‘Rusya maalesef hiç hesap yapmıyor’

2 Şubat 2016

Türkiye’nin mülteci akınının yanı sıra ciddi bir tehdit altında olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Zaman zaman bombalar düşüyor. En son Hazar’dan Suriye’ye atılan ve patlamayan bir füze düştü, patlayabilirdi de. Bu konularda Rusya maalesef hiçbir şeyin hesabını yapmıyor. Rusya’ya yakışmıyor” değerlendirmesinde bulundu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Şili, Peru ve Ekvador’u kapsayan Güney Amerika seyahatine eşlik etme imkânı bulduk.

Erdoğan, gezisinin ilk durağı olan Şili’de beraberindeki gazetecilerin gündemdeki önemli başlıklara ilişkin sorularına şu yanıtları verdi:

İYİMSER DEĞİLİM: (Esad’ın 2018’de seçimle gönderilmesi görüşleri konusunda): Doğrusu ben bu konuda iyimser değilim. Şu anda Suriye’nin içinde ve dışında olanların hepsi tehdit altında. Hepsi bir korkunun içinde olacak. BM’nin de samimi davranacağına hiç inanmıyorum. Cenevre’de samimi davranıyor mu? İşte bu PYD’nin başındaki kişiyle (Salih Müslim) görüşme yapıp yapmadıkları. Perde arkası görüşmeler yapıldığı ve oradan sonra ayrıldığı söyleniyor.

PYD-YPG TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLMELİ: PKK, AB ve ABD tarafından nasıl terör örgütü olarak kabul ediliyorsa, PYD’nin, YPG’nin de terör örgütü ilan edilmesi lazım. Bunlar da DAİŞ gibi terör örgütüdür. Suriye’nin büyük kısmı DAİŞ’in, diğer büyük kısmı diğer örgütlerin elinde. Rejim ülkenin sadece yüzde 14’üne sahip. Esasen Rusya’nın ortaya koyduğu kararlılığı diğer koalisyon güçlerinin, BM’nin de sergilemesi lazım. Ama yapmıyorlar. Mevcut ortamda Esed gibi ihanet içerisinde olan birinin önünü açmaya çalışmanın doğru olmadığını düşünüyoruz. ‘2018 seçimlerine katılsın, kazanmazsa kazananla yola devam edelim’ söylemi riskli olduğu kadar umut kırıcı. Cenevre’den beklenti var. Ancak bazı gelişmeler pek umut vermiyor. Bazı tutumlar, oyalama taktiğinin benimsendiğini düşündürüyor. Oysa artık kararlılığa ve irade koymaya ihtiyacımız var.

PYD’YE SİLAH VERİYORLAR: (ABD ve AB’nin “PYD terör örgütüdür” ifadesini kullanmaması konusunda) AB şu ana kadar samimi davranmadı. Hem PKK terör örgütüdür diyorlar hem de belli mensuplarını Avrupa Konseyi’nde vesaire çıkartıp konuşturuyorlar. Almanya terör örgütü diyor. Sayın Merkel’e 4 bin dosya verdim. Hepsinin yargılandığını, hatta dosya sayısının 4 bin 500 olduğunu söyledi. Almanya’nın terör örgütü karşısındaki duruşunu neye göre ifade edeceğiz. ‘O zaman sizde yargı bu noktada sağlıklı hareket etmiyor’ dedim. AB’nin bakışı bu, ondan sonra bedel ödüyor. Fransa’daki terör eyleminde dünya ayağa kalktı, bizde aynı hassasiyeti gösteriyorlar mı? ‘Acınız acımızdır, terör örgütünün karşısındayız’ diyorlar. Ama ondan sonra da PYD denilen terör örgütüne silah veriyorlar.

GÜNEYDOĞU’DAKİ SİLAHLAR RUS YAPIMI:

Yazının devamı...

Suriye’deki rejim bir terör devleti

10 Ekim 2015

Suriye’de IŞİD’e yönelik hava operasyonları düzenleyen Rusya için “Adeta bölgeyi sınıyor” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Rusya bu şekilde davranarak dost kazanamaz, tam tersine, dostlarını kaybedebilir” uyarısında bulundu...Suriye’deki rejim yüzünden 350 bin insanın öldüğünü vurgulayan Erdoğan, “Esed giderse, Suriye’yi yönetebilecek insanlar olduğunu biliyoruz. Bu nedenle baştan beri Özgür Suriye Ordusu’nu destekliyoruz. Esed’le ilgili olumlu pozisyon almamız mümkün değil” dedi...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Fransa, Belçika ve Japonya’yı kapsayan uzun gezisinin ardından Türkiye yolunda konuşma imkanı bulduk.

