Sudan sebeplerle savaş

3 Ağustos 2025

“Su, 21.Yüzyılın petrolüdür” -Andrew Liveris

Yıl 2005, yer Kaliforniya, ABD, o zamanlar pek bilinmeyen bir yatırım fonu yöneticisiydi. O dönemde kimsenin aklına gelmeyecek bir analizde bulunmuş, “mortgage” hisselerinin çökeceğini öngörmüştü. Yıllar sonra gösterime giren “The Big Short” filminde hikayesi anlatılan Michael Burry’den bahsediyorum. Filmin sonunda da değinildiği gibi Burry 2008 krizinde milyonlar kazandıktan sonra tek bir şeye yatırım yapmıştı: Su.

Su konusunun ne kadar ciddi olduğunu İzmirliler şu an birince elden tecrübe ediyorlar. Çeşme ilçesine geceleri su verilmiyor; su deposu satışları patlamış. Küresel ısınmanın da etkisiyle artık her yıl daha kurak geçiyor, uzak değil yakın gelecek için su büyük bir problem teşkil edecektir. UNICEF’e göre 2.2 milyar insanın içme suyuna erişimi bulunmuyor. UN Water, 2030 yılına gelindiğinde su talebinin arzın yüzde 40 üzerinde olacağını öngörüyor.

Sudan sebeplerle savaşların çıkabileceğinin farkına varmalıyız. Su kaynaklarının

Yazının Devamı

Zulüm devam ederse tüm insanlık çöker

27 Temmuz 2025

“Canavarlarla savaşan kişi, bu süreçte kendisinin de bir canavara dönüşmediğinden emin olmalıdır.” 

Friedrich Nietzsche 

15 yaşında bir çocuk yaşadıklarını şöyle anlatıyor: 

“Ekmek, çorba – tüm hayatım bunlardı. Bir bedendim. Belki ondan da az: açlıktan kıvranan bir mide.” 

26 yaşında bir gencin anlattıklarıyla devam edelim: 

“Açlık her şeyin ölçüsüdür. Günümüzün her anı tek bir arzunun etrafında dönüyordu: yemek.” 

İlk bakışta bu sözlerin Gazze’deki soykırıma maruz kalanlara ait olduğunu düşünmüş olabilirsiniz. Ancak hayır, o 15 yaşındaki çocuk Elie Wiesel, 26 yaşındaki genç ise Primo Levi’dir. Nazi toplama kampında yaşadıklarını anlatan Yahudilerdir. Nazi’lerin kendilerine yaptığı zulmün bugün aynısını İsrail Filistinlilere yapmaktadır. Gazze’de, masum insanları açlığa sürükleyen, göz göre göre ölüme terk eden, yemek almak için mücadele edenlere ateş açan korkunç

Yazının Devamı

Yapay zekâ, gazeteciliğin önemini artıracak

20 Temmuz 2025

“Düşünüyorum, öyleyse varım” 

-Rene Descartes 

Ünlü Fransız düşünür Descartes’ın bu sözünü bilen çoktur ancak ne anlama geldiğini bilen pek yoktur. Latincesi “cogito, ergo sum” olan bu söylemi Descartes önce Fransızca “je pense, donce je suis” şeklinde 1637’de yazdığı Yöntem Üzerine Konuşma kitabında kullanır. Daha sonra 1641 yılında Meditasyonlar adlı eserinde yine bu söz üzerine felsefesini temellendirir. Eğer okumadıysanız bu son bahsettiğim kitabı mutlaka okumanızı öneririm. Zaten incecik bir kitaptır. Okunması da nispeten kolaydır, yazarın kullandığı dil sanki bir detektiflik romanı okuyormuşsunuz gibi hissettirir. Descartes şu ana kadar doğru bildiği her şeyden şüphe ederek başlar, kendi varlığı da buna dahildir. Ancak kendi varlığından bile şüphe etse dahi, sonuçta şüphe etme düşüncesine sahip bir varlıktır; kendisinin en azından “cogito” yani düşünen bir şey olduğuna emin olur. Bu yöntemle ilerleyerek kesin bilgi ve hakikate ulaşılabilineceğini savunur.

Yazının Devamı

Bir yaz gecesi kabusu

13 Temmuz 2025

“Futbol basit bir oyundur, zor olan ise basit futbol oynamaktır.” -Johan Cruyff

ABD’de yürütme (Trump) ile yargının (federal yargıçlar) savaşı devam ediyor. Yine bir federal bölge hâkimi göçmenleri korumak için en son bir yürütmeyi durdurma kararı aldı. Ama her hafta bu sefer Trump ne yaptı diye yazmaktan yoruldum. Siz de okumaktan sıkıldınız muhtemelen; o yüzden izninizle bu pazar biraz farklı konulara değinmek istiyorum.

