Bayan Rottenmeier’den öğrendiklerim

2020 ahir ömürlerimizin en unutulmaz yılları listesine girdi bile. Kendisinden çok şey öğrendik. Ama kabul edersiniz ki öyle kalplerimizde taşıyacağımız şefkatli öğretmenlerden değildi. “Heidi”deki Clara’nın mürebbiyesi Bayan Rottenmeier gibiydi daha ziyade. Soğuk yüzlü, monoklunun ardındaki gözleri şiddetle bakan, sert, acımasız, soğuk, renksiz, duygusuz... Ama iyi bir öğretmendi hiç kuşkusuz. Güleç, babacan Noel babaların getirdiği ışıltılı, merhamet dolu birçok yıldan daha fazla bilgisi vardı hayata dair. Başımıza kaka kaka, bağıra çağıra, sopasını sakınmadan aktardı her birini. Buradan hareketle Milliyet Pazar ekinin kapağını “2020’den ne öğrendik?” konusuna ayırdık bu hafta sonu. Sağlıktan spora, edebiyattan sinemaya farklı alanlardaki 30 kişiye bu soruyu yönelttik. Ortaya altı çizilesi, hepimiz için ders niteliği işlevi görecek cümleler çıktı. Okumanızı isterim.

Haberi yayına hazırlarken aynı soruyu kendime de yönelttim. Siz de bunu yapın. Söz uçar yazı kalır; mutlaka yazın. Ben de yazdım. Yılın son yazısını Bayan Rottenmeier’den öğrendiklerime ayırıyorum.

Cemal Süreya’nın “Hayat kısa, kuşlar uçuyor” dizesi ile Füruğ’un “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla” dizesinin ortalamasını al; sonuç hayat felsefen olsun.

Ne kadar çok koşarsan değil ne kadar ‘çok’ yaşarsan yol alırsın.

Asıl, durmayı, durup oturmayı öğrenmezsen kaçar hayat.

Kendine tahammül edemediğin bir hayatın kurgusunda yanlışlık vardır.

Heder ettiğin, öylesine yaşadığın anları özleme ihtimalin yüksek; yudum yudum yaşa.

Ölümle eşitlenmenin içindeki adalet kavramından ayrılma.

Kırdığın kalbin kırıkları ardından gelir.

Sessizliğin sesin kadar kıymetli; sesini her zaman açık tut.

Onlar için üzülme; hayat böyle, topuk tıkırtılarından güç alanlar ev terliği giydiğinde zorlanır.

Bir daha sevdiğin her kime sarılırsan sarıl sımsıkı olsun.

Her şeyini kaybedebilirsin, varoluşun hariç; en sıkı sarıldığın da o olsun.

Sultan Süleyman boşuna dememiş: “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”.

Vazgeçemediğin oyuncakların sana önemli şeyler söyler, onları dinle.

Evin sadece başını soktuğun dört duvar olmasın; onu yaşamayı öğren.

Hayat betonarme değil, kâğıttan kuleler gibi bir anda yıkılabilir.

Her sabah gideceğin bir iş yeri olmak zorunda değil; evde de çalışabilir, üretebilirsin.  

Maskeli de olsan, toprağın kokusunu, rüzgârın yüzüne dokunuşunu hisset; azla yetinmeyen...

En su gibi ezberlerinde bile hata yapabilirsin bu dünyanın sonu değil.

Dert edindiğin şeylerin adını doğru koy; belki de dert değildirler.

Seçenekleri hakkıyla tükettiğinde kabullenmedeki huzurun tadını çıkar.

‘Sade’nin, ‘basit’in içindeki derinliği kaçırma.

Ne söylediğini dinleyip anlamaya çalışmazsan kaygı peşini bırakmaz.

Doğanın zekâsındaki inceliklere dikkat et.

Aynı doğa özgürlüğünün teminatı olduğu kadar ona ihanet ettiğinde hapishanenin mimarı da olabilir.

Ne kadar okursan oku, hep bir kitap eksik kalacak.

Planların bozulduğunda dert etme; yedek kulübünde hazır planların olsun.

Dip boyası, manikür, pedikür; hepsi yalan dolan, aslolan iç bakımın.

Çok güzel ekmek yapıyorsun, aferin sana!

Kilo kader değil, gördüğün gibi istersen verebilirsin ama hareket şart!

Bütün bunları öğretirken, yapmanı zorunlu kıldığım şeylerle tadını kaçırdım, kusura bakma. Ama annenin vaktiyle söylediği gibi, “Yaptığın banaysa, öğrendiğin sana şekerim.”