Erdoğan, Rusya’nın bu tavrıyla dostlarını kaybedeceği uyarısını yinelerken, Almanya Başbakanı Merkel’in Türkiye’nin AB üyeliği konusundaki görüşlerini değiştirmediği yönündeki açıklamasını “garipsediğini” söyledi.

Erdoğan, Türkiye’nin Suriye politikasını değiştirme ve Şam yönetimi ile temas kurma ihtimali olup olmadığı yönündeki soruya karşılık tavrı netti. Cumhurbaşkanı, “Biz kalkıp da pozisyonumuzu değiştirmeyiz. Esed giderse, onun yerini DAİŞ mi alacak? Halbuki Esed giderse, yönetimin Suriye halkına geçeceğini düşünmek de pekala mümkün. Kısacası, bizim Esed ile ilgili olumlu pozisyon almamız mümkün değil” dedi.

Füze savunma sistemi görüşmelerinde sona yaklaşıldığını söyleyen Erdoğan, bir dönem sıkça gündeme getirdiği Türkiye’nin Şangay İşbirliği Teşkilatı’na üye olabileceği yönündeki sözlerinin anımsatılması üzerine, “Şartlar sizi zaman zaman bir yere doğru sürükleyebiliyor. Beyanatlarımın en önemli sebebi, AB’nin 50 yılı aşkın bir süredir bizi oyalamakta olması. Fakat ben Brüksel’de Pazartesi günü yaptığım temaslarda, AB yetkililerini olumlu bir tavır içinde gördüm. Durum farklılaşıyor” değerlendirmesini yaptı. Erdoğan’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

JAPON YATIRIMCILARLA GÖRÜŞTÜK:Japonya’da ilk ziyaretimizi Tokyo Camii’ne yaptık. Bu caminin mimarı Hilmi Şenalp Bey. İstanbul’daki Mimar Sinan Camii, Marmara İlahiyat’ın camisi, Ankara’da Hergelen meydanındaki cami, ABD’de Maryland’da inşa edilen külliye bünyesindeki caminin mimarı da kendisidir. Maryland’daki caminin açılışını, eğer fırsat olursa, belki bu ay içinde de yapabiliriz. Tokyo’da Japon Parlamantosu Türkiye Dostluk Grubu ile bir araya geldik. Ertesi gün Waseda Üniversitesi’nde şahsımıza bir fahri doktora takdimi yapıldı. Yaklaşık 500 Japon yatırımcı ile Türkiye’de yatırım imkanlarını konuştum. Özellikle 5 büyük Japon firma ile detaylı bir görüşme yaptık. Mitsui, Mitsubishi, Ihi, Toyota, Hitachi. Japon yatırımcılar özellikle nükleer tesisler ve Afşin Elbistan Termik Santrali ile ilgileniyor. Toyota, yeni bir jeep SUV modelini Türkiye’de üretmeye başlayacak. 450 milyon dolar yatırım yaptıkları bu modelle, 4 milyar dolar ihracat yapmayı hedefliyorlar. Toyota’nın hibrit otomobili Türkiye’de üretmesi de gündemde. İmporator Akihito ve İmparotariçe ile görüşme imkanı bulduk. Başbakanlık Ofisi’nde heyetlerarası görüşmemizi yaptık. 3.4 milyar dolarlık bir ticari hacmimiz var. 400 milyon ihracatımız var, 3 milyar dolar onların ihracatı var. Bu eşitsizliğin düzeltilmesi önemli. Japonlar, Marmaray’da, İzmit köprüsünde, Ankara-İstanbul hızlı tren hattında önemli roller aldı. Çanakkale geçişine de katılmak isteyen firmalar var. Japonya Başbakanı Abe ile de G20 toplantısını ele aldık. Küresel terör meselesi hakkında da görüş alışverişinde bulunduk.

Yazının devamı...

Rusya’nın asıl derdi Lazkiye’de üs kurmak

8 Ekim 2015



Brüksel’deki temaslarının ardından Japonya’ya geçen Erdoğan gazetecilerin sorularını yanıtladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, haftasonu Fransa’da “Teröre karşı tek ses” mitingini gerçekleştirdikten sonra geçtiği Brüksel’deki temaslarını önceki akşam tamamlayarak Japonya’ya hareket etti. Japonya yolunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a başta Suriye krizi ve oğlu Bilal Erdoğan’la ilgili iddialar olmak üzere gündemdeki başlıkları sorma imkanı bulduk.

