Ergen starların bir gün büyüdüğüne de tanık olmak dinleyicilerin kaderi. Olivia Rodrigo’nun üçüncü stüdyo albümü “you seem pretty sad for a girl so in love” bir ilişkinin başlangıcını ve bitişini hikâyeleştiriyor
Bazı müzisyenler, besteciler, hayaller kurar, kurgu karakterler, personalar arkasından seslenir. David Bowie’nin Ziggy Stardust’ı, Eminem’in Slim Shady’si vardı. Prince kariyerinin bir döneminde adını değiştirip ‘eskiden Prince olarak anılan sanatçı’ adını almıştı. Beyoncé bir dönem Sasha Fierce diye bir karakter yaratmıştı. Demon Albarn ve ekibi Gorillaz’daki çizgi karakterler üzerinden konuşur ve mesajını verir. Bunu neden yaparlar? Sanatçı kendini nasıl daha iyi ifade ettiğine inanırsa o şekilde davranır.
Kimlik değiştirmek, başka birinin yerine geçmek, dünyayı onun gözlerinden görmek çoğu zaman insana söyleyemediklerini ifade etme, belki görmediklerini görme fırsatı verir. Çoğu müzisyen açıktan bir alter egoya sahip olmasa da
Camden’a doğru yürüyorum. Belsize Park’tan Camden’a doğru yokuşu inerken (ana caddeden değil ama, mahallenin içlerinden) sağınızda bir park belirir. Primrose Hill. Mahalleye de adını veren parktır. Girişinde Engels’in yaşadığı ev vardır. Karl Marx aynı dönemde Victoria Londra’sının en sefil ama capcanlı yerlerinden Soho’da yaşarken Engels, Primrose Hill’de, görece sakin bir işçi mahallesinde yaşamayı tercih etmiş.
Ne zaman buradan geçsem bu eski işçi mahallesinin bugününe inanamam. Şehrin en “posh” yerlerinden biri bugün Primrose Hill. Hollywood yıldızları ve kendini hiç belli etmeyen gizli Londra zenginlerinin yaşadığı bir yer. Etrafta dolanan her biri özene bezene kombinlenmiş spor kıyafetleriyle yağmurda karda bile ödün vermedikleri crop top’larıyla jogging yapan bakımlı ve atletik kadınlar ve vücutlarında gram yağ bulunmayan adamlar, butik kafelerden flat white’larını almış bembeyaz dişlerini göstererek gülümseyen mutlu ve sağlıklı tipler, şık restoranların önünde yüzlerini güneşe verip
Universal’ın Çin operasyonundan sorumlu CEO Timothy Xu’nun iddiasına göre sırada Ç-Pop var. Şu ara ekonomik, politik, teknolojik ve askeri bir güç olarak dünyada ağırlığını hissettiren Çin’in kültürel olarak da etkisini hissettirmesi uzak bir ihtimal değil hakikaten. Bu kültür zaten hissediliyor elbette ama benim kastettiğim James Bond’un Çin malı arabasından (Daniel Craig’in oynadığı BYD reklamı) ya da dünyanın bütün şehirlerine yayılmış Çin mutfağından farklı bir etki. Sizden çok çocuklarınızı ilgilendirecek bir kültürel hegemonyadan söz ediyorum, popüler müzikten.
K-Pop, Güney Kore’nin teknoloji alanındaki atılımlarına paralel gelişti ve bu atılımların peşi sıra dünyaya yayılıp kendini kabul ettirdi. Bir sosyal ve ekonomik dönüşümün sonucu olarak yerel bir tür olarak doğdu ancak dünyaya yayıldı. Çok değil 15 yıl önce kimse bu ülkeden çıkacak grupların dünyanın en fazla stream edilen, en fazla bilet satan, en fazla dinlenen müzisyenleri
Dün Şebnem Ferah konseri vardı. Sosyal medyada bir paylaşım tsunamisi yaşandı. Ne siyaset, ne geçim derdi, ne günlük hamaset. Varsa yoksa Şebnem Ferah videoları, Şebnem şarkıları, Şebnem’e duyulan sevgi ve hasret.
Neden Şebnem bu kadar olay oldu? Neden Tarkan konser verince olay oluyor? Tarkan’la da Şebnem’le de coşan bu kitle kim? Ortak yanları ne? Neden yaşanıyor bu sevgi buhranları? Bu katartik / öforik hallerin temelinde ne var?
Bunun bir adı var 350 yıldır değerli okurlar. Çok iyi bildiğimiz, yakından tanıdığımız eski ve sinsi bir dost bu: Nostalji. Nostos (eve dünüş) ve algos (acı). Eve dönüş acısı. Eve duyulan özlem. Evini kaybetmiş insanlara özgü bir duygu.
Duygunun kendisi insanlıkla eş değer olmalı, ama adı 1688’de konmuş. İsviçreli tıp öğrencisi Johannes Hofer, evleri olan Alpleri terk eden paralı askerlerin memleketlerine duydukları özlemi tarif ve teşhis etmiş. Bunun bir hastalık olduğunu ortaya koyarak.
