“Zihnimin özgürlüğünü engelleyecek hiçbir kilit yoktur”

Yazma serüvenim ilkokul yıllarımda başladı. Ortaokul ve lisede edebiyat öğretmenlerim tarafından takdir edilen metinlerimle devam etti. Yazma deneyimini özgürce yaşadığım günlüklerim, kâğıdın kalemle buluşmasının beni ne kadar mutlu ettiğine dair bölümlerle doluydu. 1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi matematik bölümünü bitirdiğimde önümde iki seçenek vardı. Ya sistem analisti olacaktım ya da pedagojik formasyon da aldığım için matematik öğretmeni. Oysa içimden geçen yazmaktı. Sadece yazmak. Ne yazık ki yazarak yaşamak lükstü yeni mezun bir matematikçi için. Ama vazgeçmedim. Durumu kabullendim. Geçimimi sağlamak üzere matematik öğretmenliğine başladım.

Bu süreçte ekonomik özgürlüğüm için harcadığım mesaiden artırdığım her bir anı yazmaya ayırdım. Roman ve öykü denemeleri yazdım. Okul çıkışlarında bir kültür sanat dergisinde haberler yaptım. Yazıyordum ve çok mutluydum. 8 yılın sonunda, artık yazarak yaşayabileceğime inandığımda öğretmenliği bırakıp gazeteciliğe tam zamanlı geçiş yaptım. Sevdiğim işle sağladığım aylık bir gelirim ve yazmak için kapısını kapatabildiğim kendime ait bir odam vardı artık. Kurmacanın büyülü dünyasına ‘yeniden’ doğdum. Yazdığım kitaplar gelmeye başladı sonra.

“Kendine Ait Bir Oda”da, benim sezgisel olarak bulduğum yolu işaret eden Virginia Woolf, en büyük rehberimdi. Kitapta diyordu ki “Eğer kurmaca eserler yazacaksa, bir kadının parası ve kendine ait bir odası olmalıdır”. Kitapta Woolf, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadarki süreçte, kadın yazarların izini sürer. Kadınların yüzyıllar boyunca nasıl yok sayıldığını, yazma ediminden nasıl mahrum bırakıldığını anlatır. Metni yazdığı 1928 yılında bile kadınların üniversite kütüphanelerine girmeleri yasaktır. Ancak üniversitenin bir öğretim üyesi eşliğinde ya da bir tavsiye mektubuyla gelmeleri halinde kütüphaneye kabul edilirler. Bu eril ayrımcılık karşısında feminist edebiyatın en görkemli cümlelerinden birini kurar Woolf: “İsterseniz kütüphanelerinizi kilitleyin ama benim zihnimin özgürlüğünü engelleyecek hiçbir kapı, hiçbir kilit, hiçbir sürgü yoktur”.

Kendimize ait bir oda

Kitapta “Madem eşitiz madem yaratıcı güce sahipsiniz neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?” diyen erkeklere, kadının yok sayılmış tarihine yaptığı edebi  yolculuk eşliğinde cevabını verir.  “Shakespeare’in diyelim Judith adında harikulade yetenekli bir kız kardeşi olmuş olsaydı ne olurdu?” diyerek başlar. Her şeyden önce dönemin koşulları gereği Shakespeare gibi klasik dil eğitimi veren bir okula gidemeyeceğini, gramer ve mantık esaslarını öğrenemeyeceğini söyler. Çorapları yamalamak, yahniye göz kulak olmak gibi ev işlerinin üzerine yıkılacağını, anne ve babasının kitabı kâğıdı bırak bunlarla ilgilen diyeceğini.  Ardından yeni yetme bir genç kızken evliliğe zorlanacağını. Judith’in hikâyesini evden kaçışıyla sürdürür. Abisi gibi bir yeteneğe sahip Judith sahne kapısında durup oyunlarda rol almak istediğini söyler. Erkekler ona güler, ciddiye bile almaz. Sonunda bir aktör insafa gelir ama kısa süre sonra Judith’i hamile bırakır. Ve Judith canına kıyar.

Şöyle sonlandırır hikâyeyi Virginia Woolf: “Shakespeare’in zamanında yaşamış hiçbir kadının Shakespeare’in dehasına sahip olmuş olması düşünülemez. Zira Shakespeare’inki gibi bir deha, eğitimsiz, çalışan, köle ruhlu insanlar arasında doğmaz”.

Ve kitabın sonunda ekler: “Her birimiz yılda beş yüz sterline ve kendimize ait bir odaya sahip olursak (…) Shakespeare’in kız kardeşi olan ölü şair çoğu kez sakladığı bedeni giyecektir üstüne”. Bu hafta, İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında feminist tiyatro deneyiminde yirmi yılı geride bırakan Tiyatro Boyalı Kuş’un kulak tiyatrosu formundaki “Kendine Ait Bir Oda”sını dinledim. Yeşim Koçak’ın Woolf’u seslendirdiği yapımda Arzum Orhan, Pelin Oruç, Seda Elhan ve Sera Armağan yazarın düşüncelerine ses veriyor. Kitaptan uyarlanan metin, bu şahane kadınların sesleriyle gücüne güç katıyor. Kendimize ait odalarımızın temelini atma hevesi veriyor. Gerçekten de Virgina Woolf konuşuyormuş gibi heyecanlanıyor insan. Zihnimizin özgürlüğünü motive etmesi de cabası.  Bu son derece başarılı ve etkileyici tiyatro deneyimini yaşamınızı çok isterim. Kurmacaya ilgi duyan tüm kadınların kendine ait bir odası ve o sembolik 500 sterlininin olmasını da…  Judith yaşamaya devam etmeli çünkü.