FENOMENLER KAYDIRMALI LİNK VERİP KAÇ PARA KAZANIYOR?

21 Ekim 2020

Instagram'da otu çöpü linkleyip 'hadi sayfayı yukarı kaydırın' diyen içerik üreticilerin bunu neden yaptığını biliyorsunuz. Siz alışveriş yaptıkça bundan komisyon alıyorlar. Peki ne kadar kazanıyor olabilirler hiç düşündünüz mü?

Satıştan komisyon vererek ilerleyen bu sisteme affiliate marketing (satış ortaklığı) deniyor. Türkiye'de bu sistemi en çok kullanan hepimizin iyi bildiği ünlü bir alışveriş sitesi. Bu sitenin pazarlama yöneticileri popüler içerik üreticilerle anlaşma yapıyor. Onlara konseptlere göre ürünlerin yer aldığı linkler hazırlayıp paylaşımları için gönderiyor. Takipçileri hikayedeki bağlantıya gidip alışveriş yaptıkça, içerik üreticileri ortalama yüzde 20 komisyon kazanıyor. Örnek bir hesaplama yapayım. Ayda bin takipçi linkler üzerinden kişi başı 300 liralık alışveriş yapsa toplam 300 bin liralık tutar oluşur. Bu tutarın 60 bin lirası içerik üreticinin hesabına hak ediş olarak yatırılır.

Kabataslak anlattığım gibi düşününce 'oturdukları yerden para basıyorlar' gibi düşünebilirsiniz. Ama bu 2020'li yıllarda artık global bir iş modeli. Unutulmaması gereken içerik üreticilerin etkileşimlerini arttırmak için çok çalıştıkları. Özellikle içerik üretmek noktasında. Yani her isteyen bir sayfa açıp onu yüzbinlere eriştiremiyor.

YILIN TV KARAKTERİ ŞEF MEHMET YALÇINKAYA
TV'de iyi çıkış yakalamak için çok izlenen bir kanalda görünmek yetmiyor. Bu bir oyunsa her oyunda olduğu gibi bazı kurallar var. Bir kere şahsına münhasır karakterin olacak. Sivri, sert ya da duygusal çıkışların olacak ki izleyicide merak uyandıracaksın. Özellikle jüri koltuğunda oturan isimlerin suya sabuna dokunmama gibi bir seçeneği yok. Şöyle bir gözünüzün önüne getirirseniz çekimser davranan isimlerin TV macerası uzun soluklu olmamıştır.

Son yıllarda ekrandaki projeleri inceliyorum. En iyi yapımlardan biri Masterchef, medya dünyasına şef Mehmet Yalçınkaya'yı kazandırdı. Günlük hayatında son derece nazik ve güler yüzlü olan Mehmet Şef, ekranda özgün bir karakter yarattı. Yarışmacıları tedirgin ediyor gibi görünse de aslında fikirlerine en değer verilen isim oldu jüri arasında. Çünkü ondan iyi bir şeyler duymak hem yarışmacılar hem de izleyenler için kıymetli geliyor. Bazen tepkilerini aşırı bulup sosyal medyada gündem yapsalar da art niyetli olmadığını herkes iyi biliyor. Masterchef bir eğitmenin öğrencilerle kendi arasında yaptığı atölye değil. Nihayetinde milyonların tanık olduğu, izleyenin adrenalin istediği bir şov. Acun Ilıcalı'nın yüzlerce isim arasından neden Mehmet Şef'i seçtiğini anlayabiliyorum.

YILIN KULAKLARA İKAMET EDEN İKİ HİT ŞARKISI

Yazının devamı...

HERKES KONUŞTU, SÖZ YENİDEN HANDE YENER'DE

13 Ekim 2020

Günlerdir tüm köşe yazarlarının bahsettiği yeni Hande Yener albümüne dair söz hakkımı en son kullanmak istedim. Hatırlarsınız; bu albümde 20 şarkı olacağını ilk kez ben yazmıştım. Haftalar içinde gündemin gidişatıyla strateji değişti. Şarkı sayısı 20 olarak korunurken, lansmanı 2 parçaya bölündü. İlk 10 şarkı 'Carpe Diem - Part 1' olarak mecralarda yerini aldı.

-'Carpe Diem' albüm ismi ve çıkış için en doğru şarkı. Kışın sunulan 'Pencere' global düzeyde yaşama dair olan bitene işaret etmişti. Şimdi de kişinin kendine yönelmesi ve yaşadığı her anın değerini bilmesi gerektiği vurgulanıyor. 20. yıl albümünün felsefe barındırması Hande için kaçınılmaz olurdu.

