Çocuğumu artık tanıyamıyorum: Dijital çocuk!

8 Haziran 2021

Arkadaşları sokakta, oyun parkında gönlünce oynarken ihtiyaç ve istekleri karşılanıp sevgiyle büyütülen çocukları yaşamın kenarından izleyerek büyüyen yetişkin çocuklar ile çalışıyorum. 'Büyük lokma ye, büyük laf etme' atasözünün doğruluğu her gün farklı bir yaşam hikayesiyle karşıma çıkıyor. Koşullu sevgiyle, aşağılanmayla, aşırı sorumluluk verilerek, şiddet uygulanarak, cinsel veya psikolojik taciz edilerek büyütülen bir ebeveyninin makosenini yani ayakkabısını ayağına giymeden, bir kilometre o ayakkabıyla yürümeden, empati yapmadan, “Bu insan çocuk yetiştiremiyor!” deyip kestirip atmak çok kolaydır. Ne demiştim; büyük lokma ye, büyük laf etme!.. 

Bir danışanım annesi ile 5 yaşındaki kızının elinden telefonu alamadıklarını, devamlı oyun oynadığından, izlememesi gereken videoları izlediğinden bahsetmişti. Ben de ona “Babasını çağırın, o sorunu çözer!” demiştim. Bana, “Hocam babası benim!” demişti. Ben de ona “Bir çocuğun elindeki oyuncağı, yetişkin bir çocuğun alamayacağından” bahsetmiştim. 

Çocuğuna ya her zaman “hayır” diyen katı ya da devamlı “evet” diyerek sınır koyamayan ebeveynlerin yetersizlikleri, bilgisizlikleri 21. yüzyılın en büyük gelişimi olan internet devrimi, akıllı telefonların her eve girmesi ile ortaya çıktı. Çocuğun azması, yaramazlık yapması, sorması, hoplaması, zıplaması normalken ebeveyn olma sorumluluğunu yerine getiremeyen bir kişi çocuğu yönetemezse onu bir yük olarak görmeye başlar ve onun gelişimi için değil, onu susturmak için telefonu eline verir. Çocuk sessizleşir, hareket etmez, odasından çıkmaz öylece bir ağaç gibi durur, ebeveyn çocuğunu efendi ve uslu diye tanımlarken bu durumu başarı olarak görür. Çocuğun büyümesiyle beraber kar tanesi sorunlar da çığa dönüşmeye başlar. 

Bu çocuğa ne oldu böyle? Çocuğumu artık tanıyamıyorum… Bir hayvanı evde büyütürsen vahşi doğada hayatta kalması zorken av olması kolaydır. Sanal dünyada aşırı vakit geçiren bir kişinin gerçek hayata alışmasında da aynı zorluklar geçerlidir. Mesela sahte öz güvene sahip olan sanal alemin aslanları, gerçek bir tehlikede kaçacak delik bulamayan fare gibi çaresizleşiyorlar. Onlar gerçek hayatta sorun çözmeyi bilmiyorlar çünkü çözüm odaklı bilgi toplamadan ve sorgulamadan uzaklar. Google hazretlerine yazıp kopya çekmek daha kolaydır çünkü. Sadece okulda kopya çeken çocuklar, şimdi bütün hayatını kopya çekerek yönetmeye çalışıyorlar. Kopyaya alışmış bir zihinde “zekâ ve sorun çözme becerisi” körelir. 

Rodin’in düşünen heykeli dünyada müzelere, üniversite binalarına dikilirken Türkiye’de akıl hastanesi önüne dikilirse atasözleri de ona uygun oluşur; çok düşünürsen delirirsin. Düşün düşün b.kt.r işin, insanın başına ya meraktan ya… Karşında delirmeyi göze alacak kadar çok sorgulayan bir yazar ve sanat terapisti duruyor. Doğru sorgulamak zihni besliyor; sorguladıkça, anladıkça ve her yeni gerçek bilgiyi fark ettiğinde bir sorunun onlarca çözümünün olduğunu fark edersin. Yani doğru bilgi, doğru sorgulama tekniği faydalıdır. 

