‘Basık’ların Mona Lisa’sı!..

ABD’de “basık” otomobillerin yani “lowrider”ların “Mona Lisa”sı kabul edilen “Çingene Gülü”, aynı zamanda Amerikan kültürünün de parçası haline gelen bir otomobil. Yani sıradan bir Chevrolet Impala değil...

Ne yalan söyleyeyim, bazen otomobildeki trendleri, son modayı filan takip etmekte zorlanıyorum! Bundan kastım, otomotiv değil elbette. Halk arasında, gençler arasında yayılan, yolda gördüğüm ancak bahsedilirken kullanılan “terimler” nedeniyle “dumura” uğradığım trendlerden söz ediyorum. Hadi “Bastık iyice” ya da “Altında kürdan durmayacak aga!” gibi terimler, anlayacağınız üzere pek de resmi ve sektörde kabul görmüş “otomotiv anlatımı”nda kullanılan terimler değil. Mesela “spor yay”, “coilover”, “yay kesme”yi anladık da, “soğuk basma”, “sıcak basma” filan duyduğumda “Benimki çift kaşarlı olsun, yağsız!” diyesim gelebilir... Hak verin bana da gençlerrr, takip etmekte zorlanıyorum, dedim ya!.. 

Tabii, özellikle Türkiye’deki genç sürücüler, bu hastalığa tutulma konusunda biraz gecikmiş olabilir. Zira “araç alçatltma” olayı, yeni çıkmamıştı. Muhtemelen onların babaları hatta dedelerinin arasından “helezon kesme” yöntemiyle araç alçaltan olmuştu. Tabii ki tek tük örnekten bahsediyorum. 

‘Basık’ların Mona Lisa’sı..

Ancak şimdilerde uygulanan şey tamamen farklı. Başlarda sadece (hem de çok tehlikeli olduğuna aldırmadan) helezon yaylardan birer ikişer keserek “giriş yaptıkları” bu tutkuya, şimdilerde pahalı ve “air” olarak bilinen “hidrolik süspansiyon sistemlerini” de eklediler. Şu sıralar Instagram’daki yerli otomobil videoları ya da fotoğrafları arasında önü kalkık, önü basık arkası kalkık ya da tamamen basık olup “kıvılcımlar eşliğinde gitmeye çalışan”, “pet şişe veya teneke kutu ezen” araç görme şansınız hayli fazla. 

Bunun, heyecan ve hava atma için yapıldığını söylemek yanlış olmaz sanırım. Zira tamamının “yol tutuşu iyileştirme” amaçlı olmadığı kesin. Zira bu işlem de, helezon yaylar kesilerek yapıldığında ters tepebiliyor hatta tehlikeli olabiliyor. 

‘Basık’ların Mona Lisa’sı..

Hispanik gençlerin işi 

Aslına bakarsanız bu işin anavatanının ABD olduğunu söyleyen çok çıkabilir. Zira benzerliği açısından doğrudur ama tam da Amerika’daki “lowrider” yani basık otomobiller gibi değildir Türkiye’dekiler. Çünkü sözü edilen “lowrider otomobil” işi bir gösterişten ziyade, artık belli bir kültürün simgesidir. 

Nasıl mı? Bir kere “basık otomobil” kültürü, Amerika’da 1950’lerde hispanik (ABD’de yaşayan ve kültürel kökenleri Meksika, Porto Riko, Küba, Orta Amerika ya da diğer Latin Amerika ülkeleri olanlar diyelim) gençler tarafından yayılmıştı. Üstelik de o tarihlerde yapılan işler, şimdiki “lowrider”ların öncüsüydü sadece. Onlar işe iki akımla başlamıştı: “Lead Sled” ve “Dreamboat Custom.” 

Aslında her iki akımın da ortak özellikleri arasında kesilmiş ve alçaltılmış tavan, önden arkaya doğru uzanan alevli desenlerle boyamalar, nikelajlı ve tobıçak gibi keskin çıkıntıları olan jant kapakları, yan kapı altlarından arkaya doğru uzanan egzost çıkışları ve elbette yere yakınlaştırılmış gövde gibi unsurlar vardı. 1949, 1950 veya 1951 model Ford “Shoebox” yahut “Mercury Eight” özellikle bu iş için biçilmiş kaftandı. Bunlar biraz da Amerikan “hot rod” adı verilen araçların özelliklerinden de etkilenmişti. 

