AB’den ihtiyatlı mesaj

23 Mart 2021

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, dünkü toplantıda AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in Türkiye raporunu da ele aldı. Raporda, Türkiye’ye yönelik ihtiyatlı ifadeler bulunduğu belirtiliyorBRÜKSELAvrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin dışişleri bakanları, dün Brüksel’de AB-Türkiye ilişkilerini değerlendirdi. Bakanlar, AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in 15 sayfalık Türkiye raporu hakkında görüş alışverişinde bulunurken, bakanlardan birçoğu Türkiye konusunda karmaşık duygular beslediğini dile getirdi. Nitekim Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, toplantı öncesi yaptığı açıklamada Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılması ve HDP’nin kapatılması istemiyle açılan dava sürecinin AB’ye yanlış sinyaller gönderildiğini, öte yandan Doğu Akdeniz’de gerilimin azaltılması konusunda atılan adımların olumlu olduğunun altını çizdi.




Almanya, İtalya, İspanya, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan gibi ülkeler, Türkiye ile AB üyesi ülkeler arasında yaşanan yumuşamanın yarattığı fırsatı değerlendirerek Ankara ile diyaloğu artırmak gerektiğini savundu. Türkiye’ye yönelik “geleneksel” tavırlarını sergileyen Avusturya, Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan’da ise sürpriz yoktu.

Milliyet’e bilgi veren AB kaynakları, Borrell’in AB liderlerine sunmak üzere hazırladığı raporda, Ankara-Brüksel ilişkilerinin güncel özetine yer vererek, haziran ayına kadar karşılıklı beklentiler konusunda AB dışişleri bakanlarıyla görüş alışverişinde bulunduğuna işaret etti.

‘İzlemeye devam’

Yazının devamı...

Brüksel’in yoğun Türkiye mesaisi

21 Mart 2021

Önümüzdeki hafta pazartesi gününden itibaren Brüksel’de yoğun bir Türkiye mesaisi yaşanacak. Bir taraftan Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanlarını bir araya getiren AB Dış İlişkiler Konseyi toplanacak. Diğer taraftan da NATO’ya üye ülkelerin Dışişleri Bakanları uzun bir aranın ardından ilk kez fiziken NATO karargâhında bir araya gelecekler. Yetmedi. Haftayı noktalayacak olan iki günde de Brüksel, AB liderler zirvesine ev sahipliği yapacak.

Diplomasi açısından son derece yoğun geçecek olan hafta, Türkiye’nin transatlantik ilişkilerinin bütün boyutlarının ele alınacağı ve belki de milat oluşturabilecek bir dönem olacak. Nitekim Türkiye’nin AB ve ABD ile olan ilişkileri gündemin başlıca konuları arasında yer alacak. Pazartesi günü AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell önce AB Dışişleri Bakanlarına, hafta sonu da AB Devlet ve Hükümet Başkanlarına Türkiye raporunu sunacak. NATO toplantısına katılmak üzere Brüksel’e gelecek olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu da yoğun bir diplomatik mesai bekliyor. Nitekim NATO Dışişleri Bakanları toplantısına ABD’li mevkidaşının da fiziken katılması iki bakanın bir araya gelmesi için bir fırsat. Video konferans yoluyla veya telefonda değil, diplomasinin en güzel ve etkili yöntemi olan yüz yüze hatta baş başa görüşme yapabilecekler. Bu sayede de ABD-Türkiye ilişkilerine yeniden ivme vermek ve karşılıklı olarak beklentileri dile getirmek için son derece önemli bir fırsat bulacaklar. Zira ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield’in İstanbul’da gazetecilerle buluşması bir tesadüf değil. ABD ile Türkiye arasındaki en önemli mesele olan S-400 konusunda ABD’nin beklentilerini saydam bir şekilde dile getirdi.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell de AB Devlet ve Hükümet Başkanları zirvesi öncesinde NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katılacak. Çavuşoğlu’yla NATO toplantısının öncesinde veya sonrasında görüşmesi muhtemeldir. Burada da Borrell’in, AB’nin Türkiye’ye sunacağı pozitif ajandanın kapsamlı ve karşılıklı olarak tatmin edecek bir içeriğe sahip olması için beklentileri dile getirmesi bekleniyor.

