İnsan Hakları Eylem Planı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “İnsan Hakları Eylem Planını” açıkladı.

Daha 1948 yılında, -aralarında Türkiye Temsilcisi’nin de bulunduğu- Birleşmiş Milletler üyesi 48 devletin oylarıyla kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nden” kaynaklanan bu kutsal ilkelerin elbette yanındayız.

O tarihte şu 8 ülke çekimser oy kullanmıştı:

“Sovyetler Birliği, Belarus (Beyaz Rusya), Ukrayna, Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Güney Afrika Birliği ve Suudi Arabistan...”

..................

Temel ilkeleri ortaya koyan bu açıklamanın yazılı hukuka yansıması ve daha önemlisi zihniyetlere kök salması da gerekir.

Türkiye ayrıca AİHS’ye de (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) imza atmış, 1987’de ise AİHM’ye (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) “bireysel başvuru” hakkını tanımıştır.

Ve...

1990’da AİHM’nin “zorunlu yargı yetkisini” kabul etmiştir.

Ama ne yazık ki dünya demokrasi skalasında Türkiye’nin yeri bu kariyerdeki sicil notlarıyla örtüşmüyor.


ÖZGÜR DÜNYA KÜÇÜLÜYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İnsan Hakları Eylem Planı” açıklaması zamanlama açısından da dikkate alınmalı.

Washington merkezli düşünce kuruluşu ve gözlemcisi Freedom House’un yıllık raporu açıklandı.

Bu yılki anket “küresel demokratik gerilemenin art arda 15. yılını” işaretliyor.

1941’den beri faaliyette olan Freedom House, demokrasi notunu 25 gösterge üzerinden değerlendirerek veriyor.

3 gruba ayırıyor.

“Özgür...”

“Kısmen özgür...”

“Özgür değil...”

Bu yıl değerlendirilen 195 bağımsız ülkeden 73’ünde demokrasi puanlarında düşüşler görüldü.

Sadece 28 ülkede iyileşme var.

54 ülke “özgür değil” grubunda...

Bunlar dünya nüfusunun yüzde 38’ini oluşturuyor. 2005’ten bu yana en
yüksek pay!

Dünya nüfusunun sadece yüzde 20’sinden azı “özgür ülkeler” grubunda yaşamakta.

İnsan Hakları Eylem Planı

Freedom House sıralamasında en dramatik düşüş popülist milliyetçi Sadyr Japarov tarafından yönetiminin fiilen ele geçirildiği Kırgızistan’a ait.

Dünyanın en büyük nüfuslu ülkesi Hindistan’ın notu ise “kısmen özgür”den “özgür değil”e düşürülmüş.

Özellikle başta Müslümanlar olmak üzere dini azınlıkları damgalayan ve onlara zarar veren politikaların yanı sıra “Hindistan yargısının siyasallaşması” bu düşüşün nedenleri.

Çin’in zaten “özgür değil” grubundaki yeri perçinlenmiş ve sağlam(!)

“Kuşatma altındaki demokrasi” başlıklı bu yılki raporda Trump’ın çağrılarıyla Kongre binasının işgaline, ülke genelinde yakıp yıkmalara uzanan süreç nedeniyle ABD 3 puan birden gerilemiş.

Raporda şöyle bir cümle var:

“Trump başkanlığının son haftaları dünyanın en görünür ve etkili demokrasilerinden birine eşi görülmemiş saldırılarla geçti.”

Ama...

ABD hâlâ “özgür” grubunda.

İnsan Hakları Eylem Planı

REYTİNGLER ÇAĞI

Çağımızın çeşitli tanımları var.

“Bilgi çağı, ileri teknoloji çağı, 5G, dijital çağ” gibi.

Bir diğer tanım da “reyting çağı...”

Uluslararası kuruluşlar ülkelere, değerlere not veriyor.

Örneğin...

Ekonomilere not veren ve yıl içinde bunları yükselten ya da düşüren uluslararası kuruluşlar...

Ülkelerin kültür düzeylerini de çeşitli ölçütlerle notlandıran kuruluşlar.

Gelişmişlik düzeylerini değerlendiren kurumlar.

Ve...

Freedom House’un 1941’den beri her yıl açıkladığı demokrasi skalası...

