini belirlediği gibi kendimizle aramızdaki ilişkideki güveni yani özgüveni de belirler.

Kendine güveni verimli bir şekilde üretmekte ve işletmekte yapabilmek, yapabilirliğine inanmak, tam hissetmek, yeterli ve değerli hissetmek önemli maddelerdir. Tamamen iyi niyetle ve desteklemek ya da korumak amacıyla çocuğunun yerine her şeyi yapan ebeveynler onların yapabilirliklerini farkında olmadan onlardan alırlar. Bu çocuklar kendi başlarına bir şey yapamayan, ilerlemek için birilerinin onların yerine yapmasına ihtiyaç duyan bireyler olabilirler.

Kendimize, isteklerimize, hayallerimize, hatalarımıza ve seçimlerimize sahip çıktığımızda özgüvenimizi büyütür ve yola özgüvenden beslenerek ve onu besleyerek devam edebiliriz.

Hayatın yol göstericiliğine inanın.

Yaşamınızın bereketle ve bollukla eşleşip birleşmesine niyeten,

Şifa olsun,

Yazının devamı...

Ben şifayım: İyi olmak ve şifada olmak

14 Aralık 2021

Şifa bir yetenek ya da ihtiyaç değildir. Sadece bedensel değildir. Dışarıda bulunan, başkasından alınan bir şey de değildir. Bir başkası en fazla kendimizde var olan şifayı hatırlamamıza ve yeniden kullanmaya başlamamıza rehberlik edebilir. Şifa bir haldir. Şifada olma hali. Her canlının kendini iyi hissettiği, zihin, ruh ve beden bütünlüğünde iyi olduğu o halin kendisidir. Duygularımı iyileştirmeye çalışırken bedenimi görmezden geliyorsam şifada olamam. Düşüncelerimi şifada tutarken duygularımı unutuyorsam yine şifada olamam. Bütün dinamiklerimle olabileceğim bir şeydir şifa.
 
Bir duygu, düşünce, olay, bazen bir bakış, bir cümle bile bizi şifada olmaktan uzaklaştırabilir. O hali ve frekansı kaybetmek çok kolaydır. Bir anda oluverir. Yeniden şifada olmaya dönmek de kolaydır. Yine bir gülümseme, bir anı, tanıdık bir ses, bir renk, bir koku ile şifada olmaya dönebiliriz.
 
Yaşam, her anı mutlak mutluluk, huzur, neşe ve güzelliklerle dolu bir akış değil. Öyle olsa dünya deneyimi anlamını yitirirdi herhalde. Her şey bizler için. Acı da var huzurda, hastalık da var sevgide, mutsuzluk da var güven de. Nefret de var samimiyet de. İnsanız ve yaralarımız, zayıflıklarımız, kaçındıklarımız var. Her ne yaşıyorsak içinde şifada olmayı üretebiliriz. Ne kadar düşersek o kadar yeniden şifaya dönebiliriz. Kendimizi iyileştirecek, şifaya döndürecek basit yöntemler üretebilirsek hayatlarımızı da kolaylaştırabiliriz.
 
Bunu yapabilmenin en iyi yolu kendimizi tanımak. Gerçekten kendimizi tanımak, anlamak ve tanıştığımız kendimizi kabul edebilmek. Çoğumuz, neyin bize iyi gelmediğini, neyin bizi öfkelendirdiğini, neyin bizi üzdüğünü çok iyi biliriz. Fakat kendi üretebileceklerimizden bize neyin iyi geldiğinin pek peşine düşmeyiz. Başkalarının yapacağı ya da yapmayacağı şeylerin bizi iyi edeceğini sanırız. Oysa kilit de anahtar da biziz.

Yazının devamı...