Yoğun geçecek olan bu haftanın kilit konusu söylem değil eylem. Niyetlerin eylemlere dönüşmesi, karşılıklı güvenin kazanılması ve siyasi iradenin somut bir şekilde hayata geçmesini sağlayacak adımların atılması. Asıl belirleyici olacak unsur somut adımlar olacaktır.

Büyükelçi Onaner’den başarılı ilk sınav

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Ali Onaner, Fransa’ya intikal etti. Henüz itimat mektubunu Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a sunmadı. Aslında sunamadı, zira pandemiden dolayı resmi tören birkaç günlüğüne ertelendi. Bu arada çalışmalarına şimdiden başlayan Büyükelçi Onaner Fransa’nın son derece önemli, popüler ve konuklarını her zaman zorlayan sorularla sıkıştırmaya çalışan “Quotidien” programına konuk oldu. Büyükelçilik kançeleryasının kapılarını Yann Barthes’in programına açan Onaner, Macron ile ilişkileriyle Fransa-Türkiye ilişkilerine yönelik samimi ve ikna edici yanıtlar verdi. Macron’la Onaner’in kısa adı ENA olan Ulusal İdari Okul’dan tanıştıklarını hatırlatan Quotidien programının muhabiri, Büyükelçinin bu yakınlıktan dolayı atandığını belirterek Fransa Cumhurbaşkanı ile arkadaş olup olmadığının sorusuna: “Türkiye’yi Fransa’ya daha iyi anlatmak, Fransa’yı da daha iyi anlamak için bu göreve atandım. Evet Sayın Macron’la arkadaşız ancak zamanla Sayın Macron’un kariyerindeki sorumlulukları arttığı ölçüde kendisini rahatsız etmekten imtina ettim” diye cevap verdi. Fransız kültüründe samimiyetin ve yakınlığın bir karinesi de kişilerin birbirleriyle senli benli konuşma imkânıdır. Muhabirin bu konudaki sorusuna Büyükelçi Onaner “Eskiden senli benli konuşuyorduk ancak artık kendisine siz diye hitap ediyorum çünkü Büyükelçi olarak görev aldığım ülkenin Devlet Başkanıdır” diye yanıt verdi. Zira bu süreçte karşılıklı dostluğun her ikisinin resmi görevlerinden sonra geldiğinin diplomatik mesajını da vermeyi ihmal etmedi.

Yazının devamı...

AB’den Türkiye’ye olumlu mesaj...

19 Mart 2021

Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin dışişleri bakanlarını buluşturan Dış İlişkiler Konseyi, pazartesi günü Brüksel’de toplanıyor. Toplantıda, AB-Türkiye ilişkileri ele alınacak. AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkileri durumu ve nasıl ilerlemesi gerektiğine dair taslak raporunu sunacak.

AB’ye yakın kaynaklara göre, Borrell, geçtiğimiz Aralık ayından bu yana Türkiye-AB arasındaki ilişkilerin olumlu şekilde geliştiği görüşünde. Buna karşın ilişkilerde halen bazı zorlukların yaşanmaya devam ettiğini hatırlatan AB yetkilileri, Doğu Akdeniz’de gerilimin azalması, Türkiye’nin Yunanistan ile istikşafi görüşmelere başlaması ve Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm sürecinin başlamasını, ilişkilerin olumlu yönde ilerleyebileceğine dair sinyaller olarak değerlendiriyor.

Hatırlanacağı üzere 10 Aralık’ta düzenlenen AB Liderler Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde, Brüksel’in Ankara’yla ilişkilerinin geleceğini ABD ile istişare edeceği vurgulanmıştı. Üst düzey AB yetkilileri, ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikasının henüz şekillenmediğini hatırlatırken, Washington ile Ankara arasında politikaları belirleyecek önemli görevlere atamaların yapılmadığına dikkat çekti.

Yaptırım donduruldu

Bu arada AB yetkilileri, Türkiye’ye yönelik yaptırım kararının gündemde olmadığını dile getirirken, Borrell’in Ankara ile kaliteli ve içerikli bir diyalog yürütmenin yollarını aradığını ifade etti.

Bu çerçevede 6 Kasım 2020’de TPAO’nun iki yetkilisine yönelik olarak alınan yaptırım kararlarının uygulanmasının durdurulduğunu hatırlatan AB yetkilileri, Brüksel’in Ankara ile arasında gerilime neden olabilecek adımlardan imtina ettiğini kaydetti. Bu kararın, Washington yönetiminin çağrısı sonucu alındığını öne sürenler de bulunuyor. 