..................

Ne yazık ki çok kabaca bir genellemeyle gruplar saptanıyor.

Bir ekonomi reyting kuruluşunun her harfin eksi ve artı gibi ince ayarlı değerlendirmeleri Freedom House skalasında yok.

“İnsanların hatta Ali Baba gibi bir dünya devi CEO’sunun ansızın kaybolduğu ve hesabının sorulamadığı...

Büyükelçiliğinde gazetecinin doğranıp asitle eritildiği...

Muhalefet liderlerinin zehirlendiği ülkelerle” kabaca aynı grupta olmak adil değil.

Evet...

Demokrasimizde eksiklikler elbette var.

Öyle olmasa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bir “İnsan Hakları Eylem Planı” açıklaması yapmak zorunluğunu hissetmezdi.

Ama gene de nüansı olmayan, ince ayarı yapılmayan “demokrasi haritasındaki toptancı grubun içinde yer almak” -tam- adil değil.

Biden’ın Beyaz Saray’a gelmesiyle demokrasi yeniden “yükselen değer” yörüngesine girecek gibi görünüyor.

Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin demokrasi dosyası güncelleniyor.

Bütün bunlar bir yana, içeride de elbette daha fazla özgürlük, daha adil yargı, daha fazla demokrasi insanlarımızın genel arzusu...

Monşer, insan hakları...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eski adıyla Divan’ın İnsan Hakları davalarından seçmeler yansıtan ilk kitabını Türkçeye çevirmiştim.

Strasbourg’da bir yandan TRT ve bir günlük gazete için çalışıyor, öte yandan -yarım kalan hevesim- doktoranın çile yollarında yürüyordum.

O tercüme karşılığı yapılan ve neredeyse gıcır gıcır bir VW alabilecek kadar yüklü olan ödeme, ilaç gibi gelmişti.

Hukukun sonsuz gibi gelen paragraf uzunluğundaki cümlelerini tercüme etmek ecel teri döktürürdü.

....................

Bu anıların tarihi 1970’dir.

İnsanların İstanbul’da birbirine “Ama monşer, polüsyon tehlikesine dikkat” diye dalga geçtikleri yıllar.

Doğa kirlenmesi henüz görünmüyordu.

Boğaz, Marmara temizdi.

“Polüsyon” ise krema tabaka konuşmalarının ithal malı yeni sözcük oyuncağıydı...

Gene o yıllarda “insan hakları ihlalleri” söylemi de bir fanteziydi.

Bunları konuşmaya bile “uçukluk” diye bakılırdı.

Ama o zamanlar İstanbul’dan hissedilmese de Anadolu’nun diğer ucunda, insan hakları kabaca ihlal edilmekteydi.

Ve...

“Uçukluk duygusu” değil, “utanç” veriyordu.

Zaten bu yüz kızartısının Batı’ya yansıması için çok beklemek gerekmedi.

30 yıl önce sularında yüzen balıkların seyredildiği İstanbul’un Marmara’sı nasıl birden pas rengine dönüştüyse “işkence” rezaletleri de kanalizasyon suları gibi yüzeye taştı.

İnsan hakları kirlenmesi...

DELİ GÖMLEĞİ

Tercüme ettiğim o ilk “İnsan Hakları Divan Kararları” iki ana gruptaydı.

- Birincisi...

“Fiziki güç uygulamak...”

Örneğin, “bir tutukluya, deli gömleği giydirilmesi...”

“Bir zanlının sorguya, kolu bükülüp sırtına kanırtılarak götürülmesi...”

- İkincisi...

“Anadilini kullanmak...”

Örneğin, Belçika’da, yaşayan iki topluluktan “Valonların ve Flamanların kendi dillerini kullanmakta zaman zaman karşılaştıkları engeller.”

Yani...

“Kültürel hak ve özgürlükler.”

Bu sonuncusu ile ilgili tartışmaların da Türkiye’ye gelmesi için çok beklemek gerekmedi. (İnsan hakları ilkesi adına istemlerin yanı sıra Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne karşı da kullanıldı.)

...................

Not: Bu köşedeki 22 Ocak 2004 tarihli yazımdan birkaç satır...