-Albümde yer alan 10 şarkının hiçbiri birbirine benzemiyor. 2000'den bugüne farklı zevklerdeki Hande Yener dinleyicilerinin her birini yakalayacak en az 2 şarkı var.

-İlk bölümde slow şarkı yetersizliği var. İkinci bölümün bu beklentiyi tamamlanması adına misyonu daha büyük olacak.

-8 tanesini Berksan'ın yazdığı şarkı sözlerini fazlasıyla başarılı buldum. Hem fonetik hem de ölçü olarak kulaklarıma zevk veriyor. Mesela 'Aşk Sandım'ın sözlerinde betimleme ve tezatların sınırları maksimum zorlanırken, kompozisyon bütünlüğü de korunmuş. Bu kadar yoğun bir anlatımdan sonra nakaratta başka bir dörtlük daha dinlemek yerine, veryansın eden 'aşk sandım' döngüsü ve akabinde gelen gitar solo bu işin nasıl olması gerektiğini ortaya koyuyor. (Şarkının ismini 'Nirvana' koymak yetmiyor bazen)

-Müzik ve düzenlemeler adına bu keyfi yaşatan Misha'ya da şapka çıkarmak gerek. Şahane işlere tanık olmuş 20 yıllık Hande Yener dinleyicilerini memnun etmek hiç kolay olmasa gerek. (Bu arada Misha'ya albümdeki favorilerini sordum. 'Sanırım Aşk Sandım ve Bulut' yanıtını verdi.)

-Fotoğraflar, klipler ve Hande'nin sosyal medya hesaplarında paylaştığı tanıtımların hepsi Aytekin Yalçın ve ekibinin ürünü. Fotoğraflar da tıpkı şarkılar gibi birbirine benzemediği için bütün olarak bir bakışta algılanmıyor. Şarkıları dinledikçe şifreler çözülüyor.

Hande'ye notlarım;

Yazının devamı...

DEMET AKALIN'A TÜRKÇE TESTLERİ ÇÖZMESİNİ ÖNERİYORUM

22 Temmuz 2020

Dün yine kabus gibi bir güne uyandık. Pınar Gültekin cinayeti hepimizin aklını aldı, canını yaktı. Kendimizi sorguladık, hayatı sorguladık yine birbirimize saldırdık. Rahatlamak için tweet attık, hikaye attık, kinimizi kustuk. Bugüne baktığımızda kimisi için bir önceki gün kadar sıradan, kimisi için de 'ne zaman bitecek artık kadın cinayetleri, çocuk tecavüzleri, sokak hayvanlarının öldürülmesi, korona vakası, orman yangınları, doğal afetler, savaşlar...' diye sitem ettirecek kadar tatsız tuzsuz. 

Olanlar oluyor ve herkes eline telefonunu alıp yazıyor elbette bir şeyler; belki bir rahatlama ya da gündemden geri kalmayayım endişesi... Bu herkesin kendi vicdanına kalmış ama bu kaotik durumda bile linç edecek birilerini buluyoruz, başka işimiz yok çünkü. Bir gün yanlış anlaşılabileceğimizi hiç düşünmeden acımasızca saldırıyoruz. Özellikle ünlü ve fenomenlere yapılan linç kültürüne yerli yersiz boy gösterdiği için karşıyım artık. Dayatma ve yargılama ne şöhretin bedelidir, ne de kimse için müstahaktır! Fakat isminin içinde geçtiği bu tür haberleri fazlaca gördüğüm Demet Akalın'a buradan çağrıda bulunmak istedim. Eğer bu yazıyı okuduktan sonra beni de takipçi sayımla vurmazsa en azından kendisine iyi hislerimi korumaya devam edeceğim.

Sevgili Demet Akalın, size bazı sorularım ve âcizane birkaç önerim olacak. Aile hayatınıza, kariyerinize ve sosyal yaşamınıza sonsuz saygılıyım. Kamuoyu oluşturmak noktasında ülkenin en etkili isimlerinden birisiniz, bunu da çok iyi biliyorum. Fakat sizin de bildiğiniz gibi Türkçe konusunda ciddi problemleriniz var ve bu sizi sıkıntıya sokuyor.