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bugün video konferans yöntemiyle görüşecek olan AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, AB-Türkiye ilişkilerini tüm boyutlarıyla değerlendirecek.

Yazının devamı...

AB’nin aşı sertifikası netleşti

18 Mart 2021

Uzun süredir tartışılan ve Avrupa Birliği (AB) sınırları içinde geçerli olacak aşı sertifikasına ilişkin detaylar ortaya çıktı. AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, Birlik içerisinde seyahat kısıtlamasına son verecek ve üçüncü ülkelerden AB ülkelerine giriş kolaylığı sağlayacak aşı sertifikası uygulamasına yönelik taslak hakkında açıklama yaptı.

Brüksel’de düzenlenen basın toplantısında aktarıldığına göre, dijital yeşil sertifika veya Kovid-19 sertifikası olarak adlandırılan aşı sertifikası, kişilerin Kovid-19 aşısı olup olmadığını, olmuşsa ne tür aşının hangi tarihte ve ülkede yapıldığı bilgisini içerecek. Ayrıca kişinin PCR test sonucu ve antikor seviyesine yönelik veri de, sertifikada yer alacak. Sertifikada belirtilecek aşılar, sadece Avrupa İlaç Ajansı’nın (EMA) onay verdikleriyle sınırlı olmayacak. Her bir AB üyesi ülke, diğer aşılardan hangilerinin geçerli olacağına ulusal düzeyde karar verecek. Zira Bulgaristan, ülkesine gerçekleştirilecek seyahatlerde “Sputnik V” aşısını kabul edeceğini açıkladı. Macaristan ile Slovakya, Çin ve Rusya menşeili aşıları kullanıyor.

Aşısız da alabilecek!

Aşı sertifikasına yönelik ayrımcılığını engellemek amacıyla aşı olmayan kişilerin de aşı sertifikasını alabileceğini hatırlatan AB Komisyonu, aşı sertifikasının da bedava olacağını vurguladı. Sertifika, AB vatandaşlarıyla ailelerine ve AB’de ikamet eden üçüncü ülke vatandaşlarına verilebilecek. Bununla birlikte dijital sertifikaya sahip yolculara hangi kısıtlamaların kaldırılacağına da her bir AB ülkesi kendi karar verecek. Sertifikanın uluslararası geçerliliğinin sağlanması için Dünya Sağlık Örgütü ve ICAO’yla birlikte ortaklaşa bir çalışmanın yürütüldüğü de aktarıldı.

Üçüncü ülkelerden AB’ye seyahat edecek kişilere yönelik uygulanacak protokol de açıklık kazandı. Avrupa Komisyonu, üçüncü ülkelerin aşı sertifikasının, AB aşı sertifikasındakilerle aynı bilgileri içermesi gerektiğini hatırlatırken, üçüncü ülkelerin ulusal aşı sertifikalarının, seyahat edilecek Birlik ülkesinin konsolosluğu, elçiliği veya sınır kapısında AB aşı sertifikasına dönüştürüleceğini açıkladı.

Avrupa Komisyonu’nun tanıdığı diğer bir imkan da, AB kurumlarıyla üçüncü ülkeler arasında sağlanacak “güvenli bilgi alış verişi” protokolü. Bu protokol sayesinde üçüncü ülkelerin aşı sertifikalarındaki bilgiler, otomatik olarak AB’nin ilgili kurumlarıyla paylaşılacak. Avrupa Komisyonu, turizm sektörünün henüz açılmadığını hatırlatarak, an itibariyle üçüncü ülkelerden AB’ye sadece sadece zorunlu seyahatlere izin verildiğini de hatırlattı.

Nasıl işleyecek?

Yazının devamı...