Birçok danışanım ve hatta çevremdeki birçok insandan “Bu çocuk bizi hiç takmıyor, hayatta bir amacı yok, gece gündüz elinde telefon, mücadele ruhu yok, öfkeli, kaygılı, çekingen, odaklanamıyor, ders çalışmıyor, arkadaşları ile oynamıyor ve kaba. Biz böyle değildik, annemize ve babamıza söz söyleyemezdik, onların öz güveninin olması güzel ama burada bir gariplik var!” diye serzenişleri duyuyorum. 

Öz güven ile ukalalığı, böbürlenmeyi, sınır ihlalini birbirinden ayırmak gerekir. Sınır koymayı bilmeyen, olumsuz düşünce ve duygularını rahatça söyleyemeyen, hayır diyemeyen birisi bu ayrımı yapamayabilir. Buradaki eksiklik değerler, saygı ve kültürdür. Sanal dünyada günde en fazla 3 saatten fazla vakit geçiriyorsa bir çocuk, onu internet büyütüyor demektir. Bilinçaltı tekrar tekrar dinlediği şeyi sahiplenir. Bu çocuk ne izliyor ne öğreniyor da böyle olumsuz değişiyor?  İşte asıl sorun budur. Zihne devamlı ve kontrolsüz bilgi girişi. 

Sanal dünyanın hedefi bilinçaltı yönlendirmeleri olduğu için ebeveynler tehdidin büyüklüğünün farkında değiller, hatta belki onlar da aynı tuzağın içindeler. Subliminal mesajlar, zihin kontrolleri, psikolojik savaş, 25 kare tekniği, abartı cinsel içerikli yayınlar, bilgi kirliliği, bunları gözle göremezsiniz çünkü. Kötü ellerde oyun bir tuzağa dönüşebiliyor. Mesela Hitler, Nazi ordusunun oyuncağını yaptırmış ve çocuklara oynatıp o çocuklar büyüyünce kendi ordusuna asker yapmayı planlamıştı ve böyle de oldu. 

Yazının devamı...

Gizli şiddeti nasıl fark edebilirim?

31 Ocak 2021

En tehlikeli psikolojik şiddet türü gizli, sinsi, alttan olanıdır. “Beni seviyor mu yoksa dövüyor mu? Ben miyim hatalı yoksa o mu?” bu çelişkili sorgular içsel çatışma yaşatır. Bu ikilemi çözmek isteği de file kanat takmaya benzer. Arayışınız devam ederse de psikoloji bölümü okumadan bir psikolog kadar bilgilenebilir, filozof veya sanatçı olabilirisiniz. Normal bir durum bu!

İnsanın bilinçaltı böyle çalışır; nerede eksik görürse, rahatsız olursa orayı onarmak veya sıkıntıyı boşaltmak ister. Burada bir yanlışlık yok çünkü insanın kodu böyledir, yaşayan her canlının deneyimlerinden bağımsız bir şekilde otomatik davranışları yani içgüdüsü vardır. Örneğin psikoloji biliminde okutulan “ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi” Abraham Maslow tarafından oluşturuldu. Peki, Maslow’u bu çalışmaya iten neydi: "Tüm hayat felsefem, araştırmalarım ve teorilerim köklerini annemin savunduğu değerlere karşı duyduğum tiksinti ve nefretten aldım!" Şiddet ne kadar büyükse arayış ve mücadele gücü de bir o kadar büyüktür. Maslow hissettiği nefreti, öfkeyi zarar vermek için değil, fayda için kullanmayı seçti.

Lütfen aşağıdaki hayvanları inceler misin? Pardon yoksa orada hayvan yok mu?