‘Basık’ların Mona Lisa’sı..

Yürüyen kültür 

Tam da bu dönemde, “Barris Kardeşler”, “Gene Winfield” ve “Kings of Kustoms” ustalar, bu tip otomobillerin en iyi örneklerini sunmuş, sonrasında da farklı modifiye işlerine girerek ünlü olmuşlardı. Özellikle Los Angeles çevresinde başlayan “basık araç” hastalığı, “yere yakın ve olabildiğince yavaş” araç kullanmayı hedefliyordu. Araçlarının üstüne yavaş yavaş Meksikalı-Amerikan kültürlerinde bulunan simgeler çizmeye de başladılar. Böylelikle kimliklerini, siyasi duruşlarını, kültürlerini yansıtıyor, belli ediyorlardı. Ancak ABD’de 1958 yılında çıkarılan ve özellikle “aracı alçaltarak” yapılan modifiyeleri yasaklayan kanun, olayı farklılaştırdı. 

Bu yasanın delinmesi ise gecikmedi. 1959’da Ron Aguirre adlı bir modifiyeci, hidrolik pompa yardımıyla çalışan, aracı bir düğmeyle alçaltıp kaldıran süspansiyonu icat etti. Amaç ise, kanunun “arkasından dolaşmak”tan başka bir şey değildi. Basık otomobil kültürünün dönüm noktalarından biri buydu. Diğeri ise, “Çingene Gülü” yani “Gyspsy Rose” adını taşıyan otomobildi. 

Aslında Çingene Gülü, 1964 model bir Chevrolet Impala. Basık otomobil tutkunları, hidrolik pompa tesisatını rahatça yerleştirebildikleri için Impala’yı özellikle tercih ediyordu. “X” şeklindeki şasesi buna imkân veriyordu çünkü. Hoş sonradan değiştirildi ama olsun... 

Bu, üçünçü ‘çingene’ 

Pek çok önemli müzede sergilenen ve kameraların flaşları boyasına zarar vermesin diye özen gösterilen Çingene Gülü, 2011 yılında hayatını kaybeden Jesse Valadez’in çocuğuydu. Bugün basık otomobillerin ve hatta Amerika’nın tarihinin bir parçası olarak kabul edilen araç, “lowrider” camiasının “Mona Lisa’sı” diye de biliniyor. Zira Güney Kaliforniya’da doğan bir geleneğin simgesi. 

Bugün Valadez’in oğlunun sahip olduğu araç, aslında “Çingene Gülü”nün üçüncüsü... Zira ilk Çingene Gülü 1963 model ve pembe renkliyken, Valadez, ikinci bir 63 Impala almış ve onu, annesinin de çok sevdiği çiçek olduğu için güllerle kaplamış. Ancak bu araç da, Valadez’in üyesi olduğu “Imperials” çetesinin partisine alınmayan rakip çetenin üyelerince hurdaya çevrilmiş. Valadez yılmamış ve son “Çingene Gülü”nü de yaratmış. Bu kez 64 model olan Impala, o güne kadar “lowrider” camiasının rüyasında bile görmediği bir araç olmuş. Boyasının iki yıl hatta daha fazla sürdüğü söyleniyor. Tahrip edilen ikinci otomobilde 72 gül varken, bu kez 117 gül yerleştirilmiş. Aracın gövde panellerinde “şeker kırmızısı” ve “pemse” tercih edilirken, çizgileri özel olarak çekilmiş. Üzerinde onlarca kat cila olduğu belirtiliyor. İç mekân ise tamamen kadifeden. Valadez, arka koltuğa bir de minik bar yapıp, “aplik” lambalar koymuş. V8 motor ve hidrolik süspansiyon da cabası... 

1974’te tamamlandığında, tüm “basık otomobil” camiası onu “efsane” ilan etmiş bile. Aynı yıl Amerikan televizyonlarında yayınlanan “Chico and the Man” adlı diziyle de dikkat çeken araç, 2017’den bu yana, ABD’nin “resmi kayıtlı klasik otomobilleri” arasında... Yani o artık ölümsüz...