Fransa ve Belçika temaslarını da aktaran Erdoğan’ın yanıtları hem dış, hem iç politika açısından önemli. Cumhurbaşkanı’nın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

AB İLE FASILLARI GÖRÜŞTÜK: AP Başkanı Martin Schultz, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker ile görüştük. Meselelerin başında, mülteciler, AB’ye tam üyelik süreci vardı. Fasılları tek tek masaya yatırdık. Juncker, müzakere sürecinin hızlandırılması gerektiğini belirtti. Özellikle vize muafiyetini hızlandırma; 2017’den daha öne çekme gayreti içinde olduklarını gördüm. Gerek Schultz, gerek Tusk, gerek Juncker’in, daha önceki temaslarımızdan çok daha olumlu bir yaklaşım içinde olduklarını müşahede ettim. Özellikle mülteciler konusunda, Türkiye’nin çok ciddi bir yükü olduğu, bir kısmının AB tarafından paylaşılması konusunda hemfikirler. Yükümüzün ne kadarını nasıl alacaklarını belirleyecekler. 4 yılda yaptığımız harcama ortada. 2 milyon kişiyi misafir ediyoruz. İstanbul’da 400 bini aşmış durumda. Avrupalılar hassasiyetini sürdürürse, iyi bir ilerleme sağlanabileceğine inanıyorum.

TERÖR KONUSUNDA HASSASLAR: Türkiye’nin öneminin giderek arttığı konusunda hemfikirler. Terör konusunda da daha hassaslar. Bölücü terör örgütüne karşı tavırları çok net. İstikrarlı bir Türkiye’nin mülteciler meselesi dahil her konuda daha etkili olabileceğini biliyorlar.

NE KADAR SAMİMİLER BİLEMEYİZ:

Yazının devamı...

DEVLET İÇİN VAROLUŞ MESELESİYDİ

27 Temmuz 2015

Başbakan Ahmet Davutoğlu, gazetelerin genel yayın yönetmenlerine Dolmabahçe’deki ofisinde verdiği akşam yemeğinde soruları yanıtladı, PKK ve IŞİD’e (DEAŞ) karşı yapılan askeri operasyonların amacını ve sonuçlarını anlattı. Davutoğlu’nun gelişmeler ve gündemdeki konularla ilgili görüşleri şöyle:

KANDİL VESAYETİ
Bizim bütün gayretimiz Türkiye’de kurumsallaşmış bir demokrasinin yerleşmesini sağlamak. Kurumsallaştığı zaman o seçimler anlam kazanıyor. Seçimlerin temeli meşruiyettir. Güç kullanan aktörlerin meşruiyetini halktan almasına araçtır seçimler. Kimse 7 Haziran seçimlerine bir vesayet gölgesi düştüğünü söyleyemez. Mesela 2007’de söylenebilirdi. 27 Nisan muhtırası ile. Ama başka vesayetlerin olduğu da bir vakıa. Son dönemde işte sadece paralel yapıyı kastetmiyorum, Türkiye’de, onu da kastediyorum ama sadece onu kastetmiyorum özellikle çözüm süreci sonrasında ve gelinen aşamada siyasi aktörlerin kendi başlarına davranıp davranamadıkları önemli bir mesele halini aldı. Yani 7 Haziran seçimleri sonrasında baktığımızda görünen siyasi aktörler dışında bir de o aktörlerin üzerinde söz söyleyen, yönlendiren taraflar olduğu da aşikar. Özellikle HDP-Kandil ilişkileri bağlamında. Bir başka vesayetin öne çıktığını görmemiz mümkün.

SEÇİM SONRASI AK PARTİ
7 Haziran seçimlerinden sonra yaşananları hep beraber gözledik. Belki 13 yıllık tek parti iktidarı sonrasında bu yeni duruma en zor intibak eden tarafın Ak Parti olması beklenebilirdi. Nihayet 13 yıldır tek parti iktidarı yaşamış. Ama herhalde herkes kabul edecek ki 8 Haziran’dan bugüne kadar son derece ilkeli bir tutumla bir resmi doğru okumaya çalıştık yani halk tek parti iktidarı demedi. Hükümet ortaklığı dedi. Bunun gereğini yapmaya çalışıyoruz o günden bugüne. Anayasal meşruiyet sınırları içinde yapmaya çalışıyoruz.

Yazının devamı...

Cumhuriyet benim işte!