Tüm canlılar gibi insanın DNA’sında da bu kodlar var; gizlenme, maske takma, gerçeğin dışında davranış sergileme çabası. Mesela yüzü gülerken içi kan ağlayan kişi duygusunu bastırıp gerçeği gizler. Lezzetsiz karnıyarık yemeğini bir arkadaşı üzülmesin diye “Çok beğendim” diyen kişi gerçek düşüncesini gizler. Örnekleri çoğaltabiliriz: Yabancıların yanında farklı davranır, baş başayken farklı. Flört ederken nazik, ilişki başlayınca kaba. Senin yanında gibi gözükürken hep kendine yontar. İşte bu farklılıklar bilinçaltının hilesidir. Bunlar insanın maskeleridir. Aşırı uyumun arkasında uyumsuzluğun, aşırı nezaketin arkasında şiddetin, manipülasyonun, aşırı güç isteğinin arkasında zayıf, hassas kişiliğin çıkabilme olasılığı gibi ilişkilerdeki aşırı öfke terk edilme korkusuna işaret ediyor olabilir. Tabii insanın ruhuna zarar verebilecek güçte olan bu maskeler yanındaki kişide içsel çatışmaya neden olur, “O beni seviyor mu yoksa dövüyor mu, ben doğru mu yaptım yoksa yanlış mı?” ikilemine yani.

Gelelim bizim efendi maskesi takan keyifli, nazik, inatçı, ilgilenen, tersleyen, aşağılayan, en umulmadık yerde sizi koruyan, şaşırtan, eğlendiren, kesenin ağzını açan, rahat harcadığında kızan yani ne yaptığı belirsiz olan sevdiğimize. Bu tutarsızlık kafanızı karıştırabilir çünkü güvendiğin kişinin sana uyum sağlarken gülerek, seni önemseyerek sana gizli şiddet uyguladığını ona konduramazsınız. Ondan böyle bir şey beklemezsiniz çünkü. Evet, gizli şiddet uygulayıcıları manipüle etmeyi profesyonelce, usta bir dolandırıcı gibi yaparlar. Vaat ederler, hayal kurdururlar, zayıf yönlerini senden daha iyi tanırlar ve kelimeleri hedefe yönelik seçip ikna ederler. Yani telkine açık, her söylenilene kolayca kanan insanlar gizli şiddet mağdurlarıdır. Tabii ki dolandırıcı ile ebeveyn arasında bir fark vardır; dolandırıcı bu işi meslek olarak yapar, ebeveyni ise bilinçaltı yönetir, belki o bu davranışın farkında bile değildir. İşte gizli, psikolojik şiddeti fiziki şiddetten ayıran en büyük ayrıntı budur; “O farkında olmadan böyle davranabilir!”  

Şiddet uygulayanların ortak noktaları; seni analiz ederler, zayıf noktalarına veya güçlü olduğun yere saldırırlar, senin en derin arzularını bulurlar, plan yaparlar, takıntılı olma olasılığı yüksektir, yakınlaşamazlar, dediğim dediktir, inatçıdırlar. Sakın şimdi gözünüz korkmasın çünkü her insana sınır koyma yöntemi vardır. Bilmiyorsanız öğrenmelisinizdir.

Bütün şiddet uygulayıcıları stratejisttir ve bilinçli akılla, her santimi düşünerek planlandığını bilmek sizi şaşırtabilir.

Yazının devamı...

Dengesizler neden beni buluyor?

3 Aralık 2020

Hayatına tanıklık eden bu insan seni seviyor mu yoksa dövüyor mu? Sana yardım ederken her hareketini, her yaptığını eleştiriyor mu? Seni seviyorum derken beden diliyle veya ses tonuyla sana küfrediyor mu? Eğer yanıtın evetse, bu kişi maske takıyor olabilir. Yani sana A’yı verirken sen farkında olmadan senden C’yi alabilir... 