Neden, yediden yetmişe herkes nostaljik? Çünkü bildiğimiz dünya yıkılıyor. Yerine yeni bir dünya kuruluyor ve bu bizi her
İskoç elektronik müzik ikilisi Boards of Canada yeni albümü “Inferno”da, teknoloji ve çevresel felaketlerle cehenneme dönen bir dünyada umut ışığı arıyor
Boards of Canada (İskoç kardeşler Michael Sandison ve Marcus Eoin), 1998’deki ilk albümleri “Music Has The Right to Children”dan bu yana her fırsatta dinleyiciyi tekinsiz bir elektronik yolculuğa çıkarmayı tercih etti. Bu tekinsiz ortamı hep tanıdık, bildik sesler ve imgeler üzerine kurdular üstelik. Analog sesler, geçmişe ait sample ve görüntüler, bağlamından koparılıp müziğin içine yerleştirilmiş özenli nostalji tohumları bu ortamın temel taşları oldu. Günlük yaşamı oluşturan sıradan şeylerin distopik gelecekte birer nostalji nesnesine dönüşmesinin hikâyesini anlattılar. Yani neşeli bir şeyler dinlemek isteyenlerin müziği değil Boards of Canada’nın müziği, onlar daha ziyade yas tutuyor.
Marcus Eoin, 2005’te verdiği bir röportajda dünyanın içinde bulunduğu çevre meselelerinin ve siyaset konularının dışında
Yapay zekâ üretimi içeriklerin müzik platformlarını ele geçirme tehlikesine karşı yürütülen savaş yeni boyutlar kazanıyor. Müzik platformlarına her gün yüklenen yapay zekâ üretimi içeriklerin, yapay zekâ üretimi olmayan içeriklerin sayısını geçtiğini bir süredir biliyoruz. Platformlar muhtelif filtreleme yollarıyla önlem almaya çalışırken müzik üretimi tarafındaki aktörler de gıda ürünlerindeki ‘organik’ etiketine benzer “yapay zekâ kullanılmamıştır” etiketli içerikler ve etiketlemeler üzerinde çalışıyor.
Bu savaşta son olarak YouTube yeni bir kapı açtı. Uygulama yapay zekâyla hazırlanmış içerikleri bulup etiketleyecek. Yani üreticisi bunu belirtmemiş olabilir ama sistem tespit ettiğinde “yapay zekâ ile üretilmiştir” etiketi bu içeriğin bir yanında görülecek.
Kimileri bu meseleyi tüketici haklarının korunması olarak görüyor ki yanlış değil. Neticede tüketicinin yani bu surumda izleyen ya da dinleyen kişinin
Eski ve yeni kuşak country müzisyenleri giderek daha fazla dikkat çekiyor. Popüler sanatçılar yeni albümlerinde country ve Americana etkisinde
Son dönem Americana albümleri üst üste geldi, ya da benim karşıma daha fazla çıkar oldular. Ringo Starr, The Beatles’ın davulcusu geçenlerde yeni bir albümü yayınladı. Adı “Long Long Road”. Bu sanatçının bir süredir devam eden Americana açılımının yeni bir adımı. Albümde Ringo Starr’la birlikte siyah beyaz bir western filminde gezintiye çıkıyoruz gibi bir hava var. Gitarlar ve banço başrolde.
Bir diğer country esintili albüm Vampire Weekend eski üyesi Rostam Batmanglij’den gelen, geçen hafta tanıttığım “American Stories” adlı albüm. Batmanglij, İran’a uzanan köklerini, doğup büyüdüğü Amerikan kültürünü country’den etkilendiği bir albümde yer alan bestelerle anlatmaya çalışmış.
Noah Kahan ismini duymuş olabilirsiniz. Amerikalı genç şarkıcı ve besteci folk yelpazesini Americana, country
Doğu Londra’da, Türk mahallesi Hackney’de Ümit & Son diye bir dükkân var. Sahibi Ümit Mesut Kıbrıslı bir Türk. Dükkân sinema dünyasından ve tarihinden nesnelerle dolu. Posterler, VHS kasetler, 16 ve 35 mm film kutuları, kameralar, fotoğraflar, projektörler, DVD’ler… Malumatfuruş bir sinema meraklısının tavan arası gibi bir dükkân. Bu tam da Hackney’de bulunabilecek, Doğu Londra’nın ruhuna ve bohemliğine uygun bir mekân. Sinemaya meraklıysanız burada her an sizi şaşırtacak bir şey bulabilirsiniz.
Mesut, 35 yıldan fazla süredir bu dükkânı işletiyor. Pandemi sırasında pek çok işletme gibi ayakta kalmakta zorlanıyor, güç bela zorlukları atlatıp 2023’te yönetmen Liam Saint-Pierre ile dükkânın arkasındaki küçük odada film gösterilerine başlıyorlar. 15 kişilik bu salonda 16 mm filmler gösteriliyor. Bu küçük salonu doğum günleri ve çeşitli arkadaş toplantıları için kiralayanlar oluyor. 20’li yaşlarındaki genç insanların burada kült filmleri