NATO’nun Afganistan ikilemi

17 Mart 2021

ABD’nin Afganistan hükümeti ile Taliban arasında 1 Mayıs tarihine kadar kalıcı bir barışı sağlamak amacıyla yürüttüğü müzakereler belirsizliğini koruyor. ABD ülkeden çekilmek isterken, NATO’nun kafası da karışık

Washington yönetimi 20 yıldan bu yana askeri varlık gösterdiği Afganistan’daki Kararlı Destek Harekatı’na (RSM) artık bir şekilde son vermeyi amaçlıyor. Çin ve Asya ülkelerine odaklanmayı hedefleyen ABD, Afganistan’a 20 yılda 1.2 trilyon dolar para harcadı. Washington yönetiminin sadece Afganistan’daki askeri varlığının yıllık maliyeti 40 milyar dolar. Ülkenin yeniden inşaası için harcanan kaynak da göz kamaştırıcı; 178 milyar dolar. Halen taahhüt ettiği miktar da 143 milyar dolar.

Ancak Doha’da Afgan hükümet yetkilileriyle Taliban arasındaki barış görüşmelerindeyse süreç ağır aksak devam ediyor. Diplomatik gözlemciler, ABD’nin Afganistan barış görüşmeleri için 1 Mayıs gibi bir tarihi milad olarak benimsemesinin olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Beyaz Saray, Afganistan’dan çekileceğini henüz resmen açıklamadı. Zira ABD’nin böyle bir açıklama yapması halinde, Taliban’ın barış müzakerelerine katılmasına ihtiyaç kalmayacak. Çekilmeyeceğini ilan ederse de, bu kez Afgan hükümet yetkilileri, müttefiklere güvenip müzakereleri sürdürme ihtiyacı duymayacak.

NATO nezdindeki birçok müttefikse, güvenlik nedeniyle Afganistan’da kalmayı arzuluyor. Bunların başında Almanya, İngiltere ve Türkiye geliyor. Ancak ABD’nin Afganistan’daki askeri varlığı olmadan ve mali desteğini sürdürmeden kalmaya devam etmeleri zor.

Müttefiklerden Portekiz ise, şimdiden Mozambik hükümetine destek olmak ve ülkenin kuzeyindeki terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla Afganistan’dan çekilme kararı aldı.

Farklı görüşler

ABD Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın görüşü, Afganistan’daki askeri varlığın 1 Mayıs 2021’den sonra da sürmesi yönünde. Zira ABD ve müttefiklerin bölgeden ayrılması halinde, Afganistan’da güvenlik sorunlarının baş göstereceği, barış sürecinin yanı sıra sosyal ve ekonomik kalkınmanın da sekteye uğrayabileceğini düşünüyor. Ayrıca insan hakları ve kadın hakları ihlallerinin de artacağına işaret ediyor.

ABD Deniz Kuvvetleri ise Washington’un Afganistan’da vakit ve para kaybettiğini savunuyor. ABD ordusunun Çin ve Asya’ya odaklanması gerektiğini savunan Deniz Kuvvetleri, Washington yönetiminin bu ülkede harcadığı paradan dolayı Çin’e karşı askeri üstünlüğünü kaybedebileceğini iddia ediyor.

Yazının devamı...

AB’nin geleceği tartışmaya açılacak

14 Mart 2021

Avrupa Birliği’nin (AB) geleceğini şekillendirecek olan konferansın çerçevesi nihayet belirlendi. AB kurumları ile üye ülkeler iki yıldır usül tartışmaları yapıyorlardı. Konferansın nasıl işleyeceği, kimlerin temsil edileceği gibi tartışmaların geç sonuçlanmasında pandemi süreci de rol oynadı. Konferans fikri Fransa tarafından gündeme getirilmişti. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Mart 2019’da Avrupa’nın önde gelen gazetelerinde bir makale yayınlayarak “2. Dünya Savaşından bu yana AB’ye bugünkü kadar ihtiyaç duyulmadığını, ancak 2.Dünya Savaşından bu yana da AB’nin bugünkü kadar tehlikede olmadığına” dikkat çekmiş ve AB’nin yeniden düşünülmesi ve yapılanması gerektiği çağrısında bulunmuştu.

Brexit olarak bilinen İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci, ekonomik kriz, yasadışı göç gibi konular 27’lerin AB’yi sorgulamalarına neden oldu. AB geleceğini ilk defa tartışmıyor. 2000 yılında AB’nin geleceğine yönelik bir konvansiyon çalışması gerçekleştirilmişti. Hatta aday ülke sıfatıyla Türkiye de konferansta ilk olarak dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı rahmetli Mesut Yılmaz ile temsil edilmişti. Daha sonra da Türkiye adına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül konvansiyon çalışmalara katılmayı sürdürdü. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül’le birlikte Roma’da düzenlenen AB anayasası imza törenine katılmakla kalmayıp konvansiyonun mutabık kaldığı Anayasa metnine yarının üye ülkesini temsilen imza atmıştı. AB’nin Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Nikolaus Meyer Laudrut o dönemde AB konvansiyonunun sözcülüğünü üstlendiğinden bu süreci çok yakından biliyor. 