Boşanmanın eşiğine gelen danışanımın iyi niyetli kocası onu işe daha kolay gitmesi için araba almaya, kredi çektirtmeye ikna etmiş. “Ben bunu ödeyemem” derken, kocası, “Rahat ol, ben varım, sen bu arabaya layıksın!” diyerek o olmadan ödeyemeyeceği kadar yüksek borca girmesini sağlamış.  “O benim iyiliğimi düşünürken bana nasıl zarar verebilir?” diye başladığımız seansın sonunda, kocasının ona kredi çektirerek hem ayrılığı geciktirmiş hem de kendi bilinçaltından gelen “El alem ne der” baskısını hafifletmiş olduğunu gördük. Burada kocasının sekonder yani ikinci bir kazancı da vardı; kendisi için değil, komşularının “Adama bak bir kadını yönetemedi" düşüncesini önemsediği için ilişkisine devam etmek istiyordu. 

Sekonder kazançlar bilinçaltını besler ve maske taktırır. O insanı net göremeyebilirsin ama ona konduramasan da bir şeyler hissedersin. Bir gün öyle, bir gün böyle davranır yani tutarsızdır. Böyle bir durumu bir ilişkide hiç istemeyiz çünkü denge yitimine neden olur. Sen, “Bana asla bir şey olmaz, biz ne insanlar gördük” diye düşünürken, asla, asla denmeyeceğini kendinden uzaklaştığında fark edersin. Ne de olsa üzüm üzüme baka baka kararır, uyum bizim doğamızda var. 20 gün, 40 gün, 6 ay ya da bir yıl sonra bilinçaltın sen farkında olmadan, kendiliğinden değişir. Bir bakarsın ki tutarsızlık artık sana doğal gelmeye başlar. Lütfen hep hatırla; uyum bizim doğamızda var. Kötülüğe de güzelliğe de adım adım, damla damla yaklaşırız, bu olumsuz gidişi fark etmezsen bir yıl sonra artık değişmişsindir. Birdenbire “Ne pisliği efendim, burası mis gibi gül bahçesi!” demeye başlarsın. İşte ben buna geçmişin hipnozu, uyku diyorum. 

Şiir terapi için hazırladığım Aşığın Arsız Nefesi kitabımda şöyle yazmıştım:

"Tavadaki balığa 

Deniz senin yerin denir mi?

Sence 

Balık buna inanır mı? "

Yazının devamı...

Bilinçaltının kilo alma vermedeki rolü nedir?

14 Eylül 2020

Kilo ile bilinçaltı ilişkisini derinleştirmeden önce, bilinçaltının görevlerine yüzeysel olarak bir bakalım. Bilinçaltı duygu ve inançlarımızın merkezidir. Korku anında otomatik olarak savaş ya da kaç sinyalini gönderir. Bilinçaltının en önemli amacı, seni tehlikelerden korumaktır. Seni ısrarla inatla rahatsız eden bir durum karşısında eğer sen yirmi gün, kırk gün, altı ay bu olumsuz durumu bilincin ile sonlandıramazsan, çözüm yolu bulamazsan, işte o zaman bilinçaltı görevi devralır. Bilinç yapamazsa bilinçaltı çözüm arar. Tabii bilinçaltını bir çocuk gibi düşünmeliyiz ve onun omuzlarına haddinden fazla yük koymamalıyız; çünkü çocuk mantıklı konuşsa da kolay çözülemeyen bir durumda mantıksız hareket edebilir. Normal bir durum bu, bu yüzden bir çocuk büyüdükçe, yetişkin oldukça deneyim ve bilgisi artar, mantığı da değişir, gelişir ve mantıksız durumlarda mantıklı çözümler üretmeye başlarsın.

