Zor olan, iyi günde dostluk yapabilmek

Psikanaliz tarihinin Freud’dan sonraki en etkili kuramcılarının başında Melani Klein gelir. Klein nesne ilişkileri okulunun kurucusudur. Klein’ın en bilinen metni ise Metis Yayınları’nın yayımladığı “Haset ve Şükran”. Psikanaliz tarihinin önemli çalışmalarından biri olan bu metinde insandaki iyi ile kötünün mücadelesi haset ve şükran kavramları üzerinden anlatılır. Klein haset ile kıskançlık arasındaki farka dikkat çeker. Hasedi şöyle tanımlar: “Haset arzulanan bir şeyin başka birine ait olduğu ve bize değil de ona haz verdiği inancının yol açtığı kızgın bir duygudur. Hasetli itki o istenen şeyi sahibinden çekip almaya, bozmaya ya da kirletmeye yönelir”.

Haset ve kıskançlık arasındaki fark

Peki ya kıskançlık? Onun tanımına geçmeden hasedin öznenin sadece bir kişiyle olan ilişkisiyle ilgili olduğunu vurgular Klein. Kıskançlıkta ise öznenin en az iki kişiyle ilişki içinde olması gerekir: “Özne kendi hakkı olan sevginin rakibi tarafından elinden alındığına ya da alınma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna inanıyordur. Kıskançlığın günlük kullanımında, sevilen kişiyle özne arasına bir üçüncü kişi girmiştir”. Özetle, kıskanç kişi elinde olanı yitirmekten korkar, haset duyan ise kendi istediğinin bir başkasında olduğunu gördüğü için acı çeker. Her iki duygunun da ilk nesnemiz olan annemizin memesiyle bir ilişkisi var ki o konuya girmeyeceğim. Kitabı okuduğunuzda -ki okumanızı çok isterim- detayları bulabilirsiniz.

Ağır bir mutsuzluk

Benim dikkat çekmek istediğim kavram haset. Haset duyan kişi başkalarının yaratıcı çalışmalarına ve mutluluğuna diş biler ki bu ağır bir mutsuzluk kaynağıdır. Ve bu en çok da arkadaşlar arasında yaşanır. Hep derim, kötü gün dostu olmak kolaydır, zor olan iyi günde dostluk yapabilmektir. Arkadaşımızın bir başarısına kalpten sevinebilmek, onun mutluluğunu içtenlikle paylaşabilmek. Eğer haset duygusu içindeysek yani onun başarısının ve mutluluğunun asıl bizim hakkımız olduğunu düşünüyorsak, her ne kadar arkadaşımız için seviniyormuş gibi yapsak da içten içe canımız fena halde yanar. 

Daniel Cohen yazıp yönetiyor

Hasedi komedi unsurları kullanarak anlatan nefis bir film seyrettim bu hafta. İKSV’nin düzenlediği 40. İstanbul Film Festivali kapsamındaki antidepresan bölümünde: Daniel Cohen’in yönettiği “A Friendly Tale (Le bonheur des uns ...) / Arkadaşlar Arasında”. Filmde Léa, Marc, Karine ve Francis, uzun süredir arkadaş olan iki çift. İlk sahnelerde birbirini çok seven, birlikte iyi vakit geçiren uyumlu bir arkadaş grubu olarak görünüyorlar. Bir mağazada satış görevlisi olarak çalışan Lea bir akşam yemeğinde arkadaşlarına bir kitap yazdığını ve yakında basılacağını söylüyor. Eşi dahil masadakiler afallıyor. Öyle sevinç çığlıkları, aman ne şahane, hadi çıksın da okuyalım telaşları olmuyor. Herkes kendi çapında geriliyor. Özellikle Lea’nın en iyi arkadaşı olan, yıllarca onunla annelik tadında dominant bir ilişki kurmuş ve bunun yarattığı güçten beslenmiş Karine. Aralarındaki ilişkinin zayıf halkası olarak gördüğü Lea’nın kitap yazmasına akıl sır erdiremiyor. Çünkü asıl yetenekli, hayal gücü gelişmiş ve kitap yazmaya kabiliyeti olan kendisi ona göre. Ve nitekim hemen ertesi gün o da bir roman yazmaya başlıyor. Karine hasedin vücut bulmuş hali.

Nesneyi değersizleştirmek

Lea’nın başarısı ve mutluluğu asıl onun hakkı (!). Ve bu haset duygusu yazının başında sözünü ettiğim ağır mutsuzluğu beraberinde getiriyor. Yazmayı deneyimledikçe, kendisinin hakkı olduğunu düşündüğü ‘yazarlık’ sıfatının hakkını veremediğini fark ediyor. Klein’ın kitabında sözünü ettiği bir davranış biçimi sergiliyor: “Hasede karşı savunma çoğu zaman nesnenin değersizleştirilmesi biçimini alır. Değersizleştirilen nesne
haset duyulacak bir nesne olmaktan çıkar. Değersizleştirilir ve böylece artık idealleştirilmesi de imkânsızlaşır”. Nitekim Karine de Klein’ın nesnesine karşılık gene Lea’nın yazma edimini değersizleştirme yoluna gidiyor. O kadar ki arkadaşının çok satan romanını aşağılamaktan alıkoyamıyor kendini. Lea en yakın arkadaşının haset duygusu karşısında gardını alıyor. Arkadaşlıkları kopma noktasına geliyor. Film, Lea’nın başarısına haset eden kocasının evi terk etmesi, Karine’in başarısızlığını ödünleyebilmek için bir maraton koşucusuna evrilmesi, Francis’in işini bırakıp gastronomi dünyasına atılmasıyla birbirinden zekice kotarılmış komedi katmanları eşliğinde devam ediyor.

Arkadaşlarımızı gözden geçirme fırsatı

Hasedin psikolojisini anlatan şahane bir film “Arkadaşlar Arasında”. Kendi arkadaşlarınızı gözden geçirme fırsatı veriyor. İçlerinde haset duyanların yaşadığı mutsuzluğa üzülmeden edemiyorsunuz. Neden bazılarını belli istasyonlarda trenden indirdiğinizi ya da indirmek üzere olduğunuzu anlamaya başlıyorsunuz. Bir gün mutlaka izleyebilmeniz dileğiyle.