Alt edilebilmeye rıza gösteren hastalık

Bulutlu, insanın içini sıkan ama hayli başarılı bir kitap kapağı. Önce yazarın adı çarptı gözüme: William Styron. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok bilinen “Sophie’nin Seçimi”nin Pulitzer ödüllü yazarı. Nazi kampında hayatının seçimini yapmak zorunda kalan Sophie’nin hikâyesinin anlatıldığı, Amerikan edebiyatının çağdaş klasiklerinden biri olan kitap, filme de çekilmiş, Sophie’yi canlandıran Meryl Streep’e En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını kazandırmıştı. Bu bilgiler aklımdan hızla geçerken kitabın çevirmenine takıldı gözüm: Tomris Uyar. Bir kitap okuru için görkemli bir buluşma bu. Tomris Uyar çevirisiyle William Styron okumak. En son da kitabın adını fark ettim: “Karanlık Gözükünce / Bir Delilik Güncesi”.

En iyilerinden biri

Depresyon hakkında yazılmış en iyi anı/biyografi kitaplarından biri olduğunu baştan söyleyeyim. Depresyona yakalananlar genel olarak tarif etmekte güçlük çekerler yaşadıklarını. Hiçbir hastalığa benzemez. Evrensel kabul görmüş tanımıyla hayattan zevk alamama hastalığıdır ama insana yaşattıklarını tanımlamak o kadar kolay değildir. Nasıl büyük bir acı çekmek olduğunu... Ama depresyonu yaşayan Styron gibi büyük bir yazar olunca depresyon geçiren herkesin hislerine tercüman olacak bir kitap çıkıyor ortaya. Hayattaki en büyük, en rahatlatıcı lükslerden biri de anlatamadıklarımızı anlatan kitaplar okumak değil midir? Edebiyatın katarsis yoluyla oluşturduğu teröpatik etki.
Öncelikle ‘depresyon’ ismine karşı çıkıyor Styron. “Tatsız tutsuz, ciddiyetten yoksun bu sözcük, ekonomideki bunalımı, deredeki çukuru da aynı gelişigüzellikle tanımladığından böylesine ciddi bir hastalığa asla oturmuyor” diyor. Tomris Uyar da kitap boyunca depresyon yerine çöküntü kelimesini kullanıyor. Styron’a göre “Çöküntü, bir ruh kargaşasıdır, kişinin benliğine yatıştırıcı aklına- öylesine garip acılarla, kaypak yöntemlerle yüklenir ki tanımını yapamazsınız”. Ama belirtileri net: Ağır bir kasvet, ürküntü duygusu, boğucu bir endişe, uykusuzluk, zihin donukluğu, odaklanamama, dil sürçmesi, bir süre sonra konuşacak takatin kalmaması, iştahsızlık, kolunu dahi kıpırdatamama, kendine yöneltilmiş yoğun bir nefret duygusu... Korkunç acılar çekerek deneyimliyor hepsini Styron.

Daha sonra eline geçen her psikoloji kitabını hatmediyor, bir deva umuduyla. Ardından üzerinde düşünmeye başlıyor. Düşünsel süreci intihar kavramına kadar uzanıyor. İntihar vakalarını inceliyor. Neden bazıları depresyonuyla başa çıkamayıp intihar ederken bazıları da hayatta kalmayı tercih ediyor? En önemli sorunsalı bu oluyor uzun süre. İntiharın kıyısında ürkek adımlarla geziyor. Fanilayla kış vakti uzun yürüyüşler yaparak zatürre olma denemeleri gibi. (Hayat bu ya, 22 yıl sonra hiçbir çaba göstermeden zatürreden ölüyor.) Terapiler, ilaçlar; bütün denemeleri sonuçsuz kalıyor. Yıl 1985, farmakolojinin ve psikoterapinin bugünkü kadar gelişmiş olmadığı yıllar. Sonunda bir akşam, Brahms’ın “Alto Rapsodisi”ni dinlerken, intihar etmekle hayatta asla vazgeçemeyeceği, kıyamayacağı anılar arasında kalıyor. Karısını uyandırıyor, telefonlar açılıyor ve hastaneye yatışı yapılıyor. İki ay süren tedavinin sonunda iyileşmeye başlıyor. Şu sözleri çok kıymetli: “Çöküntünün en ağırını geçirenlerin bile büyük çoğunluğu hastalığı atlatıp en az sağlıklı insanlar kadar mutlu bir yaşam sürdürüyorlar”.

Kitabın devamında da yaşadığı depresyonun analizini yapıyor. 60’ında yakalandığı bu hastalığın çocukluğundaki izlerini sürüyor. 13 yaşında kaybettiği annesine kadar uzanıyor. İyileşme kararını vermesinde etkili olan “Alto Rapsodi”yi ilk kez onun sesinden dinlediği annesine...

Tomris Uyar’ın nefis çevirisi

Özetle, baştan da söylediğim gibi, depresyon hakkında yazılmış en iyi kitaplardan biri “Karanlık Gözükünce”. Tomris Uyar’ın nefis çevirisiyle aydınlanıyor o karanlık. Tadı damakta kalan bir okuma zevki veriyor. Hayatı kutsuyor. Depresyonun tedavi edilebilir yanını vurguluyor. ‘Alt edilebilmeye rıza göstermek’ gibi bir inceliği olduğunu...

“Karanlık Gözükünce”yi, “Sophie’nin Seçimi”nin yanında yer açıp özenle yerleştirdim kütüphaneme. Tomris Uyar kitaplarımı da onların yanına koydum. Uzun zamandır baskısı olmayan bu kitabı yeniden çevirtmek yerine Tomris Uyar tercümesiyle yayımlayan, bu hafta 20 yaşını kutlayan Doğan Kitap’ı tebrik ederim. Nice 20 yıllara...