Mesela bazı insanlar “Korona dönemi işsiz kalır mıyım? Virüs bana da bulaşır mı? İflas eder miyim?” gibi sorulara yeni bakış açısıyla önlem alıp kendisini rahatlatırken, bazı kişiler çözüm bulamadı. Olumsuz durumunu olumluya çevirmek için deneyip deneyip kırk gün içerisinde sonuçlandıramayan ve kendini çaresiz hisseden, pes eden kişinin bilinçaltı onu rahatlamak, sorunu ortadan kaldırmak için mantıksız kararlar alabilir. Bunun için bilinçaltı kayıtlı olan bütün bilgileri ve anıları tarar. Eğer uygun görürse, çikolata ye ve rahatla sinyali gönderebilir. Senin kilo alacağını, obez olacağını, o mayoyu giyemeyeceğini, bir beden birkaç beden genişleyeceğini, organlarının yağlanabileceğini düşünmez. Sorgulamadan, bu doğru bu yanlış diyerek değerlendirmeden “işe yarayacağına inandığı” her bilgiyi kabul eder ve uygular.  O hep sonuca bakar, bu olumsuz durumun rahatsız etkisini yok etmeye veya azaltmaya yoğunlaşır. Sen, seni rahatsız eden bu durumu hala çözemezsen, bu süre yirmi günü, kırk günü veya altı ayı geçerse, her rahatsız olduğunda çikolata isteği oluşturur. Sağlıksız, kilo aldıran yeme alışkanlığı böyle oluşur. Aslında fazla kilo, bozuk yeme alışkanlığının bir sonucudur.

Alışkanlıklarımız öğrenilerek ya da kendiliğinden oluşur… Bebek, vücudundan, beyninden, midesinden gelen tüm sinyalleri dinler. Midesi ye dediğinde ağlayarak açlığını belli eder, midesi doydum dediğinde de sütü reddeder. Peki bebek büyüdüğünde ne değişir? Kendini dinlemeyi bırakır, aileden ve çevrenden öğrendikleriyle bilinçaltı şemaları, kodlamaları ve alışkanlıkları oluşur. Düşünce duyguyu, duygu davranışı, davranış da alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklarımızın merkezi bilinçaltıdır. Yemek yemek bir alışkanlıktır ve alışkanlıklar ya bilinçli olarak ya da farkında olmadan oluşur.

Bilinçaltı tekrar edilen ve inandığı her bilgiyi kullanır. Daha büyük ye, daha fazla ye, ikili menüden ye, daha da büyüğünü, iki köfteliyi ye… Özellikle hamburger firmalarının bir pazarlama taktiğidir bu. Daha da fazla ye. Bir tuzaktır yani. Tuzaklar etrafında hep var. Reklamlar, diziler veya sinema filmleri de ideal kilo hedefinden seni uzaklaştıran sağlıksız yeme alışkanlığına seni davet eder. Filmlerde, başrol oyuncularının sıkılınca kontrolsüzce yemek yediğini, rahatlamak için alkol veya sigara içtiğini görebilirsin. Filmlerdeki bu sahneler bilinçaltına kaydedilir. Bilinçaltı filmi gerçek zanneder ve bu bilgilere ihtiyacı olduğunda hemen kullanır.

K.L. ismindeki bir danışanımın çikolatayı rahatlama aracı olarak seçmesindeki nedeni ve nasıl kilo verdiğini şimdi inceleyelim. Bir Jazz sanatçısı ile çalışıyordum. Çikolata yemeyi durduramıyordu ve bu durumdan çok mustaripti; sağlığını kaybedebilir, gardırobundaki S beden kıyafetlerini M beden ile değiştirmek zorunda kalabilirdi. K. L.’nin bilinçaltının derinine indiğimizde beş yaşında yaşadığı bir anı çıktı karşımıza. Babası, A. L. gece hayatında çalışan bir müzisyen. Ud sanatçısı ve 45 yaşında. Mesleğini yapmak için gece çalışıyor ve kızı yanında da olsa onunla sağlıklı bir iletişim kuramayan bir baba. Baba ile kız aynı evde hiç buluşamıyorlar. Baba yatıyor, kız uyanıyor, kız yatıyor baba uyanıyor. Tabii baba sanatçı ya, kızına karşı sevgisini belli etmenin bir yolunu buluyor, evden sabaha karşı işinden gelirken mutlaka bir çikolata yanında bulunduruyor. Kızı uyurken onu uyandırmamak için sessizce öpüyor kokluyor, sonra yastığının altına bir çikolata bırakarak aynı evde yaşarken özlem duymaya devam ediyor. Odasından çıkıyor. Kızını her gördüğünde de mutlaka bir çikolata veriyor ona. Tekrar edilen her davranış bilinçaltına kaydedilir. Baba gibi güçlü duygu oluşturabilecek bir unsur varsa, bilinçaltı bu anıyı daha sonra kullan diye daha derine kaydeder.

