Para ve bilinçaltı arasında nasıl bir ilişki var?

Genelde bütün danışanlarım “zor koşulları eleştiriyor ve az para kazandığından” sitem ediyor. “Üzülmesin” diye sonu mutlulukla biten masallarla veya çocukluğunda ihmal ve istismara uğrayarak büyüyenler zor koşullarla karşılaşınca dengesi bozulur. Bilinci farklı, bilinçaltı farklı şeyi ister. Bu içsel çatışmanın farkında olmazsan, ki genelde olmaz, işte o zaman bilinçaltı galip gelir. Mesela “Çok para bela getirir!” inancına sahip bir bilinçaltı paraya küsebilir. Bilinç “para kazanmak” isterken, bilinçaltı “Yoksulluk belayı kovar!” inancına sımsıkı tutunabilir. Böyle bir içsel çatışma yaşayan bir insanın kariyer yapması, para isterken rahat olması beklenmez. Yeteneğin, zekân, bilgin, deneyimin ne kadar güçlü olursa olsun fark etmez. Bilinçaltı tehlike sezerse senin üretimini yavaşlatabilir ya da durdurabilir! Erteleme sorunu böyle oluşur, bilinçaltı nasıl kodlandıysa o gerçekleşir. 

Herkesin bilinçaltı kazançları birbirinden farklı olabilir... Tam boşanacakken eşini borca sokan bir kişi parayı baskı uygulamak, ayrılma kararını zorlaştırmak için kullanırken, her hareketi eleştirilerek, aşağılanarak büyüyen bir çocuk ise önce ebeveynini sonra insanları ezmek, onları zorlamak için parayı sopa olarak, şiddet uygulamak için seçebilir. Para bazen güç gösterisi bazen de sevgiyi satın alma, kabul görme, yalnızlık korkusunu, değersizlik inancını söndürme aracı olarak kullanılabilir. 

Para ve şiddet arasında yakından bir ilişki vardır. Mesela narsist bir ebeveynin çocuğu, güçlü hissetmek için parayı seçebilir. Hep karıştırılır; öz güven ile güç isteği arasında kıldan ince, kılıçtan keskince bir fark vardır. Öz güven içeriden, güçlenme isteği dışardan beslenir. Özgüven yapıcı, güçlenme isteği yıkıcıdır, zoru sever. Öz güven olumlu duyguları, cesareti, sakinliği, huzuru, güçlenme isteği ise olumsuz duyguları, öfkeyi, korkuyu, öç almayı, nefreti, haset etmeyi oluşturabilir. O yüzden parasıyla saygı, sevgi satın aldığını zanneden birisi işten çıkarıldığında veya iflas ettiğinde, zor koşullarda daha kolay depresyona girebilir, tükenebilir.

Güçlenmek için para kazanma isteği gibi sorumsuz, erteleyen bir kişinin isteksizliği de aynı derecede mutsuzluk yayar. 21. yüzyılda hayatta kalmayı, güvenlik ihtiyacını karşılamayı, zor koşulları geçmeyi destekler para. İlk insan yaşamak için ava çıkardı, neolitik dönemde tarım girdi hayatımıza. Ardından sanayi devrimi, internet devrimi. Üretimin şekli değişse de belki ilerde dijital para dönemi gelse de geçim kaynağı paradır ve bu yüzden önemlidir. 

Para ve bilinçaltı arasında nasıl bir ilişki var

Hal böyleyken paraya küsen bir insanın bilinçaltında birçok dinamik hareketlenmiş olabilir; ama şimdi burada “Çok para bela getirir!” inancına sahip bir insanın kendini yenileyememesinin ardından oluşan “Acil durum!” “Tehlike!” sinyallerinden bahsedeceğim. Tutarlı para kazanamamak bilinçaltını rahatsız eder; çünkü ya işten atılırsam, dünyada kriz var, ya ayağa kalkamazsam, aç kalabilirim, evden atılabilirim düşünceleri bilinçaltında korku yaratır. Yüzeyde “gelecekten korkusu” hissedilirken, bilinçaltının en derininde hiç fark etmediğin “ölüm korkusu” oluşabilir çünkü bilinçaltı için “aç kalma” yani “parasızlık riskini” ölüm olarak algılar. Ölüm korkusu oluştuğunda çözüm bulunamazsa ne savaşıp ne de kaçamazsan işte o zaman psikolojin dağılmaya başlar. O yüzden “En kötü karar kararsızlıktan iyidir,” denir. Yani güvenlik duygusu ve yaşamak için düzenli para akışı sağlamayı önemsemeli, parayla barışmalısındır. Bunu birinci amaç edinmelisin. Burada ince bir çizgi vardır; temel ihtiyaç ile değersizlik duygusunu bastırmak veya özgüven için bir şey alma çabasını birbirinden ayırmalısındır.   

Sadece Türkiye’deki değil yurt dışında, koşulları çok daha iyi olan ülkelerde yaşayan danışanlarımda da “para sorunlarıyla” karşılaştım. Mutlu olmayarak kendini cezalandırmak isteyen bir bilinçaltı, dünyanın en iyi imkanına sahip bir ülkede de olsa aynı tepkiyi gösterebilir, kendini zora sokabilir. Normal bir durum bu! 

Bazen hakikat görünenin ardında gizlidir çünkü. Bakmakla görmek aynı şey değildir bazen! Duvara çiviyi çakar gibi birçok yazımda Çinli filozof, askeri bilge, komutan, Sun Tzu nin bu sözüyle karşılaşacaksın; “İnsan zora düşmedikçe asıl gücüne ulaşamaz!” Zor koşullar seni ileriye doğru itmiyorsa, öz güvene, cesarete güç mahiyetinde bir kamçı atmıyorsa, buradaki sorun ne olabilir?!.. Zihin, olumsuzun arkasındaki olumluluğu, çaresizliğin arkasındaki çareyi göremiyordur. Bilgi, deneyim, çevre, koşullar bunu etkileyebilir ama burada bu zamana kadar belki hiç fark etmediğin ve inanması zor bir bilinçaltı durumundan bahsedeceğim, “İnsan zor koşulu kendisi yaratabilir!” 

“Çok para bela getirir!” inancına sahip kişi kariyer yapacak bir işteyse kendini isteksiz, tembel, ağırdan alan, işi ve koşulları kötüleme içerisinde bulabilir. Kilit soru şunlardır: Beğenmediğin bir ortamı olumlu değiştirmek için akıllıca stratejiye değil, dürtüsel yani duygusal kararlar mı alıyorum? “Denedim, olmadı!” gibi bahaneleri kuyruğunu kovalayan kedi gibi tekrar tekrar söylüyor muyum? Yanıtın evetse, bir bilinçaltı tuzağıyla karşı karşıyasın demektir! Bilinçaltı bahane üretme merkezidir çünkü. Bir sadistin şiddet uygulaması, bir mazoşistin kendisine şiddet uygulatması için kendince haklı nedenleri vardır! Çözüm: Fark etmek! Tuzağı fark ettiğin an hipnoz biter, rahatlarsın. Aklında hep kalsın; rahatlamakla değil, davranışın değiştiğinden sorunu kökten kazırsın.