Altan Abi faktörü

Altan Öymen ve Murat Karayalçın daha önceki genel başkanlar ve partinin abileri olarak CHP’deki “Kılıçdaroğlu-İnce gerilimini” düşürme misyonunu üstlendiler.

Başarılı oldular.

Onların ziyaretlerinden sonra Kılıçdaroğlu, İnce için “Çok değerli bir partilimizdir” dedi.

İnce de “seçimli kurultay” iddialarına karşı, “Yok öyle bir şey, Kılıçdaroğlu kendi kararıyla ayrılmadıkça genel başkanlığa adaylığımı koymayacağım, beni cumhurbaşkanı adayı gösteren şahsa karşı vefasızlık gösteremem” açıklamasını yaptı.

En azından “yerel seçimlere kadar CHP’de suların durulduğunu” söyleyebiliriz.

Kılıçdaroğlu, İnce görüşmesi de bunun bir kanıtı.

........................

Altan Öymen’i gazeteciliğe başladığım ilk yıllarda -meslek büyüklerimin anlatımlarıyla- gıyabında tanımıştım.

O sırada dönemin Almanya başkenti Bonn’da “basın müşaviriydi.”

Dinlediklerim kısaca şöyleydi:

Altan Öymen gazetecilik yaparken SBF’de (Siyasal Bilgiler Fakültesi) okumuş ve mezun olmuştu.

Eşi de SBF maliye bölümünü bitirmişti.

O da Bonn’da mali müşavirdi.

Altan Öymen gazetecilikte sivrilmiş ve “ÖNCÜ” gazetesinin kurucuları arasında yer alarak Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlenmişti.

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra -yeni anayasayı yapmak ve ülkeyi seçimlere götürmek üzere oluşan- “Kurucu Meclis’e -Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan oylamayla” üye seçilmişti.

Meslek büyüklerim “O hep kazanır” diye bahsediyorlardı.

İktidar değişti.

Altan Öymen, devlet görevinden istifa etti.

CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinde başladı.

Günlük yazılar kaleme alıyordu.

Ulus, Ankara’nın Babıali’si Rüzgarlı Sokak’taydı.

İsmet Paşa’nın damadı ve ustam Metin Toker’in AKİS dergisinde çalışıyordum.

Bizim bina Ulus’a birkaç adım mesafedeydi.

Bazen uğrardım.

Altan Öymen elinde kalem, sol eliyle saçlarını karıştıra karıştıra yazısını yazardı.

Ulus gazetesinin çalışanları bana “Altan Öymen çok geçmez bu gazetenin genel yayın yönetmeni olur. Çünkü o hep kazanır” diye fısıldıyorlardı.

Nitekim öyle de oldu.

Artık “Altan Abi” diyecek kadar samimiyetini kazanmıştım.

Çok güzel “siyasi analizler” yapardı.

Ardından “ANKA” ajansını kurdu.

Harika gazetecilik yapan bir ajanstı.

Hasan Cemal, merhum Örsan Öymen ve Teoman Erel kardeşlerim de orada çalışanlar arasındaydı.

Aradan yıllar geçti, İstanbul’da Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirildiğim gazetede ilk işlerimden biri ANKA’ya abone olmaktı.

Ankara’nın derin siyaseti ANKA’dan sorulurdu.

Yıllar içinde Altan Abi’m milletvekili, CHP Genel Sekreter Yardımcısı ve Bakan oldu.

Yollarımız Milliyet’te kesişti.

Odalarımız yan yanaydı.

Ağır bir ameliyat dönüşü geldiği günü hatırlıyorum.

Rengi beyazdı, daha da zayıflamıştı.

Halsiz görünüyordu.

O günlerde CHP karışmıştı.

“Seçimli kurultay” toplanıyordu.

Altan Abi “Ankara’ya gideyim, arkadaşlarla biraz konuşayım, özledim” dedi.

Gitti.

Birkaç gün sonra Altan Abi “CHP Genel Başkanı” seçilmişti.

Atatürk’ün, İnönü’nün o şerefli masasına oturmak gerçekten onur vericidir.

....................

Altan Abi’yi neden bu kadar anlattım?

Çünkü...

“CHP’nin demokrasiye bir ana muhalefet partisi olarak katkıları büyüktür.

Ama...

İktidar olmak için, kazanmayı da bilmelidir.

CHP’nin yönetimindekiler ve yönetimine soyunanlar ortak akıl bileşenlerinden biri olan - artık aktif siyasette iddiasız ama damardan CHP’li Altan Öymen’in de fikirlerinden, tavsiyelerinden yararlanmalılar.”

Adı “hep kazanır” diye çıkmışsa vardır bir nedeni.

Ve bu “kazanmak” hakkıyla, kuralıyla dürüstçedir.