Neden her sabah gözümü açtığımda gündemdeki her konuya dair bir yorumunuz var? Bildiğim kadarıyla gazeteciliğe henüz göz kırpmadınız. İyi niyetinizden ve vatandaşlık bilincinizden şüphem yok. Ama yazdıklarınız herkes tarafından öyle yerlere çekilmeye müsait ki. Bu biraz da okuyanın niyetine kalmış tabii. Ama siz bu konuda eleştiri almaya da açık değilsiniz. Twitter'da size nazikçe yazan bir kişiye takipçi sayısıyla alay ederek yanıt veriyorsunuz. Yanıt vermek zorunda mısınız? İnsanlara dair değer yargılarınızdan biri onların kaç takipçisi olduğu mu? Size yorumda bulunan kişinin milyon takipçisi olsa fikri içeriği fark etmeksizin daha mı kayda değer olacaktı?

Size bazı önerilerim olacak demiştim ya, geliyorum oraya;

-Demet Hanım, siz isminize kazandığınız güçle itibarınızı korumaya devam edin. Çünkü takipçi sayısını hedef gösterip alay ettiğiniz her kişi, bir gün sizden daha büyük rakamlara sahip olabilir. Siz geldiği yeri hiç unutmayan ve bununla övünen bir sanatçı olarak sadece davranışlarınızla değil sözlerinizle de savınızı desteklemelisiniz.

-Gündeme dair hep bir yorumunuz olacaksa biraz kitap okumanızı, Türkçe'ye dair kelimede anlam, cümlede anlam ve paragrafta anlam konularında soru çözmenizi öneririm. Çünkü açıklama olarak 'ben Türkçe öğretmeni değilim' demek sizi zor durumdan bir yere kadar kurtarır.

-Bunların hiçbiri umrunuzda değil ve her şeyi paşa gönlünüzün keyfi biliyorsa o zaman bildiğinizi okumaya devam edin. Günün sonunda ceremesini nasılsa siz çekeceksiniz.

Yazının devamı...

UÇAKTAN BİLDİRİYORUM, KORKMAYIN

30 Haziran 2020

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nda uçaktan yazıyorum. Yolculuk memleketim Ordu'ya. Çoğunuz bugünlerde uçakla seyahat edeceksiniz. Kontrollü normalleşmeye geçsek de haklı olarak kaygınız devam ediyor. Ben size buralardan durumu bildireyim de biraz olsun rahatlayın. Ama ne olursa olsun tedbiri elden bırakmayın.

- Taksim'den Havabus'le geldim. Önceleri yarım saatte bir olan sefer aralıkları şimdi daha az; bazen saatte bir bazen iki saatte bir. Bu yüzden evden çıkmadan internetten kontrol edin. Kişi başı fiyat 18 TL. İkili koltuklarda tek kişi oturabiliyor. Maskesiz yolcu alınmıyor. Klima çalışıyor.

- Havalimanı'ndan içeri sadece yolcunun kendisi girebiliyor. Girişten önce kapıda bilet kontrolü yapılıyor. Sırayla içeri alınıyor. Yerde bir metre arayla sosyal mesafe kuralına uygun bantlar var.

- İçeri girdiğiniz andan itibaren her alanda dezenfektan var. Birkaçını kontrol ettim, hepsi doluydu.  

- Uçuşlarda kabin bagajınızı, check-in bagajınızla beraber teslim etmeniz gerekiyor. Kabin bagajı standartı genellikle 8 kg. Dolayısıyla içine kırılacak eşya koymamaya dikkat edin. Uçak içine bunlardan sadece birini alabilirsiniz; kadın el çantası, laptop, evrak çantası, bebek malzeme çantası.

- Bagajınızı teslim ettiğiniz kontrol bölümünde personel yok. Bagajınızı kiosk'ta kendiniz tartıyor, etiketini takıyorsunuz. Bagajınız fazla geldiyse kilo başına ödemeyi -kart veya nakit- ekran başında yapıyorsunuz. Sonrasında kontrol bölümüne gidip bagajınızı bırakıyorsunuz. Okuyucu bagajınıza taktığınız etiketi okuyor ve ilgili uçağa yolluyor. Benim bagajım 1 kilo fazla geldi, ödemesini yaptım.

- Uçağın kalkacağı kapıya doğru ilerlerken yine sosyal mesafe kuralına uygun birer birer geçişinize izin veriliyor. Kurala uymamanız mümkün değil çünkü dört bir yandan 'sosyal mesafe kuralına uyalım!' diye seslenen çalışanlar var.

- Unutmadan, uçak biletlerini bugüne kadar en ucuz fiyattan aldım. Hatta evde biletleri alırken ödemeyi onaylamadan mutfağa su içmeye gittim. Döndüğümde fiyatlar daha da düşmüştü. 'Yeter ki al bileti' der gibi. Eskiden bir çoğunuz şahittir; bilet alırdık ve ödeme ekranına gelene kadar fiyatı artardı!

Yazının devamı...