O tarihten bu yana AB-Türkiye ilişkilerini oluşturan köprünün altından epey bir su aktı. Bir seneyi aşkın bir süredir görevde olan Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Oliver Varhelyi daha Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunmadı. Varhelyi’nin genişlemeden sorumlu özel kalem müdürünün görev alanında Türkiye yer almıyor. Kalemde Türkiye’den sorumlu görevli müşavir sıfatında ve aynı zamanda Suriye, Filistin ve BM insani yardım koordinasyonundan sorumlu.

Konumuza dönecek olursak, AB’nin geleceğine yönelik konferans 9 Mayıs tarihinde Avrupa Parlamentosuna ev sahipliği yapan Fransa’nın Strasbourg kentinde başlayacak. Tartışmaların Mart 2022’de Fransa dönem başkanlığı sırasında sona ermesi bekleniyor. O tarihe kadar AB’nin ekonomi, güvenlik, çevre, temel hak ve özgürlükler açısından ve kurumsal olarak nasıl şekilleneceği   kesinlik kazanacak. Türkiye bu tartışmalarda temsil edilmese bile gelişmeleri yakından izlemeli. Zira AB’nin bürüneceği yeni şekil ve çizeceği yeni yol haritası Türkiye’yi hem ekonomik olarak, hem de dış politika açısından etkileyecek. Bu yüzden sadece Türkiye’nin devlet kurumları değil, iş ve akademi dünyasının da AB’nin geleceğine yönelik konferansı yakından izlemesinde fayda var.

Avrupa’dan CO2 vergisi hazırlığı

AB yeşil mutabakatın ilk eylemini gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Hafta içinde toplanan Avrupa Parlamentosu (AP) üçüncü ülkelerden yapılacak olan ithalatlara CO2 vergisi uygulanmasına yönelik olarak ilk yasal düzenlemeyi gerçekleştirdi. Düzenlemede, AB üyesi ülkeler ‘Cop21’ olarak bilinen Paris anlaşmasına taraf oldukları için bu anlaşmayı yürürlüğe sokmamış üçüncü ülkelerde üretilen ürünlerin haksız rekabete neden olacaklarına vurgu yapılıyor. Paris anlaşmasına taraf olmayan ve CO2 emisyonlarına dikkat etmeyen ülkelerde üretilen ürünlerin AB’ye girişlerinde hem haksız rekabetten dolayı vergi uygulanması öngörülüyor, hem de CO2 izinden dolayı çevre vergisine tabii tutulmaları hedefleniyor. Yasal düzenlemelerin 2023 yılına kadar tamamlanması bekleniyor. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomik reform paketinde yeşil tahvillerle ilgili açıklamaları çok önemli. Türkiye’de hidrojen enerji alanında yatırım yapılması, CO2 salınımında düşüş trendine gidilmesi ve Türkiye’nin karbon-nötr bir ülke olması için yatırımların teşvik edilmesi Türkiye’nin sadece AB’nin tedarik zincirinde yer alması için değil, katma değeri yüksek ürünleri ihraç edebilmesi için de önem teşkil ediyor.

Yazının devamı...

AB’de kim kime dum duma...

7 Mart 2021

Avrupa Birliği‘nde (AB) işler pek iyi gitmiyor maalesef. Topluluk güven telkin etmiyor. Aşı tedariki konusunda skandalsız bir gün geçmiyor. Altın üçgen olarak tarif ettiğim Berlin-Londra-Viyana ekseninde dünyanın ‘en’leri yer alıyor. Tasarrufun en yüksek olduğu, altyapının en güçlü olduğu, hızlı tren, otoyol gibi lojistik hatların en gelişmiş olduğu üçgen burası. Ar-Ge, mali hizmet, sağlık, ilaç ve türevi alanlardaki ‘en’ler de yine burada. Ancak ortada hala aşı yok. Üstelik AB kurumlarına ev sahipliği yapan Belçika, AB’nin kabul ettiği üç aşıdan ikisinin üretim merkezi. Aşı konusundaki tedarik sorunu o kadar büyük ki, İtalya bile kendi ülkesinde üretilen ve Avustralya’ya gönderilmesi öngörülen AstraZeneca menşeili aşıların ihracatını engellemek mecburiyetinde kaldı. Avustralya Başbakanı,  İtalyan meslektaşının kararını anlayışla karşıladığını açıkladı.

