Ne olursa Türkiye için iyi olur?

ABD’de seçimler ilk kez mahkemede bitiyor değil. Daha önce de mahkemeden ya oyları yeniden saydırması veya kime işaretlendiği tam belli olmayan oyların nasıl değerlendirileceğine arabuluculuk etmesi için mahkemeye gidildi. Bir keresinde Florida’da, George W. Bush ile Al Gore arasındaki seçimi Bush’un kazandığı kararı 36 gün sonra alınmıştı.

Gazetemizin makaleler için azami mühleti dolduğu sırada, Trump ile Biden arasındaki yarışı kimin kazandığına dair karar kesinleşmemişti. Kesinleşen sayım sonuçları ne olursa olsun, bu sonucun mahkemeye gideceği, oyların belki de defalarca yeniden sayılacağı, yerel sonuçların ve hatta genel sonucun iptali için girişimler olacağı anlaşılıyor.

Bu sonuç, tüm dünyayı ilgilendiriyor. Sadece Türkiye değil, birçok ülkede önceki gece televizyonlar ABD’den 25 saate yakın naklen yayınlar yaptılar. Meselenin Türkiye’ye bakan tarafı, her zamanki gibi kişilerin tercihlerinden doğan sevinç veya üzüntüden öte gitmezdi eğer Demokrat aday Joe Biden şu siyasal nezakete de kişisel ferasete de aykırı lafları etmese, “Erdoğan’a onu değil muhalefeti desteklediğimizi ve onun devrilmesi gerektiğini düşündüğümüzü bildirmeliyiz” dememiş olsa idi. Burada tercih ettiği “devirme” kelimesi, İngilizcede hemen daima “darbe” kelimesine bağlı olarak kullanıldığı için, Biden kısa bir duraklamadan sonra eklemişti: “Ama darbeyle değil, seçimle...” O zaman herkes Biden’ın videoda duraklama sırasında karşıya baktığını, belki de birinin kaş göz etmesi üzerine bu eklemeyi yaptığını yazmıştı.

Biden’ın niyeti bu ise, başkan olduğunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın (öyle ya da böyle) görevden uzaklaştırılması için çalışacaksa, ilk tepkiniz bu şahsın başkan seçilmemesini dilemek oluyor. Diyelim ki seçildi! O zaman da doğal tepkiniz, “Elinden geleni ardına koyma!” demekten ibaret.

Ama siyasal realizm, bunların hiçbirine gerek bırakmıyor. Bir kere biliyoruz ki Biden 8 yıllık başkan yardımcılığında, Obama’ya destek değil daima köstek olmuştu. Gafları o kadar haddi aşmıştı ki Obama bile “Biden’a boş verin, ona takılmayın” anlamında sözler söylemişti. Ama yine de bu “devirme” sözü öyle kolayca “Gaf” sınıfına konarak geçilecek bir mesele değil.

Değil ama yine de biliyoruz ki ABD’yi sadece başkan yönetmiyor; dışişlerinden savunmaya, borsadan bankalara, silah sanayiinden enerji sanayiine ABD’de bir “askeri-sınai küme” kararları alır; başkana sadece o kararları onaylamak kalır. Bu “küme” özellikle Yeni Türkiye’nin hem NATO ve bölge hem de Asya ilişkileri açısından önemini müdriktir.

Biden’ın siyasal bagajında, Demokrat Parti’nin 1915’ten beri bir ısıtılan bir soğutulan, “Kürdistan” unsuru da olabilir. “Vardır” demiyorum, ama CentCom’uyla, NeoConlarıyla Irak’ı bölme, Suriye’yi parçalama çabalarının fiilen sürdüğü sırada bir Demokrat Partilinin Beyaz Saray’a girmesi, hele hele yardımcısı olacak Kamala Harris’in kampanya boyunca hiç irdelemeden azınlıklar borusunu öttürmesi, Wilson’ın Sevr Projesi’nin tozlarının silkelenmesine yol açabilir. “Açar” da demiyorum aynı sebeple: Türkiye artık eski Türkiye değil; “Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvencesindedir” deniyorsa, öyledir.

Trump’ın da Avrupa ve bölge için, Asya için daha hayırlı olacağına dair de bir kanıt yok. Hâlâ CentCom Suriye ve Irak’ın başına bela ve Türkiye ile ilişkileri hâlâ NeoConlar yönetiyor. General Mike Flynn’ın (ve bir ölçüde Türkiye’nin) FETÖ’cülerin sebep olduğu Halk Bankası davasından kurtulması sağlanmak istendi ama Trump bu işi bile doğru dürüst sonuca kavuşturmadı.

Trump, “Türkiye’yi S-400 almaya Obama mecbur bıraktı; şimdi onu F-35 projesinden çıkartamazsınız” diyemedi. Ağzının bir sağından bir solundan iki anlama da gelebilecek laflar etti durdu ama kesin noktayı Türkiye lehine koymadı. Filistin meselesini çözmek için, İsrail’e bir tek mermi sıkmamış ülkelerle İsrail arasında sözde barış anlaşmaları imzalatıyor ama Filistin İsrail’e parsel parsel veriliyor.

Trump’ın tek üstünlüğü, “alıştığımız sinek” olmasından ibaret.