17 Haziran 2015

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, bugün sabaha doğru hayata gözlerini yumdu. Cumhuriyetin ilk kuşağından, Türk siyasetine damgasını vuran, dört liderin sonuncusunu da uğurluyoruz. Alparslan Türkeş, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'dan sonra, Süleyman Demirel de aramızdan ayrıldı.
1960'lardan sonra Türk siyasetini, Türk demokrasisini şekillendirmiş bir kuşağa veda ediyoruz. Demokrasimizin inişli, çıkışlı, darbeli, seçimli en zor dönemi bu dört isimle anılacaktır. Kuşku yok ki, Süleyman Demirel, 1960 sonrası dönemde Türk sağının lideri olarak tarihteki yerini alacaktır.
Meslek hayatımda uzun yıllar boyunca bu dört lideri izledim. Mesleğe adım attığım günlerden sonra en fazla rahmetli Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'i takip ettim. Biri başbakansa, diğeri ana muhalefet lideri olarak, Türk demokrasisinin iki ezeli rakibi olarak mücadele ettiler. Ortak mücadeleleri ise askeri yönetimlere karşı verdikleri mücadele oldu.

İSLAMKÖY'DEN ÇANKAYA'YA
Süleyman Demirel'in, Atatürk, cumhuriyet ve demokrasi sevgisini doğduğu köy olan Isparta'nın İslamköyü'nde kendi ağzından dinlemiştim. Baba evini bize gezdirirken, başımızı eğerek girdiğimiz kerpiç odaya bir göz gezdirdikten sonra şöyle demişti:
"İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu. Gaz lambasıyla okur-yazardık. Köy okulunu bitirdim. Ortaokul yoktu. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik. Sonra Afyon Lisesi. Eğer bana Cumhuriyet nedir, diye sorarsınız. Size cevabım şudur: Cumhuriyet benim işte! İslamköy'den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan, Cumhuriyet'tir. Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk'e borçluyuz."

Demirel'in "Cumhuriyet" tarifi beni etkilemişti. Doğru bir tarifti. Benzeri bir tarifi bir uçak seyahatinde başka türlü de yapmıştı...

Yazının devamı...

Erken değil tekrar seçim

14 Haziran 2015

İlk kez düzenlenen Avrupa Oyunları’nın açılışı Bakü Olimpiyat Stadı’nda yapıldı. Açılış törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan eşi Emine Erdoğan’la birlikte katıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. 7 Haziran seçimlerinin sonucunda oluşan tabloda hükümeti kurma görevlendirmesi yapmadan önce dört siyasi partinin genel başkanı ile görüşeceğini açıklayan Erdoğan, “Her birini ayrı ayrı davet edip sürece ilişkin görüşlerini almak istiyorum. Programıma bakacağım. Bu görüşmelere yemin töreninden önce de başlayabilirim. Dolayısıyla kendilerini önümüzdeki hafta davet edebilirim” dedi. Erdoğan, “Siyasi ahlakım gereği, en fazla oyu olan siyasi partinin genel başkanını görevlendiririm. Gelişmeleri hep beraber göreceğiz. O kuramaz ise yine siyasi ahlakım gereği, görevi bu kez en fazla oy almış ikinci partinin genel başkanına veririm. Malum o noktada 45 günlük bir süreç var. İnşallah uzamaz” diye konuştu. Erdoğan, “Her şey tabii mecrasında cereyan ederse, koalisyon yapılırsa, problem olmaz. Ama diyelim ki seçimlerden birinci çıkan parti bunu başaramadı, ikinci çıkan da hükümeti kuramadı... Böyle bir durumda, Anayasa gereği, tekrar sandığa gitmek kaçınılmaz olur. Ben buna ‘erken seçim’ değil, ‘tekrar seçim’ diyorum. Zira ülkenin hükümetsiz kalması düşünülemez. Ülkemizin yatırımlarının, uluslararası ilişkilerimizin kesintiye uğramaması açısından da belirsizlik uzun sürmemeli; hükümet bir an önce kurulmalı” dedi. Erdoğan, halkın yüzde 52’sinin oyuyla seçildiğini anımsatarak “Cumhurbaşkanlığı makamının tartışma konusu yapılmasını doğru bulmam” ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı’nın gündeme ilişkin görüşleri şöyle:
Genel seçimlere ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Milli irade sandıkta tecelli etti. Milli iradenin tecellisine şu anda bütün siyasi partiler zaten saygı gösteriyor. Sonuçlara hep beraber saygı duymak durumundayız. Ancak bir Cumhurbaşkanı olarak bazılarının farklı spekülasyonlar içerisine girmeye çalışmalarını doğru bulmadığımı da belirtmek isterim. Halkın yüzde 52’sinin oyuyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın, Cumhurbaşkanlığı makamının tartışma konusu yapılmasını doğru bulmam. Bu milli iradeye saygısızlık olur. Milli iradeye saygı, yüzde 52’ye de saygı göstermeyi gerektirir. Zira Cumhurbaşkanı’na bu görevi de bizzat millet vermiştir.

“Siyasi acemilik”

Yazının devamı...