K. L. büyüdüğünde, üniversite bitirip işe girmek için farklı şehre gidiyor. Bu şehirde maddi sorunlar yaşamaya başlıyor K. L. Tabii yaşadığı bu olumsuz durumun çözümünü bulamadığı ve rahatsızlığı, stresi taşıyamayacak kadar yükseldiği için bilinçaltı görevi devralıyor, onu rahatlatmak için iyi bir amaçla bilinçaltındaki bütün kapıları açıyor, sandıkları döküyor, halının altına bakıyor, en derine itilen bu çikolata anısını saniyeden daha da kısa bir zamanda buluyor. K. L.’ye “çikolata ye ve rahatla” sinyali gönderiyor. Çikolata K. L. için baba güveni, rahatlık, güç anlamına geliyor.

Yeme alışkanlığı nasıl değişti? Sizi rahatsız eden bir alışkanlığı veya bir davranışı tekrar tekrar deneyip düzeltemiyorsanız veya olumlu sonuç alıp tekrar eski alışkanlığa geri dönmeyi yaşıyorsanız, işte tam burada bilinçaltı çalışmasına gerek var demektir. Bilinçaltı nedeni bulunmadan olumsuz alışkanlığı kalıcı olarak değiştiremezsiniz. T. K. isminde başka bir danışanım vardı. Bilinçaltı nedeni bulunmadan,  gediği onarılmadan alışkanlığı değiştirilmiş. T. K. kilo vermiş, bu seferde sigaraya başlamış, sonra sigarayı bırakmış kilo almış, en sonunda da kumar oynamaya başlamış. Çünkü ona yapılan çalışmada bütün bunlara sebep olan bilinçaltı kodu iptal edilmeden alışkanlık değişimine gidilmiş bu bir hatadır, çünkü bu gedik onarılmadan yeni alışkanlık çalışmasına başlanamaz.

Şimdi sıra eft ile olumsuz duygu ve inançları boşaltmada. İster bilinciyle, isterse bilinçaltı ile olsun fark etmez, “kilo aldığımda tacize uğrayacağım” inancı olan bir kadının bu inancı yok edilmediğinde kalıcı ideal kilosuna kavuşamaz. Kod bulundu, olumsuz düşünde, duygu ve inançlar boşaltıldı, artık telkin çalışmasına şimdi başlanabilir. Kişiye özel hazırlanmış yeme alışkanlığını değiştiren özel telkin hazırlanır, eski bilgiler, eski yeme alışkanlığı yeni yeme alışkanlığıyla değişir. Bilinçaltı fazla yağları eritmesi için programlanır ama diyet asla yapılmaz. Çünkü diyet bir tuzaktır ve bazı diyetisyenler de bunu iyi bilir. Bilinçaltı için diyet açlık ve ölüm demektir ve kişiyi daha fazla yemeye yönlendirir. Metabolizmayı asla kandıramazsınız. Ben danışanlarımda diyet alışkanlığı varsa, bilinçaltında onu da iptal ediyorum ve kilosu kendiliğinden aşağıya düşüyor…

Yazının devamı...