Barış güvercini, Trump’ın kartalına yem olmadı

12 Ekim 2025

“Barış zorla sağlanamaz, ancak anlayışla sağlanabilir.”

                                               -Albert Einstein

Geçtiğimiz cuma günü baktım evde bir kaç eksik var, markete gittim. Alışverişimi bitirip kasada sıra beklerken önümde bir baba ve oğlu duruyordu. Çocuk bir anda Usain Bolt gibi fırlayarak abur cubur bölümünden bir cips aldı ve babasının sepetine koydu. Babası bunu alamayız yemeğe gideceğiz der demez çocuğun sanki nasırına basılırmışçasına bir çığlık kopuverdi. Babası güzelce mantıklı bir şekilde yemekten önce cips yemesinin sağlıksız olduğunu, daha sonra alabileceklerini anlatmaya çalışıyordu ama nafile. Çevredekilerin “Alman bakışı” atmaları üzerine adamcağız dayanamadı ve tamam alalım ama annene söylerim deyiverdi. Bu tehdit işe yaradı ve çocuk cipsi sepetten çıkardı ve sessizliğe

Yazının Devamı

İngiltere kebabı bırakıp fish&chips’e mi dönüyor?

5 Ekim 2025

“İngiltere’de strafor bir kaptaki dönerden daha iyi bir yemek yoktur” - Ali Rosen

Bir İngiliz’in kalıplaşmış özellikleri nedir diye düşününce aklıma ilk gelenler şunlardır: ailecek dışarı çıkıldığına Hint restoranına gitmek, evde kalındığında Çin yemeği sipariş etmek, gece eğlencesinden sonra kebap yemek. Bunlara, Alman süpermarketlerden alışveriş yapmak, haftanın belirli bir günü Fransız pazarına gitmek, Amerikan şarkıları söyleyerek karaoke yapmak, Jamaika figürleriyle dans etmek eklenebilir. Varmaya çalıştığım sonucu anlamışsınızdır; İngiltere çokkültürlü bir toplumdur. Bunda bir zamanlar güneş batmayan bir imparatorlukları olmasının etkisi büyüktür elbette. Sömürge olarak yıllarca hükmettikleri ülkelerden göç etmiş milyonlar, İngiliz kültürünün modern yapısını oluşturmuşlardır. Buna rağmen göç politikası hep siyasetin göbeğinde olmuş, özellikle son 10 yıldır neredeyse en önemli konu haline gelmiştir. İngiltere’nin AB’den çıkmasının en

Yazının Devamı

Hakikat ile popülizm savaşı

28 Eylül 2025

“Birleşmiş Milletler, ülkelerin çıkarlarının üstünde bir evrensel ahlak fikrini temsil eder”

-Harry S. Truman (1950 BMGK konuşmasından)

Birleşmiş Milletler denince aklıma hep lisedeki Model United Nations (MUN) anılarım aklıma gelir. Bilenler bilir, bilmeyenler için çok kısa bahsedeyim: Her okulun bir ülkeyi ya da kurumu temsil ettiği, New York’taki gündemin aynısı üzerine tartıştığı, kararlar aldığı bir BM simülasyonudur. Okulların kendi organizasyonları olduğu gibi uluslararası etkinlikler de mevcuttur. Bunlardan en gerçekçi, en itibarlı olanı benim de dört yıl boyunca katıldığım The Hague International Model United Nations (THIMUN)’dur. Lahey’de düzenlenen bu organizasyonda gerçekten de diplomasi sanatını genç yaşta deneyimlemiştim.

BM Genel Kurulu her üyenin açılış konuşmasıyla başlar. MUN zamanımda itiraf etmeliyim 200’e yakın konuşmayı dinlemek bazen epey sıkıcı olabiliyordu. Tabii gerçek hayatta dünya liderlerinin konuşmalarını takip etmek daha heyecan verici. Trump’ın geçtiğimiz hafta Genel Kurul’da

Yazının Devamı

İngiltere: Şah kale matı

21 Eylül 2025

“Satranç, mantığın şiiridir” -Mikhail Botvinnik

Çocukken her bulduğumuz fırsatta top oynardık. Son dersin bitiş zili aynı zamanda mahalledeki futbolun başlangıç sesiydi. Mahalle maçlarının yazılı olmayan ancak herkesin Uluslararası Adalet Divanı kararları gibi uyduğu kuralları vardır. Misal, maçtan önce en iyi olarak kabul edilen iki çocuk sırayla takımlarına oyuncu seçerler. Herhangi bir taş, bulunamıyorsa bir kıyafet parçası kale direğini oluşturur. Korner kullanılmaz, üç kere korner oldu mu penaltı kullanılır. Hakem yoktur, gol çizgisi teknolojisi hiç yoktur; tartışmalı pozisyonlarda bazen vicdanına dayanamayan bir takım oyuncusu nizami olarak gol yediklerini kabul eder. “Adamın gol diyor” VAR yerine geçer. Liste uzayıp gider ancak en kritik nokta maçta kullanılan topun kimin olduğudur. Topun sahibi her daim mutlu edilmelidir zira canını sıkan en ufak bir şey olduğunda topunu alıp gider ve maç biter. Top sahibi bu yazılı olmayan kuralların üstündedir.

