Erzurumlular ahbap kebabı diyor...

1 Kasım 2019

Kaç zamandır yazayım diyorum burayı, ama nedense ille bi şey oluyor, başka bi yer önüne geçiyor, yazamıyordum. Vardır bi hayır diyordum hep. Ama bu sefer kimselere fırsat vermedim ve ilk gittiğimden beri aklımda kalan Halil Usta Cağ Kebap’a Çarşamba günü yeniden gittim ve yine hayran kaldım.

Usta’nın dükkânı Gaziemir’de. Valla tarif etmek isterdim ama biliyorsunuz bu konuda yeteneksizim. Siz iyisi mi açın haritaları, girin Halil Usta Cağ Kebap’ı telefonunuza, kapısına kadar götürsün.

Lezzeti sarsıcı!

Yazımın başında dediğim gibi, biz Halil (Cansu) Usta’ya gidelim dedikçe ille bir hadise oldu, gidemedik. Aslında bugün de gidemeyecektik, ama programımızı uzattık ve Halil Usta’da aldık soluğu. Ustanın mekânı, Gaziemir pazaryerinin yakınında; kendi halinde, gösterişsiz, tertemiz, pırıl pırıl bi dükkân.

Kendisi de dükkânın mütevazılığında; kibar, sessiz sakin biri. Ama cağ kebabı öyle değil! Onun lezzeti sarsıcı derecede güzel!

İçeri girerken karşılaştık ustayla, her zamanki sakinliğiyle hoş geldiniz deyip buyur etti içeriye. Oturur oturmaz hemen birer cağ söyledik tabii. Ama hayat hep sizin istediğiniz gibi olmuyor. Garson arkadaşımız, “Abi, sadece Salı günlerine özel paça çorbamız var” deyince, deyim yerindeyse canevimizden vurdu bizi. (29 Ekim nedeniyle Çarşamba yapmışlar çorbalarını.) Hemen istedik yarımşar çorba. Aslında her gün terbiyeli paça bulmak mümkün ustada. Fakat bu, Salı günleri yaptığı başka bi şey. Odun fırınında 12 saatten fazla, için için pişen paçalar; kıvama geldiğinde, içine hiç un katmadan sadece kendi suyuyla tatlandırıyor Halil Usta çorbasını. Ve sonuç: Efsane! Şöyle diyim, sırf çorba için Salıları gidilir.

Tatari yiyin...

Yazının devamı...

Kahvaltı Konya Mandırası’nda keyif çayları berberde!

13 Eylül 2019

Geçen hafta Kıbrıstaydım. Aslında sizlere Kıbrıs’ı, Samarella’yı, Hellim’i, Fırın Kebabı’nı anlatacaktım. Ama masaya oturduğumda fikrim değişti.

Çarşamba günü yakın bir arkadaşımla ‘Güzel İzmir’in denizden biraz uzak mahallelerini gezmeye karar verdik. Tepecik’le başlayıp Toros’ta ara verdik gezimize. İşte bu geziden aklımda kalan bir kahvaltıcıdan sözedeceğim size. Konya Mandırası…

Körüklü makina

Ama kahvaltıcıyı anlatmadan önce Tepecik’le ilgili bir iki kelam etmek isterim. Son zamanlarda instagramda kimin yönettiğini bilmediğim, fakat İzmir hakkında çok enteresan hikayaler paylaşan bir sayfayı takip ediyorum. Benim de anılarımın olduğu Tepecik’i gezerken @izmirhatirasi sayfasının hatırlattıkları da, bu kadim şehre, İzmir’e bir kez daha sevdalanmama sebep oluyor.

Dün arkadaşımla Kapılar’dan Tepecik’e, Konya Mandırası’na giderken Yeşildere Köprüsü üzerinde gözümün önünden geçen bir film şeridi kahvaltı masasına başka duygularla taşıdı beni. 1987 yılıydı yanılmıyorsam. Ehliyet sınavını kazanmış, Tepecik’teki trafik müdürlüğüne evrakımı vermeye gitmiştim. Memur iki fotoğraf daha isteyince ne yapacağımı şaşırdım. Acil kim halledebilirdi ki bunu. Kıyafetim de uygun değil. Tam bunları düşünüp Kapılar istikametinde ilerlerken Yeşildere Köprüsü üzerinde, lastikli siyah kolluklarını takmış, körüklü fotoğraf makinasının başında yaşlı bir amcaya takıldı gözüm. Hemen yanına gittim. “Amca bu fotoğrafı çoğaltabilir misin?” diye sordum. Amca o kadar ağar ve sessiz konuşuyordu ki, cevabını duymadım bile. Ama elimdeki resmi aldı, aynı sakinlik ve ağırlıkla benim işimi halletti.

Kervan Köprüsü

Şimdi öğreniyorum ki, bugün bana çook eski gelen o köprünün hemen alt kısmında kimi kaynaklara göre İÖ. 850’lere tarihlenen ve Guinness Rekorlar Kitabı’na göre “dünyanın en eski köprüsü” olarak varsayılan Kemerköprü varmış. Ve yine öğreniyorum ki, batılılar bu köprüye Kervan Köprüsü derlermiş. Kervanlar bu köprüden Kapılar semtinden İzmir’e girermiş. (Buraya dair fotoğrafları ismini verdiğim sayfada görebilirsiniz.)

Yazının devamı...