Belçika’dan örnek vermek gerekirse,  yaşlılar yurdunda kalan kişiler aşı oldular. Ancak sağlıklı olduğu gerekçesiyle kendi hayatını idame ettirebilen ve kendi evlerinde yaşayan 75 yaş üstü yaşlılar ise henüz aşı olamadılar. Bir başka deyişle, sanki 75 yaş üstü yaşlıların zamanında aşı olabilmeleri için yaşlılar yurduna terk edilmeleri gerekiyordu.



AB’ye üye ülkelerde toplu bağışıklık seviyesine ne zaman gelinebileceği bilinmiyor. Tecrit kurallarının ne zaman kaldırılacağı meçhul. AB’nin aşı sertifikasına yönelik olarak da çerçeve çizildi ancak aşı sertifikasının hangi şartlarda ve ne ölçüde geçerli olacağı konusu henüz açıklık kazanmadı. AB dönem başkanlığını üstlenen Portekiz ile Fransa,  Belçika,  İtalya gibi ülkeler aşı sertifikasının seyahat kısıtlamasına neden olmaması gerektiğini ısrarla vurguladılar. Avrupa ilaç ajansı EMA tarafından henüz tanınmayan aşılardan olan üçüncü ülke vatandaşları için de engel oluşturmaması gerektiğine vurgu yaptılar. Ancak aşı sertifikasının nasıl kullanılacağı henüz kesinlik kazanmadı.

Gelinen noktada AB ve üye ülkeler aşı konusunda sınıfta kaldılar. Bu da daha büyük soru işaretlerine neden oluyor. AB’nin aşı konusunda sınıfta kalmasının en büyük sebebi cesaret eksikliği. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, İngiltere, Türkiye, Avustralya ve İsrail gibi ülkeler erken davranıp cesur karar alabildiler.

Yazının devamı...

AB’nin Stratejik Pusulası ve Türkiye

28 Şubat 2021

Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanları geçtiğimiz perşembe ve cuma günü video konferans yöntemiyle olağanüstü toplanarak hem aşılama çalışmaları hem de ‘Stratejik Pusula’ adlı belge konusunda kat edilen yolun bir bilançosunu yaptılar. AB’nin aşı tedarik politikası ve aşı kampanyası hakkında söylenecek yeni bir unsur yok. Önceki yazılarımda da dile getirdiğim üzere bir fiyasko olmaya devam ediyor. Bu yüzden AB’nin Stratejik Pusula çalışmalarına ağırlık ağırlık vermekte fayda var. İlginç gelişmeler yaşanıyor.

Bilindiği üzere Kovid-19 salgınının başlamasıyla birlikte AB’nin Çin gibi üçüncü ülkelere aşırı derece bağımlı olduğu ortaya çıkmıştı. Ayrıca ABD’nin Donald Trump gibi bir kişi tarafından yönetilmesi halinde Washington ile Brüksel’in stratejik çıkarları örtüşmüyordu. Bu çerçevede AB liderleri geçtiğimiz Haziran ayında AB’nin savunma ve dış politikasına yön verecek Stratejik Pusula adlı bir belge kaleme almayı kararlaştırdılar. Bu belgenin amacı AB’nin ABD’ye bağımlılığını azaltıp stratejik özerkliğe kavuşması. Bu sayede AB, sadece güvenlik tüketen değil, güvenlik tedarik eden bir birlik olmayı amaçlıyor.

