‘Mimozalı Kadın’la göz göze gelmek

Gözlerine bakıyorum. Kararlı, hafif hüzün geçişleri olan bakışları var. İnsanı etkisi altına alıyor hemen. Yüzünde sakin, sessiz bir ifade. Mutlu desem değil. Mutsuz desem hiç değil. Saklı bir eda. Biraz yana doğru eğilerek oturmuş. Üzerinde siyah çarşaf var. Çarşafın altından uçuk mavi-beyaz dantelli elbisesi görünüyor. Beyaz danteller boynunu sarıyor. Göğsünün üzerinde iki yandan birleşen kumaş mavi bir gül gibi toplanmış. Belini kuşak gibi sarmış. Çarşaftan volanlı kol kıvrımları çıkıyor. Dizlerinin üstünde birleştirdiği ellerinde mimoza dalları var. Sarı yeşil, az önce koparılmış gibi. Eğilsem kokusunu alacağım sanki. Güçlü bir kadın görüyorum ben. Hissediyorum. Bu kadın Marie Palyart: Osman Hamdi Bey’in ikinci eşi Naile Hanım. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne (MSGSÜ) bağlı İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin üçüncü katındaki salonda, ziyaretçileri ağırlıyor. Eşinin adına açılan şahane bir sergide.

Serginin küratörü Zeynep İnankur, sergi salonuna girişte yer alan duvardaki yazısında, bugünkü adıyla MSGSÜ olan Türkiye’de ilk kez sanat eğitimi veren Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kurucusu Osman Hamdi Bey’in imparatorluğun çağdaşlaşma projesinde önemli bir rol oynadığına değiniyor, müzeci, arkeolog ve ressam kimliklerini birlikte taşıyan çok yönlülüğüne vurgu yapıyor.

Meslek hayatımın önemli bir bölümünde Dolmabahçe’deki eski yerinde yaşadığı zorlukları, eserlerin geçirdiği tehlikeleri defalarca haber yaptığım İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Tophane’deki bu yeni binasında, çağdaş müzecilik formlarına uygun yeni hayatını sürdürüyor. Eserler güvende! Mimari tasarımını Emre Arolat’ın gerçekleştirdiği müze bu yılın başında ön açılışını yaptı, 20 Eylül’de açılışı olacak. Üstelik bu yıl, mezunu da olduğum Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin 140. Yılı. Bu kapsamda müzede birbirinden güzel sergilerin hazırlıkları yapılıyor şu an. 2014’te yazdığım bir yazıda “İstanbul Resim Heykel Müzesi, Beşiktaş’ın orta yerinde kırık bir kalp malumunuz. Türk resim sanatının en seçkin eserlerine sahip olduğu hâlde, bunlar kilitli kapılar ardında ve kendilerini görmekten mahrumuz,” demiştim. O kırık kalbe değen bir kadın elini, MSGSÜ rektörü Prof. Dr. Handan İnci’yi anmadan geçmek istemem. Hem üniversitenin kuruluş yıldönümü etkinlikleri hem de müze kapsamında birçok sürpriz projesi olduğunu biliyorum. Merakla ve heyecanla bekliyorum. Eminim Naile Hanım da öyle…

‘Mimozalı Kadın’la göz göze gelmek

Gelelim sergiye. Üniversitenin koleksiyonundaki Osman Hamdi Bey resimleri, sanatçının palet, mektup açacağı gibi bazı özel eşyalarıyla birlikte, aldığı çok sayıda berat ve madalyayı da içeriyor. Sergi üç ana bölümden oluşuyor. Portre bölümünde aile üyeleri ve dostlarına ait portreler var. “Bir İtalyan Kızı”, “Fesli Çocuk” dışındaki portrelerde eşini, çocuklarını, kuzeni Tevfik’i görüyoruz. “Mimozalı Kadın”ı saymazsak bu küçük boyutlu tablolarda serbest ve natüralist tarz hâkim. Aile portrelerini Latin harfleriyle Fransızca imzalamış. Manzara bölümünde 1881 tarihli “Gebze’den Manzara” resmi dikkat çekiyor. Resimde çoban Mustafa Paşa Külliyesi’nin arkasındaki meydanı tasvir etmiş Osman Hamdi. Meydanın solunda tarihi Gebze evleri sıralanıyor. Meydanın ortasında iki anne ve çocukları. Son bölüm ise Oryantalist Tablolar. “Çocuklar Türbesinde Derviş”, “Konuşan Hocalar”, “Tespih Çeken Mümin”… İnsanın nefesi kesiliyor izlerken. Bu resimleri yaparken kullanmak üzere çektirdiği Osman Hamdi’nin yer aldığı fotoğraflar da bir panoda izleyiciye gösteriliyor.

Özetle, Osman Hamdi Bey’e biraz daha yakınlaştığımız, onu biraz daha anladığımız çok özel bir sergi bu. Gidin müzeyi görün. Üçüncü kattaki sergide “Mimozalı Kadın”la göz göze gelin. Mimozalarının kokusunu içinize çekin. İyi gelecek size, söz veriyorum.

İyi pazarlar.