Geçtiğimiz hafta Trump, İngiltere’de işte topu olan çocuk gibi

Yazının Devamı

1848’den günümüze devrim ateşi

14 Eylül 2025

“Bilinçleninceye kadar asla isyan etmeyecekler ama isyan etmedikçe de bilinçlenemeyecekler.” -George Orwell (“1984” romanından)

1848 yılı tarihte devrimler yılı olarak bilinir. Avrupa’nın dört bir köşesinde halk ayaklanmaları meydana gelmiştir. 1815’teki Viyana Kongresi’nde monarşiler korunmuş, Fransız Devrimi’nin ateşi biraz olsun zayıflatılmıştır. Ne var ki cumhuriyet fikri bir kez zihinlere girdiğinde onu tamamen söndürmek imkansızdır. Romantize edilmiş bir milliyetçilik ve liberalizm, işçi, köylü, hatta orta sınıf ve burjuvayı büyüsü altına almıştır. İtalya’da alevlenen isyanlar kısa zamanda tüm Avrupa’yı sarmış, Fransa’da ikinci cumhuriyetin ilanına sebep olmuştur. İtalya, Almanya, Avusturya, Danimarka, İsveç, Romanya, İrlanda ve İngiltere’nin geleceğini şekillendiren eylemler Avrupa’nın çehresini değiştirmiştir.

Artık dünya 19. Yüzyıla göre çok daha “küçük”. Halk hareketleri tek bir bölgede sınırlı kalmıyor, tüm yerküreye alevler

Yazının Devamı

Trump Orwell’i de geçti

7 Eylül 2025

“Vatanın müdafaası için zaruri olmayan bir harp cinayettir” -Mustafa Kemal Atatürk

1928 yılında ABD Dışişleri Bakanı Frank B. Kellogg ile Fransız mevkidaşı Aristide Briand bir anlaşmaya varırlar. Amerika ve Fransa’nın öncülüğünde oluşturulan ve Kellogg-Briand Paktı olarak tarihe geçen bu uluslararası anlaşmayı 60’tan fazla ülke imzalar. Artık savaş bir ulusal politika aracı olarak kullanılmayacaktır. Meşru müdafaa hariç her türlü savaş hukuka aykırıdır. Bu idealist düşünce takdire şayandır ancak hiçbir yaptırım uygulanması mümkün olmadığından sembolik bir iyi niyet göstergesi olarak kalmaktan öteye gidememiştir. Yine de semboller önemlidir. Fikirler sembollerle yaşama tutunurlar. 1945’te imzalanan BM Antlaşması’nda Madde 2(4) kuvvet kullanımını yasaklar.

2.Dünya Savaşı’ndan sonra dünya artık yeni bir konjonktüre girmiş, literatür de bu yönde değişmiştir. Eskiden “savaş” ya da “ordu” bakanlığı olarak bilinen hükümet departmanları “savunma” ya da “barış

Yazının Devamı

Tayland ve jüristokrasi

31 Ağustos 2025

“Adalet mahkemelerinden daha üstün bir mahkeme vardır, o da vicdan mahkemesidir. Diğer tüm mahkemelerin üstündedir.”

-Mahatma Gandhi 

Üniversitede hangi bölüme gireceğim konusunda ailemden baskı görmedim ama ikna edilmeye çalışıldım. Küçükken sorarlar ya büyüyünce ne olmak istiyorsun diye, ben bu soruya “başbakan” diye yanıt veriyormuşum. Bu yüzden de siyaset okumak istiyordum. Ancak pek tabii bizimkiler gelecekte maddi getirisi olabilecek bir iş imkânı çerçevesinde düşündükleri için işletme okumamı istiyorlardı. Önce işletme bölümüne girdim, ancak bir dönem sonra siyasete geçiş yaptım ve işletmeyi tamamen bıraktım. Para nasıl kazanılır diye akademik bir bölüm olması bana garip gelmişti. O yüzdendir ki hala para nasıl kazanılır bilmiyorum. Sonuç olarak tıp okuyanlar doktor, hukuk okuyanlar avukat, edebiyat okuyanlar öğretmen oluyorlar vb. ama siyaset okuyanlar siyasetçi olmuyorlar. Peki neden?

İzmirli idealist bir gencin (ben oluyorum) hayallerini aşan ciddi bir

Yazının Devamı

Adaletin merhametli yüzü

24 Ağustos 2025

“Suçlu on kişinin kurtulması, masum bir kişinin hapse girmesinden daha iyidir”

- Sir William Blackstone

Gece saat 03.00 suları… Arlington, Virginia taraflarında bir yerde araba kullanırken Amerika’ya gittiğimden beri başıma gelmesinden en çok çekindiğim şey oldu. Bir anda arkamda gecenin karanlığını aydınlatan mavili kırmızılı ışıkların yandığını gördüm. Birkaç saniyelik panik halim geçtikten sonra sağ sinyalimi verdim ve uygun bir yerde aracımı durdurdum; hemen arkamda polis arabası da durdu ve kapı açıldı, polis memuru bana doğru yürümeye başladı. Aslında bu durumlarda neler yapılması gerektiği hakkında onlarca Youtube videosu izlemiş, Amerika’da yaşayan arkadaşlarımdan nasihatler almıştım: ellerini direksiyonun üstüne koyarak bekle, sakin ol ve mümkün oldukça polisle konuşma.

Bütün bunlar aklımdan uçup gitti o an. Sebepsiz bir şekilde emniyet kemerimi çıkardım, arabanın ruhsatı ve sigortasını bulmak için torpido gözünü çılgınca karıştırmaya başladım. Derken camdan “tak, tak, tak” sesleri geldi. Camı

Yazının Devamı