Stratejik pusula 4 başlıktan oluşuyor: Kriz yönetimi, ‘resilience’ olarak adlandırılan mukavemet gücü, imkan ve yeteneklerin geliştirilmesi ve partner ülkelerle çalışma. NATO’nun Stratejik Konsepti gibi AB’nin Strateji Pusulası’nın da kendisine yönelik tehditleri, askeri alanda gelecekteki hedeflerini ve stratejik planlarını içeren bir belge olması amaçlanıyor. Bu belgenin belkemiğini AB’nin tehdit analizi raporu oluşturacak. NATO’nun her yıl güncelleştirilen ve kısa adı JTA olan müşterek tehdit değerlendirmesi, İttifak üyesi ülkelerin oybirliğiyle üzerine mutabık kaldıkları tehditleri içeriyor. AB’de ise ortak tehdit değerlendirmesi Solana/Shapcott yöntemiyle yapılıyor. Üye ülkelerin istihbarat kuruluşlarının tehdit değerlendirmesi AB kurumlarına bildiriyor. AB kurumları da tehditleri ortak bir havuzda toplayıp her bir tehdide onay veren ülkeleri küme halinde birleştiriyor. Bu noktada Türkiye’nin karşısına çıkan sorunlar arasında AB’ye üye Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan veya Avusturya gibi ülkelerin Türkiye’yi AB’yi tehdit eden ülkeler listesine dahil etme çabaları var. Liste henüz oluşmuş değil.  Ancak bir yandan NATO ile işbirliği çağrısında bulunan AB, diğer yandan da NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye’yi tehdit olarak algılama tehlikesiyle karşı karşıya.

Bu AB’nin Türkiye’yi tehdit olarak gördüğü ilk istihbarat değerlendirmesi değil. Nitekim Balkanlar’da Türkiye’yi Suudi Arabistan ile aynı kefeye koyan AB’nin güvenlik birimleri, Bosna Hersek’de de AB’ye karşı ‘kötü niyetli faaliyetlerde bulunan ülke’ olarak tanımladı. 2017 yılında AB’nin insani yardım tatbikatının senaryosunda Türkiye’yi Katar’la birlikte AB’nin insani yardım gücüne siber saldırı yapan bir ülke olarak yerleştirmişlerdi.

Oysa NATO ile işbirliğini artırmayı hedefleyen AB’nin Türkiye’yi bir tehdit olarak değil, aksine bir partner olarak görmesinde büyük fayda var. Zira istihbarat çalışmalarında gelen verinin  doğru olup olmadığı araştırılmadan önce, verinin kaynağının güvenilir olup olmadığı değerlendirilir, NATO’nun STANAG 2022 belgesinde belirtildiği üzere. AB’nin iyi niyetle başlayan Stratejik Pusula çalışmasının bazı kötü niyetli ülkelerin sığ amacına hizmet etmesi mutlaka engellenecektir. AB’nin, Ankara’yı sadece bir aday ülke olarak değil aynı zamanda güvenlik ve savunma alanında işbirliği geliştirebilecek bir partner olarak görmesi çok önemli. AB içerisinde sağduyunun hakim olacağını umut etmek gerekiyor. Keza Türkiye’nin milli siyaset güvenlik belgesinde yer alan bazı unsurların AB’nin itirazlarına rağmen neden kaldırılmadığı da daha iyi anlaşılacaktır.

DEİK-TÜSİAD el ele, ‘yeşil mutabakata’

Kovid-19, ekonomik kriz, aşı krizi, borsalarda yaşanan dalgalanma insanın içini biraz sıkmıyor değil. Üstelik Türkiye’nin etrafındaki terör odaklarının ülkemize yönelik tehditlerini de düşünürsek hakikaten karamsarlığa bürünmemiz çok doğal. Ancak hafta başında kısa adı DEİK olan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu’nun Avrupa Yeşil Mutabakat konulu webinarı Türkiye’nin umut dolu gelecek vaad eden bir ülke olduğunu hatırlamamıza neden oldu.

Ticaret Bakan Yardımcısı Gonca Yılmaz Batur, DEİK Başkanı Nail Olpak ile DEİK- Avrupa İş Konseyi Koordinatörü Sayın Zeynep Bodur Okyay, Türkiye’nin AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Mehmet Kemal Bozay, Avrupa Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi Paolo Gentiloni’nin özel danışmanı olan emekli Büyükelçi Stefano Manservisi ve TÜSİAD adına Murat Özyeğin önderliğinde Boğaziçi Üniversitesi iklim değişikliği politikaları uygulama ve araştırma merkezi tarafından kaleme alınan raporu tanıtmak için Doçent Doktor Sevil Acar Aytekin hazır bulundu.

Yazının devamı...