FIFA futbolu mahvediyor

Farkında mısınız bilmiyorum ama bugün bir dünya kupası finali var (PSG-Chelsea). Amerika’da büyük bir futbol etkinliği düzenleniyor: FIFA Kulüpler Dünya Kupası. Belki televizyonda gezinirken (gerçi artık hiç televizyon izlemeyenlerin sayısı giderek artıyor) denk gelmişsinizdir. Öyle bir organizasyon ki varlığıyla yokluğu bir denecek bir havada geçti. Futbolu kapitalizmin bir uzantısı, küresel bir ürün haline getirmek için FIFA var gücüyle çalışıyor. FIFA başkanı Infantino ile UEFA başkanı Ceferin, dünya zaten savaşlarla, garip politikacılarla, doğal

Yazının Devamı

Dedesinin okuduğu gazetede yazar olmak

6 Temmuz 2025

Annem işe giderken sabahları beni anneannem ve dedemin evine bırakırdı. Benim için orası anneanne okuluydu. Beni bugün ben yapan karakterimin oluşmasında onların büyük katkıları olmuştur. Dedem her sabah Milliyet okurdu. Bebekliğimde tanıştığım Milliyet’te şu an bir yazar olmanın gururu paha biçilemezdir. Ne yazık ki kovid döneminde bir gün arayla önce anneannemi sonra dedemi kaybettik. Benim yazarlığımı görmeye ömürleri yetmedi ancak eminim ki hayatta olsalardı bundan fevkalade gurur duyarlardı. 

Geçtiğimiz günlerde koridorlarında emeklediğim, sonrasında gazete okuma alışkanlığını edindiğim, ilerleyen yıllarda her bayram el öpmeye gittiğim o evin kentsel dönüşüme girerek yıkılacağını öğrendik. Üzücü bir haberdi benim için ancak hayatın da her ne olursa olsun devam ettiğini, değişimin kaçınılmaz olduğunu simgeliyordu. Dedemin kütüphanesinin bir kısmını kendi evime taşıdım. Kitapları incelerken işte resimdeki yayınları buldum. 

Şöyle bir geçmişe döndüm ve şunu tekrar anladım ki şu an aydınlanmış bir zihnim,

Yazının Devamı

Liberalizmin demokrasiyle savaşı

29 Haziran 2025

“Liberalizm, demokrasiyle tek eşli, sadık ve kalıcı bir şekilde evlidir. Ancak bu bir çıkar evliliğidir.”

-Judith Shklar

Dünyadaki gelişmeleri takip ettikçe Elon Musk’ın Mars’ta koloni kurma projesinin bir an önce hayata geçirilmesini istiyorum zira tek yön bilete talip olacağım. Özgür bir dünya giderek yok oluyor. Geniş bir pencereden bakarsak, liberalizmin can çekişmesini izliyoruz. 20.Yüzyılın başından ortasına kadar faşizm dalgası ortalığı kasıp kavurmuştu. İkinci Dünya Savaşı’nda faşizm yenildi, özellikle Batı’da bu sefer liberalizm öne çıkmaya başladı. ABD’de sivil haklar hareketi sonuç verdi; Avrupa Birliği’nin temelleri atıldı. Ama bu Batı ile sınırlı kalmadı, Sovyetler Birliği’nde destalinizasyon dönemine girildi; Hindistan bağımsızlığını kazandı.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama özetle zamanın ruhu liberaldi.

Özellikle demokrasi değil liberalizm diyorum. Her ne kadar ekseriyetle bu iki kavram el ele tutuşuyor olsalar da bu her zaman geçerli değildir. Özgürlük ikiye ayrılır:

Yazının Devamı

Savaşa iki hafta

22 Haziran 2025

“Kendi hayati çıkarlarını savunurken nükleer güçler, düşmanı, aşağılayıcı bir teslimiyet ile nükleer savaş arasında seçim yapmak zorunda bırakacak çatışmalardan kaçınmalıdırlar.”

-John F. Kennedy

1962’de dünya nükleer bir savaşın eşiğinden döndü. SSCB’nin Küba’ya konuşlandırdığı füzeler sebebiyle patlak veren kriz 13 gün sürdü. Üzerine onlarca kitap yazıldı, filmler çekildi; hala (şu an bu yazıda olduğu gibi) nükleer bir kriz çıkma ihtimali olduğunda Küba Füze Krizi’nden bahsedilir. Günümüze dönecek olursak, Trump kendine ve dünyaya 14 gün süre verdi. Bu aynı zamanda çoğu ülkede işten çıkarmadan önce verilmesi gereken ihbar süresidir. Hatta başrollerini Hugh Grant ve Sandra Bullock’un oynadığı “Aşka İki Hafta” (Two Weeks Notice) diye 2002 yapımı ünlü bir film vardır. Tarih boyunca “iki hafta” (İngilizler “fortnight” diye bunun için özel bir sözcük kullanırlar) zamanın tutulması,

Yazının Devamı

Trump bir Metternich değil

15 Haziran 2025

“Savaş, politikanın başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir”

-Carl von Clausewitz

Ateşle barut yan yana daha fazla duramadı ve sonunda beklenen patlama İsrail’in İran’a saldırmasıyla gerçekleşti. İran ile İsrail hem kimlik siyaseti bakımından hem de uluslararası çıkar dengeleri bakımından birbirilerine zıt konumdadırlar. 1979 İran Devrimi’nden sonra Batı karşıtı bir çizgiye geçen İran ile Batı’nın değerlerini Orta Doğu’da temsil ettiğini iddia eden İsrail kültürel olarak çatışmaktadır. Öte yandan bölgenin iki önemli askeri gücü olarak uluslararası arenada çıkar çatışması içindedirler. Bu iki güç şimdiye kadar daha güçlü aktörler tarafından kontrol altında tutuluyorlardı. Ancak artık dünyadaki sistem değişiyor ve giderek I. Dünya Savaşı öncesi vaziyeti andırıyor.

18.Yüzyıl, Napolyon savaşlarının sona ermesiyle kapanmış, 19. Yüzyıl Avrupa Uyumu (Concert of Europe) ile göreceli barışçıl geçmiştir. Bu dönemin başlangıcı 1815 Viyana

Yazının Devamı